Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Arşivler

    Olveys Koka Kola

    Ben Coca Cola yerine bir restoranda Pepsi var diye kola içmeyen insanlardan değilim. Olana tamah ederim kola gerekirse koladır, Pepsi’nin de tadı çirkin değildir netice itibari ile. Ama önüme Coca Cola ve Pepsi koysalar tercihim Coca Cola olur. Coca Cola ve Uludağ Gazoz koysalar satarım kolayı hemen gazoza geçerim.

    Coca Cola ilk çıktığı yıllardan beri bir çok insanın gözdesi. Çizgisini pek bozmamış, amblemini de. Tadı değişmiş midir bilemem. Coca Cola’nın bir çok yerde daha çok tercih olmasının sebebi bir çok da komplo teorisine sebep olmuştur. Yok efendim bağımlılık yaratıcı madde kullanıyorlarmış, yok işte ismindeki Coca terimi içine Cocaine maddesi kattıklarındanmışmış da mışmış. Ben inanmam böyle hurafelere. Bence Coca Cola’nın daha çok tercih ediliyor olmasının sebebi, dünyanın dört bir köşesine Pepsi’den önce ulaşıp, alışkanlık haline gelmesinden.

    Vakti zamanında yıllarını Pepsi-Fruko’ya vermiş olan eniştemden biliyorum, Türkiye’nin Mersin ve Adana bölgesinde Pepsi Coca Cola’dan daha çok tercih ediliyormuş. Bununda sebebi o bölgede Pepsi’nin Coca Cola’dan daha önce örgütlenip, insanların ağzında tat alışkanlığı yapmasıymışmış.

    Valla onu bunu bilmem ama Pepsi yıllardır kıçını yırtar Coca Cola’yı yakalamak için. Zamanında sansasyon yapıp Michael Jackson’ın oynatmış reklam kampanyalarında. Sürekli bir yenilik peşinde koşmuş, amblem, ambalaj değiştirmiş. En sonda da büyük bir hamle yapıp Burger King’in menüsüne girdi ve bütün burgercilere içeceğini içirtmeyi başardı…

    Popularity: 1%

    Prozodi Hatası

    Prozodi kavramı bana Twitter’ın öğrettiği kavramlardan biri. Aslında prozodi hatasının varlığından haberdardım. Ancak adını bilmiyordum bu yanlışlığın, aksaklığın.

    Prozodi denilen olay şiir hecesinin müzik hecesine yani notasına uymasıdır. Sözlerdeki hecelere eğer nota uymazsa, sözünü ortada bölünüp bir sonraki mısradaki notalara sarkmak durumunda kalabilir. (Nota ve müzikten anlamayan birinin yapabileceği en basit açıklama budur :) )

    Prozodide hata kendini bestekar sayan insanlar tarafından yapılmaktan kaçınılan bir hatadır. Şarkının sözlerindeki vurgu ve hissiyatı ortadan kaldırdığı gibi manasız kelimeler yaratabilmektedir. Türk besteleri arasında en yaygın prozodi hatası İstiklal Marşımızdır. İstiklal Marşı sayesinde prozodiyi daha kolay anlayabiliriz;

    Korkmaaa sööönmeeez bu şafaaaaak
    laaarda
    yüüüzen al sancaaaaak
    sönmeden yuuuurduuuuu
    munüstündee tüteen ensooon ocak,
    oo be nimmillleeetiimin
    yıldızıdır
    par laayacakobeniim
    diiiir o benim miilletimindir
    aaaaancaaaak.

    Bu prozodi hatasında çocuklumuza kazınmış olan nimmilletimin sözcüğü önemlidir. Yıllar boyunca bunun ne anlama geldiğini düşünen bir nesil yetişti taaki onun benim milletimin demeye çalıştığına anlayana kadar.

    Erkin Koray bir ara çok fena takmıştı bu İstiklal Marşına. Hatta yeniden bestelendiği bile söylenir Erkin Koray’ın. Ancak bu İstiklal Marşı güzel anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi tartışılamaz olan maddelerinden biridir ne yazıkki.

    Prozodi iyi bestekarlar tarafından uyulmaya çalışılan önemli bir olaydır desem de, prozodiyi ipine sallamayan Türk bestekarlar da mevcuttur. Bunların en ünlüleri Zülfü Livaneli ve Grup Yorum’muş. Zülfü Livaneli Nazım Hikmet’in Karlı Kayın Ormanı şiirini bestelerken Grup Yorum da yine Nazım Hikmet’in Hoşçakalın Dostlarım şiirinin bestesinde prozodi hatası yapmışlar. Bu durumda Nazım Hikmet’in kemikleri sızlıyordur kanımca.

    Hande Yener, Sertar Ortaç, Demet Akalın ve benzeri kendini bestekar ve güftekar zanneden popçuların gani gani prozodisi vardır elbette, incelsense kitabı çıkar bence :)

    Bu konuda yanlışım var ise lütfen düzeltin…

    Popularity: 1%

    Avatar

    3 Boyutlu olarak son haftasında, son günde ancak izleyebildim Avatar filmini. Nedense filmi izlemeden önce filme karşı önyargı sahibiydim. Film için vizyona girer girmez sinema tarihinde yeni bir çağ açacak, olay olacak, inanılmaz bir film diye çok çok çok iddialı kritiklerde bulunuldu. Film için inanılmaz bir merak uyandırıldı ve bu sayede de çok güzel gişe yaptı. On numara pazarlama diyorum. Yengenizin de gazı ve organizasyonu ile filme The Real 3D oynatan salonda gittik. İlk kez Real 3D’de film izledim. Bundan önce de My Bloody Valentine filmini Xpand 3D olan bir salonda izlemiştim. Avatar olduğundan mı yoksa Real 3D ile Xpand 3D arasındaki farktan dolayı mı bilemem ama bu daha bir 3 boyutlu geldi benim gözüme…

    Filmi beğendim, önyargımı yıkmayı başardı. Avatar 3 saat boyunca sizi sinema koltuğunuzdan alıp, başka bir dünyaya, Pandora gezegenine götürüp, maceralara sizi sürüklemeyi çok iyi başarıyor. Sinema tarihinde bir çığır açabilecek mi bilemem ama o bahsettikleri oyuncusuz animasyon ile yapılan mimikler ve hareketler bence daha önceleri George Lucas tarafından Star Wars serilerinin en yeni filmlerinde kesin kullanılmıştır. Bence!

    Filme bir tip Anti-Amerikan filmi olarak da bakabiliriz. Pandora gezegenindeki insanları Amerikan, Navileri de Iraklı, Vietnamlı ya da Kızılderili olarak sembolize edersek cük diye oturur. Kendi çıkarları için bulundukları ortamı değiştiren bir ırk. Matrix serisinde Ajan Smith çok güzel betimlemişti insalığı. İnsanlar bir tür virüs gibidir demişti, sadece virüsler ve insanlar girdikleri ortama uyum sağlamaktansa, ortamı kendilerine göre değiştirirler…

    Bir de Navilerin şu saç örgülerinin ucundaki kılcal bağlantı kurmalarına yarayan soketimsi şeyler bende çok fesat duygular uyandırdı hani. Nasıl sevişiyor, çiftleşiyor bu Navi ırkı? Bu saçlarının ucundaki şeyleri mi birleştiriyorlar? Nasıl korunuyorlar peki? Valla birini saçından tuttunuz mu bağlantıyı kurar çok pis tecavüz edebilirsiniz eğer oradan çiftleşiyorlarsa :)

    Film için tek eleştirim isminden ötürü olacaktır. Bence filmin adı Avatar olmamalıydı. Pandora, Navi falan birşey koysalardı keşke çünkü bizler için Avatar farklı birşeydir. Tek bir Avatar vardır O da son hava bükücüdür. Dört elementi ustasıdır, dünyanın kurtarıcısıdır. Onun da filmi çok yakında vizyona girecektir bilginize…

    Popularity: 1%

    Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

    Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filmi 1980′li yılların başlarında geçen ve futbolu hayatı anlatmak için bir malzeme olarak seçip, çok güzel yoğurarak bize acıklı hayat ve aşkları sunmuş Serdar Akar’ın başarılı bulduğum bir filmidir.

    Hikayeye kısaca ucundan dokundurmak gerekirse, Bursa’nın tarihi bir semtinde esnaflarca kurulup, finanse edilmekte olan ve mahallenin gençleri tarafından oluşan Esnafspor’un değişen ve gelişen Türkiye’deki duruşunu anlatıyor. Futbolun mahalle aralarından çıkıp, profesyonelleşme yolunda ilk adımlarını attığı yıllarda, yüreklerinde para pul sevdası yerine mahalle ve futbol sevgisi olan genç oyuncular ve mahalleli yöneticilerin, futbolun yanı sıra hayatlarına da değinen filmde, dramatik bir iki kırık aşk hikayesi de bulunmakta.

    İki kırık aşk hikayesi biri taze, diğeri kırılalı belki yıllar olmuş…

    Torba Suat Nurten’e aşıktır. Aşkını yüz yüze açamaz, bu yüzden hep “Ay Işığım” ile başlayan ve ilanı aşk eden mektuplar yazar Nurten’e. Mahallemin fırlamasına da mektupları evlerine gönderip Nurten’in kapısının altından attırtır. Ancak mektuplarına hiç karşılık gelmez. Ve bir gün Nurten, Torba Suat’ın takım arkadaşı Serkan ile evlenir. Suat yıkılmıştır, ancak artık yapacak birşey yoktur, o artık yengesi olmuştur. Sevdiği kızın düğününe misafir olarak gider. Ettiği tek bir söz onun durumunu çok iyi anlatır. ” Kapalı dükkana kira ödemişiz…”

    Daha eski ve üstü kapalı kırık aşk hikayesi de takımın nereden ve ne zaman semte yerleştiği bilinmeyen antrenörü Hacı ile mahallenin fahişesi Aynur’un yılan hikayesine dönen ilişkileri…

    Filmde Erkan Can ve Savaş Dinçel döktürüyorlar. Sadece bu iki üstadın performanslarını görmek için bile bu filmi izlemeye değer. İşte filmin en vurucu sahnesi de bu ikiliden geliyor…

    Ahanda o sahne;

    Popularity: 1%

    Gülmek, Sevinmek, Aşırı Tepkiler Vermek ve Ben

    Gerçekten güldüm mü çok içten gülerim. Kahkahamın her tonunda hissedersiniz neşemi.

    Bazen de gülümserim. Sosyallik için. Birşey anlatılır ya hani hevesle sana ama sen o anlatılan şey komik ya da sempatik bulmazsın. Gülümsersin işte o zaman. Biraz daha inandırıcı olsun diye de bi ses efekti koyarasın oraya, haha ya da hehe diye. Bunu da çok yaparım. İki yüzlüyüm şerefsizim…

    Kahkalar bu aralar pek çıkmıyor. Ardı ardına Recep İvedik, Kutsal Damacana yaptım kahkahası az oldu. Televizyonda abidik gubidik parodi prograları izledim onlardan da pek çıkmadı. Son dönemde en çok güldüren iki şey oldu, biri Eyvah Eyvah filmi, diğeri ise Çok Güzel Hareketler Bunlar… Komik anlayışım da kıtlaştı herhalde.

    Sosyal ilişkilerimde de en çok kahkahayı eski dost ya da arkadaşlarla buluştuğumda atıyorum. Eskilerden komiklikler hatırladıkça… Ya artık komik, eğlenceli şeyler yaşamıyorum, ya da cidden çok eğlendiğimiz zamanlar olmuş. Belki de o günlerden bahsettikçe, o günlere duyduğum özlemden ötürü bir anda o günleri yeniden yaşarmış gibi olduğum için çok neşeleniyorum. Öfler pöflerdik İzmir’de kaldık öğrencilik hayatında diye ama neşemiz yerindeydi be abi… Öyle deme insan kötü oluyor…

    Bana son günlerde en çok batan hareketim (ya da hareketsizliğim) aşırı tepkiler veremiyor olmam. Beni hiçbirşey yerimden sıçratacak kadar sevindiremiyor. Kalbimi yerimde çıkartacakmışcasına heyecanlandıramıyor. Çığlık attıracak kadar şaşırtamıyor. Olmuyor… Tepkisizim… Sanki herşeyi hayatta bekliyorum, beklediğim gerçekleştiğinde de doğal karşıladığım için aşırı tepki veremiyorum. Geçen aylarda bir arkadaşım bana süpriz yapıp Türkiye’ye geldi, ben geldiğini sezdim ve onu karşımda gördüğümde numaradan şaşırmış gibi bile yapamadım. Çünkü şaşırmadım… Eminim ki her hafta aldığım Milli Piyango biletlerinden birine büyük ikramiye çıksa vereceğim en uç tepki “Hassiiktir” olur…

    Bir yerde, bir zaman, birilerinde unuttum, kaybettim sanırım ben bazı şeyleri…

    Popularity: 1%

    1 / 20112345...Son »