Tekstilin başkentinden en uygun fiyatlar! Denizlice.com

denizlice.com

İnternette gezerken gözüme çarpan radyasyon önleyici telefon kılıfları hakkında daha detaylı bilgi ararken denk geldim denizlice.com’ a. Zaten sosyal çevremde Denizli’ li arkadaşım çoktur, haliyle ilgimi çekti. Bildiğiniz gibi Denizli, tekstil konusunda ülkenin üretim merkezlerinden biri. Adamlar da bunun avantajını kullanıp, Denizli’ de üretilen tekstil ürünlerine ucuza tüm Türkiye’nin ulaşabileceği bir site yapmışlar.

Bu site ile, Denizli’ de üretilen bir çok ürün ihracatla yurtdışına satılırken, artık iç piyasaya da satılır hale gelmiş. Sitedeki bir çok ürün ihraç fazlası tekstil ürünlerinden oluşuyor. Benim özellikle dikkatimi çeken bambu ipliğinden iç çamaşırları ve havlu bornoz setleri oldu. Bununla birlikte yazının girişinde söz ettiğim radyasyon önleyici fonX akıllı telefon kılıfları, pikeler, nevresimler, yatak örtüleri, el dokuması Buldan peştemalleri, doğal kozmetik ürünler ve hediyelik eşyalar da mevcut.

Ayrıca Denizli’ li arkadaşlarımın öve öve bitiremediği Zafer Gazozu’ nu da internet üzerinden satışta ilk defa bu sitede gördüm, sipariş vermek istedim ama ürün sayfasında “Pek Yakında” yazıyordu, tahmin ediyorum, yakın zamanda Zafer Gazozu’ nun da satışına başlayacaklar.

 

Iphone Radyasyon Önleyen Kılıf

Bu arada siteyi incelerken öğrendiğim ve şaşırdığım bir gerçek de, sitede satılan fonX kılıfların, tamamıyla Türk mühendislerce geliştirilip, Denizli’ de üretiliyor olması oldu. Radyasyonu önlediği ve bazı modellerinde dinleme önleyici sinyal kesicilerin bulunduğu söylenen bu kılıflar TUBITAK ve Türk Patent Enstitüsü’ nden de onaylaymış. 50 TL. üstü alışverişlerde ücretsiz kargoyu öğrenince iphone’ um için kılıf, bir de ayıptır söylemesi bambu boxer siparişi verdim. Cuma günü siparişi verdim, cumartesi sabah Aras Kargo elemanı kapıdaydı. Kapıda ödeme seçeneği de varmış gerçi ama ben nakit sıkışıklığı yaşayan ve kredi kartına abanan bir insan olduğumdan kredi kartımla ödemeyi yapmıştım. Denizlice.com ilk alışverişte benden geçer notu kaptı, sitede görüp aklımın kaldığı fantezi iç çamaşırlarını da bakarsınız ilerleyen günlerde yengenize hediye ederim benden duymuş olmayın..

Denizlice.com’u Ziyaret Etmek için Tıklayın

Argo

argo_ver7_xxlg

Argo filmi hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sinemada ondan iyi izleyecek birşey bulamadığım için girdik. Cahil şansı ile çok başarılı bir filme girmişiz. Hatta o kadar cahil şansı ki film En İyi Film Oscar’ını kazandı bu film. Ben de bunun üzerine bir yazayım dedim.

Argo filmi Ben Affleck’in ilk yönetmenlik denemiyimi. İlk filminde tarihi bir gerçeğe dayanan iddalı bir film çekmiş olması cesaret. Gerçi tarihi gerçekler hep görecelidir. Biz bu hikayenin ABD gözünden izliyoruz filmde. Eminim ki İranlılar bu bahsi geçen tarihi olay ile ilgili bir film yapsa çok farklı noktalara değinir ve kendisini haklı çıkartır.

Filmi izledikten sonra bahsi geçen o meşhur İran Devrimi hakkında meraklandım ve internette araştırmalara giriştim. İran Devrimi biz Türklerin, özellikle Beyaz ve Ulusalcı Türklerin en büyük kabusudur. Hep bir paranoya vardır bu gruplarda, Türkiye’de de aynı şey yaşanır mı? Şeriat gelir mi? Özgürlükler gider mi? Mollalar, irticacılar basar mı sokakları? Benim fikrim? Hayır yaşanmaz.

Yaşanmaz çünkü Türk kültürü ile Acem kültürü bir değil. Din olarak zaten çok farklı noktalardayız. Bizde çoğunluk Sünni, azınlık Alevidir. Osmanlı’dan gelme bir hoşgörü, bir yumuşak müslümanlık anlayışı harmanlanmıştır. Ancak Acem kültüründe Şii mezhebi yoğundur, din sıkısıkıya yaşanır. Hayatlarında imamlar, mollalar vardır.

Pahlavi_Coronation

Tam tersi Atatürk Devrimi ile İran’ın Şah yaşantısı arasında çok benzerlik vardır. Her ikisi de tavandan diretme ile benimsetilmeye çalışılmış bir yaşamdır. Şah dönemi fotoğraflarına bakıldığında bizim cumhuriyetin ilk yıllarına benzer. Modern giyimli, okuyan kadınlar, partiler, danslar, balolar, takım elbiseli erkekler. Batılı yaşam tarzı Acem kültürüne empoze edilmeye çalışılmıştır. Tıpklı bizdeki Osmanlı kültürüne empoze edildiği gibi. Ancak Türkiye’de bu aşı tutmuşken, İran’da bu aşı tutmamıştır. Tutmamasının sebeplerinden birisi de Şah’tır. Şah tek başına ülke yönetimini elinde tutar. Ülkenin petrol gelirleri halka indirgenemez, toprak devrimleri gerçekleşmez, halk fakirleşirken, şah servetine servet katar.

Hatta şah, ülkenin takvimini de değiştirip Babil’in fethini milat sayan bir takvime geçmek istemiştir. Bu takvime göre miladi 1941 yılı, 2500 senesine denk geliyordu.

Iranian_Revolution_1979_marching_young_people

İşte İran Devriminin ilk çıkış motivasyonu da budur. Halkın fakirleşmesi. İran Devrimi sadece şeriat ve mollaların geri gelmesini isteyen gericiler tarafından gerçekleştirilmemiştir. Devrim fotoğraflarına bakıldığında solcuların da, komünistlerin de, liberallerin de muhafazakarlar kadar sokaklara dökülüp, şah sistemini devirmek için çabaladığı görülmüştür. Son dönemlerde yaşanan Arap Baharın’daki istatistikleri bilmediğim için hariç tutarak diyebilirim ki İran Devrimi dünyada halk tarafından en çok destek görmüş devrimdir. İran nüfusunun %10′u sokaklarda protestolara, eylemlere katılmıştır. Bu oran Fransız Devrimi ve Bolşevik Devrimin’de bile %1′dir.

Halkın bu kadar çok ortaklaşa istediği devrim ve şahın devrilmesi, daha sonra sınırdışı edilmiş mollaların ve Humeyni’nin yeniden yurda dönmesi ile muhafazakarlar tarafından sahiplenilmiş ve rejim, onların istediği doğrultuda değiştirilmiş, şeriat ilan edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de yönetine geçip, şeriat isteyen bir hoca bulunmamaktadır. Bazı kesimler tarafından Humeyni ile eş gösterilmek istenen Fethullah Gülen bir şeriat devrimcisi değildir benim gözümde. Allah sevgisi çok olan, insanlar tarafından çok sevilip, sözü dinlenen bir hocadır. Rejime karşıtlığı yoktur.

Filmde birkaç kez karşımıza çıkan yıkılmış Hollywood işareti de çok ilgimi çektiği için araştırmıştım. Esasında filmde bir kronolojik hata var ancak çok da önemli değil. Hollywood işareti 1978′de yıkık dökük harabe bir haldeyken restore edilmiş. Ancak film 1980′de geçiyor. Bu kronolojik hata haricinde Hollywood işaretinin hikayesi de ilginç.

hollywoodland-sign

1923 senesinde Hollywoodland isimli bir yerleşim sitenin reklamı olarak yapılan işaret, aslında 1 yıl kadar bir süre için düşünülmüş. Ancak daha sonra 1949 senesinde tabelanın hakların Hollywood Ticaret Odasına geçmesiyle  “land” kısmı sökülerek Hollywood olarak bırakılmış. Orjinalinde etrafı ampüllerle çevrilmiş bir pavyon yazısı gibi olan yazı daha sonra aydınlatılmamış.

1970′lere gelindiğinde bakımsız kalan tabela parçalanmaya başlamış. Filmde gördüğümüz “O” harfi eksik hali bu döneme denk geliyor.

hollywood-sign-disrepair

1978 yılında Playboy’un sahibi Hugh Hefner bir bağış toplama kampanyası başlatıyor, tabelayı yeniden inşa etmek için. Her harfi bir kişi üstleniyor.

H: yayıncı Terrence Donnelly
O: yapımcı Giovanni Mazza
L: Kelley Blue Book kurucusu Les Kelley
L: aktör / şarkıcı  Gene Autry
Y: Hugh Hefner
W: şarkıcı Andy Williams
O: Alice Cooper, Groucho Marx adına.
O: Warner Bros. Records
D: Thomas Pooley

hollywood-sign-disrepair-02

Hugh Hefner’ın helikopteri, işler daha hızlı ilerlesin diye  çelik kontstürksiyonları taşımak için kullanılmış. Günümüzde kar gütmeyen  Hollywood Sign Trust tabelanın bakımını üstleniyor.

 

Metot

metot

Semaver Kumpanya’nın Metot oyununun İzmir’e geleceğini duyunca araştırayım dedim oyunu. Psikolojik gerilim türü tiyatro olarak geçen bu oyunun konusunu öğrenince, insan kaynakçı yengenizi kesinlikle götürmem gerektiğini hissettim.

Oyuncu kadrosu TV’den tanıdık. Hem yönetip hem oynadığı oyunda Serkan Keskin’i Leyla ile Mecnun’un İsmail Abisi olarak biliyoruz. Yine aynı dizide Benjamin rolünde oynayan Sarp Aydınoğlu da bu oyunda. Leyla ile Mecnun’un ilk sezonunda birkaç kez karşımıza yeni “performans sanatçısı” rolüyle çıkan Mustafa Kırantepe de oyunun TV’den tanıdığımız bir diğer yüzü. Sezin Bozacı’yı ise tiyatroda ilk kez izleme şansına eriştim. Semaver Kumpanya’nın diğer oyunlarında da izleyebilirsiniz kendisini.

Bir şirketin toplantı odası. Bu odada açık bir üst düzey yönetici pozisyonu için başvuran 4 aday. Bu pozisyona en uygun elemanı bulmak için uygulanan ilginç bir metot. Oyunun mottosu sayılabilecek bir replik ana düşünceyi bize veriyor: “orospu çocuğu gibi görünen iyi bir insan aramıyoruz, iyi bir insan gibi görünen orospu çocuğu arıyoruz.” Daha iyi bir işte çalışmak için birbirini yiyen, sınır tanımayan insanların zavallı durumlara düşmesini izliyoruz.

İspanyol yazar Jordi Galceran’ın 2003 yılında kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyduğu bu oyun, yazarına dünya çapında bir ün getirmiş.  Oyun tek perdeden oluşan 2 saatlik bir maraton. Temposu düşmeden, yer yer gerilip, çoğunlukla kahkahalar ile güldük.

İzmir Sanat sahnesinde ilk kez oyun izleme şansı buldum. Sahne güzeldi, ancak oyunun önemli bir yerinde sahnede çekirgemsi bir kanatlının uçması ile çok kısa bir es oldu. Kanımca Sezin Bozacı biraz ürktü gibi.

Serkan Keskin TV’de alışılanın aksine çok pis bir adamı canlandırıyor burada. İnsanların TV’den aklında kalan ile alakası olmayan, homofobik, küfürbaz, saygısız ve o işi almak için her türlü pisliği yapabilecek bir tip. Ancak rolü o kadar üstüne yapışmışki, 2 yerde bir anda İsmail Abi çıktı karşımıza. Belki de bilerek yaptı bu hareketleri. “O kadddarr” dedi bir yerde, sonlara doğru da kameralara el sallaması seyircide tebessüme neden oldu senaryo dışında.

İzmir’e ilk gelişlerinde 2 oyundan biri iptal oldu. Sebebi talep olmaması mıydı yoksa oyuncuların programından mıydı bilemedim. Fırsat bulduğunuzda izlemenizi tavsiye ediyorum bu oyunu da.

  • duzelt
  • 7
  • 13
  • 5
  • 6
  • 2
  • 12
  • 10
  • 1

 

 

This entry was posted in Tiyatro.

Kıyamet Bugün Değil Her Gün!

Alderaan explosion

Bir maya takvimidir, bir kıyamet tellalığıdır sürüp gidiyor son zamanlarda. Bu birkaç sene önce çok hafif dozda başladı. Ancak tarih, Maya takviminin bittiği gün olan 21 Aralık 2012′ye yaklaştıkça iş iyice çığrından çıktı. Bundan 10 sene önce Marduk gelip çarpacak deniyordu. Sonra baktılar gökyüzünde gelen giden yok, kıyamet kopacak denmeye başladı.

Kıyametcilerin yanı sıra yeni bir çağın başlayacağına inananlar çıktı ortaya. Kova’nın çağı (Age of Aquarius) başlayacak, insanların içindeki gizli kalmış yetenekler çıkacak gibi doğa üstü savları olanlar çıktı. Dengelerin değişeceğine inananlar.

Bir de bu kıyameti fırsata çevirmek isteyenler çıktı. Delinin biri Şirince’de kıyamet kopmayacak diye bir turizm trollüğü atmış. Şu an Şirinceliler paraya para demiyor, Euro diyor. Evlerini, otelleri doldurup taşıran deli kıyamet korkakları var. Duyduğuma göre boş tarlalara bile çadırlar koyup satmışlar.

Kıyamet kopacaksa heryerde kopar. Şirince’ye gidip şarap içerek yakalanacağına, madem bu kadar korkuyorsun git Mekke’de Kabe’nin duvarına yapış. Hadi onu geçtim, Şirince’ye birşey olmayacaksa bile kıyamet yaşandıktan sonra neden dünyada kalmak isteyesin ki? Öl ve kurtul öyle bir hayat yaşayacağına.

21 Aralık’ta kıyamet kopacak. Ama bu kıyamet 21 Aralık’a özgü bir kıyamet değil. Kıyamet her gün var! Dün vardı, bugün oldu, yarın da var. Hergün sağımızda solumuzda bir kıyamet kopuyor, biz farkına bile varmıyoruz. Herkesin kıyameti kendisine. Ateş düştüğü yerde kıyamet koparıyor. Acılar, yokluklar, ölümler, kederler, mutsuzluklar hergün yaşanıyor. Sevdiğini, annesini, bababasını, çoluğunu çoğununu kaybeden, hasta olduğunu öğrenen, bir daha göremeyeceğini birinin kıyameti o gündür. Hafızasını kaybeden birinin kıyametidir o gün. Varını yoğunu kaybedenin kıyametidir o gün.

Herkes için kopacak kıyamet için endişelenme hiç. Sen kendi kıyametini düşün. Ölürsen, kaybedersen, üzülürsen, acı çekersen  ne yapacaksın? Kıyametine hazırlıklı ol. Sevdiklerine çok geç olmadan seni seviyorum de. İstemeden kırdığın kalpler varsa onar. Pişmanlıkların varsa gider. Arkanda yarım iş bırakma. Kıyametin değil, herşeyin hakkını verdiğinde bir jübilen olsun bu hayatta!

This entry was posted in Yaşam.

Mental Masturbasyon 6 Yaşında!

6

 

Bundan tam 6 sene önce, 18 Aralık 2006′da buradan Merhaba Dünya! dediğimde hamdım. Henüz 21 yaşında, üniversitede okuyan bir genco. Mental Masturbasyon projesi aslında 2000′li yıllardan beri kafamda olan bir siteydi. Yapmam 6 senemi aldı. Liseli yıllarda Mental Masturbation adı ile ingilizce olarak mentalmasturbation.cjb.net adresini alarak bir denemem olmuş olsa da, daha sonraları HTML bazlı yayınlamadığım taslaklarım olsa da, Aralık 2o06′da WordPress ile açtığım bu site dışında hiç yayına geçemedi.

Ben siteyi kurduğumda daha WordPress 2.0 günceldi. Geçtiğimiz hafta siteyi WordPress 3.5 ile çalıştırır oldum.

selebriti-ss

Mental Masturbasyon’un altına dönem dönem başka sitelerde kurdum. Hatta Selebriti sitesi Mental Masturbasyon’dan 1-2 ay önce kuruldu. Dünya ve yurttan ünlülerin frikikler, magazin haberleri, çıplak pozları, seks kasetlerini hunharca yayınlıyordum. Fena sayılmayacak da bir reklam geliri vardı, bir ara ayda 100$’lık kazanca kadar ulaşmıştım. Ancak yayınladığım içerikteki ünlülerin avukatları ve de devletten gelen uyarı ve tehdit epostaları yüzünen “sikerler” diyip tüm siteyi kapattım. Evime bir gün polis gelip götürse bu yüzden uğraşamazdım.

Paris Hilton’un, Kim Kardashian’ın, Claudia Schiffer’ın avukatlarından olsun, Türkiye’deki kimi çıplak djlerin ya da sunucuların menajer ve avukatlarından olsun çok hoş epostalar aldım. Bu yüzden bunalıp pes ettim.

httprapidsharecimentalmasturbasyoncom_ilk

Yine bir ara Rapidshareci diye bir site kurdum alt site olarak. Rapidshare’den korsan sayılabilecek linkler paylaşıyordum. Hemen Müyap avukatları ulaştı sağolsun, siteyi dinamit ile patlattım.

odev-kaynakcasi

Bir ara Ödev Kaynakçası diye bir site yaptım. Elimde çok güzel bir kanyak vardı, hazır ödev arşivi hem liseler, hem üniversiteler için. O arşivi nasıl olduysa kaybettim. Site yarım ve yetim kaldı.

mentalvideo

Daha sonraları coştum, Mental Video sitesini kurdum. Buradaki amacım sitede yayınlayacağım videoları kendi sunucularıma yükleyip, YouTube ve benzeri servis sağlayıcılara aktardığım ziyaretçileri kendimde tutmaktı. 1-2 sene bu güzel yürüdü ama hem maliyeti, hem de video kalitelerinin düşüklüğü ve de yavaşlığı nedeni ile yükümü yeniden Youtube’a atma kararı alarak kapattım onu da.

Siteyi ilk açtığım zamanlarda rol modeli olarak aklımda o çocukluğumun meşhur sitesi Zuxxi vardı. Dönem dönem Zuxxi gibi buraya top model resimlerinden oluşan resim galerileri kurdum paylaştım. Seksi Kadınlar başlığı altında fena değildi. Ancak bir süre sonra o kadar çok ziyaretçi sırf bu galerilere halvetlenmek için gelmeye başladı ki, hem Selebriti, hem de Seksi Kadınlar bölümü yüzünden Dreamhost beni kovdu. 10-15 gün siteyi kurtarmak için uğraştım, dosyalarımı aldım ve Hostgator’a geçtim. O zamandan beri mutlu mesut yaşıyoruz. Ama tabii ki Seksi Kadınlar bölümünü kapattım.

1997 yılında ilk html sitem olan Crime’s World’ü yaptığımda duyduğum heyecanı hala, siteye yeni bir kod, eklenti, şekil eklediğimde hissedebiliyorum. İlk kez .htm dosyasını editörde yapıp, resimlerin adreslemesini doğru şeklide belirtip, FTP’yi keşfedip, Xoom’a yükleyip siteyi açtığımdaki 12 yaşındaki çocuğun heyecanı, siteye sosyal medya aletlerimi eklememdeki, kendi kendime video sitesi kurup açabilmeyi, Google PR’ımı yükseltebildiğimdeki heyecan gibi.

Dönem dönem hayatımın yoğunluğu, üşengeçliğim ya da sıkılganlığımdan ötürü yazı sayılarım düşmüş olsa da  asla ama asla yazmaktan vazgeçmedim. Biliyordum ki “yazsam tesiri yok, yazmasam gönül razı değil“. Ama ben yazdım. Okuyan olmasa da yazdım. En büyük duygulardan biri birgün mailınızı açtığınızda, hiç tanımadığın birinin, Google’dan gelip, bir yazımı okuduktan sonra dayanamayıp eski yazılarıma doğru ilerleyerek saatlerce yazdıklarımı okumasının verdiği mutluluk oldu. Dönem dönem böyle maillar alıyorum, yazmak için beni daha da teşvik ediyor. Hatta kimi zaman Alaçatı’da sokakta yürürken birisi gelip merhaba sen Megu’sün değil mi diyip, bu maillardaki duyduyu size yüzyüze yaşatabiliyor.

Ben fenomen değilim. İnternette meşhur olmaya, internetten para kazanmaya ihtiyacı olan biri de değilim. Yaşamımdaki “olduğum gibi sevsin beni herkes” düşüncemi sanal yaşamımda da sürdürdüm. Yazdıklarım tamamen benim düşündüklerim. Kimlerin hoşuna gider ya da gitmez diye düşünmedim. Yeri geldi terbiyesiz, yeri geldi küfürbaz, yeri geldi sapık, yeri geldi sevgili oldum. Ama kendim oldum. Olmaktan da vazgeçmeyeceğim.

Elimden geldiğince izlediklerimi, okuduklarımı, gördüklerimi paylaşıp aktarmak istedim. Elimden geldiğince duygularımı, insanları insanlara akarmak istedim. Edindiğim batı kültürünün kötülüklerini ve de iyiliklerini Türkçe’ye çevirip, bir kaynak oluşturmak, bunları memleketlilerime aktarmak istedim. Başarılı olduğuma da inanıyorum bu konuda. Google’da hiç olmayacak şeyleri arayanlar, bir bilgiye ulaşabiliyor sitemde.

6 (1)

6 senenin sonunda günde ortalama 700 sayfa ziyareti ile, okuyuculara 51 kategoride, 1350 yazı paylaştım. Yazılarıma gelen yorumlar 3000′i aştı. Google’da ortalama 1100 arama anahtar kelimesinden ziyaretçi Mental Masturbasyon’a geliyor. Ve hiçbir reklam gelirim yok. Vikipedi gibiyim mübarek!

6 yıl boyunca ne yaşadıysam, ne düşündüysem burada bulunuyor. Bu süre zarfında lisans mezunu oldum, askere gittim geldim, dostlar edindim, kaybettim, sevgililer oldu, bitti. Hamdım, pişiyorum, olacağım.

Beni tanıyan ve tanıyacak olanlar için bulunmaz bir kaynak bu. Megu ansiklopedisi sanki. 6 yıldır yazıyorum, daha birçok 6 senelerce de yazmayı planıyorum. Beni takip etmeye devam edin anacım!