Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Yurtdışında Türkçe Küfretmek

Yurtdışında Türkçe Küfretmek…Her yurtdışına çıktığımda bolca yaptığım olaydır bu benim. Evet çok terbiyesizim kabul ediyorum ama tutamıyorum kendimi 🙂 Kimsenin anlamadığı bir dil kullanıyorsunuz ve sinir olduğunuz bir durum ya da kişi karşısında yüzüne baka baka ana avrat söverek deşarj oluyorsunuz. Çok rahatlacı ve bir o kadar da komik bir durum bu aslında 🙂 .

Mesela Fransa’dasınız, burnu kalkık Fransız ırkından bir insan, sizinle İngilizce konuşmayı reddediyor, bu yüzden size servis etmiyor ya da görevini yerine getirmiyorsa patlatın bir küfür suratına karşı, hem o anlamadığı için kıllansın hem de rahatlayın. “.mına godumun g.tü b.klu Fransız’ı” diyin suratına karşı, o da bön bön baksın, zafer size kalsın 🙂

Ya da iş görüşmesindesiniz, Türkçe bilen yok, bir ticaret için pazarlık söz konusu, karşı taraf tuturuyor fiyatı geri çekmeniz için, o tutturdukça geri çekilen siz değil sinirleriniz oluyor. Patlatın “s.çtığımın çingenesi s.kucam pazarlığına” 🙂 .

Çok terbiyesizim biliyorum, ama inanıyorum ki bunu çoğu kişi yapıyor yurtdışında ve itiraf edemiyor kendine 🙂

Tek korkum, dünyanın her yerinde karşınıza bir Türk çıkma olasılığı çok olduğu için, küfür ettiğim birinin Türk olması olur. O zaman yan bastık. Ya da daha kötüsü, bu bir alışkanlık haline geliyor ve İstanbul Atatürk Havalimanına indiğiniz anda herkesin Türkçe bildiğini irdeleyemezseniz bir an içinde olsa, toplu bir sıra dayağı yiyebilirsiniz 🙂 Dikkatli olun…

Bengü – Unut Beni

Evet uzun süredir şarkı yoktu… Bu şarkıyı radyoda duyduğumda çok ilgimi çekti, kim olduğunu anlayamadım bile ama gugıl sağolsun buldum. Bengü’den beklenmeyen bi performans, döşemiş geçmiş. Ağır konuşmuş valla… Dinleyin geri kalmayın siz de 🙂

Bazı şeyler vardır affedilmiyor
Aşk ihanetle bir evde kalamıyor
Bıçak gibi kestin bağlarımızı
Bir daha dinleyemeyiz şarkımızı

Söyle uçurumdan atlayan dönebilir mi?
Söyle kanadı kırk yerden kırılmış uçabilir mi?
Söyle bu aşktan ne kaldı ki geriye?
Yaptığının ne kadarı sığıyor sevgiye?

Unut beni, unuttuğum gibi seni
Unut ki beni, yanındakini aldatma
Giden kaybedendir, gittin kaybettin
Bir şehir yakınıma bile yaklaşma

Kavak Yelleri

Uzun süredir yazıcam yazamıyorum. Yazın ortasından beri çok pis sardım ben bu Kavak Yelleri dizine.

Kavak Yelleri

Nisan ayının sonlarına doğru haberi gelmişti piç bir arkadaşımızdan “abi Güzelbahçe 60.Yıl Anadolu’da bir dizi çekimi var, gençlik dizisi gidelim bir işler çıkar” fln gibisinden. Tabii biz de playboy olmadığımızdan hiç sallamadım bile bu teklifi, napçam çekimlerde mi dolanıcam 🙂

Sonra dizi başlayınca Kanal D’de gördüm ki bu diziymiş. Urla sahilde, Güzelbahçe 60.Yıl’da ve Seferihisar taraflarında geçen bir dizi bu. Hoşuma gitti. Bir İzmir’li olarak çoğu İstanbul’lu gibi dolandığımız yerleri televizyonda, hele hele bir dizi de görmek mümkün değil. İzlerken “ana ben buradan geçtim, ana ben burada U döndüm, ben burada oturdum” falan demek hoşuna gidiyor insanın 🙂

Hatta bir kere, Koreli kankaları plaja götürürken benzin almak için durduğum Opet’te çekimleri vardı, hani o meşhur Efe’nin kaçırıldığı benzinci sahnesi Seferihisar yolundaki Opet’te çekiliyordu. Ben de bağladım elleri arkaya, şöyle bir kafamı uzattım setin arkasından ne var ne yok diye, hatunlar oradaydı vallahi hoşlardı da TV’de oldukları kadar da 🙂

Dizi hoş, çok sardı beni, her ne kadar İzmir’den göçenler kervanına onlar da katılsa da izliyorum hala merakla.

Kavak Yelleri 2

Bu arada Dawson’s Creek’in yerli versiyonu diyorlar Kavak Yelleri için. Hayatımda hiç Dawson’s izlemediğim için bir yorumda bulunamayacağım. Ama benim de MeGu’ca bulunacağım yorumlar yok değil elbet 🙂

Dizi tamamen Pinhani grubu ile özdeşlemiş durumda. Pinhani’yi dizi başlamadan önce de severik dinlerdim, ancak şimdi her dinleyişimde aklıma dizi ve sahneleri geliyor, daha bir dinlenir durumda oluyor. Sanki tüm dizi bu grubun klibi kıvamında 🙂

Ayrıca Aslı’nın ablası Canan karakterine ve onu canlandıran Münire Apaydın‘a bayılıyorum. Canan karekterinin öffleyip pöfflemesi, hinlikleri cinlikleri ve o göz kaçırmaları, hafif şımarık tavırları izledikçe çok hoşuma gidiyor 🙂

Ayrıca aklıma gelmişken ben Deniz’in yerinde olsam Aslı’yı değil Mine’yi tercih ederim. Bilmiyorum neden, belki de Aslı’ya kıllık olsun diye, belki de çok tehlikeli bir hareket olacağı için 🙂

İzlemeye devam haydi…

Çocuksu Masumiyet

MeGu İlkokulda

Fotoğrafta görmüş olduğunuz zat MeGu’nun İlkokul 3 bilemediniz 4. sınıftaki kopyasıdır. Ne kadar masum değil mi?

Hepimiz çocukken masum değil miydik? Saftık, içimizde kötülük yoktu. Yaramazlık vardı şımarıklık vardı belki de ama arkadaşlarımızın arkasından işler çevirmek, kendi çıkarlarımız için başkalarına kazık atmak, kötülük yapmak yoktu.

Katiller de katil doğmuyor. Kimse kirli gelmiyor bu dünyaya. Her bebek saf doğar, her çocuk masumdur. Hayatın dolambaçlı, kirli ve çamurlu yollarından geçerken hepimiz o duruluğumuzdan birşeyler kaybediyoruz.

Bakıyorum da resme, o sanki ben değilmişim gibi geliyor. O genç MeGu hayatında hiç kazık yememiş, hiç kandırılmamış, hiç yalan dolan işler çevirmemiş, hiç aşık olmamış, aşk acısı yaşamamış, aşk acısı yaşatmamış, can yakmamış, ağzına alkol almamış, fesatlık yapmamış, dedikodu yapmamış, arkasından hiç iş çevrilmemiş, yalan söylenmemiş ve söylememiş, insanlara karşı güvenini kaybetmemiş, yüreği katılaşmamış.

Düşünüyorum da üniversite hayatına kadar da çok zarar görmemişti o Megu. Ama hayatın içine atıldıkça, iş hayatı, okul hayatı, değişik çevreler, rüştünü ispatlamaya çalıştıkça saflığını da kaybetmeye başlamış. 3-4 sene önceki benle şimdiki ben arasında dağlar kadar fark var. Artık daha olgunum, daha gözü açık, bir o kadar da katı, başına gelebilecekleri öngörebilen, başına gelecekler karşısında apışıp kalmayıp devam edebilen biriyim.

Hayat yaşandıkça öğrenilen bir yetenektir. Yaşadıkça da değişiyoruz haliyle…

Meşhur Çeşme Kumrusu

Evet efendim Ramazan şerefine açlığın verdiği azimle yeme içme bölümüne yazılarıma devam edeceğim 🙂

Çeşme Kumru

Bir İzmir’li olarak Meşhur Çeşme Kumrusundan bahsetmeden edemeyeceğim. Özellikle Çeşme’ye gelen her dünya vatandaşının bu nimetten yemesi gerekiyor. Muhteşem bir lezzet bu kumru denen olay. Günün her vaktinde yenebiliyor olması mucize, ister kahvaltı niyetine, ister öğlen ya da akşam yemeği niyetine isterseniz de gece alkollü mekan çıkışında ayılıp açlığınızı bastırmak için birebir.

Öyle sakın İzmir dışında yediğiniz Çeşme Kumrusu adı altındaki İzmir Sandviçleri (ya da benzerlerini) kumru olarak sanmayın. Ben bugüne kadar İzmir ili sınırları dışında kumrunun hakkıyla yapılabildiğini görmedim. Bir kere ekmeğini bulmaları mümkün değil, çünkü Çeşme ve İzmir’deki fırınlarda yapılıyor bu meredin ekmeği 🙂 Size Çeşme Kumrusu diye vericekler sandviçi, siz de kanacaksınız.

2 tür kumru bulunmakta.

1- Soğuk Kumru – Bu genelde İzmir’de gevrekçilerde (simitçi 🙂 ) bulunan bir tür kumrudur. Gene bildiğimiz kumru ekmeğinin içine peynir, domates, isteğe göre üzerine taze biber eklenir, tuzlanır ve afiyetle yenir. Doyurucudur, tadı da güzeldir.

2- Çeşme Kumru – Meşhur çeşme kumrusudur, kömür ateşinde pişirilen sucuk, salam gibi etlerin gene ateşte eritilen peynir ve domates ile birlikte ekmeğe doldurularak yanında turşu ile servis edilişidir. Sadece sucuk-sayas, sucuk-kaşar şeklinde yenilebildiği gibi Yengen adı verilen karışık ve yeni moda her kumrucun Çılgın, Süper, Piskopat gibi farklı adlar verdiği Yengen + Sayas peynirli olarak da yenilebilir.

Yanında biber ve kornişon turşusu servis edilir, içecek olarak da ayran iyi gider ama kola da güzel oluyor 🙂 Çeşme’ye yolunuz düşerse eğer iyi bir kumru yiyebileceğiniz kumrucular Kumrucu Şevki, Kumrucu Erol, Kumrucu Rıza, Kumrucu Hüseyin ve Kumrucu Aykut’tur.