Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Megu Ne Zaman Yazar?

  • En yazamadığım anlarda imdadıma yetişen kısa kısa birbirinden bağımsız ama bağlı maddelerle yazmaya bayılıyorum. Daha kolay oluyor. Genelde de böyle kısa kısa yazıp şeytanın bacağını kırdığımda da bir anda döktürmeye başlıyorum.
  • Hayır tükenmedim… Daha yazacak olduğum not edindiğim en az 30 tane konu başlığım ve resimleri hazır.
  • İlk yazmam gerekenler, tazeliğini henüz kaybetmeden, “Inglorious Bastards”, “Batman:Dark Knight”, ve “Cunda”.
  • Ben burada hergün ne yaptığımı sizlere yazmıyorum. Öyle olsa sıkıcı olur, netekim o tip blogları asla okumuyorum. Banane senin hergün yaptığın naneden. İlginç şeyler anlat bana şaşırt beni. Kimi dövdün, kimden dayak yedim, kimi kestin, kime küfrettin, isyanın neye, neyi çok seviyorsun, hepimizin gözünün önünde olup da önümüzdeki perdelerden göremediğimiz şeyleri göster bize. Güldür beni. Şaşırt beni.  Eğit öğret beni. Bilmediklerimden bahset. “Hassiktir doğru lan”diyeyim. Bu yüzden inatla gene tavsiye ediyorum Ateşini Yolla Bana ve Diskdünya 🙂
  • Yazmak için yazmıyorum ben. Kendimi ifade ediyorum. Tribünlere de oynamıyorum. O yüzden içimden geldiği anda yazıyorum. İleride geriye dönüp baktığımda ne zorla yazmışım dememek için. İçimden geldiği anlarda genelde neşeli olduğum ve kafamın dinç olduğu anlar oluyor. Netekim bu aralar işten güçten pek fırsat bulamadım. Ama sizi de unutmuş değilim.
  • Her sabah, kafa dinçken akşam yazıcam diyorum. Ama eve gelip de o pantolon ve çoraplar çıkınca üstümden, yemeği de yiyip üzerine orta şekerli anne kahvesini içince bir miskinlik geliyor. Açıkcası diyorum yemişim Mental Masturbasyon’unu. Ben burada Mental İmpotans yaşıyorum 🙂
  • Bir tane gazetede köşe yazarı varmış. Gazeteden maaş almıyormuş, ama her yazısının sonunda banka hesap numarasını bırakıyormuş. Yazılarımın devamı için maaşımı siz verin diyormuş. Adam her ay kafadan 1000-1500TL topluyormuş. Ben de mi yapsam? Toplar mıyım ayda bi 10TL falan? Eder mi ciğerim o kadar 🙂
  • Yazıcam bunu saymıyorum 🙂

Beyhudedir Beyhude

Dün akşam üstünden beri ne zaman boşta kalsam, kendim ile kalsam bir durgunluk hali var bende. Bu aldığım bir haber üzerine oldu… Bayağı etkiledi beni, çaktırmasam da dış dünyaya. Bu akşam da kafamda bunu dökmek var iken, müzik dinlemek için açtığım WinAmp’imin bana çaldığı ilk şarkı olan Pilli Bebek’ten Beyhude çözdü içimdeki bütün duygularımı… Beyhudedir beyhude…

Okul yıllarından beri çalışıp, didinip duruyoruz. Hep daha iyi, daha başarılı, kaliteli daha yüksek seviyede biri olmak için. İyi bir eğitim alıp, iyi bir yerlere gelebilmek için. Hatta ömrümüzün bir daha geri gelmeyecek olan o en güzel yıllarından olan lise yıllarını heba ediyoruz, özel dersten çıkıp dershanelere ve deneme sınavlarına giderek. Ne için? İyi bir üniveriste kazanıp, iyi bir diploma ile mezun olarak, yüksek maaşlı, yüksek sosyal statülü ve güvenceli bir iş sahibi olmak için.

Sende bende, onda hepimizde büyük bir hırs var. Para kazanmak, şan şöhret isim yapmak, daha iyi evde kalıp, daha çok para harcama lüksüne kavuşup, kimsede olmayan elbiseleri, takıları, saatleri takmak, milletin hayal edemeyeceği karılarla kızlarla yatıp kalmak için… Doğruya doğru, evlenmemiş normal doğasında bir erkeğin, daha çok para motivasyonu güzel ve çok kadınla sekstir…

Çalışıp didiniyoruz, koşturuyoruz, tırlatıyoruz. Yeri geliyor uykularımızdan oluyoruz, yeri geliyor sağlığımızdan olup, sinir stres sahibi oluyoruz. Bazen soruyorum kendime değer mi diye? Çok stresli ama lüks bir hayat mı? Yoksa rahatta ama kıt kanaat bir hayat mı diye? Cevabını bulamadım, sadece çok çalışmanın beyhude olması dışında…

Beyhudedir beyhude diyor şarkıda… Gerçekten de öyle. Dün akşamüstü aldığım haber, liseden sevdiğim, dünyalar iyisi bir arkadaşımın babasının intihar haberiydi. Belki sizler de medyadan haberini almışsınızdır, bir holding sahibinin makam odasında intihar ettiğini. Sizin için bir haber olan vaka, benim için beni derinden etkileyen bir vakadır.

Kendim ile kalıp, bu olayın düşünceleriyle kala kaldığımda bok gibi oldum. Gözlerim doldu. Adını koyamadığım bir düğüm oluştu. İçimde tutamadım, hemen uzaktaki birkaç arkadaşıma bu haberi iletmek göreviyle de olsa sarıldım telefona. Onları da allak bullak ettim.

Ekonomik kriz, RTE’nin dediği gibi teğet geçmedi, ebemizi sikti. İşte en canlı örneği. Canını dişine katarak, ufacık bir atölyeden yükselip, bir holding sahibi olan adam, ekonomik kriz yüzünden yaşadığıbuhranı, iflas gerçeğini belki de gururuna yediremedi ve canına kıydı, ardında eşini ve çocuklarını bırakarak. Ölürken de ardında borçlu olduğu kişileri de mahrum bırakmamak için bir liste de bırakarak. Bu ülkede böyle bir sonu en son hakeden insanlardan biriydi…

Dişinle tırnağınla yüksel, sonra bu bir anda yeni baştan sıfır geri dön. Her insanın kaldırabileceği şey değildir. Ben her duamda bugünlerimi aramamayı dilerim… Halime şükrederim… Onun bunun açılımını yapacağız diyerek gündemi ekonimik buhrandan uzaklaştıran vatan hainleri görsün ülkenin halini…

Biz de her gün işte sinir stres halindeyiz ailecek. Bu bir harp. Birbirimizi kırıyoruz, yakınımızdakileri kırıyoruz. Hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin tadı yok iş hayatında. Her gün bir hesaplar içindeyiz, acaba yanlış bizde mi diye? Ancak sonra piyasalardan aldığımız duyumlara göre herkeste bu işler böyle. Kimsenin tadı tuzu yok. Her gün acaba batıyor muyuz, batar mıyız tehlikesi… Ama böyle yaşanan olaylar gösteriyor ki herşey beyhude. Çok kafaya takmamak, akıl sağlını korumak, “Olmuyorsa olmuyor” diyebilmek lazım…

Çalış, çabala, didin, streslen, yaşlan… Beyhude, sonunda giyeceğimiz kumaş kefen, gömüleceğimiz derinlik 1.5 metre, döneceğimiz yön kıble, duyacağımız tek şey Fatiha…

Dünyalar kadar malınız olur, ancak unutmadığınız, özlediğiniz şey çok ama çok basit birşey olur. Citizen Kane’deki gibi. Dünyalar sahibi dev medya patronunun, şaşalı hayatının son anında ettiği son kelime Rosebud’dır. Rosebud ise onun çocukluğunda evinden ayrılmadan önce bindiği ve çok sevdiği kar kızağıdır. Beyhudedir onlarca yaşadığı zorluklar, entrikalar, zengin hayat. En çok mutlu ve huzurlu olduğu an Rosebud’ını kullandığı çocukluk anıdır.

Böyle ruh hallerindeyim işte… Üzgünüm… Allah rahmet eylesin…

Not: Pilli Bebek’ten Beyhude şarkısı aslında Hümeyra’nın şarkısıdır. Şarkının sözleri de çok anlamlıdır.

Şah desen kul desen beyhudedir beyhude
Bu dünyanın işleri beyhudedir beyhude
Zengin olsan fakir olsan aşkın yeri bellidir
Sen sen ol seven ol başka alem yok

Dünya yalan dünyadır üstü altı rüyadır
Özü aslı hayatın aşka olan yolundur
Çul desen altın desen beyhudedir beyhude
Yok desen tamam desen beyhudedir beyhude

Kısa Kısa Ekim 2009

  • Valla yazacak tonla fotoğrafım, hikayem, düşüncem, hayat gözlemim, sapkınlıklarım var ama inanın böyle oturup kafa verip de yazasım yok. Hem işlerden ötürü psikolojim müsait değil, günümün işten arda kısmını düşünmeden bön bön yatarak, birşeyler izleyerek ve tıkınarak geçirmek istiyorum, hem de Farmville’e sarmış durumdayım.
  • Farmville demişken aşırı derecede sardım ve çok iyi bir ırgatım. 1 haftada tam 20.level oldum. Gözümü para bürümüş aç bir çiftçiyim. İktisat okumanın ve sanayici olmanın verdiği deneyimle tamamen endüstriyel ve büyümeye yönelik tarım yapıyorum. Üretim saatlerini çok iyi takip ediyorum, elimde hesap makinesi ile tarlayı elimdeki para ile hem tamamen doldurup hem de en karlı hasat yetiştirmenin hesaplarını yapıyorum. Tarlamda estetik yok, üretim maksimizasyonu var. Paranın mına koyayım ondan sonra çağıracam bir mimar yükselteceğim saray yavrumu 🙂
  • Yengegilinizle Lomography Fisheye’dan sonra bir de Lomo Robot kameramız oldu. Oyuncak kameralar ama çok eğlenceliler. Paylaşabilirim bir ara burada fotoğrafları…
  • Bilyoner’i arayıp küfredebilirim bu cuma gününe kadar eğer hala benim aboneliğimden kalan son iki Milli Piyango biletimi hesabıma geçirmezlerse. Adamlara yardım menüsünden 4 mesaj attım siklerine taktıkları yok.
  • Bu aralar sadece iki tane blog takip ediorum. Bir tanesi Ateşini Yolla Bana, diğeri ise Disk Dünya… Bir de farkettim ki ben Disk Dünya’ya link vermemişim. Utandım, bir sağa döndüm bir sola döndüm, link verdim deliye dönmeden.
  • Bir de dizi manyağı oldum sanırım. Dün Ezel diye bir diziye rasteldim. Türk dizilerinde beklemediğim kalitede çekimler, kurgu, hikaye ve flashbackler. Kapalıçarşı ise zengin kadrosu ile göz dolduruyor. O oyuncuları oynatmak maliyeti kurtarır mı bilemem. Geriye kalan Geniş Aile ile de yola devam ediyorum. Bakalım bu dizilerden kaç tanesi bende sezon sonuna ulaşabilecek.
  • Haftasonu Cunda’daydım. O ayrı bir konu başlığı.
  • Süper Loto’da üç bilmişim. Şansım mı döndü ne. Ama kupon yengenizde kaldı. Yatar mı ki 5.5TL’min üstüne?
  • Buluşam gereken bir kaç insan var. Kırkikili arkadaşımda bunlardan biri. Buradan sesleniyorum… Kusura bakma ben bende değilim =)
  • Ayrıca aramam gereken arkadaşlar da var. Of çok asosyalim ve arkadaş kaybediyorum. Arayıp sormuyorum kimseleri!
  • Yutub.TV’de iyice kelepir kaldı. Acilen güncellemem gerek.
  • Yazdıkça rahalardım eskiden, şimdi yazdıkça daralıyorum.
  • Bu arada yengegiliniz Oray Eğin’in kitabını verdi. Twitter’da takip ettiğim ünlülerden bir. Gerçi bu ara Twitter’a da vakit ayıramıyorum.
  • Çok bunaldım kanımca bu çocuk biraz çiftliğini sürer. Öptm baaay.

31 Eylül Değil, 1 Ekim

Kol Saatinde Tarih

Bu sabah ben tarihi birgün atlattım diye bugün 31 Eylül değil, 1 Ekim…

1 Ekim… Resmen sonbahar. Sordum ankette sizlere zaten, sonbahar size neyi çağrıştırıyor diye… Ben kısalan günler demişim sonbahar için.

Kol saatimde 31 tarihini görünce bir garip olurum ben her 1 Ekim. Unuttuğum bir olgudur benim için kol saatinin tarihini 31’den 1’e attırmak. En son ne zaman yaptım diyedüşündüm. 1 Temmuz’da yapmışım, gene 31 gösterdiği için. Tamıtamına 3 ay boyunca elimi sürmemişim o küçük kola.

Neden ağustos 31 çeker biliyor musunuz? Sapık olduğu için değil, 31 doğal bir ihtiyaç 🙂

Ağustos’un 31 çekmesi Şubat’ı bozmuştur. Zaten bu hayatta yaptığımız her etkinin bir başka yerde bir tepkisi vardır. Aylar içinde geçerli bu. Vikipedi derki;

Ağustos adının İngilizce karşılığı olan “August”, bir rivayete göre, Roma İmparatoru Caesar Augustus’a ithafendir. Bir rivayete göre, Augustus da, tıpkı Julius Caesar’ın ayı Temmuz gibi (Julius’dan kaynaklanan July: Temmuz)) kendi ayının da 31 gün çekmesini istediği için Ağustos ayında 31 gün vardır. Augustus, Cleopatra’nın öldüğü zamana denk geldiği için, bu ayın, takvimde bulunduğu yere yerleştirilmesini istemiştir.

Normalde Agustus’un adı verilmeden önce bu ay da 30 gün idi. Ancak Julius Caesar’ın ayını kıskanıp, benim ne eksiğim var ulen diyince, Roma takvimine göre son ay olan Şubat ayından bi gün daha çalınır ve ay kısalıverir.

Bugünde size birşey katabildiysem, ne mutlu megu diyene!