Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Bugün de Yazamadım

Yazmak için oturdum… Ama parmaklara akmadı beyinden ya da kalpten…

Eğlendim ama birkaç site keşfettim, bir kaç yeni türk ünlüsünün twitterını…

Taslakta bekleyen çok neşeli birkaç yazı var. Parmaklardan çıkmayı bekliyorlar…

Fonda Mazhar Alanson demoları var… En akustiğinden, en canlı, montajsız, makyajsız kaydıyla…

Hayat mı? Hayat rutin… Rutin yorgunluğu var üstümde… Ona karar verdim…

Rutin deyince de aklıma ister istemez Rashit’in Rutin Hayat’ı geliyor… Mazhar Abiyle gitmiyor ama siz bilmiyorsanız tıklayın ve dinleyin…

Sibirya’daki Sovyet Deniz Fenerleri

Bende bir Sovyet hayranlığı başladı. Ama ideoloji olarak değil, bir devlet olarak. Adamların soğuk savaş döneminde yaptığı binalar, makineler, yapıtlar, kamu sistemleri bende hayranlık uyandırıyor. Amerika özgürlükleri, bir rüyayı temsil ederken, Sovyetler düzeni, işleyen sistemi ve hayranlık uyandıran bir gücü temsil ediyor soğuk savaş döneminde benim gözümde. Adamlar devasa binalar yapmış, şehirler kurmuş, askeri üsler ve sığınaklar inşa etmiş uçsuz bucaksız Rusya kıtasında.

Gene Sovyetlerin geliştirdiği inanılmaz bir proje bu Sibirya’daki deniz fenerleri.

Kuzey Kutup Dairesi’nde yük taşıyan kargo gemilerine uzun gecelerde yol göstersin diye Kuzey sahili boyunca belirli aralıklarla deniz fenerleri inşa etmiş Sovyetler. Ancak bu deniz fenerlerinin bulunduğu yerler o kadar ıssız ve yerleşim birimlerine uzakmışki, orada bir görevlinin bulunup yaşaması imkansızmış. Bu yüzden Sovyet bilim adamların, ufak çapta ve bir atomik reaktör geliştirmişler. Böylelikle insan müdahalesi olmadan bu deniz fenerleri yıllar boyunca kendi enerjisini üretip, ışık saçmışlar, gemilere yol göstermişler.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile bu deniz fenerleri görevine gene devam etmiş, ancak ilgisiz kaldığı için bir süre sonra ışıkları teker teker sönmüş. Bunda bir diğer etken de, Sovyetler Birliği’nden arda kalanları yağmalayan yağmacılar tarafından bu deniz fenerlerine girilip, sistemlerinin bozulmasıdır. Yağmacılar tahminen radyoaktif tehlikenin ne olduğundan bihaberdiler. Bu yüzden değerli metal için avlanırken, hem kendilerini hem de bu fenerleri radyoaktivite ile kirletmiş durumdalar.

Sigara Reklamları

Dünya 1900’lü yıllardan 1990’lı yılların sonlarına kadar çok garip bir yerdi. Garip diyorum çünkü şu anda savunulan ne değerler varsa o zamanlar tam tersi savunulurdu. Televizyon ve filmlerde sigara içmek doğaldı, otobüslerde ve uçaklarda sigara içmek serbestti. Çizgi filmler her türlü şiddet unsurunu içerebilirdi. Çocuklara küçük yaştan itibaren silah oyuncaklar verilirdi. Zenciler ikinci sınıf vatandaştı. Çingenelere çingene demek suç değildi. Hanımının çalışmamasını istemek garipsenmezdi. Eve baba para getirir, anne ev işlerine bakardı. Devlet okullarında okumak meziyetti. Alkol 18 yaşından ufaklar tarafından da tüketilebilirdi. Kedinin köpeğin kuyruğuna teneke bağlamakta hayvan haklarına aykırı değildi. Sokaklarda kurban kesilebilir, çocuklar kurban kesimlerini rahat rahat, zevkle izlerlerdi. Baba oğluna öğrensin diye direksiyonu bırakabilirdi. Ebeveynler çocuklarını terbiye için tokatlayabilirdi. Öğretmenler ise öğrencilerini disiplinde kalsınlar diye pataklayıp, kulaklarından tavana asabilirdi. Filmlerde günlük yaşamda bolca karşımıza çıkan markalar ve logolar sansürlenmezdi.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya demiş ya Yeni Türkü. Doğru dünya kirlendi, ama kirlenirken de gay oldu afedersin. Artık ota boka psikolojik yaklaşır oldu. Yok şunu yapmayalın çocuklara yanlış örnek olur, yok şunu yapmayalım bu etnik sınıf üzerine alınır, yok bunu yapmayalım sağlık sorunları artar vesaire vesaire.

Hayal meyal hatırlarım sigaranın reklamları olurdu. Benim hatırladıklarım daha masum bu resimlere nazaran. Sigara için bir kovboy ve Marlboro logosu olurdu mesela. Ya da bir bardak dolusu buz gibi Efes Pilsen resmi olurdu.

Bu Amerikan sigara reklamları 1950’li yıllardan kalma. Şu anda da üretimlerine devam eden Camel, Marlboro, Lucky Strike, Pall Mall, Viceroy ve Chesterfield markalarının reklamları, günümüzdeki sigara ve sağlık anlayışına o kadar tersler ki, akıllara ziyan.

Bir firma dönemin meşhur aktörü, geleceğin ABD Başkanı Ronald Reagan’ı kullanıyor reklam afişinde. Bütün arkadaşlarıma bir karton bu sigaradan gönderiyorum diyor. Bir diğer firma, diş hekimleri bizi tavsiye ediyor diyor. Diş sağlığını ön plana koyuyor. Bir diğeri fizikçileri, bir diğeri ise doktorların demeçlerini yayınlıyor. Doktorlar diyormuş ki boğazınızı yakmaş, yumuşak içimli bir sigara. Bir başka firma ise bir bebek figürü ile benim babam en iyisini içer diyor. Bir başkası ise güzel bir kadın ile, halsizken size hal verir, sinirliyken sinirizi yatıştırır, ağzınızda güzel bir tat bırakır bizim sigaramız diyor 🙂

Bu sene sonuna kadar sanırım sigara kutularının üstünde resimli anlatımlar olacakmış. Nereden nereye geldi dünya. Yanlış demişsin Yeni Türkü. Biz büyüdük ve gayleşti dünya 🙂

Harrison Ford’un Meşhur El Hareketi

Harrison Ford’u Star Wars ve Indiana Jones serilerini seven her sinema izleyicisi sever. Gençliğinde hem yakışıklılığı, hem de alaycı bir tarzıyla ortalığı yakan Harrison Ford, gelmiş geçmiş en çok kazanan aktörlerin başını çekmektedir. Başarılı aktör, zaman içinde bu kült serilerin dışında Blade Runner ve Fugitive gibi efsanevi filmlerde de başrol oynamıştır. Ben kendisinin ilk filmi olan ve ufak bir rol ile karşımıza çıktığı American Graffiti filminde de izlemişliğim vardır.

Sinemaseverler, Harrison Ford’un oynadığı filmlerin çoğunda yaptığı bir el hareketine dikkat çekmişler. Parmağı ile tehditkar bir şekilde karşısındakini uyaran Harrison Ford’un karakterleri onunla özlemişler adeta. Ben de resmi görünce kaşlarını çatmış bir şekilde parmak sallayan bu adamı bir çok filmde hatırladım. İlginç değil mi 🙂

Farmville’de Köy Ağasıyım

Ekim’in son haftası gibi o meşhur Farmville modasının başladığı dönemlerde ben de sardım bu oyuna. Zevkliydi, fazla kastırmıyordu adamı. Zaten oldum olası sevmişimdir böyle şehir, hastane, otel kurmacalı oyunlara. Bu onlardan daha eğlenceliydi çünkü gerçek arkadaşlarınız ile aynı ortamda oynama ve yarışma şansınız vardı. Tatlı bir rekabet ortamı.

Tabii ben eski Ultima Online’cılardan olarak karakter kasmanın ne olduğunu iyi bilirim. Kanımızda vardır biz UO’cuların karakter kasmak 🙂 Ben bir haftada 20.level oldum, ve durdurulamaz yükselişim böylelikle başlamış oldu.

İlk başlarda tarlanız çok ufak ve kaynaklarınız sınırlı olduğu için biz iktisatçıların bir terimi olan “Fakirlik Kısır Döngüsü’nü” kırmanız gerekiyor. Bunun içinde başlarda sık sık ekip, hiç ürün çürütmemeniz ve bol bol komşularınıza yardım etmeniz gerekiyor. Sınırlı paranızı da sadece ve sadece tohumlara yatırmanız lazım. Eğer coşup dekorasyonlara, hayvanlara ve ağaçlara para yatırırsanız kendinizi tam fakirlik döngüsünde bulursunuz. Ne tarlanızı ekip biçecek paranız kalır, ne de oynama zevkiniz.

Kesinlikle ağaç ve dekorasyonları komşularınızdan, arkadaşlarınızdan gelecek hediyeler ile tedarik edin. Bu yüzden bir çok komşuya ihtiyacınız olacak. Çekinmeyin samimi olduğunuz olmadığınız bütün Facebook arkadaşlarınıza komşuluk teklif edin. Yanlış anlaşılmayacaksınız, çünkü herkes çıkarının peşinde. Her gün size potansiyel hediye gönderecek olan insanlara bedava hediyelerden gönderin. Gönderin ki onlar da sizi farkedip, bir dahaki hediye gönderişlerinde sizi de o listeye katsınlar.

İlk başta 12×12 olan tarla boyutunuzu, zaman içinde ekip biçerek ve komşular edinerek en kısa sürede 22×22’ye yükseltmeye bakın. 20×20’ye yükseltmedende ev, dekorasyon işlerine pek girmeyin bence. Bu tip hareketler için ayıracağın kareler yüzünden günde elde edeceğiniz tecrübe puanınız düşecektir.

Biraz palazlanmaya başladığınız zaman Ribbonlar denilen görevleri de tamamlamaya çalışın. En kolay elde edebileceğiniz şeylerden başlayın. Çeşitli ağaçlardan meyve toplama, çeşitli tohumlardan ürün toplama, hediyelerinizi biriktirme, arkadaşlarınıza yardım etme gibi basit görevleri yerine getirip kurdela topladığınız zaman size tecrübe ve para ödülü verecek.

Tarla boyutunuzu 22×22’ye yükselttiğiniz zaman inanılmaz bir güç oluyorsunuz. Tam bir Endüstriyel Tarım kuruluşu gibi oluyorsunuz. Ben bu oyunu elimde hesap makinesi ile ince hesaplar ile oynayarak 2.5 ay gibi bir sürede 250Bin tecrübe puanı toplayarak oynadım, ve geçen gün de jübilemi yaptım.

Hesap yapın, ilk başladığınızda 12×12 boyutunda ufak bir tarlaydınız. Yani 144 adet parseliniz vardı. Bu parsellerden 12 saatlik 2 hasat ektiğimizi düşünürsek bir günde edebileceğiniz maksimum tecrübe 144×4= 576 tecrübedir. 2 hasat için iki ekim tecrübesi, iki de çapalama tecrübesi hesapladım. Ancak tarlanızın boyutu 22×22 olduğunda 484 parsele sahip olacaksınız. Aynı şekilde 12 saatlik 2 hasat sonucunda 484×4’ten 1936 tecbüre puanına eşit olacak. Bu da ilerleyen tecrübe seviylerinde, seviye atlamak için gerecek olan 10bin tecrübe puanına 5 günde ulaşmak demek.

Ancak oyun, tarla büyüyüp de hergün rutin bir şekilde ekip biçmeye bağlayınca sıkıcı olmaya başlıyor. Benim son 1.5 ayım çok sıkıcı olmaya başlamıştı. Gözüme bir 250bin seviyesini dikmiştim. Ayrıca oyunu oynamayı bitirirken de kafamda oluşturduğum bir şekil ile bitirmek istediğim içni pes etmiştim. Tam bu sırada, aklıma bunun makrosu olabileceği geldi. Ve de buldum. Bir çok kişinin kullandığı bir makro programına tarlama uygun bir makro ayarladım. Bir de speed hack programı edindim. Böylelikle bir tarlayı baştan aşağıya toplama, çapalama ve ekme sürem maksimum 5 dakikaya düştü… Eğer sıkıldıysanız ekip biçmekten siz de bir makro programı edinin ve bırakın bütün işinizi o halletsin 🙂

Peki ben jübile olarak ne yaptım Farmville’de?

Valla her toprak sahibinin yurdumda yaptığı ya da yapmak istediği birşey yaptım. Tarlamı bozdum ve param ile resimde görmüş olduğunuz üzere güzel bir site yaptım. İçinde 1 villa, 2 estate, 2 çiftlik evi, 4 cottage, 2 log cabin’den oluşan, etrafı çevrili bir site diktim. Bir güzel ağaçlandırdım. Havuzlar, cumbalar ile süsledim. Bir market, bir postane, bir çiçek tezgahı, bir manav tezgahı, bir de tamirhane diktim, oturanlar ihtiyaçlarını karşlasın diye. Sitenin arka taraflarında da güzelce bir koru yaptım. Ama oynarkan karakterimin özünü de unutmadım ve koru ile ayırdığım bir alanda da butik çiftçiliğe geçtim. Bütün hayvanlardan azar azar ama kalitelilerinden oluşan bir ahır, bir de ustalaştığım (mastery) kaliteli ürünleri ekip biçtiğim butik bir tarla yaptım.

Tarım toplumundan mütahit toplumuna, butik toplumuna geçtim. Sanki Alaçatı gibi oldu biranda Farmville benim için 🙂