Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Homex Dergisi Evteks 2010 Sayısı

Geçen sene de yayınlamıştım bu derginin Evteks sayısını (Bkz. Ev Tekstili Meraklılarına Homex Dergisi). Bu dergi ev tekstili ile ilgilenenlerin muhakkak bir göz atıp modanın nereye doğru yöneldiği hakkında bilgi edinmeleri için eşsiz bir kaynak. Fuarda millet bu dergiyi muhakkak aranıp standını bulup alıyor. Ben ise sizlere bunu ayağınıza kadar getiriyorum hem de PDF formatında 🙂

Homex Dergisi Evtek 2010 Dergisini İndirmek için Tıklayınız

Daye Yayıncılık Sitesinde E-Dergi Görmek için Tıklayınız

Her Üniversiteli Erkek Bir Gün Tecili Tadacaktır

Dün askerliğimi Temmuz 2012 yılına kadar tecil ettirdim, yani ertelettim. Bunun üstüne benim hikayem ile örtüşüyor mu diye Disk Dünya‘nın Tecil 101 yazısını bir daha okudum. Benimkisi ters gitti sanıyordum ama İhsan’cım senin hikayenin üzerine diyebileceğim seni fena sitmişler 🙂 Hangi şubeye gittin bilmiyorum ama benimki 2 saatte bitti 🙂

İşte benim tecil hikayem;

3 gün önce askerlik şubesinden evi aramışlar. Annem çıkmış telefona doğal olarak ondan başka kimse olmadığı için. “Oğlunuz mezuniyet belgesi ve 4 fotoğrafla hemen şubeye gelsin, yoksa cezayi işleme kalacak” demişler. Bunu duyan annem 10 kaplan gücünde hemen telefonla beni arayıp “Beklediğim telefon geldi. Hemen hallet şu askerlik işini” ultimatomunu verdi bana.

Ben de hemen hızlanırılmış bir tecil harekatına başladım. Telefonun üstüne hemen gidip üzerime bir gömlek geçirip vesikalık çekildim 12’lik. Ne olur olmaz diye… Akşamına aldım fotoları.

Ertesi gün okulumdan çıkıp almak için tuttum yolu. Boş İşbankası şubesinden 75TL ve 100 kişilik QMatik numara kuyruğu ile hepitopu 5TL yatırdığım Ziraat Bankası dekontlarını aldıktan sonra bir de öğrencilik hayatım boyunca hiç işim olmayan kütüphane ile ilişiğimi de kestikten sonra şaşırtıcı bir şekilde anında, aynı dakika içinde geçici mezuniyet belgemi, türkçe transkriptimi ve de lise diplomamı geri aldım.

Esasında adamlar ben elbet birgün gelirim diye hazırlamışlar koymuşlar arkalarındaki dolaba herşeyi. Eşeklik bende 1 Mart’ta mezuniyet hakettim, 25 Mayıs’ta çıkış belgesi alıyorum, o da askerlik şubesi dürtüyor diye 🙂 Şaka maka lise diplomamı geri aldım =) Verdiğim günü dün gibi hatırlıyorum. Kayıt yapan kadın alıp ortadan ikiye katlamıştı gözüm gibi baktığım lise diplomamı. O katlama yeri izi hala duruyor 🙂

Ve ertesi gün de ver elini Konak Tepecik Askerlik Şubesi…

Girer girmez cep telefonunu kapatıp emanete bıraktım. Bu yüzden şubeden hiç foto yok. Bilsem casus kamera götürürdüm 🙂 Ben askerlik şubesini bildiğim için hiç danışmaya uğramadan çıktım katıma… Tavanda sıra numaraları yanıp duruyor. Ama aranıyorum taranıyorum sıra numarası alacak makina yok! Meğersem aşağıda senin yapacağın işleme göre danışma veriyormuş numarayı 🙂

Bir yarım saat bekledikten sonra veznede sıra geldi. Ben tıpış tıpış elimde bir dilekçe, bir sağlık durumu tespit anketi ve de bir kopya nüfus cüzdanı fotokopisi ve mezuniyet belgesi  gittim. Adam baktı önce, bir parmak hesabı yaptı. Bu çocuk 1985 doğumlu, 2003 ünivesite girişli, 2010 çıkışlı, tecil hakkı var mı? Al bir de buradan yak dedim 🙂 Sonra da baktı bunlardan 4er fotokopi al öyle gel 🙂 Haydaaaa =) Neyseki askerlik şubem o kadar modern ki arkada hemen kendi fotokopi makinası duruyor. Beleş hem de 🙂

Gerekli sayıdaki fotokopileri de tamamlayınca kaybettiğim sıra nosuyla işlem yaptırmak için bir yarım saat daha bekleyip gene veznedeki yerimi kaptım. Veznede 2 bilgisayar ve 4 memur var. Bilgisayar başındaki 2 memur yeni işe alınmış acemi. Diğer ikisi onlara gösteriyor, eğitiyor. Bana denk gelen elemen çok karıştıryor. Benim bir götüm atmaz mı? Bu eleman beni 2 yıl tecil edecekken bir de sevk verir mi diye geçti içimden. Her hareketini dikkatle inceliyorum. Cıngar çıkartırdım valla 🙂

Neyse gerekli Son Yoklama bilgilerimi doldurduktan ve  Komando olmak istiyor musunuz gibi saçma sapan bir soruya aldığı yalandan Tabii cevabıyla beni doktora sevk etti muayene için. Muayene dediğine bakmayın. Kapıyı çalıyorsun giriyorsun, çıkartıyor kantara boyunu kilonu ölçüyor, bir sorunun var mı diye soruyor senin daha önce dilekçe ile birlikte doldurduğun ankete bakarak. Gözün bozuksa ne kadar diye soruyor imzalıyor ve basıyor askerliğe uygundur kaşesini…

Benim şansızlığıma şubedeki komutanlardan birinin tansiyonu yükselmiş. Doktorda onun tansiyonunu ölçmeye gitmiş. Erbaş benim boyu kiloyu ölçtü ama doktor olmadan onaylanamıyor. Bir yarım saatte öyle kaybettim. Ama kaybettiğime değdi, dediğim gibi Temmuz 2012’ye kadar bu çocuk erteletti askerliğini. Niyetim nasipsse Aralık 2011’de kısa dönem gitmek. TSK’ya duyurulur!

Hadise ve İstiklal Marşı Hadisesi

Son 1-2 gündür Hadise’nin Amerika’da Milli maçımızda söylediği İstiklal Marşı gündem oluşturuyor. A Milli Futbol takımımız Güney Afrika’daki 2010 Dünya Kupasına katılmaya hak kazanamadıkları için ödül olarak Amerika’da hazırlık kampına katılıyorlar. Az çok Amerikan kültürüne aşikarsanız bu tip stadyum ortamında ülkenin milli marşı mikrofonlu bir sanatçının öncülüğünde söylenir. Bizimki gibi arkada çalan playback kasetinden değil canlı canlı, ruhlu bir şekilde milli marş okurlar.

Bizim Türk kafilesi de bu iş için Hadise’yi seçmiş. Tamam Hadise Alamancı olduğu için biraz kırık bir Türkçe’ye sahip olabilir ama bugüne bugün ülkemizi Örovizyon’da bile gururla temsil etmiş bir sanatçıdır.

Yılmaz Özdil ve benzer bir çok ahkam kesen köşe yazarı Hadise’nin Milli Marşı söyleyiş şekline çemkirmiş durmuş. Yok efendim milli marş değiştirilemezmiş, yok efendim bozulmuş yozlaşmış pop şarkısı gibi olmuş.

Beyefendiler sorunun kendisi İstiklal Marşı’nın sözleri değil bestesidir. Burada daha önce de yazmıştım İstiklal Marşı’nın en büyük prozodi hatalarından birine örnek olduğunu.(Bkz.Prozodi Hatası) Bestesi fenadır marşımızın ve solo olarak kendi kendinize söylemesi zordur, saçmalar ve karıştırabilirsiniz.

Bence Hadise’nin söyleyiş tarzı güzel olmuş. Belki de istemeden yaptı, zorlandı söylerken. Ama bundan olay yaratacak kadar aykırı bir harekette bulunmamış. Hatta Amerika’nın havasından mıdır nedir biraz da R&B’ye kaçmış bizim İstiklal Marşı 🙂

Dinleyin ve yorumunu bir de siz yapın lütfen.

İstanbul, EVTEKS, İş, Güç, İzmir

Salı gününden beri İstanbul’daydım, Twitter‘ımdan takip edenler bilirler. Aile işi olarak tekstil işindeyiz ve son 3 senedirde firma bazında İstanbul Evteks Fuarına katılıyoruz. Bu bahaneyle de ben yılda bir kez de olsa İstanbul’a gelmiş oluyorum =)

İstanbul benden büyük onla başa çıkamam. İstanbul’a ikamet ettiğimi düşünemiyorum bile. Çok kalabalık. Nereye gitsen kuyruk. Restoranlarda bile ayakta bekleme ihtimalin var oturmak için. Hep bir telaşe. Trafik telaşe… Belki üniversiteyi İstanbul’da okusam alışırdım bu yaşam tarzına ama İzmir’de çok alıştım rahat rahat yaydırmaya. Bir yere mi gidicem yarım saat önce çıkıyorum ve zamanında oraya varıyorum 🙂 Evet ben o klasik Amerikan filmlerindeki kasabasını hiç terkedemeyip orada yaşlanan amcalardan olacağım 🙂

İstanbul’a her İzmirli gibi ne kadar bok atsam da hayran olduğum bir şehir. Hele bir de gezmeye geldiyseniz tadından yenmez. Ben her sene derim ulan bu sene bir kaç haftasonu atlayıp İstanbul’a gezip tozup geri döneyim. Ama hiç fırsat olmuyor, cumartesi bile çalışan biri olarak… Hayat akıp gidiyor, biz es geçiyoruz…

Bu kadar telaşe ve kalabalağın olması doğal yurdum insanının neredeyse 5’te 1’i İstanbul’da yaşıyor. Taşı toprağı altın olmasa da İstanbul bir fırsatlar kenti. İstanbul’da abidik gubidik işler yaparak “Yürü ya kulum” sesini duymuş ve zengin olmuş bir çok insana rastlamak mümkün. Adam şans eseri birşey üretmiş zengin olmuş, şansa güzel bir yere dükkan açmış ve dükkan zincirleri olmuş. Birgün bir cafede bir adamla tanışmış ve bir firmanın müdürü olarak bulmuş kendini… Bir çok fırsat hikayesi dinlemek mümkün İstanbul’lulardan. Eğer çok çok zengin olma hayaliniz var ise, o hayalin bir ayağı muhakkak İstanbul’dan geçmeli…

İstanbul’un hayran kaldığım bir diğer yanı da sorunlara karşı hızlı tepki veriyor, hızlı değişebiliyor. Bu sene havalimanına geldiğimde gördüğüm havalimanı kavşağı ağzımı açık bıraktırdı. Geçen sene vasat bir kavşakken, bir seneden kısa bir sürede yanarlı dönerli komplike bir kavşak inşaa edilmiş. Aklıma ister istemez İzmir’de 6 yıldır sürmekte olan ve bitmeyecek gibi duran metro inşaatı geldi.

Garip gelebilir ama İstanbul’un asfaltlarına da hastayım. Trafiğin ana can arterlerindeki asfalt kaymak gibi mirim, akıyor gidiyor. Gelin bir de İzmir’e şehrin göbeğindeki kupon caddeler delik deşik ve bozuk asfaltlı. Vallahi bir cinnete bakar, vermem bir daha CHP Belediyelerine oy eğer AKP Belediyesi böyle güzel ve hızlı hizmet getirecekse!

Gelelim İstanbul bahanem EVTEKS fuarına. Adı üstünde EVTEKS, İstanbul Ev Tekstili fuarı, dünyanın önde gelene en büyük ikinci fuarı. Birincilik halen Almanlar’ın HeimTextil fuarında. Ama inanın zorluyoruz o fuarı. Almanlarda artık tekstil imalatından eser yok. Dünyanın en kaliteli ev tekstili imalatının gerçekleştiği Türkiye, akıllı davranırsa İstanbul’u çok kısa bir sürede ev tektilinin dünya merkezi haline getirebilir. Çinlilerden farkımız adımız ve kalitemiz.

Bir zamanlar hükümet tekstili gözden çıkarmış olsa da bu sektör Türkiye’nin hala lokomotif sektörlerinden. Tekstil bir virüs gibidir. İnsana bir kere bulaştı mı asla çıkmaz bu hastalık. Bir çok kişi tekstil sektörünün kaprisli, stresli ve yorucu tempolu işlerinden yakınsa da ve ilk buldukları fırsatta tekstilden çıksalarda bu kandaki virüs onları rahat bırakmaz ve daha rahat işlerler yeniden tekstile sokar. Bu benim için de geçerli. Her seferinde parayı vurup tekstili bırakırm desem de, eminim ki paralı bir adam olsam o parayla gider en kötüsünden butik işine girerim 🙂

Fuarlar hep güzel geçer. İş stresi olmaz, bol muhabbet olur, yeme içme sınırsızdır. Sürekli hostes yiyecek içecek pompalar. Bütün iş hayatı böyle olsa vallahi 100 yaşına kadar yaşarım 🙂 Ya da öyle bir iş yapacaksın ki sürekli fuarlarda bulunma gereğin olacak… Ben bir düşüneyim bu iş üstüne =)

27 Mayıs Türkiye’nin Utanç Günüdür

Bugün 27 Mayıs. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 12 Eylül’den de daha utanç verici tarihi günlerinden biri bugün. Bundan tam 50 sene önce, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk ordusu ilk kez demokratik Türkiye Cumhuriyetinin yönetimine müdahele ederek yönetimi ele geçirdi.

İktidarda olan Demokrat Parti yöneticileri tutukladı ve kendine uygun yeni bir düzen kurmaya başladı. Halkın çoğunluğuyla seçilen milletvekilleri ve yöneticiler yargılandılar. Sonucunda da bu ülke 1’i başbakan, ikisi bakan olmak üzere 3 kişi idam edildi… Bunlar başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu veMaliye Bakanı Hasan Polatkan idi.

Demokrat Parti tek partili dönemden çok partili döneme geçişte İsmet İnönü kontrolündeki CHP’ye karşı çıkan ilk parti olarak 3 seçim üstüste halktan %50’ye yakın oy almayı başararak tek başına iktidar olmuş bir partiydi. İlk başkanı Celal Bayar cumhurbaşkanı olduktan sonra ikinci başkanı Adnan Menderes de 10 yıllık tek partili iktidarı boyunca başbakanlık görevini üstlenmiştir.

Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile ülkede Atatürk dönemindeki gibi bir kalkınma ve yatırım hareketi boy göstermiştir. Liberalizm ve Demokrasi sloganı ile yola koyulan Demokrat Parti döneminde kimisi başarılı, kimileri ise başarısız olarak çeşitli otoritelerce farklı farklı değerlendirilebilecek bir çok hareket ve yenilik gerçekleştirilmiştir. Başlıca icraatlar arasında ezanın orjinal okunması, Kore’ye asker gönderilmesi, Türkiye’nin Nato kurucu üyeliği, Türk ordusunun modernizasyonu, halkevleri ve köy enstitülerinin kapatılıp öğretmen okullarına dönüştürülmesi, tarımda makineleşme atağı, Erdemir-Çelik işletmesinin kuruluşu, Türkiye Vakıflar Bankasını kuruluşu, Kıbrıs Türklerine el altından örgütlenme desteği, İstanbul’un ilk büyük bulvarlarının (Millet Caddesi, Vatan Caddesi, Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi ve şimdi yerinde E5 olan Edirne Asfaltı) planı ve inşaatı, ODTÜ ve KTÜ’nün kuruluşu, vatanın birçok yerine asfalt yol planlarının ve inşaatlarının gerçekleştirilmesi gibi icraatları olmuştur. Bunların içinde üzüldüğüm ve hep anlatılan Köy Enstitülerinin kapatılması olmuştur. Ancak bu hareketin o dönemin şartlarını göz önüne alarak değerlendirilmesini düşünüyorum. Belki de bu kendi siyasi gelecekleri için alınmış bir karardı.

Her sanayileşen ülke ekonomisi gibi, Türkiye ekonomisi de 3. Demokrat Parti hükümetinde sıkışmıştı. İlk IMF anlaşması da bu zaman olmuştur. Ülke CHP ve DP olarak ikiyi bölünmüş ve çeşitli öğrenci olayları ve 5-6 Eylül’de İstanbul Rumlarına karşı çıkan olaylar ile gündem iyice gerilmişti. Buna bir de İsmet İnönü’nün kin dolu ve orduyu gazlayan açıklamaları da eklenince Türk ordusu tarihinde ilk kez cumhuriyete müdahelede bulunup yönetime el koydu. Radyoda sesi duyulan kişi Albay Alparslan Türkeş idi…

DP’li bürokrat ve milletvekilleri tutuklandı, toplandı. Yargı süreci başladı ve sonucunda da, bütün dünyanın yapmayın etmeyin demesine rağmen Adnan Menderes ve iki arkadaşı büyük bir ayıp ile asıldı.

Diyorlar ki İsmet İnönü isteseydi bu idamları durdurabilirdi. Adnan Menderes ve arkadaşlarına idam edilmeden önce yargılama süresince sayısız işkencede bulunulmuş. Hatta idam kararı çıkmış olmasına rağmen aşağılarcasına Adnan Menderes’e prostat kontrolü yaptırmışlar. Bir ülkenin başbakanına kendi ülkesi bunları yapmamalıydı. Darbeci mahkemenin suçlamaları Adnan Menderes’e karşı uzun ve komik bir listeydi;

  • Bebek Davası: Doktorunu, sanatçı Ayhan Aydan’dan doğan gayri meşru çocuğunu öldürmeye azmettirmekle suçlandı. Milli Birlik Komitesi başkanı Cemal Gürsel davanın kapalı oturumda yapılmasını istemiş ancak cuntanın diğer üyelerinin karşı çıkmaları sonucunda mahkeme bu isteği reddetmiştir.
  • Örtülü Ödenek Davası: Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı. 13 oturum sürdü ve 2 şubat 1961 de suçlu olduğu yönünde karara varıldı. Yürürlükteki kanunda örtülü ödenekteki kaynakların Başvekil tarafından sınırsız olarak ve kayıt tutulmadan harcanabileceği açıkça belirtildiği halde, bu mahkeme 10 yıllık Örtülü Ödenek kayıtlarını istedi. Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları açıklamadığı için bu dava sonucunda 4,877,780 lirayı zimmetine geçirmekten suçlu bulundu ve paranın tahsili için Aydın’daki arazilerine el kondu. Örtülü ödenek davası konuşulurken savunma tarafı, Amerikan gizli servisinin Türk istihbarat servisine para vererek Menderes’in telefonlarını dinletirecek kadar teşkilata hakim olduğunu iddia etti.. Menderes ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, suçlunun o dönemin MİT müsteşarı Behçet Türkmen olduğunu iddia etti.
  • 6-7 Eylül Olayları: 6-7 Eylül Olayları’na önceden haberi olduğu halde olarak müdahele etmemek,
  • Vatan Cephesi: Kurulan bir örgütü başka bir sınıf üzerinde baskı aracı olarak kullanmak,
  • Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmıştır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü’nü yapan (1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilen) Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi verdiğini belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan’ı bu davadan da suçlu bulmuştur.
  • İstanbul’da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek,
  • Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
  • Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
  • Döviz Yasası’nı ihmal etmek,
  • Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
  • Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
  • Kırşehir’in haksız olarak ilçe yapılması,
  • Yargı bağımsızlığının ihlali,
  • 1957 seçimlerinin erkene alınarak kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi,
  • Tahkikat Komisyonu’nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
  • CHP’nin mallarına “haksız” yere el konulduğu iddiaları,
  • Anayasa’yı ihlal.

Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu.

27 Mayıs ile başlayan ordunun politikaya müdahelesi günümüze kadar sürdü. Günümüzde ordunun siyasete ve demokrasiye müdahele etmemesi gerektiği ancak daha yani tartışılabiliyor ve karşı konulabiliyor. Osmanlı’dan beri süre gelen bu ordu ve siyaset geleneği umarım artık son bulur. Ordu asli görevi olan vatanı koruma işine konstantre olur. 27 Mayıs’ta ekilen tohumlar 12 Eylül’de biçildi… Her darbe ve muhtıra ülkeyi bir 10 yıl geri götürdü.

Demokrat Parti genç cumhuriyetin yükselen yıldızı idi. Demode kalmış devletçi ve halkçı, sosyalistliğe kayan bir çizgide bulunan CHP’ye karşı sağçı ve liberal bir alternatifti. DP darbe ile kapatıldı ardından Adalet Partisi geldi ve bir seçim sonrasında yine tek başına iktidar oldu. Adalet Partisi gitti Doğru Yol ve Anavatan geldi. Hepsi Demokrat Parti’nin açtığı yolda ilerlediler. Sayın Recep Bey bugünlerde diyor ya biz Demokrat Parti gibiyiz diye… Ben bu görüçe katılmıyorum, AKP içine Demokrat Parti geleneğinden gelmiş bürokatlarla aşılanmış bir Milli Selamet devamıdır…

Adnan Menderes beyfendi biriydi. Kendisine de yakınları Adnan Bey derdi. İsmet Paşa’nın askeri rütbesine karşı halktan gelme bir beyfendi karşı koydu. Yargılamalar sırasında bile halkın sevdiği ve halkın gücü arkasında olmasına rağmen nezaketini hiç bozmadı. Kendisini darağacına gönderen hakimlere bile “Sizin de değerli vaktinizi” aldık gibi bir söz etmiş. İnfazından önceki son sözü de “Kimseye dargın değilim. Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum” imiş.

Ne geçti peki bu ülkenin eline geri gitmekten başka? Hiçbirşey. Yıllar sonra idam edilenlerin itibarları geri verildi. Adları üniversitelere, caddelere, havalimalarına verilerek ülkenin kamu vicdanı rahatlatılmaya çalışıldı. Bunda da öncü Turgut Özal’dır. Sezar’ın hakkı Sezar’a demiştir.

11 Nisan 1990’da TBMM tarafından kabul edilen 3623 sayılı kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi. Meclisteki oylamada; ANAVATAN ve DYP milletvekilleri evet oyu kullanırkan, SHP’lilerin büyük çoğunluğu “çekimser” bir kısmı “ret” oyu kullandı. Aynı kanun uyarınca naaşı, 29.vefat yıldönümü olan 17 Eylül 1990 tarihinde İmralı’dan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve yüzbinlerce vatandaşın katıldığı bir törenle İstanbul’da Vatan Caddesi’nde kendisi için yapılan anıt-kabir’e taşındı. Menderes’in 1958 yılında hizmete açtığı bu caddenin adı 1994 yılında dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklifiyle Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirildi.

Menderes’in adı, İzmir’deki uluslararası havalimanına (Adnan Menderes Havalimanı), Aydın’da kurulan üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi), İstanbul’daki Adnan Menderes Bulvarı dahil Türkiye’nin birçok şehrinde çeşitli caddelere verildi.

Adnan Menderes ve diğerleri bu ülkenin bir yerlere gelebilmesi için verdiği kurbanlardandı. Demokrasi şehitleriydi. Bir insan halkın seçimi ile iktidara geldiğinde ne kadar hatalı işler yaparsa yapsın, onu oradan ancak halk indirerek cezalandırabilir. İdam vatan hainlerine yaraşan aşağılayıcı birşeydir.

Toprağın bol olsun Adnan Menderes. 80 küsur yaşındaki babannemin duvarında resmin asılı dururdu, bakardım çocukken kim bu diye. Babam hayal meyal bir İzmir mitingini hatırlar ufak çocukken. Babannem Cumhuriyet Meydanına gelmiş olan Adnan Bey’i dünya gözü ile görmek için evine yakın olan meydana gitmiş babamı da kolundan tutup götürürek. Hiçbir devrim kolay olmuyor.