Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Başka Dilde Aşk

Başka Dilde Aşk filmi gerçekten bambaşka bir aşkı anlatıyor. Bu aşkı anlatırken de inceden gözümüze kurumsal iş hayatı ve bu iş hayatında bizim, yeni neslin nasıl hunharca çalışıp yorulduğunu da gözümüze sokuyor.

İroni doludur aslında bu film. İşitme engelli Onur, insanların gürültü yapmaması gereken bir yer olan kütüphanede çalışmaktadır. Esas kız Zeynep ise bir çağrı merkezinde insanlar ile iletişim halinde sorunlarını çözmeye çalışmaktadır. Onur ile Zeynep’in aşk hikayesi bize gösterir ki, aşk için gereken iletişimin bildiğimiz konuşma ve duyma ile olması gerekmemektedir. İki gönülün iletişimidir aşk için gerekli olan. Kimi zaman iki gönül tartışır, anlaşamaz, kavga eder, birbirinden korkar. Onur’un kendine güvenmemesi ve kontrol edemediği asabiyeti sorun oluşturur. Zeynep’in çevresi bu ilişkiyi onaylamz, onu soğutmak için elinden geleni yapar. Onlar için sorun olan Onur’un işitme engeli değil, birbirlerine duydukları sevgiyi doğru yönlendirememe, kontrol edememekdir. Onur yakışıklıdır ve Galatasaray Kürek takımında yarışır. Zeynep ise her erkeğin hayatında elde edebileceği normal güzellikte hoş bir hatundur. Bu ikilinin birbirine olan inişli çıkışlı ilişkisi seyircide birbirine kavuşmaları isteğini doğurur…

Başka Dilde Aşk filmi, Türk sinemasının gün geçtikçe daha da gelişip, başarılı şaheserler yaratabilme noktasına geldiğinin önemli örneklerindendir bence. Türkmax bol bol yayınlıyor, yakalayın izleyin birgün…

Sinan Çetin’den Romantik

Sinan Çetin’in Romantik filmi için ne desem diye bayağı düşündüm. Ben kolay kolay bir filme kötü demem, özellikle Türk filmlerine… Ama bu film kötü be kardeşim!

Romantik filmini vizyona girdiğinde izlemedim ama soundtrackini edinmiştim. İçinde Teoman ve Pamela’dan hoş beş şarkılar var. Ayrıca soundtrackte geçen bir kaç vurucu özlü sözden sonra gaza gelip filmi izleyesiniz gelir. Romantik acıklı bir film beklersiniz. Ama filmi izleyince bütün bu beklentiniz hayal kırıklığına dönüşür.

Sinan Çetin’in bu filmi 1999 yılında çektiği rivayet ediliyor. Vizyona giriş tarihi ise 2007 senesi. Zaten filmde oynayan Teoman ve Okan Bayülgen’i tıfıl tıfıl görünce bu rivayetin doğru olduğunu anlarsınız. Okan Bayülgen daha Okan Bayülgen değil, Teoman daha yeni yetme rockçı gibi. Teoman’ın oyunculuğu zaten fenalar ötesi. Bir de Yasemin Kozanoğlu var. Bu hanım kızımız 8 senelik yapım aşamasında kendi sesine dublaj yapamamış olacakki onun o yavan oyunculuğuna hiç de oturmayan profesyonel dublaj hiç olmamış… Filmin en taş hatunu, ilk izlediğimde Pamela Spence sandığım hatun kişi Rebekka Haas olup, meğersem Sinan Çetin’in Alman görüntü yönetmen eşiymiş.

Filmin hikayesi aslında başarılı bir senariste verilip işlense bir şaheser çıkabilirmiş. Elimizde bir Cemo denen çocuk var, bir düğünde annesine aile dostları tarafından tecavüz edildiğini sanıp havaya ateş ediyor. Tecavüzü engelliyor ama annesine de küsüyor. Ailesi dağılıyor, annesi intihar ediyor. Ya da o çocuk kafası ile bütün olayların böyle geliştiğini sanıp, kendi kafasındaki bu senaryoya göre ailesinin dağılmasına sebep olanlardan intikam almak üzere büyüyor… Özet geçmek gerekirse hikaye bu, ama bütün hikayenin aslında böyle olmadığını vurguluyor sonunda üzerimizde bir şok ve şaşırma yaratmak için.

Ama bu hikaye böyleyken saçma oturmamış şeyler var tabii, bir insan nasıl 2 senede hukuk fakültesinden terk bir öğrenciyken polis komiseri oluyor mesela? Daha bir çok mantık hatası mevcut senaryoda, bu da beni filmden soğutuyor.

Kimileri Sinan Çetin’in Türk sinema izleyicisi ile taşak geçmesi olarak görüyor bunu. Ben bu filmi böyle de yayınlar, insanlara izletirim gibisine. 2 saatlik reklam diyorlar. Açıkçası bu film Sinan Çetin’in sadece reklam filmi çekmesi gerektiğini gösteriyor bizlere. Lütfen Sinan Çetin Ali Ağaoğlu’nu çekmeye devam etsin mümkünse =)

Ama filmin soundtrackinde bulunan Teoman’ın Romantik şarkısı ve Arkadaşımın Aşkısın şarkısı güzel. Bir de Pamela Spence’in Veda Busesi yorumu dinlemeye değer.

İzlemeyin arkadaşım, gidin Çiçek Abbas’ı 101.kez izleyin bunu izlemeyin…

Duruşma

1999 yapımı Bugay Yapım’dan Umur Bugay’ın filmi olan Duruşma filmini 2010 senesine kadar izlememiş olmam benim ayıbım mı yoksa filmin hakkı çok mu yenmiş ayrı bir tartışma konusu. Filmi izleyince anladım ki bu film hakettiği popüleriteye kavuşamamış başarılı bir komedi filmi. Yapımcı ve senaryo Umur Bugay olunca ister istemez filmin iskelet kadrosu da Bizimkiler dizisinden fırlamış oluyor, aralarda tanıdık simalar görmek çok hoş. Bu filmin müziklerinin de rahmetli Melih Kibar tarafından yapılmış olması da ayrı bir önem taşıyor.

Filmin hikayesini özet geçmek gerekirse;

İstanbul’un eski semtlerinden birinde yaşayan sade insanlar arasına bomba gibi düşen ilginç bir bekaret öyküsü. Komşu kızı güzel Nazan’ın, mahallenin yakışıklıları Selami ve Cavit’le iki evlilik geçirmesine rağmen bakire kalmayı becermesini; Selami ile Cavit’in, Nazan için kıyasıya kapışmalarını; Nazan’ın annesi Necla’nın çevirdiği dolapları; bu ilginç gelişmeleri komşuların merakla izlemelerini, şaşkınlıklarını ve sade yaşamlarının bir anda medyatikleşmesini komik bir dille anlatıyor. 2 evlililik geçirmesine rağmen bakire olduğunu iddia eden Nazan, medyatik bir şekilde ikinci evliliğinden de boşanarak kendisine dizi ve albüm teklifleri gelmesini diliyor, bu çerçevede de olaylar geçmişe dönük anlatılıyor.

Güven Kıraç ve Zafer Alagöz’ün 11 sene önce gençlik hallerini görüyoruz. İkisi de mahallenin bıçkınları, balıkçının oğlu Cavit ve kahveci Selami rolünü çok başarılı bir şekilde üstleniyorlar. İkisi bir kız uğruna sürekli kavga ve dövüş halindeler. Cavit kızı kapıyor ve evleniyor, ancak Nazan bir şekilde entrikalarla ve annesinin de yardımıyla da olsa bir türlü onunla gerdeğe giremiyor. Söylentiler mahallede yayılıyor ve Nazan ve anasıyla anlaşarak Cavit’i sürekli ilaçlayarak hukuki olarak 1 yılı doldurarak boşanmalarını sağlıyor ve kendisi bu sefer Nazanla evleniyor. Ancak bahstız Nazan bu sefer Cavit gibi Selami’den korkmamasına ve tiksinmemesine rağmen bu sefer Selami kuşu kaldıramıyor =) Kızımız 2 yılda 2 evlilik ile bakire kalmayı beceriyor ve medyatik bir avukat olan Rafet ile anlaşıyorlar ve kızının gelecekte yapacağı film ve albüm sözleşmelerinden kar almak pahasına bu ilginç hikaye medyaya duyurularak mahallenin bıçkınları Cavit ve Selami bütün Türkiye’ye rezil oluyor =)

Evlenip de bekaretini korumak Türk kültüründe hep dalga geçilen ve mizah konusu olan bir durum olduğu için bu filmde çok güzel kullanılmış ve ortaya tatlı ama edepsiz bir güldürü çıkmış. Erkeklik gururu, erkeklik şanı, diğer erkeklere ve kadınına karşı mahçup olma durumu, kaynana entrikaları, ailenden utanma, dedikodulara mağdur kalma, rakı ve meyhane sofraları hepsi bu filmde var…

Güneşin Oğlu

Güneşin Oğlu son dönemlerde izlediğim en fantastik Türk filmlerinden biri. Türk filmlerini artık vizyonda kaçırıp DVD’si çıkınca izleyen biri olduğum için bu yorumu geç de olsa yapıyor bulunuyorum =)

Filmin özetini geçmek gerekirse;

Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve ‘Güneşin Oğlu’ olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey’in hayatını alt üst eder. Fikri Bey’in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki komşusu dünyalar güzeli kız ne olacaktır?

Filmi izlemesi çok eğlenceli ve akıcı. Bütün oyuncular ustalıklarını konuşturuyorlar. Fikri Şemsigil’i oynayan Köksal Engür huysuz ve bir o kadar şaşırtıcı derecede sapkın bir ihtiyarı çok iyi canlandırıyor. Haluk Bilginer bütün küstahlığı ile bir çapkın şair olan Alper Canan’ı yaşatıyor. Özgü Namal bütün güzelliği ve çıtırlığı ile femme fatale Şule’yi kendine aşık ettiriyor. Kemal Hoca olarak ekranlarda görmeye alışkın olduğumuz Bülent Emin Yarar bu sefer psikopat  tek gözlü bir katil.

Türk sineması bu tip fantastik öykülere alışkın olmadığı için film bazı eleştirmenler tarafından yere göğe sığdırılamazken, bazı eleştirmenler tarafından yerden göğe kadar vuruldu hırplandı. Fantastik yabancı sinemalara alışkın biri olarak film tam benim ağzımın tadındaydı. Tamam bazı geçişler saçmaydı, mantık dışıydı, filmin hikayesine aykırı ölüş ve dirilişler vardı, bazı sahnelerde uzun uzadıya seyircinin gözüne sokulmuş diyaloglar vardı kabul ama bu gene de bu filmi kötü bir film yapmaz. Final tahmin edilebiliyor ama inceden ufak bir süpriz de yok değil.

Ara sıra yerine kondurulan küfürler ve cinsel espiriler tam benim ağzımın tadındaydı.

“Sakın bu herife vereyim deme Saadet.. Rica ediyorum bak, verme ona sakın”

Balmumu Müzesindeki Sarhoş Adam

İçinde bütün ünlülerin balmumundan 1’e 1 gerçekçi heykellerinin olduğu Madame Tussauds müzelerini bir çoğunuz bilmektedir. Merkezi Londra’da olan bu müzeler zincirinin Londra, New York, Amsterdam, Los Angeles, Hong Kong ve Berlin’deki şubelerinden birine muhakkak gitmişsinizdir. Facebook’taki birçok arkadaşımın bu müzelerde abidik gubidik ünlülerle fotoları bulunmakta.

Ben şahsen hiç gidemedim, ama eğer gitseydim inanın şu an paylaştığım resimlere benzer komik ve sapkın resimleri ben de çekilirdim. Klasik pozları asla sevmem, balmumundan da olsa ünlü gördüm mü yavşarım arkadaş =)

Resimlerdeki elemanda ya sarhoş, ya da kafası havalı bir şekilde bir Madame Tussauds müzesine girmiş ve coşmuş. Bazı resimlere cidden çok güldüm =) Güvenlik falan pek karışmıyor sanırım ama anlamadığım şey, bir resimde giydiği o gelinliği nereden buldu? Acaba bir heykelden mi aşırdı çok merak ettim =) Böyle bir Facebook albümüm olsa efsanevi olurdu haha