Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Yiğidim Aslanım

Benim U2’nun İstanbul’da vermiş olduğu 360Tour konserinde Bono’nun Zülfü Livaneli’yi sahneye çıkartarak söylettiğinde öğrendiğim bir şarkı bu. Zülfü Livaneli’nin bestelediği ve insanlar tarafından Yiğidim Aslanım olarak bilinen bu şarkı, aslında Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun Nazım Hikmet’e ithafen yazdığı Zindanı Taştan Oyarlar şiiridir.

Nazım Hikmet Ran için yoğun duygularla yazılmış bu şiir 1980lerde Zülfü Livaneli tarafından bestelenmesine rağmen, Uğur Mumcu’nun hain suikastinden sonra cenazesinde binlerce kişi tarafından hep bir ağızdan söylenerek onun ile özdeşlemiştir. Aydın insan Uğur Mumcu’ya da Nazım Hikmet kadar cuk oturmuştur.

Bugün 24 Ocak. 1993 senesinde Uğur Mumcu katledildi. Bugünlerin geleceğini 1990’ların başından görüp, “Tehlikenin farkında olun” diyen adamın öldürüldüğü günden beri 18 yıl geçmiş. Kim neden öldürdü? Ergenekon mu, radikal dinciler mi, askerler mi, MİT mi, ABD mi? Bir önemi yok… Farkında olmak gerek. Yiğit, aslan orada boşu boşuna yatmasın…

Zindanı Taştan Oyarlar

Sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler
Demirden döşeği taştan sedirler
Yatak diken diken yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silaha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor

Mezar arasında harman olur mu
onüç yıl hapiste derman kalır mı
Azrail aç susuz canın alır mı
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğitim aman böyle bilenir
Döşek melil mahzun yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan aslan ustam yiğitim dayan
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin
Sen Kızılırmakçasına bizimsin
En büyük demircisi dilimizin
Canımız ciğerimizsin

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir

Deney Tüpünde İçki Shot

Ortaokulda, kimya dersinin laboratuvarında deney tüpleri ile tanışma şansına eriştiğim o günlerde aklıma bu deney tüpleriyle çok güzel içki shotları içilebileceği fikrinin ampülü yanmıştı. Tabii yaşım ve ergenliğim gereği o zamanlar sosyal bir içici olamadığım için bu sadece bir fikir olarak kalmıştı.

Şimdi şu sarhoş olmaya alışmış kafamla düşünüyorum da, deney tüpü ile bir çok içki shotlayabilirsiniz. Klasik tekiladan tutun, votka, viski, kokteyller, hatta rakı bile. Shot bardağı ile içki içme olayına girdiğinizde adamı en bayan nokta her seferinde bardağa servis yapmaktır. Bir yerden sonra kafanız güzel olmaya başladığında bardağı tutturamayıp masaya ya da bara döküp saçmaya başlar, içkiye günah edersiniz!

Ancak deney tüpleri öyle mi? Siz bir kimya laboratuvar malzemeleri satılan mağazaya (toptancı?) gitseniz, bir stantta en az 12 ila 18’li set halinde deney tüpleri alabilirsiniz. Bu da ne demek? Doldurun bir 14’lü deney tüpü standınızı, alın size kafanız ayıkken hazırlanmış, uğraştırmayan 14 adet shot!

Bu fikir tabiiki bana özgü değil. Yıllar boyunca birçok kişinin aklına gelmiş ve hali hazırda uygulamada olan bir servis şekli zaten. Benim hiç beklemediğim bir yerde, Cunda UNO restoranda karşıma çıkmıştı. UNO’da limonçello isterseniz (Bkz.Limoncello Tarifi) size bir buz kovası içinde deney tüplerine doldurulmuş shotlar geliyor. Hoş bir anı olarak kaldı bu bende…

Kendi evime çıkabilirsem birgün eğer, mutfak dolabımda kesinlikle olacak birşeydir bu deney tüpleri =)

Zeki Müren Sanat Müzesi

Liseyi bitirdiğimden beri her sene 2-3 kez kesin Bodrum’a giderim. Ben sosyetikler gibi Bodrum’un pek Türkbükü kısmına değil de, daha turistik kısmı olan Merkez ve Gümbet tarafına takılmayı tercih edenlerdenim. Yıllardır sanat müzesine çevrilmiş olan Zeki Müren’in evine gitmek isterdim ama evin tam olarak nerede olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Burayı ziyaret etme isteğim Alkışlarlayaşıyorum.com’un sahibi Mesut Bahtiyar’ın müzedeki Zeki Müren heykeli ile çekildiği fotoğrafı görünce daha da artmıştı. Ancak her seferinde bu evi aramayı, bulmayıp hep unutuyordum.

Taaki bu sene 29 Ekim haftasonu yaptığım Bodrum kaçamağına kadar. Tatilin son günü, İzmir’e dönmeden burayı bulmayı kafayı koydum ve tuttum Halikarnas civarının yolunu. Ha sorsaydım tahminen anında gösterirdi Bodrumlu biri ama benim adres sorma gibi bir alışkanlığım yoktur. Kendim arar ve bulurum! Netekim buldum da. Uzaktan paşamın heykelini gördüm, elini kaldırmış beni selamlıyordu. Yengenizle müzekartlarımızı kullanarak beleşten girdik sanat müzesine dönmüş Zeki Müren Paşanın evine.

2 katlı, mütevazi bir Bodrum evi burası. Girişten hemen sağda bir salon, solda mutfak, bir arka teras, üst katta yatak odaları. Evin odaları tamamen orjinal tutulmamış. Bazı odalar Zeki Müren’in İstanbul’daki evinden olduğu gibi taşınıp, Bodrum’daki evine yerleştirilmiş. Herbir odada açıklama görmek mümkün. Duvarlar Zeki Müren’in fotoğrafları, ödülleri, aldığı hediyeler ile süslü. Sahnede giydiği bir çok özel nakışlı, elişçilikli elbiseleri asılmış.

Paşamın İstanbul’daki oturma odası olduğu gibi karşımızda. Kendisi nazara çok inanırmış, o yüzden hep nazar boncukları ve nazar boncuklu süslemeler görmek mümkün. Paşamızın yatak odası da olduğu gibi korunmuş. Bir oda olduğu gibi aldığı ödüllerle dolu. Bir oda tamamen sahne kıyafetleri.

Bir odanın duvarları gazinolarda, sahnede, oynadığı filmlerde çekilmiş fotoğraflar ile bezeli. O odada Zeki Müren’e atılan hayran mektupları var. Paşa bütün aldığı mektupları saklamış. Türkiye’nin hatta dünyanın 4 bir yanından mektuplar var. Ve öyle bilgisayardan çıkma, ya da düz beyaz bir kağıda basitçe yazılmış mektuplar değil bunlar. Hayranları paşaya yakışır bir şekilde süslü kartlara, hatta kendi el emekleri ile süsleyip, boyadıkları kağıtlara birbirinden ilginç mektuplar yazmışlar.

Evi gezerken her odada Zeki Müren’in şarkılarını dinliyoruz. Uzaklardan sesleniyor bize bu ülkenin gelmiş geçmiş en başarılı, yetenekli, beyfendi sanatçısı, sanat güneşi bizlere…

Rahat uyu sen paşam, belki rüyalarda buluşuruz.

Zeki Müren Sanat Müzesi Fotoğrafları yengeniz tarafından çekilmiştir

Eyvah Eyvah 2

Geçen sene Eyvah Eyvah filmini 2 kere izlemiştim, ikisinde de kahkahalara boğulmuştum. Filmin 2.sinin geleceğini duyduğumda da yine böyle bir beklentiye kapıldım. Vizyona girdikten 1 hafta sonra izleme şansı buldum. O 1 hafta içinde filmi izleyen herkes kahkahalarla yarıldığını, ilk filmden daha çok güldüğünü söyleyince, benim bu filmden beklentim gittikçe katlandı.

Çok boktan bir iş günü sonrasında, yorgun bir halde Eyvah Eyvah 2 filmini izledim. Belki ben havamda değildim, belki çok yorgundum, belki beklentilerim çok fazlaydı. O kadar çok gülmedim. Gülmedim derken komik değil demiyorum. Film komik, komik olduğu kadar Ege havası var. İnsanda izledikçe malı mülkü satıp, bir Ege kasabasına yerleşme isteği uyandırıyor. Huzur var. Ve o huzur sizin yüzünüzde tebessüm oluşturuyor.

Ama ben ilk film kadar gülmedim. Sorun film değil ben de olabilirim… Dediğim gibi çok kötü bir ruh halinde girdim sinemaya.

Filmde Ege ve Trakya insanının rakı sevdası iyice vurgulanmış. Rakısız eğlence olmaz, burada da rakısız hiçbir sahne geçmiyor neredeyse =) Televizyonda nasıl yayınlayacaklar merak ettim bu kadar çok alkollü ve sigaralı sahne ile =)

Geçen filmde Fasülye şarkısı vardı, yine bu filme özgü bu sefer Çuval şarkısı var. Çok hoş ve filmin konusuna cük diye oturmuş bir şarkı. Ata Demirer’in zaten sesine diyecek birşeyimiz yok, çok da güzel öttürmüş zurnasını.

Özge Borak çok duru bir kız. Her Türk erkeğinin evlenebileceği ölçüde. Ne çok aşırı güzel, ne aşırı tepkili, genelde güleç ama yeri geldi mi hüzünlü, gözü yaşlı. Huzur veren, tipik Türk erkeğinin evlenemek için öldüreceği bir hatun karakteri ile karşımızda kendisine aşık ettiriyor.

Ama bir babası var ki. Şu şarkıyı söylettiriyor adama:

Zenofobi

Zenofobi kendinden farklı, yabancı olan şeylere duyulan korkudur. Irkçı olmak zenofobinin uç bir sonucudur. Kendinden farklı olana aşırı derece tepki gösterip, paranoya derecesinde kendisine zarar vereceğini düşünerek kendini korumak için şiddete başvurulur. Bunun sonucunda tecrit, hatta soykırım bile gerçekleştirilebilir. Azınlıklar ve göçmenler bu tür zenofobinin mağdurlardır.

Ancak zenofobi herzaman etnik kökenli değildir. Mesela bilimkurguda zenofobi dünya dışı varlıklara karşı duyulan korku olarak kullanılır. Uzaylılar tehlikelidir, canımıza ve dünyamıza kastları vardır ve de zeki olmalarına rağmen hep çirkindirler.

Bir diğer tür zenofobi ise kültürel kökenlidir. Muhafazakar kesimde bu tür zenofobi daha çok gözlemlenir. Her milletin kendine has yüzyıllarca boyunca oluşmuş bir kültürü vardır. Ancak küreselleşme ile birlikte bütün dünyadaki bu kültürler, bütün kültür tarihinde görüldüğünden daha hızlı bir şekilde kesişip, karışıp, birbirinden etkilenmektedir. İşte muhafazakarlar bu kültürel etkileşim sonucu farklılaşan kültüre karşı bir korku duyarlar.

Mesela ülkemizde en çok kültürel zenofobiye maruz kalmış olanlar metal ve rock kültürünü benimsemiş olanlardır. 1980’lerden beri bu kültürel akımın destekleyicileri “kız gibi saçlı”, “satanist“, “kedi yiyen” gibi çeşitli ithamlar altında bırakılıp uzak kalınarak tecrit edilmek istenmiştir.

Yine Aleviler de, çok azınlık olmamalarına rağmen sünni çoğunluk tarafından baskıya maruz kalmış, kendi içlerine kapanmaları sağlanarak, gizli saklı, tecrit olmaya mahkum bırakılmışlardır.

Dünya çapında ortaçağdan beri çingeneler hep hırsız, katil, tehlikeli olarak görülmüş ve hep kovulmuş, katledilmişlerdir.

Yine ortaçağdan beri Türkler Avrupa coğrafyasında katil, barbar, cahil olarak tanımlanmış ve Avrupalılar tarafından hiç istenmemiştirler. Bu Avrupalı insanların bilinçaltında halen sürmekte olan bir zenofobidir.

1950’lerden sonra, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de komünizm siyasi görüşünü savunan solcular, sağcı ve muhafazakar çoğunluk tarafından korku duyulan bir grup olmuştur. “O komünist görüşme”, “Komünistler ülkemizi ele geçiriyor” gibi düşünceler ile birçok suçlu ve suçsuz insan tutuklanıp, dövülmüştür.

21.yy’da kültürlerin etkileşimi, iletişim teknolojilerinin gelişimi ile küçülen dünya ile insanlar, ırklar, farklı kültürler birbirleri ile etkileşime girip, birbirlerini daha iyi tanıma ve anlama şansına erişebiliyorlar. Doğru bilgiye insanoğlu daha kolay ulaşmayabaşladıkça, beyinlerin önüne örülen ön ve kesin yargı duvarları yavaş yavaş yıkılıyor.

Ne demişti Mahzun Kırmızıgül 1995 senesinde söylediği Kardeşlik Türküsü’nde? Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye. Yaşamak dururken bu kavga ne diye.