Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Tiyatro Kedi’den Kibarlık Budalası

Kibarlık Budalası isimli tiyatro oyunu ünlü Fransız tiyatro yazarı ve oyuncusu Moliere’in 1670 yılında komedi-bale olarak yazılıp, ilk olarak 14 Ekim 1670’de Château de Chambord’da dönemin Fransız Kralı 14.Louis’in önünde sahnelenmiştir. 17.yüzyılda sonradan görme, cahil bir zengin olan Mösyö Jourdain’in kibar bir asilzade olmak için verdiği komik çabalamarı konu alan ve tiyatro klasikleri arasında yer alan bu oyun, yurdumuzda da birçok lise tiyatro kolu tarafından her yıl sahnelenmektedir.

Mart 2008’den Tiyatro Kedi ekibi tarafından da Türkiye genelinde sergilenmekte olan Kibarlık Budalası oyununu geçtiğimiz hafta İzmir’de izleme şansına eriştim. Haldun Dormen, Ebru Cündübeyoğlu, Atılgan Gümüş, Özlem Çakar, Abdül Süsler, Elif Çakman, Dilek Aba, Oral Özer ve Erez Ergin Köse gibi değerli oyuncular tarafından sergilenen oyun bir klasik ve bir üstad izleme zevkinden öteye gidemedi bende.

Oyuncular değerli. Haldun Dormen’den bahsetmiyorum bile. Ebru Cündübeyoğlu’nu herkes bilir. Deliyürek, Koçum Benim, Omuz Omuza, Kuzey Rüzgarı ve Yalancı Romantik isimli dizilerle yıldızı parlayan oyuncu, Kibarlık Budalası’nın basit ama önemli bir karakteri olan Hizmetçi’yi canlandırıyor. Atılgan Gümüş’ü 2007 senesinde “Benden Baba Olmaz ve şu anda Papatyam dizisinin Erdem’i olarak ekranlarda gördük. Çok oyunculuk gerektiren dizilerde görmediğimiz Atılgan Gümüş, Kibarlık Budalası’nın en önemli karakteri Kont’u çok başarılı bir şekilde canlandırmış. Özlem Çakar’ı Tarık ve Diğerleri, Sihirli Annem ve Acemi Cadı gibi dizilerden, Oral Özer’i de Arka Sıradakiler’den Sedat olarak tanımaktayız.

Haldun Dormen’in çok yaşlandığını görüyoruz bu oyunda. 82 yaşındaki usta oyuncu, geçirdiği yüz felcinden sonra sahnelere bu oyun ile geri dönmüştü. Ancak yüz felçi ve ileri yaşı konuşmasını ne yazıkki bozmuş Dormen’in. Sözlerini, cümlelerini yuvarlayarak söylüyor, bitiriyor, anlamanız için dikkatli bir dinleyici olmanız gerekiyor. Sahnede hala ayakta ve canlı ama sesini kısmış yaşlılık. Bu yüzden oyun mikrofon ile oynanıyor. Tiyatro izlemeyi sevenler için mikrofon biraz hayal kırıklığıdır.

 

İnternette bazı yorumlarda Ebru Cündübeyoğlu’nun Hizmetçi gibi çok oyunculuk gerektirmeyen karakteri abartarak oynadığı hakkında yorumlar okudum. Katılmıyorum açıkcası. Ebru Cündübeyoğlu iddialı bir oyucu ve canlandırdığı her karakteri kendinden birşeyler katarak canlandırması çok doğal. Cündübeyoğlu gerektimi yerlerde şekilden şekile girerek sürünüyor, bağırıyor, çağırıyor, erkek gibi gürlüyor. Yerim kedi canını ben onun…

Atılgan Gümüş’ün karizmatik ve tok sesi hoşuma gitti. Dolandırıcı da olsa Kont sıfatına sahip biri gibi kendine güvenli, gürleyen, düzgün konuşan biri. Çok hoşuma gitti gitmesine ama içimden acaba Kon’tu Tarık Pabuççuoğlu nasıl canlandırdı diye de merak etmedim değil.

Oyunun afişinde dikkatinizi çektiyse Tarık Pabuççuoğlu ismi de geçiyor. Esasında Kont karakterini Tarık Pabuççuoğlu canlandırıyordu. Kendisini bilmeyenler için Hayat Bilgisi’nin Amil Müdürü, İkinci Bahar’ın Vakkas’ı, Papatyam’ın Taylan’ı, Yerden Yüksek’in Taylan’ı dersem yeterli olur herhalde! İnternetteki bütün oyun ile ilgili resimlerde onu resmi var. Acaba kendisi bu oyundan ayrıldı mı yoksa dizi çekimlerden turnelere zaman ayıramıyor da onun yerine Atılgan Gümüş yedek oyuncu olarak mı oynuyor bilemedim. İntenette de araştırdım ama ne yazıkki bu konu hakkında bir bilgi yok. Tarık Pabuççuoğlu tam bu Kont karakterini canlandıracak adam. Bütün dizilerde kötü, hilebaz, düzenbaz karakterleri canlandırmakta. Usta oyuncu bu karakteri havada karada uçururdu. Göremedik ne yazıkki.

Kibarlık Budalası oyununa yine de gitmenizi tavsiye ederim. Haldun Dormen gibi bir üstadı sahnede görmek güzel bir deneyim. Klasik bir oyunu görmüş olursunuz. Her yıl turneye çıkıyorlar. Yakalayın!

Bilgisayara Uzaktan Kumanda

Resmini görmüş olduğunuz PC uzaktan kumandası benim evdeki tembel hayatıma tembellik kattı. Evde DVDler olsun, DivX dizi ve filmler olsun masaüstü PC’imden izlemeyi tercih ediyorum. Yatağımın karşısında duran PC sayesinde akşamları yatağımda şekilden şekile girerek izliyorum izleyeceklerimi.

Ancak işin en can sıkıcı kısmı, bölüm bittiğinde, ya da izlediğimi durdurup, kapatıp, full ekran yapmak için sıcak yatağımdan kalkıp PC’nin başına geçerek bu işlemleri yapmak. Çok üşeniyorum iki saniyelik mouse-klavye işi için yerimen kalkmaya. Git kendine kablosuz klavye-mouse al diyenleri duyar gibiyim. Napıcam yatakta onlarl mı takılıcam sıkıcı birşey o aletler hiç sevmem =)

İşte imdadıma birgün sürekli alışveriş ettiğim Hong Kong Çin sitesi olan DinoDirect yetişti. Posta ücreti dahil 8,99$’a sattıkları USB 2.0 PC Computer Remote Media Center Control ile yerimden kalkmadan bilgisayardaki bütün işlerimi hallediyorum.

Alet çok kolay, en salak insanların kullanabilmesi için yapılmış. Kumanda alıcısını USB’nize takar takmaz kendini kuruyor. (En azından Windows Vista’da) Alıcınızı kumandanın göreceği bir yere sabitleyip, kumandanızla İnternet-Eposta açabilir, farenizi 4 yöne hareket ettirebilir, sol-sağ tıklmaları yapabilir, açık pencereyi kapatabilir, Media Player’ı açıp play-pause-tam ekran işlemlerini tek tuşla yapabilir, filminizi ileri geri sarabilir, sesi artırıp azaltıp kapatabilir, masaüstünü görüntüleyebilip, istediğiniz klasör ve sürücülere kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Tam bir Bezgin Bekir buluşu. Tavsiye ediyorum, Hong Kong’dan sipariş ettiğiniz takdirde PTT ile 8,99$’a 3 hafta içinde evinize teslim edilecektir.

Çizgi Film Kahramanlarının Rahatsızlıkları

DOMUZ PORKY – Parkinson Hastalığı

Bir kişide Parkinson’dan şüphelenmemize sebep olacak ne varsa Domuz Porky de var. Dizlerini çarpıtarak duruşu, heyecanlandığı ya da sinirlendiği zaman konuşamayacak kadar kekeme bir hale gelmesi, kambur duruşu ile Parkinson hastalığı başlangıcı belirtileri gösteriyor.

SAFİNAZ – Anoreksi

Safinaz kürdan gibi vücudu ile zayıflıktan kırılıyor. Her zaman için görünüşüne ve güzelliğine aşırı önem verip, takıntılı olduğu görünen Safinaz, genetik olarak el ve ayaklarının büyüklüğüne bakıldığında daha kilolu olması gerektiği anlaşılıyor. O boy ve el ayak yapısı ile doktorlar Safinaz’a anoreksi teşhisi koyarlar.

SPEEDY GONZALES – Amfetamin Bağımlılığı

Meksika’nın en hızlı faresi Speedy Gonzales. Amfetamin bağımlılığı çekenlerde görülenler hızlı kalp atışı, patlak gözler, hızlı konuşmalar ve yerinde duramadan oradan oraya koşturmaların hepsi Speedy’de mevcut. Kesin kullanıyor bu manyak fare!

DAFFY DUCK – Hiperaktivite

Daffy Duck bütün ördekler arasında en çılgın ördeklerden biridir çizgi film kahramanları arasında. Her bölümde bir amaca ulaşmaya çalışan Daffy her seferinde başka dikkat dağıtıcı şeylere dalıp, asıl yapmaya çalıştığı şeyden uzaklaşır. Konstrasyon sorunu çok =)

TEMEL REİS – Jigantizm

Büyüme hormonunun fazla salgılanmasından ötürü görülen devlik-jigantizm hastalığı tam olarak olmasada Temel Reis’de kısman görünüyor. Boyu uzun olmasa da kısa bacakları ve uzun vücudu ve kolları ile görünen orantısızlık bir belirti. Ayrıca ıspanak yemediği zamanlarda yaşadığı halsizlik güçsüzlük de jigatizm hastalığı çekenlerin bolca yaşadığı bir durum.

YOSEMITE SAM – Kontrolsüz Öfkelenme – Yaşlılık Öfkesi

Kontrolsüz öfkelenme bir başka deyiş adı ile yaşlılık öfkesi adından da anlaşılacağı gibi yaşlı insanlarda bolca görülen, ufak tefek şeylere gereksiz tepki gösterip sinirlenme durumudur. Halk arasında “Dedenin şekeri yüksek galiba asabiyet yapmış” derler. Aynı şekilde Yosemit Sam’de çok çabuk harlayıp sinirlenen, sinirlenince oraya buraya kurşun saçan bir karakter.

EEYORE – Narkolepsi

Narkolepsi, gün içinde olmadık zamanlarda uykuyadalmasına sebep olan bir nörolojik rahatsızlık. Narkolepsi rahatsızlığına sahip olan insanlar gün boyunca yavaş ve ağır hareketlerde bulunur, her an uyuyabilir gibi uyuşuk olurlar. Yavaş ve ağırdan konuşurlar. Aynen Eeyore değil mi?

PEPE LE PEW – Cinsel Bağımlılık

Bu kokarca Pepe Le Pew için cinsel bağımlı demek hafif kalır, bildiğin cinsi sapık. Pepe Le Pew’in aklında sürekli çiftleşmek, çiftleşmek için bir eş ve aşık bulmak için arayışta. Bu arayışı, bağımlılığı yüzünden diğer birçok şeyi göremiyor. Hatta genellikle üzerine badana boya çizilmiş bir kediyi bile kendi cinsi sanıp hep çakmaya çalışıyor =)

TAZMANYA CANAVARI – Şiddeli Ruhsal Değişim

Tazmanya Canavarı dengesizin önde gideni. Bazen çok sakin makul bir yaratık iken bir anda ya canı yandı diye, ya birşeyi başaramadı diye krize girip, sinirlenip fırfır dönerek çıldıran bir canavara dönüşüyor. Bu anlık dönüşümleri sonucunda yine bir anda sakinleşip normalde dönüyor.

MARVIN – Napolyon Kompleksi

Marvin çok bilinen bir karakter değil. Kendisi Marslı ve tek amacı dünyayı yoketmek.  Napolyon kompleksi, bazı yönleriyle kendini eksik bulan bir insanların , büyük bir başarı elde ederek bu yönlerini bastırmak istemelerine verilen addır. Genellikle kısa boylu insanlarda görülen bir komplekstir. Marslı Marvin de ufak tefekliği ile koskoca dünyayı havaya uçurarak kendini tatmin etmek istiyor.

SYLVESTER – Tıslayarak Konuşma

Bu da tıpta bir rahatsızlık olarak nitelendiriliyor. Bazı insanlarda hiç farkedilmeyen bir konuşma bozukluğu iken, bazılarının sosyal hayatını çok etkileyen bir bozukluktur. Kimileri psikolojik olur, kimileri ise fizikseldir, ağız bozukluğundan kaynaklanır ve ameliyat ile giderilebilir. Kedi Sylvester’in da tıslayarak konuştuğu bir gerçek. Ama bu ona çok yakışıyor. Hatta onu komik bile kılıyor =)

Avatar: The Last Air Bender

Bence Avatar the Last Airbender çizgifilmi bizim neslimiz için Voltran, Robotech, Ninja Turtles, Power Rangers ya da Transformes ne ise, şu anda büyümekte olan nesil için o kadar önemli bir seridir. Ben her pazar sabahı kahvaltımdan sonra CNBCE’de dublajlı da olsa bu çizgifilmi takip etmeye bayılıyorum. Türkçe dublajı çok başarılı, hatta alıştığınız zaman orjinalinden zevk alamaz bir hale geliyorsunuz bu dizinin.

Avatar the Last Airbender, yani Son Hava Bükücü Avatar, J.R.R.Tolkien’in Ortadünyası gibi bir dünyada, 4 ırkın birarada yaşadığı bir yerde geçiyor. Bu 4 ırk, farklı farklı kabilelerden oluşmakta. Her ırkın kendine has bükücülük denilen mistik bir gücü, özelliği bulunmaktadır. Bu ırklar kültürleri doğrultusunda, bu özel güçlerini bilge bir şekilde geliştirip, kuşaktan kuşaktan aktarmaya, huzur ve barış içinde bir dünyada yaşamaya devam ediyorlardı. Taaki aç gözlü Ateş Kralı’nın bütün dünyayı ele geçirip, bütün dünyanın kralı olmak istemesine kadar. Güçlü teknolojik savaş aletlerine sahip olan Ateş Ulusu bütün ırklara savaş açıp, yavaş yavaş bütün dünyayı ele geçirmeye başladığı bu dönemde, 4 bükücülük gücünü de kullanmayı başarabilen nadir insanlardan olan Avatar 100 yıllık kayboluşundan sonra Aang adında bir çocuk olarak yeniden dünyaya döner.

Henüz eğitimini tamamlamış, 4 gücü de kullanma gücü olmasına rağmen henüz hiçbirinde ustalaşmamış olan Aang’in Ateş Kralı ile karşılaşıp dövüşerek bu savaşa son vermeden önce bu 4 bükücülük sanatını da öğrenip ustalaşması için dünyayı dolaşmasını konu alan bu macera tam 3 sezon boyunca heyecanlı bir şekilde sürüyor.

Konu 3 sezona yayılmış birçok maceradan oluşunca böyle bir çizgifilmin filmini çekmek öncelikle yetenekten çok cesaret ister. Bu filmin ilk fragmanını sinemada izlediğimde ve M.Night Shyamalan’ın yönetmen koltuğunda oturduğunu görünce hiç bu kadar boktan bir film çekeceği aklımın ucuna gelmemişti. Kendisinin Lord of the Rings kitaplarını büyük bir başarıyla filmlere uyarlayan Peter Jackson misali bu işin altından kalkacağı konusunda hiç şüphem yoktu.

Ama film tam bir hayal kırıklığı. Karakter için oyuncu seçimleri bence başarısız. Eblek keltoş bir çocuktan Aang, Hintli Slumdog Milyoner’den Prens Zuko bence olmamış. Sokka ve Katara‘yı canlandıran oyuncularında o hissiyatı izleyiciye veremediklerini söyleyebilirim. Ayrıca filmdeki diğer Ateş Ulusu karakterlerinin çoğu da Zuko gibi Hindu oyunculardan seçilmiş. Shyamalan doğulu vatandaşlarımız gibi acaba iş yaparken kendi ırkdaşlarını da işe alıp onları mı koruyup kollamaya başladı merak ettim doğrusu. Bükücü dünyası değil Hindistan’a dönmüş filmin geçtiği dünya mübarek! Ama film ile ilgili tek boktan şey keşke bu karakter seçimi olsaydı.

Filmin senaryosu izleyiciyi sarmıyor. O havaya sokamıyor. Karakterler filmin başından itibaren geliştirilip, oluşturalamıyor. Konuyu hiç bilmeyen bir izleyici filmdeki karakterleri yüzeysel olarak bile anlayamaz. 1.Kitap hikayesi çabucak anlatılıp geçiyor 100 dakikada. Koskaca 1 sezonluk çizgifilmin hızlı bir özeti gibi.

Tek elle tutulur yani bükücülük özel efektleri diyeceğim ama 21.yüzyılda filmlerin özel efektleri bence övülecek bir özellik değil. Bugün Türk sineması bile özel efektler ile 16.yüzyılın İstanbul’unu gözlerimizin önüne serebiliyorken, Hollywood sinemasının iki hava iki su ve toprak bükücü efekti yapması çocuk oyuncağı.

Yazık olan bir başka talihsizlik ise Avatar isminin, bu filmden 1 sene önce mavi Şirinler kılıklı uzaylılar ile özdeşleşmesi oldu. Bu yüzden filmin adında ticari olarak Avatar değil, The Last Airbender’ı kullanmak durumunda kaldılar.

Film IMDB’de 10 üzerinden 4.5 alarak gelmiş geçmiş en kötü filmler arasında yer aldı. 150milyon dolarlık bütçesine karşılık 131milyon dolarlık hasılatı ile iflas etti. 3 filmlik bir seri olarak düşünülürken, böyle bir boktan film üzerine devam filmlerinin çekilmesi artık düşülmüyor.

Yani anladığınız üzere M.Night Shyamalan güzelim bir çizgifilm serisinin, epik bir sinema yapıtına dönüşmesinde sıçtı batırdı hem yönetmen, hem de yazar olarak. Kendisinin kariyerine göz atarsak, ilk çıkış filmi 6.His’ten bu yana sürekli bir düşüş halinde. Sanırım bu film de onun dibi oldu. Bir daha da izlemem ben bu Hintliyi arkadaş!

Moral Bozukluğu ve 31

çocuğu boğmak
havale vermek
elden ele
arabı tokatlamak
hal hatır sormak
asılmak
manuela
cacık
kamyonu devirmek
tavşana niyet çektirmek
el arabasına binmek
çocuğu rahatlatmak
sıvaztika
baltayı bilemek
hayvanı boğmak
şakşuka
bi tek atmak
sıvaza yapm
ak
kopem
attırmak
manuel takılmak
çavuşu tokatlamak
istimla


ve tabii ki otuzbir.

nedir? strese iyi gelir. bünyenin kabasını alır, huzur da verir ama nereye kadar?

İşte böyle tanımlıyor filmin başlangıcında pek saygı değer Sezyum 31 olayını.

Moral Bozukluğu ve 31 filmi, Dirty Cheap Creative isimli reklam ve film ajansı tayfası ve Ali Yorgancıoğlu‘nun saatlerce, günlerce çekimleri süren dizileri protesto amacı ile çektiği, internetten bedava indirilebilip izlenebilen, konusu daha önce hiç ele alınmamış bir konu olan “masturbasyon” olan bir tür komedi filmi. Ali Yorgancıoğlu bir dizi sahnesinin 14 saat gibi abartılı bir saatte çekilmiş olduğuna tanık olduktan sonra “Ulan ben 14 saatte bir film çekerim” demiş, çalışmış çabalamış ve başaramayıp 18 saat gibi rekor bir sürede bu filmi çekmiş =) Tabii yoğun bir ön çalışması var filmin ama belirli bir senaryosu yok, hikaye doğrultusunda oyuncular diyalogları kendileri katmış. Kimi yerde çok doğal, kimi yerde zorlama olmasına sebep olmuş bu tabii ki ama 18 saaten bahsediyoruz! 18 saate bir film çekmiş adam!

MBV31’in hikayesi kısaca şöyle. 2 abaza arkadaş, yaş 20’lerin ortasın gelmiş olmasına rağmen henüz milli olamamıştır. Lafa geldiğinde vurmadıkları, çakmadıkları karı kalmamıştır ama gerçek 31’den öteye gidemedikleridir. Birgün aşk tanrısı Eros rüyalarına girer ve 1 hafta içinde bir kadın ile yatmazlar ise penislerini ellerinden alacağını söyler. Ve macera başlar. 1 hafta boyunca bu 2 beceriksiz, bir kadın ile yatmak için birbirinden aptal taktikler denerler =)

Filmde biz Türk erkeklerinin çok iyi bildiği argo terimler, porno kültürü ve de kadınlara karşı kullanılan komik klişeler ve sözler bulunmakta. Moral Bozukluğu ve 31 filmi çerez film olarak adlandırdığımız filmlerden. Pür dikkat, sessiz ve karanlık bir odada izlenecek değil de, eve pizza söyleyip, arkadaşlarla birkaç içki yuvarlarken muhabbet arasında izlenip kahkahalar atılabilecek filmlerden biri.

Filmi çeken ekip Dirty Cheap Creative ekibi, internette bir çok firmanın reklamını çeken başarılı bir firma. Firma genellikle internet reklamları çekiyor. Nokia, Avea, Bonus, T-Box müşterilerinden bazıları. T-Box’un o meşhur 2 saniyelik “Ooo-Aaa-Yeah T-Box” reklamını çeken ajans da kendileri. Viral reklam konusunda çok başarılı duruyorlar, internet ve sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlar. Nokia N8 serisi için N8 telefonlarını kullanarak minik bir sitcom seri çekmişlikleri bile var. Bu ekibi ilerleyen dönemlerde yine bu tarz yapılmayanı yapmış başarılı işlerde görmeyi umudediyorum.

Az kalsın unutuyordum. Filmi internet sitelerinden ücretsiz kapağı ile indirebildiğiniz gibi bir de soundtrackini de indirebiliyorsunuz MP3 formatında. Çok başarılı şarkılar var, Sezyum’un yanı sıra Ask it Why, Hipoktrat ve Onur BumBum’un hoş şarkıları bulunmakta.

Benim filmden en çok beğendiğim sahne yoga sahnesi. Elemanlar son umut olarak yogacı kızlarla özgür seks yaşamayı umut ediyorlar. Yogacı hatunlar “rahatlayın, içinizdekileri serbest bırakın” dedikçe bizim 2 hayvanın içindeki pislik boşalıyor  ve patlatıyor favori repliğim olan “meme, popo, kuku, pipi, taşşak”ı patlatıveriyor =) Çok gülüyorum bu sahneye siz de izleyin bir kuple;