Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

27 ve Satürn Dönüşü

7 Temmuz’da 26.yaşımı doldurup 27.yaşımdan gün aldım. 27 neden bilinmez tehkikeli bir yaş. Bunu Amy Winehouse’un ölümüyle bir daha hatırladım.

27 Klübü diye birşey var. Jim Morrison, Kurt Cobain, Janis Joplin, Jimi Hendrix ve Brian Jones gibi efsanevi müzisyenler 27 yaşında hayatlarını kaybettiler. Efsaneler genç mi ölür yoksa genç ölenler mi efsane olur tartışılır ancak Amy Winehouse da 27 yaşında ölerek diğer efsanelerin yanında yerini aldı.

Başkasının ölümü üzerine espiri ya da geyik yapılmaz ama insanın aklına ister istemez kendisinin de 27 yaşına girdiği gerçeği geliyor. 27 yaşın ne gibi bir özelliği var acaba diye merak edip inceden bir araştırma yaptım ve karşıma Satürn Dönüşü diye ilginç bir astronomik ve astrolojik bilgi çıktı. Satürn gezegeni güneşin etrafındaki dönüşünü tam olarak 29,5 yıllık bir sürede tamamlamaktadır. Satürn astrolojide insanın bilinçaltında gelişmemiş, kabullenemediğimiz yönlerimizin sembolüymüş. 29 yaşımıza yaklaştığımız sırada Satürn’ü konumu, bizim doğduğumuz yılki konumuna çok yakınlaşıyor. Bu evrede de toyluktan, olgunluğa geçiş dönemi yaşanıyor insanoğlunda. Ancak Saturn’ün insanların üzerinde bu yaşlarda kendini yetersiz, başarısız hissetme ve bunalıma sürükleme gibi bir etkisi olabiliyor. İşte bu yüzden de 27 ve 30 yaş araları insanlar olgunluğa geçerken bir bunalıma kapılabiliyor ve de hayatlarını sonlandırabilecek aktivitelerde bulunabiliyorlar.

Makalenin aslı Astrolojik Psikoloji uzmanı Pelin Hattatoğlu tarafından şöyle kaleme alınmış;

Satürn Dönüşü (29 Yaş)

Satürn, Jung’un “gölge” diye adlandırdığı bilinçaltımızdaki ilkel, gelişmemiş, kabullenmediğimiz yönümüzün sembolüdür. Satürn, zamanın efendisi olarak geçmişimizdir ve içimizdeki kural koyan, limitleri belirleyen ebevyn imajıdır.

Satürn, güneş etrafındaki dönüşünü ortalama 29 yılda tamamlar diğer bir değişle doğum anındaki pozisyonu ile kavuşumu 29 yaşımızda gerçekleşir. Transit eden her gezegenin natal pozisyonu ile kavuşumu çok önemlidir fakat özellikle Satürn’ün bu dönüşünde bilinçaltındaki bazı yönlerimiz aktive edilir ve karşı karşıya geldigimiz problemlerin yarattığı sıkıntı ve çabalamalarız neticesinde karakterimize gelişme potansiyeli doğar.

29 yaş civarında yetersiz olduğumuz veya bir illüzyon ile kendi içimizde abarttığımız yönümüz ile yüzleşiriz, aile bağlarımız ve geçmişten ödünç aldığımız değerleri sorgularız. Satürn’ün kendi natal pozisyonuna döndüğü bu yaşın hemen öncesi hayatımızda bir yıkım, bir çözülme, bir yanılsama yaşanır. Tek taraflı olarak algılanmış, yanlış veya tam anlamadığımız kişiliğimiz zor ve depresif bir dönem geçirir. Bu zor dönem psikolojik çocukluğumuzu üzerimizden atmak, gelişen kişiliğimizi geçmişin etkisinden kurtarmak için gereklidir. Ancak böylece hayatımıza geçmişimizin, çevremizin, ailemizin ve gölgelerimizin bir ürünü olarak değil bir birey olarak devam edebiliriz.

Bilinçdışımızdakini dışarıya yansıttığımız için bu dönemde ilişkilerimizde zorluklar yaşamamız doğaldır. Daha önce yapılan birçok evlilik bu yaşlarda çözülür veya zorlanır. Kişi kendi karanlığı ile karşı karşıya geldiğini farketmeyip bütün tatminsizliklerinden eşini sorumlu tutar. Eğer bu evlilik kişiye şimdi yanlış ve yetersiz gelen daha önceki değerlerine dayanıyorsa bu dönemde bitebilir.

Bazen gölgemiz ile bu karşılaşmaya çaresizliklerimiz ve aşağılık komplekslerimiz eşlik eder. Çok eskilerde, çocuklukta bıraktığımız yaralar ve endişeler birden su yüzüne çıkar. Kendimize olan güvenimizin sandığımızdan daha kırılgan olduğunu fark ederiz. Kişi kendini tanıyamaz olur, başkalarında eleştirdiği, ayıpladığı ne varsa kendi içinde onların varlığını veya ihtiyacını farkeder. Sorgusuz, sualsiz inandıklarının yanlışlığını veya yetersizliğini görmeye başlar.

Bu dönem öncesi yapılmış evliliklerin çözülmesinin yanısıra bu etki altında birçok evlilik planlanır yada gerçekleşir. Evliliğin getireceği güvencenin, bu çocukluğun sona erişinin farkındalığı ile gelen bilinmeyen bir geleceğin karşısında yaşadığımız çaresizliğe çare olacağı düşünülür. Evlilik, zihnimizin karmakarışık olduğu bu dönemde bize destek olur. Bu evlilikler yanlış demek degildir, belki de gereklidir, fakat kişinin olayların ardındaki gerçek nedenleri görmesi her zaman daha sağlıklıdır.

Sonucu ister mutluluk veya mutsuzluk olsun bu dönem ve öncesi yapılan evliliklerin çok azı tam ve açık bir bilinç ile yapılır. Diğer bir değişle bu evliliklerin çok azı bilinçdışındaki çaresiz, bağımlı, bir illüzyon etkisi altında olan iki çocuğun evliliği değil de bilinçli ve sorumlu iki olgun bireyin evliliğidir.

Her Satürn geri dönüşü yaşananlar evlilik veya ilişki ile ilgili değildir. Satürn’ün doğum haritasındaki yeri hangi alanda bu tecrübelerin kendini göstereceğini anlamamıza yardım eder. Örnegin bu yıllar iş hayatımızda artan tatminsizlik hislerini, yanlış mesleği seçtiğimizin farkındalığını da getirebilir. Bütün bu olayların temelinde kişi kendinin gizli efendisini farkeder bu da kişinin “gölgesidir”. Gölgemiz, doğal yeteneklerimizi kendi amacı için kullanmıştır. Bu bilinçdışımızdaki gelişmemiş çocuğun farkına varmadan malesef kendi seçimlerimiz doğrultusunda yaşamak yerine bazı büyük ideallerin maşası oluruz.

Bütün bu olayların şiddeti 29 yaş civarı ne kadar bağımsız bir birey olduğumuz ile alakalıdır. Olgunluk ile karşılayacağımız her Satürn dönüşü olumlu bir değişim, kendimizin daha çok farkına varmak ve hedeflerimizin konsolidasyonu için birer fırsattır. Bu önemli açılar döneminde yaşadıklarımızı iyi kullanamaz ve idare edemezsek elimizde olan herşeyin yıkımı ile karşılaşmak içten bile değildir. Ancak, kişinin bu yıkılanların kendi değil, kendi olduğunu zannettiği insanın hayatı olduğunu iyi anlaması gerekir.

Bu dönem bazıları için çocuğunun doğumu ardından, bazıları için bir finansal çöküşün ardından, diğerleri için inandığı şeylerin çözülüşü ardından yada bir hastalık ile birlikte gelir. Bu tecrübelerin anlamı için devamlı kişinin kendisine bakmamız gerekir fakat bu değişim Satürn dönüşünde yaşanıyorsa mutlaka bilinçdışındaki gölgenin bilince entegrasyonunu içeriyordur.

Satürn dönüşünün tecrübeleri natal Satürn’ün hangi evde olduğu ile alakalı olabilir. Örneğin 7. ve 8. ev ilişkiler, 10. ev amaçlar, kariyer hedefleri, 9. ev dünya görüşü, 11. ev sevgi ve ilgi ihtiyacını işaret eden konular çerçevesinde gelişir. Bazen çesitli alanlardaki tecrübeler aynı değişime neden olur.

Satürn’ün kökleri derindedir bu yüzden bu tecrübeler kalıcı etkiler yaratır. Eski maske atılır yerine gerçek –çoğu zaman idealden daha az mükemmel- yüz ortaya çıkar. Bu yüzü ne kadar kabülleneceğimiz, egomuzun onu nasıl algılayacağına bağlıdır. Genelde “gölge” yönümüzü kolay hazmedemeyiz fakat o bizim realitemizdir ve hayatımıza onu entegre etmemiz gerekir. Kişi kendinden başkası olamaz, bu gerçeği gönüllü olarak kabullenmezse, olaylar karşısında gönülsüzce kabullenmek zorunda kalır. Egomuzun bilinçdışımız ile işbirliği yapma veya yapmamasının sorumluluğu da sadece bizdedir.

Kaynak: http://www.pelinhattatoglu.com/turkish/articles/articles_iki%20onemli%20donem.htm

Leyla ile Mecnun

Hayır o klasik Leyla ile Kays (Mecnun) hikayesinden bahsetmeyeceğim, zamanında o ve onun gibi birçok trajediyi bir yazımda anlattım sizlere. (Bkz.Mutlu Aşk Yoktur Çünkü Aşk Istıraptır) Ben size modern çağın Leyla ile Mecnun’undan, TRT1’deki o efsanevi dizinden bahsedeceğim.

Bu dizi son yıllarda izlediğim en mavra dizilerden biri. Diyaloglardaki geyik seviyesi inanılmaz kaliteli. Sosyal medyada “meme” olmuş söz kalıplarından, videolardan tutun, absürd durumlar, davranışlar, toplum içinde klişeleşip de farkına bile varmadığımız saçma davranışları tiye alan komik bir dizi.

Hikayeye özet geçmek gerekirse,

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, hastanedeki yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin “doğar doğmaz birbirlerini buldular” demesiyle, beşik kertmesi yapılan çift, isimlerini efsane âşıklar “Leyla ve Mecnun” dan alırlar…
Leyla ve Mecnun’un beşik kertmesi yapılmasının üzerinden yirmi beş yıl geçmiştir. Leyla İstanbul Üniversitesi’nde, Mecnun ise Açık Öğretim’de okumaktadır. Her ikisinin de birbirlerinden haberi yoktur. Bir sabah, ailesi Mecnun’a durumu anlatır ve Leyla’yı istemeye giderler. Mecnun bu durumdan rahatsız olsa da ailesinin zoruyla Leyla’nın evine gider. Uzun süredir görüşmeyen iki ailenin tartışmasıyla sonlanan ziyarette Mecnun, Leyla’yı görmüş ve görür görmez de âşık olmuştur. Mecnun Leyla’nın peşinden koşmaya başlar. Onunla tanışmak ve onu etkileyebilmek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında Aksakallı Dede’yi görür. Ancak Aksakallı Dede’nin rüyalarından çıkıp Mecnun’la beraber yaşamaya başlamasıyla durumlar iyice karışır.

Bir diziyi kelimelerle övmek yeterisiz kalır hep. O yüzden sizlere videolar ile göstereceğim. Benim burada özellikle övmek istediğim oyunculuklar. Dizinin kadrosu çok kuvvetli. Ahmet Mümtaz Taylan, Asuman Dabak ve Köksal Engür’ü burada anlatmaya, övmeye gerek bile yok. Onların her yaptığı işte zaten hastasıyız. Ahmet Mümtaz Taylan’ın canlandırdığı baba İskender, Türk televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en manyak babasıdır, arızadır =) Köksal Engür’ün canlandırdığı Aksakallı Dede ise rüyalardan gerçek yaşama dönmüş dededir. Böyle bir karakter yok, bilge ve bir o kadar geyik =)

Oyunculukları ile hakettikleri popülerite seviyesine ulaşamayan Mecnun’u canlandıran Ali Atay ve İsmail’i canlandıran Serkan Kesin bu dizide döktürdükleri oyunculukları ile ne kadar iyi birer aktör olduklarını kanıtlıyorlar. Ali Atay’ı daha önce “Şapkadan Babam Çıktı”, “Eşref Saati” ve “Kılıç Günü” gibi dizilerde görmüştük. Serkan Keskin’i ise “Hırsız Polis”, “Güneşin Oğlu” ve “Mert ile Gert” gibi yapımlarda göz önüne çıkmıştı. Bu ikilinin dizidekimükemmel uyumu diziyi sürükleyici bir hale getiriyor.

Dizinin tatlı Leyla’sı Ezgi Asaroğlu ise 1987 doğumlu İzmir’li bir melek, kedi, pampiş. Kendisi daha önce birçok reklamda oynadığı için gözümüze tanıdık gelen bir isim. Reklamların dışında “Acı Aşk”, “Binbir Gece”, “Hatırla Sevgili”, “Menekşe ile Halil” ve “Emret Komutanım” yapımlarında görmüştük. Kendisinde bir Mischa Barton havası var. Duru ve yeri geldi mi soğuk, yeri geldi mi de insanın içini ısıtan bir yüzü, mimikleri var. Sesinde ise benim bazı insanlarda çok hoşuma giden hafif bir kısık çatlaklık var.

Bir de dizide ufak bir Kaan var. Kendisi kalın çerçeveli gözlükleri ile bir zıpçıktı, zeki velet. Bu karakteri canlandıran çocuk olan Ege Tanman’ın Babam ve Oğlum’daki küçük Deniz olduğunu farketmemiştim internette okuyana kadar. Dizinin kadrosu yan karakterlerine kadar bu kadar sağlam ve iyi aktörlerden oluşurken üstüne bir de bölüm bölüm katılan konuk oyuncular ile dizi yeme de yanında yat oluyor. Bugüne kadar konuk olarak Cemal Hünal, Zafer Alagöz, Önder Açıkbaş, Beyti Engin, Selin Şekerci, Kaan Urgancıoğlu, Selen Seyven, Beste Bereket, Tuğra Kaftancıoğlu gibi isimler yer aldı. Hatta bir de Türk televizyon tarihinde nadir rastlanır birşekilde Leyla ile Mecnun dizisi, Behzat Ç dizisi ile ortak bir bölüm çektiler. Ortak bölümde, bir mevzuyu araştırmak üzere Behzat Ç ve Harun, Mecnun’un mahallesine gelip herkesi sırayla sorguya aldılar =).

Bence bu dizi Türk dizileri arasında absürd komedi dalında Kaygısızlar dizisi ile birlikte gelmiş geçmiş en komik dizilerden biri. Gerek genç kadrosu, gündemi ve günün espirilerini yakalayan espiri anlayışı ve senaryosu ile daha çok 35 yaş altı ve akfif internet kullanan ve internetten doğup çıkmış geyikleri bilen kişilere hitap eden bir dizi. İlk sezonu geçen hafta itibari ile bitti, umarı reyting kaygısı taşımadan, 2.sezonda da devam eder.

Dizi oyuncularının “Cause I Got High” şarkısını “Bu Kıza Kadar” diye çevirdikleri şarkı. Dizinin konseptini esasında çok iyi anlatıyor.

Bir de komik sahne paylaşayım. Ne kadar absürd, ne kadar geyik, ne kadar mavra olduğunu anlayın;

Ayrılıklar Birer Bilek Burkulmasıdır

Bilek burkulmaları ayağınızı yere basmamanız gereken bir şekilde basıp kendi ağırlığınız ile kas ve tendonlarınızı zorlayıp, zedelediğiniz, istenmeyen, beklenmedik kazalardır. Ben ayrılıkları bilek burkmalarına benzetiyorum.

Yapılmaması gereken bir hareket sonucu anlık bir acı içinde kıvranırsınız ama bu acı çabuk geçer. Sıcağı sıcağına birşey anlamazsınız, ‘burktum geçti‘ dersiniz. Hatta tedbir olarak şişmesin, morarmasın diye buz pansumanı yapıp, kremler ile iyi etmeye çalışırsınız.

İlişkilerin doğasında da olmaması gereken bir harekettir ayrılıklar. İlk ayrılık anında biraz içiniz burkulur, belki gözleriniz dolar ancak sonra gündelik hayatınıza devam edersiniz. Hatta aklınıza getirmemek için kendinizi dışarıya atar, gezer tozar, yer içer, arkadaşlarla ya da potansiyel bekarlarla kafanızı dağıtıp, kalbinize pansuman yaparsınız.

Ancak nasıl bilek burkmalarında üzerine uyuyup uyanınca bir anda acısı vuruyorsa, ayrılıklarda da yalnız kalıp, düşüncelere daldığınız anda acısı çıkar. Acımayan yerlerinizin acıdığını hissedersiniz. Koyar adama, bir öküz oturur böğrünüze, kaldıramazsınız.

İkisininde tedavisi aynıdır. Zamanla geçer. Üzerine yüklenip, zorlamazsın bileğini, kalbini. Krem ve merhemlerle acıyı hafifletmeye çalışırsın. Arkadaşlarla, exlerle ya da yenilerle kalbinin acısını, boşluğunu gidermeye çalışırsın. Yine de şükretmek gerekir, burkulan bilek iyileşir, eskisi gibi olur zamanla. Beterin beteri var, ya bileğin kırılsaydı?

Bir Kız Tavlama Aracı Olarak Foursquare

Bu sadece Türk erkeğine mahsus mudur yoksa hangi ırktan olursa olsun erkeklerin ortak özelliğidir bilemeyeceğim ama Türk erkeğinin iletişim teknolojisinin son harikalarını kız tavlama aracı olarak kullanması değişmez bir özelliğidir. Zamanında mektuplaşmalarla başlayan bu kız tavlama teknikleri, teknolojinin durmadan gelişmesi ile sabit telefon, telsiz, çağrı cihazı, ICQ, Yonja, MSN, Xuqa, Siberalem, Facebook, BB Messenger, Whatsup’a kadar evrimini gerçekleştirmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Eminim ki ilkel dönemlerde Türk erkeği mesaj taşıyan kuşlarla, dumanlaşmayla, ulaklarla kız tavlamayı denemiş ve başarmıştır. Bundan yaklaşık 4 sene önce Türk erkeklerinin Yonja’da ne gibi taktikler ile kızları tavlamayı denediği hakkında bir deney yapmıştım. (Bkz. Yonja’da Türk Erkeğinin Tanışma Yöntemleri Deneyi) O günden bugüne inanın hiçbirşey değişmedi.

Türk erkeği iletişim teknolojilerinin son nimetlerini hep çıkarına kullanmayı bilmiştir. Buna yerleşim bazlı masum bir uygulama olan Foursquare de dahildir. Kullananlarınızın bileceği üzere Foursquare’de mesajlaşma gibi insanları iletişim içine sokacak bir sistem bulunmamakta. Sadece arkadaşlarınızın gittiği yerleri görebileceğiniz bir ekran, bir de gittiğiniz mekanda o anda bulunan insanları görebileceğiniz bir ekran bulunmakta. Bir de mekanın en sıkı müdavimi olan “Mayor”ını görebiliyorsunuz. Bir arkadaşınız sizin gittiğiniz yer hakkında bildiriminiz altında yorum yaparak size ulaşıp mesaj atabiliyor ancak. İşte bu özellik tam olarak Türk erkeğine yetiyor.

Parçalayıcı forvet Türk erkekleri olarak, 4sq’de mekan mekan bakınıp, kadınları bulup arkadaşlık teklifinde bulunuyoruz. Genelde Foursquare gibi yerini yurdunu, özelini belli eden bir uygulamayı kullanan Türk kadınları, tipiniz biraz düzgün, yaşadığınız şehir de aynı ise sizin arkadaşlık teklifinizi kabul ediyor. Çünkü Foursquare zararsız bir uygulama, ne yaşınızı, ne işinizi, ne ilişki durumunuzla ilgileniyor, ne de paylaşıyor.İşte bu noktadan sonra erkeklerimiz, hatun kişilerin yaptığı “check-in”lere iltifat ya da sataşma dolu yorumlarda bulunuyor, bir şekilde iletişimi başlatıp kurmaya, eğer Foursquare’e kaydettiyse de Twitter ya da Facebook’tan ekleşip, muhabbeti ilerleterek kızları tavlamayı deniyorlar.

Aldığım ekran görüntülerinden bu işi başaranların olduğunu görebiliyorum ve hayretler içinde izliyorum. Bunlar erkekse ben ineğim diyorum. Hatta merak bile ediyorum acaba LinkedIn gibi kurumsal kimlikler ile ilgilenen bir sosyal medya sitesinde bile bunu başarabiliyorlar mı diye =)

Mikrodalga Fırında Patlamış Mısır

Bu kış sezonum tam bir mikrodalgada patlamış mısır çılgınlığı ile geçti. Haftanın 4-5 akşamı, saat akşam 10’a geldi mi, koyuyordum mikrodalgaya bir paket mısır, patlatıyordum ve yanında gazoz, kola ya da su ile birlikte, loş ışıktaki odama gidip Merlin, HIMYM, Camelot, Family Guy ya da The Big Bang Theory’den oluşan akşamlık eğlence kürlerimi tıkına tıkına izliyordum.

Belki de bu yaz kendimde oluşan göbek çapı genişlemesinin en büyük sebeplerinden biri bu yediğim patlamış mısırlardır. İnternette mikrodalga için hazır bu mısırların zararlı falan olduğu yazıyordu ama ben hiç aldırmadım. Yok efendim ısınınca kağıdından kanserojen malzeme çıkıyormuş da şuymuş da buymuş da. Ben inanmam böyle hurafelere.  Sonuç olarak aldığım ve denediğim tüm ürünler ithal ve Avrupa ve ABD menşeili. Öldürmez bağımlılık yapar en fazla =)

(Tabii bu arada bütün mikrodalga mısırlarının ambalajlarının mikrodalga fırınların içinde, parketmiş bir Star Wars Imparatorluk Uçağına (Lambda-class T-4a shuttle) benziyor olması, her seferinde tam bir Star Wars Geek olduğumu hatırlatıyor. Bkz. Resim )

Ben bu kadar çok mısır tüketince piyasadaki bütün markaları denedim. Benim erişebildiğim markalar Pop Weaver, Popz, Top of the Pops ve de  iBop markaları idi.

Pop Weaver markası ABD’nin en meşhur mısır markalarından birisidir. 1928’den beri sırf mısır işi yapan bu firma Amerikan Kültürünün de bir parçasıdır.  Bu markayı internetten ya da ithal ürünler satan market ve şarküterilerden temin edebilirsiniz. 3’lü paketler halinde satılıyor. Yağlı, tuzlu, light ve şekerli olarak çeşitleri var.

Popz markası da 1970’lerde ABD’de ortaya çıkmış bir marka, hatta holding. Firma Avrupa’da başarılı pazarlama sonucunda çok büyümüş ve Avrupa’nın birçok noktasına patlamış mısır imalatı gerçekleştiriyor. Türkiye çapında bütün Migros’larda bu markayı bulabiliyorsunuz. 3’lü paketler halinde. Yağlı, tuzlu, peynirli, şekerli ve light çeşitleri mevcut.

Top of the Pop markası benim bu ilgim karşısında dayanamyıp, ev alışverişinde Metro Grossmarket’ten anne ve babamın getirdiği bir marka mikrodalga mısırı. Firma Bulgaristan menşeiili. İnternet sitelerinde bir çok farklı çeşidi bulunmakta ama Türkiye’de gördüğüm tuzlu ve yağlı çeşitler. Açıkcası çok lezzetliydi.

IBop ise, İspanyol gıda firması Zanuy’un piyasaya sunduğu ve Metro Grossmarketlerde bulunan bir başka marka mikrodalgada patlayan mısır. Bir tane tuzlusundan yemiş oldum. Kötü değildi ama paket olarak diğerleri gibi rengarenk ve albenili değil 🙂

Mısır mısırdır, bayat olmadığı sürece hepsi yenilebilir. Marka olarak tam olarak bir tercihim yok ama çeşit olarak genelde az yağlı ve az tuzlu olan light mısırlardan yemeye özen gösteriyorum.

Mikrodalgada mısır patlatmanın en önemli noktası mikrodalganızı tanımaktan geçiyor. Piyasada çok farklı güçlerde mikrodalgalar satılmakta. Bu yüzden de genellikle mısır kutularının üzerinde mikrodalganızın gücüne 3 ile 5 dakika arasında gibi çok gevşek bir tarif bulunmakta. Şimdi eğer mikrodalganız güçlü ise 5 dakikada bütün mısırları simsiyah küle çevirirsiniz. Eğer mikrodalganız güçlü değil ise 3 dakika tuttuğunuzda çoğu mısır tanesinin patlamamış olduğunu göreceksiniz. O yüzden ilk bir iki denemeniz hüsranla son bulabilir ama böylece mikrodalganızı tanımış olursunuz.

Benim tavsiyem bütün taneleri patlatmak adına diğer hazırda patlamış mısır tanelerini yakmamak için çok uzun süre mikrodalgada  tutmamanızdır. Mikrodalga fırını dinleyin. Eğer mısır patlama sesleri 2-3 saniyede bire düşüyorsa fırınınızı durdurun, %85 darı tanelerini patlamıştır. Ambalajından cam bir kaseye koyun, tercihinize göre üzerine tuz ekin, afiyetle yiyin =)

Bir de sakın gaza gelip tatlı mısırlardan almayın. Adamın içini inanılmaz bayıyor =)