Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Orucum, Namazım, İnancım ve Diğerleri

иконография

Bugün kimi için Ramazan’ın son günü, arife, kimisi için tatilin birinci, ikinici hatta üçüncü günü, kimi içinse tatilden önceki son çalışma günü. Benim için ise tatilimin 2.günü olmasından daha çok arife olması ilgilendiriyor.

Ben dinde baskı olmaması gerektiğine inandığım kadar, yobazlıktan uzak, dinin mantık, irade ve en önemlisi iyi niyet üzerine kurulu olması gerektiğini düşünen biriyimdir. Bu tip liberal bir din anlayışına sahip olmama rağmen kendi içimde muhafazakar biriyimdir. Oruç, cuma ve bayram namazları, abdest gibi dinin en basit güzel geleneklerinin korunması ve uygulanması gerektiğini düşünürüm ve bu yüzden kendi elimden geldiğince, aşırıya kaçmadan uygularım.

Beni yakından tanımayanlar benim oruç tutup, cuma namazı kıldığımı öğrenince şaşırıyorlar. Haklılar da. Dışarıdan görüntüm dini yaşamayan, “içen“,  “kedi” peşinde koşturan, özgür cinselliğe inanan, “pornomu serbest bırak” diyen, giyimi kuşamı ile dindar biri olarak görünmemekte. En başta “Mental Masturbasyon” isimli bir blogum var benim =) Ancak ne demişler para ile imanın kimde olduğu belli olmaz diye.

Ben 5 vakit namaz kılmasam da cuma ve bayram namazlarına giderim, haram olduğunu inkar etmeden içki içer, kandiller ve Ramazan ayında içmem, 18 yaşımdan beri her Ramazan’da tulum çıkartıp hiç borçlanmadan oruç tutarım, maddi imkanım varken zekat verir kurban keserim. Elimden geldiğince cünüp gezmem =)

Bu tamamen benim din ve yaşam görüşüm. Ben kimselere inanmıyor diye kafir demem. Oruç tutmuyor, ben içmezken o içiyor diye kınamam, laf etmem. Allah’tan onun için de birgün benim doğru bulduğum şeyleri yapmasını diler geçerim. Atalarımızın çok güzel bir sözü vardır “Her koyun kendi bacağından asılır” diye. Doğrudur. İnsan ne ederse kendisine eder. Kurbana inanmıyorsa sırat köprüsünde neye inanıyorsa ona binsin derim =)

Ben bu anlayışı gösterirken de başkalarının bana aynı anlayışı göstermesini beklerim. Beklemek de en doğal hakkımdır. Bu anlayış çerçevesinde de ciddi bir ilişkide eşimin de aynı görüşe sahip olması gerektiğine inanırım. İnanan ve inanmayan birinin birlikte olmasının güç olduğuna inanıyorum. İlişkiler birbiriyle uyumlu olmalıdır. İnanç ise insanın içindeki en önemli uyum sağlanması gereken özelliktir.

Böyle düşünceler ile de herkese iyi bayramlar dileyip, bayramda benden uzak durun diyorum =) 1 aydır oruçtaydım fena dağıtacağım =)

Fujifilm Instax Mini 25 ile Anında Görüntü

Esasında doğru adı “anında film kamerası” olan bu kameranın, dilimizde jenerik marka olarak Polaroid olarak bilinmesinden ötürü bundan sonra polaroid olarak diyeceğim Fujifilm firmasına olan sonsuz saygımı koruyarak. Instax Mini 25 isimi bu polaroid makinayı geçtiğimiz yılın sonbaharında aldım. İnternette eski polaroid fotoğrafları görüp özenip, acaba eski bir makina bulabilir miyim diye araştırırken keşfettim ki hem orjinal Polaroid firması hem de Fujifilm bu makinaları yeniden üretime almış. Polaroid’in tek bir modeli Fujifilm’in ise o an için 3 modeli olduğunu görünce, onların bu işi daha ciddiye aldığını ve ilerleyen yıllarda film bulma sıkıntısı çekmeyeceğimi düşünerek tercihimi Fujifilm’den kullandım.

Polaroid marka kameralar ülkemizde internet sitelerinde satılmakta, filmlerine de rahatlıkla ulaşılmakta. Ancak Fujifilm kamerası Türkiye’ye gelmemiş bir ürün. Türkiye bayilerine attığım eposta ile bu ürünün henüz gelmeyeceğin öğrenmiştim. Ben de EBAY’den, ABD’den makinamı, Japonya’dan da filmlerimi getirttim ve eğlenceye başladım.

Çok nostaljik, çok güzel bir duygu. İlk arkadaşlarımın içine çıkarttığımda herkes hayretler içinde kalıp “Nereden aldın, nereden buldun böyle bir makinayı” diye sormuşlardı. Cevap yurtdışı olunca da ufak çapta bir hayalkırıklığı yaşamışlardı. 2000’li yıllara geldikçe ortadan kalkan filmli fotoğraf makinaları, anında fotomuzu görebildiğimiz dijital kameralara bıraksa da, insan fiziksel olarak elinde tutulabilen, bir hatırayı daha çok seviyor. Arkadaşınızla, sevgilinizle, ya da topluca bir fotoğraf çekip hemen cebinize atmak çok romantik bir duydu.

Tabii her fotoğraf sadece bir kere çıkıyor. Sevgililerin fotoğraflarını 2 ya da 3 kere çekmek durumunda kalıyorsunuz. Biri erkeğe, biri kadına diğeri ise eğer istiyorsanız kendinize. Instax Mini’nin film boyutları kredi kartı boyutunda olduğu için fotoğraflar hemen cüzdana konulabiliyor.

Filmlerimi hala EBAY ile uzakdoğudan getirtiyorum. İçinde 5 tane 10’luk kartuş olan 50’li paketler aldığınızda posta dahil 50 dolara denk geliyor. 5 Yani her fotoğraf 1 dolara maloluyor. Dijital fotoğrafları, baskıcılarda 0,35TL’ye bastırttığımızı düşünürsek esasında pahalı bir eğlence. Ama bence değer.

Bir de fotoğrafı sallama geleneği var, Outkast’in Hey Ya şarkısında dediği gibi “Shake it like a polaroid picture!”. Bu konu hakkında da ufak bir araştırma yaptım (altı üstü Google’a yazdım amk) ve eski Polaroid filmlerinin ıslak olduğunu ve koruyucu film söküldüğünde ıslaklığın daha çabuk kuruyup, görüntünün belirmesi için sallayarak kurutmanın gerçekten daha hızlandırdığı gerçeğini öğrendim. Ancak yeni nesil filmlerde sökülecek koruyucu bir tabaka olmadığı ve filmin asla hava ile temas etmeden kendi içinde kuruduğu için fotoğrafı sallamanın bir yararı olmayacağı gibi, fotoğrafta sarsıntıdan ötürü baloncuklar oluşabileceğini öğrendim.

İşte son 1 yılda çektiğim bazı arkadaş fotolarımı da paylaşacağım sizlerle. Polaroid fotoların bir başka geleneği de altına permanent kalem ile yazı yazmaktır. Yeterli bir boşluk bulunmakta ve bu boşluğa ister saçmalarsınız, ister unutmamanız için yeri ve tarihi yazarsınız.

 

Tuzki

2008 senesinde, daha MSN tahtını Facebook Chat, WhatsApp ve BB Messenger’a kaptırmamışken bir anda bu Tuzki denilen ifadeler türemişti piyasada. Tavşana benzeyen ne idüğü belirsiz bu karakter sinirleniyor, cinnet geçiriyor, seviniyor, coşuyor, sakarlık yapıypr, kur yapıyor. Sevimli ve o dönemin kedilerini eyleyen birşey olduğu için hepsini MSN’e ekleyip tüm yavşak sohbetlerimde kullandığım en etkili silahım olmuştu.

Tuzki Beijing Broadcastiing Institute çizerlerden Wang Momo tarafından 2006 tavşan olarak çizilmiş popüler bir karakter. MSN ve Tencent QQ (Çin’in MSN’i) kullanıcıları arasında 2007-2008 yıllarında hızla sohbet ifadesi olarak yayılmış ve ünlü olmuştur. Bu ünü ile birlikte klasik bir uzakdoğu çılgınlığına dönüşmüş ve oyuncaklar, peluşlar, kalemler, çantalar gibi dev bir “franchise” olmuş. Yurdumuzda bu çılgınlık sadece sohbet ifadesi olarak kaldı. 2006 senesinde Motorola Tuzki görsellerini kullanarak Asya pazarında Q9h Smartphone’unu Internet ve Mesajlaşma özelliklerini vurgulamak için bir kampanyada kullanmış.

 

Geçen gün Ebay’de bu mahlukatın bir peluş bebeğini görüp, eski günlerin hatrına bir tane aldım da 😉

 

Twitter, Hiç Tanımadığımız İnsanlar ve Gelin Ayakkabısı

İnternetin son kullanıcıya yayılmaya başladığı yıllarda çok popüler olan IRC sohbet kanallarında insanlar takma adları ile hiç tanımadığı, resimlerini bile görmediği kişilerle muhabbet eder, tanışır ve dost olurlardı. Birbirleriyle dertleşir, yardımlaşır ve paylaşırlardı.

Türkiye’de ilk dönemlerde IRC’nin yanı sıra popüler olan Raksnet Chat Odaları vardı, aynı durum burada da geçerliydi. Hatta bu odalarda sevilen bir kullanıcı vefat ettiğinde chat arkadaşlarının onu anmak için yaptıkları dönemin gazetelerine konu olmuştu.

Daha sonra bu tanımadığın insanlarla sohbet olayı ICQ’nun Random Search özelliği ile bir süre daha sürse de MSN, Facebook Chat ve benzeri yeni nesil sohbet uygulamaları hep tanıdığımız kişilerle iletişime yönelik bir yol izlediği için mümkün olmamaya başladı.

Ancak Twitter hepsinden farklı, tıpkı IRC dönemindeki gibi tanımadığın insanların düşüncelerini takip edip iletişime geçme şansı sağlıyor. İnsanlar fikir alışverişinde bulunuyor, bilmediklerini sorup öğreniyor, eğleniyor, son haberleri yakalıyor. Kullanıcılar ünlü insanlara yakın olup ulaşabildiği gibi, Twitter sayesinde ünlü olma şansına sahip oluyor. Kullandığı ya da sevdiği markaların, tutuğu takımın haberlerini bütün medya araçlarından daha önce Twitter’dan öğrenebiliyor.

Twitter’da 900 küsur kişiyi takip ediyorum, 1000 küsur kişi de beni takip ediyor. Bunlardan sadece 50 kişiyi gerçek hayatımdan tanıyorum. Geriye kalanların 50si ünlü 50si firma ve marka twitterı, diğer hiçbirini birebir tanımıyorum ama iletişim halinde fikir, eğlence alışverişi yapıyorum.

Yukarıda görmüş olduğunuz, Twitter adım olan mentalmast yazılı gelin ayakkabısı yine Twitter’dan takipleştiğim Yolsuelectric‘in ayakkabısıdır. Kendisini geçtim gerçek adını bile bilmiyorum. Tek bildiğim evlenmek üzeri olduğu, evlilik hazırlıklarında çektiktikleri ve şu anda çalıştığı firmaydı. Tweetleşmeler sonucunda adımı ayakkabısına yazacağını söylemişti ve yaptı. İşte Twitter tam da böyle birşey. Kim olduğunu, statünü bilmeden insanlarla paylaşmaktır!

Hala bir Twitter’ınız yoksa eğlenceyi kaçırıyorsunuz.

Odam Kireç Tutmuyor

Nereden duydum, nereden öğrendim bilmiyorum ama bu Odam Kireç Tutmuyor türküsü son 1 haftadır dilimde. Bu şarkı zaman zaman solcularla ve dinleyen solcuların zafer işareti gibi bir işaret yapmasıyla özdeşlemiş ancak ben bir mantık bulamadım bu türkü ve solculuk arasında. Yöresi olarak kaynaklarda  Seyitgazi – Kırka nahiyesi bilgisi bulunmaktadır. Bu türküyü onlarca şarkıcı yorumlamış. Kimileri derlerken sözlerini çıkartmış ya da eklemişler. Benim en beğendiğim yorum, Cem Karaca‘nın yorumudur, o da şu sözlerle söylemiştir;

odam kireç tutmuyor 
kumunu karmayınca 
sevda baştan gitmiyor 
soyunup yatmayınca 

oy lümüne lümüne 
can lümüne lümüne 

odam kireçtir benim 
yüzüm güleçtir benim 
soyun da gir yanıma 
tenim ilaçtır benim 

oy lümüne lümüne 
can lümüne lümüne 

odama kireç eyle 
gel bana ilaç eyle 
yandım aşkın elinden 
yüzümü güleç eyle 
yandım aşkın elinden 
gel bana ilaç eyle 

oy lümüne lümüne 
can lümüne lümüne

Türkünün orjinalinde olup da Cem Karaca’nın derlediği haliyle eklemediği bir dörtlük vardır. Bu dörtlüğü neden eklememiştir onu hiç anlamadım çünkü türkünün en can alıcı yeridir bu dizeler;

baba ben derviş miyem
hırkamı giymiş miyem
ben sevdim eller ala
niye ben ölmüş müyem

Bu türkünün beğendiğim diğer iki yorumu da Cem Adrian ve Zülfü Livaneli yorumlarıdır. Türküleri tok sesiyle yorumlayan Zülfü Livaneli’nin yaptığı işe bir yorum yapmak düşmez. Kendince bu türküyü düzenleyerek çok güzel bir ses yakalamış. Cem Adrian ise türküye o kadife gibi sesi, kendi tarzına uygun geçişleri ile çok güzel bir yorum getirmiş.

Sanat güneşimiz Zeki Müren de bu türküyü yorumlamıştır. İlginçtir çünkü Zeki Müren çok nadir türkü yorumları okumuştur. Diğer bütün yorumlardan farklı olarak paşanın yorumu uzun havadır. Apayarı bir türkü olmuştur bu haliyle.

Bu sanatçıların yanı sıra Ezgi’nin Günlüğü, Özdemir Erdoğan, Cengiz Kurtoğlu, Cem Davran & Gülşen, Efe, Fatih Kısaparmak, Kıraç, Kıvırcık Ali, Sabahat Akkiraz ve Suavi yorumları da bulunmaktadır. Bir de Ahmet Kaya okumuş bu türküyü ama vatan hainlerinin adını hiçbir platformda yüceltmeyeceğim için onu paylaşmıyorum.