Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Foursquare, Ben ve Sosyal Medya

Sizlere Haziran 2010’da Foursquare kullandığımı (Bkz.Nokia ile Foursquare Kullanmak), Aralık 2010 tarihinde Foursquare Türkiye adında gönüllü bir blog olduğunu (Bkz.Foursquare Türkiye Yayında) ve de Mart 2011’de de Foursquare Türkiye adlı blogda yazılar yazmaya başladığımı (Bkz.Foursquare Türkiye’de Yazıyorum) buradan duyurmuştum. Bugüne kadar da hazırladığım tüm yazıları şu adresten bulup okuyabilirsiniz. Açıkçası son 45günde kendi bloguma 2 yazı yazmışken Foursquare Türkiye sitesine 10 yazı  yazdım. Burada hayatı, hayatımı, insanlığı sorgulamaktansa, dünyada dev bir trend olan bir uygulamayı ülkemde yaymanın hazını yaşıyorum.

Size buradan daha önce bildirmediğim şey ise mayıs ayından beri Foursquare’de SU1 düzeyinde, temmuz ayından beri ise SU2 düzeyinde, mekan düzenleme, birleştirme ve silme yetkisine sahip olduğum idi. Diğer Super “SU” User arkadaşlar ile birlikte hiç bir çıkar gözetmeden  büyük derecede bir mekan düzenlemesine gidip, başarılı olduğumuza inanıyorum.

İnsanlar vaktimi buna ayırıp, bu işi bir çıkar gözetmeden gönüllüce yaptığımı öğrenince biraz boş bakıyor bana. Ancak hem yazarlık hem de “super user“lık bana aşırı derecede zevk veriyor. Gündelik iş ve hayat stresimden uzaklaştırarak başka diyarlarda başka işlere yarayan bir adam olarak hissettiriyor bana.

96 senesinden beri internet kullanan biri olarak, bilgisayar ve internette iyi bir kullanıcı olduğumu söylemem fazla iddialı olmaz diye düşünüyorum. Son 4.5 senedir  ailemin tekstil işinde aktif olarak çalışıyorum, yönetiyorum. Ama bazen acaba götüm yeseydi de “ben bilgisayar-yazılım okuyacağım” deseydim ve şu anki hayatımdan tamamen farklı bir yolu seçip, kendi başıma başarıp başaramayacağımın belli olmadığı bir yola girseydim ne olurdu? Davulun sesi uzaktan geldiği için, o işe daha yetenetkli olduğum ve severek yapabileceğim için başarılı olabilirdim diye içimden geçirmiyor değilim.  Tabii bunu asla bilemeyeceğiz.

Bildiğim tek şey zevksiz seksin çocuğu sakat olur diye bir laf vardır. İnsan yaptığı işi ne kadar çok severse o kadar istekli ve sonucunda da başarılı olur. Benim de zevk aldığım ve kafamın bastığı bu iş dalında kim bilir belki bir girişimde bulunur,  belki de başarılı sitelerden birini açabilirdim. Bu halimle bile hala birşeylere vakit ayırabildiğime göre, bu işe tüm benliğimi verir ve birşeyler yapabilirdim… Kim bilir?

One Day Filmi ve Birbiri İçin Yaratılmış İnsanlar

 

Uzun süre sonra yeniden sinemaya gitti bu bünye. 22 ve 45 dakikalık yabancı dizileri izlemeye o kadar çok alıştı ki bu bünye, sinema filmleri gözünde büyüyor. One Day, Türkçe adı ile Bir Gün filmi Anne Hathaway ve Jim Sturgess’in başrolde yer aldığı yine aynı adlı romandan uyarlanmış bir romantik dram filmi.

2 üniversite arkadaşının 20 yıla yayılmış arkadaşlık ve aşklarını konu alıyor filmimiz. Benim en çok ağzıma sıçan cinsten… Yıllara yayılan filmler benim içimde inanılmaz bir hüzün oluşturur, boğazımı düğümler. Forest Gump bu tip filmlere iyi bir örnektir. Ağlatmak için yapıp biraz daha yoğun bir duygu verselerdi One Day filminde, düğümlenen boğazım çözülüp gözümden yaş olarak akabilirdi de.

Bu dünyada birbiri için yaratılmış insanlar vardır. İngilizce’de “You were meant for me” daha iyi anlatır bu duyguyu güzel Türkçemin yerine. Ama bu birbiri için yaratılmış “ruh ikizi” tek değildir asla benim görüşüme göre. Eğer her bir insan için sadece 1 kişi var olsaydı, o kişiyi milyonlarca insan arasından bulmak imkansız olurdu.

Yapboz parçamıza cük diye oturup uyacak onlarca başka yapboz parçası var. Ancak bir ömür içinde bunlardan kaç tanesi karşımıza çıkar, kaç tanesinin farkına varırız, kaç tanesini bunun farkına vardırabiliriz? Ya da hepsini yaptık diyelim, kaç tanesini bir aptallık etmeden elimizde tutabiliriz?

Hayat doğru ve yanlış seçimlerin toplamından ibarettir. Seçimlerinizi de önceliklerinize dayanarak yaparsınız. Sizin önceliğiniz para, kariyer, ego tatmini ise bu bahsettiğim fırsatları kaçırma olasılığınız çok yüksek. Hayatta belirli bir kalitede yaşamak için para şart. Bu yüzden çalışmalı ve hayatı idame ettirmeli insan. Ancak çalışmak için de hayatında büyük özverilerde bulunmamalı. CEO değil de iyi bir konumda müdür olmak yetebilmeli.  Sevdiklerinden, ailesinden, çocuklarından uzaklaşmadan bir iş bulma ihtimali varken, sırf hırsına ve egosunu denemek için maceralara atılmamalı. Önceliklerini belirlemeli insan. Bu hayata bir kez geldiğimizi düşünürsek, ömrünün en güzel yıllarını bir hırsın, rüyanın peşinde harcamış bulabilir insan.

İşte filmdeki esas oğlanımız da yakışıklılığına, gençliğine, televizyonun parlayan çocuğu olmasına, ailesinden gelen zenginliğe ve yaşadığı seks hayatına kapılıp, önceliklerini kariyer, para ve şöhret olarak belirlediği için onun hayatını tamamlayacak olan ruh ikizine 15 yıl sonra varabildi. Hem de yıldızı sönmüş, havası kaçmış biri olarak.

O yine şanslıydı. Hayatta ne hüzünlü aşk hikayeleri duyuyoruz. Am göt meme peşinde koşup, 15 yıl sonra ruh ikizini kolunda kocası elinde 2 çocuğu ile de bulmuş olabilirdi. İşte o zaman birbirlerine  geç kalmış olurlardı.

İnsan bir kere genç oluyor. Gençliğin getirdiği hırs, arzular ve kendini ispatlama dürtüsü ile bu tip hatalar hep yapılabiliyor. Bu yüzden “işte bu insan o insan” diyip emin olduğunda o şansı değerlendirmeli. Kimse kimseyi 15-20 sene beklemez, bekleyemez hayatta.  15 sene içinde o yapboz, o büyü bozulur gerçek hayatta. Kimse yalnız ölmek istemez, ortalıkta dolanan diğer ruh ikizlerini aramaya koyulur. Bulur ya da bulamaz o ayrı bir hikaye… Hayatta bok gibi para, şan-şöhret ve kariyer mi, yoksa ortadirek bir halde huzur mu derseniz “huzur arıyorum huzur” derim bilgece…

Film çok sanateseri bir film değil ancak Anne Hathaway’i izlemek ve aşık olmak için yeterli. İnsanı etkileyen bir yönü var. Süprizleri de yok değil hani…

Ali Biçim Yerli Jack Black Mi?

Ali Biçim kimdir? Hani şu geçtiğimiz bahar aylarında Facebook’ta bir virüs gibi yayılan Atafen Mezuniyet videosundaki Ali Biçim adlı taklacı komik çocuk yok muydu? İşte biz Ali Biçim’i ilk o haliyle bildik… Daha sonra asıl bombasını Ramazan ayında internette patlayıp televizyonlara düşen Michael Jackson parodisi Just Pide ile patlattı.

Kendisi 1987 model olup, Atafen’den sonra arada liseyi geçip Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümünden mezun olmuş bir şahıs. Just Pide’den sonra kendisini araştırmaya başladım ve YouTube’daki profilinde birçok komik videoya rastladım. Hatta bunlardan bir tanesi kendi Atafen videosunu tiye alan Beykent Üniversitesi mezuniyet konuşması videosudur. Bir diğeri ise Almancı gibi Belalım şarkısı okumasıdır.

Ben tüm videoları zevkle izledim. İzlerken de aklıma Jack Black geldi. Hem fiziki yapısı itibari ile, hem çılgın hareketleri, hem şarkı söyleyebilmesi hem de bağırıp küfür edebilmesi ile cük diye oturdu bu kavram kafamda. Bu adam bana ağız dolusu küfretse birşey diyemem. Ağzına da yakışıyor.

Netekim Jack Black’e benzediği görüşüm, kendisi Okan Bayülgen’in Kingo Disco’sunda skeçler yapmaya başlayınca daha da pekişti. Önder Açıkbaş ile yaptığı “Haydii” parodileri, Michael Jackson’ın şarkısını türkçe sözlerle okuyup, dansetmesi ve de asıl olarak Mr.Big grubunun karşısına Mr.Sick grubunu kurup, adamların gözü önünde kliplerini yeniden çektiği hali ile yayınlayıp bizden çalmışlar demesi ile gönlümü fethetti. Bu ülkeye Jack Black tarzı bir adam lazımdı, o da bu istihdam eksiğini doldurdu. Umarım bu tarzdan vazgeçmez ve daha iyi yerlerde, komedilerde görürüz kendisini…

Gerçekleştirilemeyen Projeler Kenti İzmir

Bir zamanlar İstanbul ile yarışan bir şehir idi İzmir. Ankara başkent olduğu için 2.büyük ilimiz olmasaydı, İstanbul’dan sonra gelen 2.devdi. Ancak bu şehrin üzerine bir rehavet, bir muhalefet, bir gericilik çökmüş durumda. Yıllardır ülkenin muhalif tarafı olmasının getirdiği bir yatırım ve ilgili alaka eksikliği de cabası.

Ben kendimi bildim bileli İzmir’in en yüksek binası Hilton’dur, Alsancak Limanı yetmiyor diye Çandarlı’ya taşınacaktır, Metro inşaatı her senenin 29 Ekim’i ya da 9 Eylül’ü ne yetiştirilmeye çalışıp, bitirilememektedir. Sahilyoluna tramvay yapılacaktır. Her 4 sene de bir, delinin biri ortaya çıkar ve Üçkuyular’dan Bostanlı’ya köprü yapacağım der. İnciraltı İzmir’in son akciğeridir, arazi sahipleri imar ister oraya, İZTO Expo2010 olmadı Expo2015 o da olmadı Expo2020’yi İnciraltı’nda yaptırmak ister her 5 senede bir (ki ne altyapı vardır, ne toplu ulaşım imkanı o araziye tamamen amaç rant).

Havalimanında dış hatlar terminali yıllar sonra yapılmıştır. Sanki İzmir yurtdışı uçuşların merkeziymiş gibi devasa bir yeni dış hatlar terminali yapılmış, eski dış hatlar terminali de yeni iç hatlar terminali olmuştur. Günde 5-10 uçuşu geçmeyen dış hatlar uçuşu olurken, her 15-20 dakikada bir uçuş olan iç hatlar terminali yine yetersiz kalmıştır, o ayrı bir fiyasko.

Son 10 yıl içinde Türkiye’nin Osmanlı’dan kalma ilk fabrikalarından olan Türk Henkel Turyağ fabrikası Ankara’ya, Türkiye’nin ilk makarna fabrikası olan Piyale fabrikası Sakarya’ya, Tariş’in Pamuk Yağı Kombinası Aydın’a taşındı. 3 büyük devini kaybetti bu kent.

Bu saçma projelerin yanı sıra, kentin sorunlarına çözüm getirecek, gerek istihdam ve iş artırıcı, gerekse trafik ve yaşam sorununu çözecek projeler de tasarlanmadı değil İzmir’de. Ancak bunların önünde hep bir muhalefet, hep rant kavgası bir engel teşkil etti.

İzmir’de son günlerdeki en büyük söylenti AKP’den 4.dönem milletvekili adayı olamayacak olan İzmir milletvekili Binali Yıldırım’ın yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı. 12 Haziran seçimlerinde başbakan Erdoğan’ın “İzmir’i istiyorum” atağının bir parçası olarak Ertuğrul Günay ile birlikte aday olup seçilen Binali Yıldırım seçim kampanyasında İzmir’e yapabilecekleri projeleri tanıtmıştı.

35 İzmir’e 35 proje” başlıklı projelerden birisi de “Konak Tünelleri” adı verdikleri ve şehir merkezinden havalimanı ve Aydın otoyoluna uzanan Yeşildere çevre yoluna  gitmesini sağlayacak fantastik bir tünel idi. Geçtiğimiz ay Binali Yıldırım bizzat gelerek inşası 3 yıl sürecek olan tünelin temelini attı. Ben bu kanalın şehir içinde trafiği rahatlatacağına inananlardanım.

Ancak gene olan oldu ve birileri bu projeye de engel olmak için mahkemeye başvurdu. Bunu yapan Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bir de rapor hazırlamış. (http://www.emo.org.tr/ekler/aa76dfd20c3ef16_ek.pdf) Yok efendim bu şehrin kalkınmasına uygun değilmiş, gereksizmiş onun yerine tramvay yapılmalıyımış, yok efendim şehir planında yokmuş da, kazılacak olan alan 3.derecede sit alanıymış da mışmış…

Bu tip yararlı olacak projelerin başına ilk kez gelmiyor bunlar.13 proje hayata geçemeden kağıt üstünde kalmış güzel İzmir’de;

  1. Yeni Kent Merkezi adı verilen ve Turan ve Bayraklı bölgesinde boşaltılan fabrika arazilerine gökdelenler ve eğlence merkezi yapılmasına ilişkin projeye Şehir Plancıları Odası tarafından zemin etüdü ve getirilen yoğunluktan ötürü dava açıldı. Planda bölge için açılan yarışma projesi esaslarına uyulması istenmiş. Dava devam ediyor.
  2. Kansere dönen İnciraltı İmar Planı, İnciraltında kalmış olan Bahçelerarasındaki arazilere imar izni verilmesini öngörüyordu. Yine Şehir Plancıları Odası dava açıp imar planını iptal ettirmiş. Kültür ve Turizm Bakalığı bunun üzerine yeni bir plan yapıyor.
  3. Dikili-Bergama Turizm Merkezi Projeleri yine Şehir Plancıları Odası tarafından açılan bir dava sonucunda durduruldu. Birbirine komşu iki ilçenin birlikte hareket ederek turizm cazibe merkezi haline gelmesi için düşünülen proje için mahkeme 3.kez yürütmeyi durdurma kararı verdi.
  4. Çeşme Bölgesi Turizm Merkezi kararları bilimsel verilere uygun olmayan bir şekilde planlama yapıldığı iddiasıyla dava açılıp iptal ettirildi. Bakanlı yeni plan yapmak durumunda bırakıldı. Bu iptal edilen plan yüzünden Çeşme’ye yapılması planlanan 5-6 tane 5 yıldızlı otel yapılamadı.
  5. Alsancak limanının çevresinde bulunan ve yıllardır boş duran tütün depolarının müze, sergi salonları, konser ve kongre salonları, restoran ve kafeler ile sanat eğitimi atölyelerine dönüştürülmesini öngeren Reji Projesi Şehir Plancıları Odası tarafından açılan dava sonucunda iptal ettirildi.
  6. Kordon Çevreyolu projesi Mimarlar Odası tarafından iptal ettirildi. Büyükşehir’in değişiklikleri içeren 1/5000’lik planının iptali için açılan davanın kazanılması sonucu plan yürürlükten kalktı.
  7. Konak Galeria Projesi Konak Meydanın’da zamanında bir alışveriş merkezi yapılmasını öngörüyordu. Mimarlar Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası dava açtı ve proje iptal edildi.
  8. Basmane Meydanında dev bir krater olarak duran arazi, aslında Dünya Ticaret Merkezi olarak başlatılan bir projeydi. İzmir Barosu, Eczacılar Odası ve İzmir Tabib Odası kamu yararının gözetilmediği gerekçesiyle dava açıp planı iptal ettirdi.
  9. Narlıdere Kentsel Dönüşüm Planı adı altında yeni yapılanmalara izin veren proje Şehir Plancıları Odası tarafından açılan davanın sonuçlanması sonucu durduruldu.
  10. İzmir Alsancak Limanı‘nın deniz dolgusu ile genişletilmesi Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası tarafından orci yapılarak davaya konu edildi. Danıştay davayı reddeti ancak projenin gerçekleştirilmesi gecikti.
  11. Alsancak Limanı özelleştirilmesi için 3 Mayıs 2007 tarihinde ihaleye açıldı. İhaleden sonra Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Vakfı Merkezi ve Liman İş Sendikası iptal davası açtı. Şimdi ise limanın iyileştirilmesi için belediye ve bakanlıktan yeni proje hazırlanması bekleniyor.
  12. İstanbul-İzmir otoyolu projesi kapsamında Sabuncubeli Rampasına tünel yapımına başlandı. İzmir Barosu dava açtı. İkinci bir dava ise yol üzerinde bulunacak olan taş ocakları nedeniyle açıldı.
  13. Ve son olarak da bahsettiğim Konak Tüneli ile ilgili iptal davası açılıyor.
Burası bir hukuk devleti. Herkes dava açabilir, fikrini sunabilir, yanlıştan dönülmesine yardımcı olabilir. Ama arkadaşım biraz rahat bırakın da biraz ilerleyelim!