Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Jartiyer


Jartiyer denilen iç çamaşırı önemlidir. Küçümsenmemeli. Jartiyerin geçmişi, külotlu çoraplardan da öncedir. Günümüzde gündelik hayatta külotlu çorapların çıkmasıyla gündelik kullanımı azaldığı için pek bilinmemekte ya da yanlış bilinmektedir.

19. ve 20.yüzyılda, henüz naylon ve elastik malzemeler tekstil endüstrisinde yerini bulmamışken çoraplar yün, pamuk ve ipekten imal edilmekteydi. Ancak bu çorapların aşağı kayma, süzülme sorunu vardı. Jartiyer bu sebepten doğmuştur. Jartiyer aslında diz altı veya diz üstü olarak çorapların bitişine geçirilen bağlardı. Çorabı sıkar ve aşağı kaymasını engellerdi. Hem erkekler hem de kadınlar tarafından kullanılırdı.

Bizim günümüzde jartiyer denince aklımıza gelen şey ise aslında jartiyer kemeri denilen parçadır. Jartiyer kemeri göbeğe giyilen 5-10cm genişliğinde bir parça olup, kenarlarından sarkan bağlar ve bu bağların uçlarındaki klipsler ile çoraplara bağlanıp, çorapları yukarıda tutarak aşağı kaymalarını önler.

Naylon külotlu çorapların imalatı ve külotsuz çoraplarda da elastik bitişlerle bacağı saran yapıları ile aşağı kaymaların önüne geçilmesi  sayesinde jartiyerin gündelik yaşamdaki kullanımı bir zorunluluktan çıkıp, bir tercih meselesi haline geldi. Külotlu çoraptan rahatsız olan bayanlar gündelik ya da özel günlerde hala jartiyer kullanmaktadırlar.

Jartiyer erkekler tarafından çok seksi bulunan birşey. Bikini ve iç çamaşırı arasındaki ilişki, külotlu çorap ve jartiyerli çorap arasında da bulunmaktadır. İkisi de aynı bölgeyi örtüp, aynı bölgeyi açık bırakırken farklı cinsel dürtüler uyandırması açısından benzerlik göstermekteler. İç çamaşırı üreticileri de bunun farkında olup, jartiyer ve jartiyerli çorapları daha çekici halde üretmektedirler diyebiliriz.

Sütyen açmayı bilen erkekten öte bir de jartiyer açan erkekler vardır. Saygıyla anıyoruz!

Ucuza Moda Bloggerlığı Tavsiyelerim

Instagram’da, Twitter’da, Facebook’da, blog alemimde az çok kendine takıp takıştırmayı bilen, zevki olan, 3-5 marka ve modacı bilip takip edebilen herkes 7’den 77’ye herkes moda blogcusu olabilir.

Bazı moda blogcuları çoğunlukla sağdan soldan takip ettikleri yeni trendleri ve katolog ürünlerini paylaşarak takipçi kazanıp, ulaşmak isterken, kimileri gerçekten para harcayıp, moda ve marka ürünler satın alıp kendi fotoğrafçı arkadaşlarına poz vererek bloglarında yayınlamakta, özendirici bir hayat sürmekteler.

Başarılı moda blogcusu olmak ne yazıkki acımasız. Öncelikle toplumun güzellik tanımına uyan bir güzelliğiniz olmalı. En azından vücudunuz güzel olmalı. Şu an piyasada adından söz ettiren 5-6 moda blogcusunun 2-3 tanesi bebek gibi kızlarken, geri kalanlarda vücut olarak güzel olup, katlanılabilecek güzellikte yüzlere sahip hatunlardır. Toplumun beklentilerini karşılayan bir bedene sahip değilsen işin zor ne yazıkki.

Bir moda bloggerı en az 4 cephede paylaşım yapmalıdır:

  1. Kendi blogu.
  2. Facebook
  3. Twitter
  4. Instagram

Eğer sizinde bir moda zevkiniz, bilginiz, merakınız var ise ve bolca özgün içerik ve kombinler yaratmak ve bu araçlarda paylaşmak istiyorsanız, çok servet bağlamadan, işin çakallığına kaçıp, işi bilip işe gitmeden güzel kombinler oluşturup, kaliteli içerik üretebilirsiniz! Nasıl mı? İşte böyle:

  • Outletleri ve indirimleri takip edin. Mango, Zara, Koton, H&M, Mudo ve benzeri hızlı tüketim moda mağazalarının ürün sirkülasyonları fazla olduğu için ürünlerin fiyatları çabucak düşmekte. Kombinleri daha ucuza getirebilirsiniz.
  • Pazarları ve Fabrika satış mağazalarını takip edin. Bir çok Avrupa markası Türkiye’de üretilmekte. İstanbul, Bursa ve İzmir bu üretimi gerçekleştiren kentlerin başında geliyor. İhracat olan yerde ihraç fazlası da olur. Üreticiler işlerini garantiye almak için ürettikleri ürünlerin %2-3 kadar fazlasını üretirler her ihtimale karşı. Bu fazlalıkları da o sezonda ya da bir sonraki sezonda varsa kendi fabrika satış mağazalarında, yoksa pazarcılara toptan vererek ellerinden çıkartılar. Fiyatlar da tabiiki çok cüzzi olur.
  • Ayda bir soyunma kabininden kombin yayınlayın. Gidin, beğendiğiniz ürünleri giyin, deneyin, ayna önünde, duvar önünde, dekor önünde fotoğraflarınızı çekin.  Bir anda para vermeden 3-4 paylaşım hazırlayın.
  • Ürünleri değiştirme kartı ile satın alın. Çok fazla beğenmediğiniz ve sahibi olmak istemediğiniz bir ürünü değiştirme kartı ile satın alın, kombininizi yapıp fotoğraflarınızı çekinin, sonra değiştirme kartı ile gidip, gerçekten sahibi olmak istediğiniz kıyafeti alın. Böylece aynı paraya 2 adet paylaşım hazırlamış olursunuz!
  • Çantada ve gözlükte her kadın gibi imitasyona yönelim. Zaten herkes bunu yapıyor. Taşımasını bilen için imitasyon bile orjinal gibi durur.
  • İnternet alışveriş sitelerinin hakkını verin ve  7 günde cayma hakkını kullanın. Bir çok kombini bedavaya getirir ve ürünleri iade edersiniz. Paranızı da geri alırsınız!
  • Ucuz markasız ürünler alıp, kesin dikin biçin süsleyin değiştirin ve kendi tasarımınız gibi lanse edin. Böylece hem moda bloggerı, hem de tasarımcı olduğunuzu gösterirsiniz. Orjinal olur.
  • Anna, abla, kuzen gardıroplarından ödünç alın. Her kadın bunu gündelik hayatta zaten yapar. Blogunuzu takip eden ürünlerin sizin kuzeninizin olduğunu nereden bilecek? Giyin, fotoğraflar çekinin paylaşın. İade ederken yıkayıp vermeyi unutmayın!

Moda bloggerlığının başlangıcı zordur. Ancak takipçi sayınızı, aldığınız ziyaretçiyi arttırıp, adınız markalar ve ajanslar tarafından duyulmaya başladıkça kolaylaşır. Markalar sizi kullanıp, ürünlerinin reklamını yaptırmak için size sırnaşır, bedava ürünler gönderir, etkinliklere davetiyeler gönderir. Bu fırsatları iyi değerlendirirseniz bu bir hobi olmaktan çıkıp, bir iş haline de dönüşebilir.

Birkaç dikkatimi çeken moda bloggerı da paylaşayım tam olsun:

Total Recall Kıyaslaması

2000li yılların modası olan eski filmlerin yeniden çekilmesine 90lı yılların kült bilimkurgu filmlerinden biri olan Total Recall da dahil oldu. Türkçeye Gerçeğe Çağrı adı ile çevrilmesi ile bana dini bir filmmiş gibi gelen bu yapıtın yeniden yapımı, orjinalinden çok farklılık gösterdiği için apayrı ve güzel bir film olmuş diyebiliriz.

Oyuncu seçimi her iki filmde de çok başarılı. 1990 yapımında başrolde Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone yer almaktayken 2012 yapımında ise Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel ve Bryan Cranston gibi çok usta oyuncular yer almakta.

Her iki film de 2084 senesinde geçiyor. Toplum ikiye ayrılmış durumda. Çalışan işçi sınıfı ve üst tabaka. Yine düzene isyancı bir grup ve gizemli bir lider bulunmakta. Ancak orjinal filmde insanoğlu Mars’a yerleşmiş, uzaylılar ve mutasyona uğramış insanlar bulunmakta. Yeniden yapımda ise uzaya giden yok, dünya 3. Dünya Savaşı’nı atlatıp, nükleer kirlenmeye maruz kalmış ve yaşanabilir iki alan kalmış. Birleşik Britanya Federasyonu ve sömürgesi olan Koloni. Bu ikisini birbirine bağlayan Düşüş dünyanın ortasında çekirdekten geçen bir metrobüs sistemi olup hergün çalışan Koloni işçilerini Federasyona getirip götürmektedir. İlk filmdeki Mars, bu filmde Koloni olmuştur. İlk filmde direniş Mars ve Marsı zalimce yöneten valiye iken, yeniden yapımda gözünü Koloninin topraklarına dikmiş zalim Federasyon valisinedir. Direniş lideri ilk filmde bir siyam mutantı iken, diğerinde etten kemikten bir liderdir. 

Her iki filmde de entrika aynı. Kahramanımız direnişi çökertmek için görevlendirilmş bir ajan olup içri sızmayı başarmış ancak sonra yolundan sapıp hafızası değiştirilmiş bir adam. Yine Total Recall adında sizin hafızanız ile oynayıp size unutamayacağınız hatıralar kazandıran bir firma bulunmakta. Yine ana karekterimizin yaşadığı hayat bir yalan ve güzel eşi de bir ajan. Kahramanımızın yine direniş içinde de güzel bir hatunla ilişkisi bulunmakta. 

İlk filmin sonunda aslında tüm hikayeni sadece bir ‘Total Recall’ hatırası olduğu izlenimi yaratılmakta ve izleyiciyi çelişkili bir sonla bırakılırkan, yeni filmde böyle bir çelişkiye yer verilmiyor. İzlediklerimizin hepsi gerçekten oluyor.

Her iki filmde de yer alan ve Türk izleyicisi için önemli olan ayrıntı ise 3 memeli kadın sahnesi. Bu meşhur sahneyi yeniden yapımda da eklemişler. ilk filme 3 göğüslü fahişe bir mutant iken, yeni filmde bir estetikli fahişe. Hepimizin çocukluk anılarında bu meşhur sahne hayal meyal de olsa yer almaktadır.

Karamsar gelecek filmlerini oldum olası sevmişimdir. Nostaljinin, geçmiş yılların daha güzel ve mutlu olduğuna inanan kişilerin ortak özelliği kanımca gelecekle ilgili beklentilerinin karamsar olmasıdır. Bu yüzden Distopik filmleri severim. Bu film de başarılı bir distopidir. İmkanınız var ise her iki filmi de edinin ve ardarda izleyin. Çok eğlenceli olacaktır.

Beni Yeniden Sev

Ali Poyazoğlu’nu ikinci kez sahnede izleme şansını yakaladığım bir oyun oldu ‘Beni Yeniden Sev’. Daha önce Nilgün Belgün ile oynadıkları İyi Günde Kötü Günde oyunlarına gitmiştim.

Ali Poyrazoğlu İspanyol Tiyatrosu’nun Çehov’u olarak anılan Alphonso (Alfonso) Paso’yu’nun, ölmeden önce yazdığı 100. ve son oyunu “Querido Profesor-Sevgili Öğretmenim” başlıklı oyununu “Beni Yeniden Sev” olarak tiyatromuza uyarlayarak izleyicisinin beğenisine sunmuş. Mart ayında İstanbul’da galası yapılıp sahnelenmeye başlanan bu oyun turneye çıkıp İzmir’e de geldi. Ben de yengenizle hanımköylü olarak ilk kez varlığından haberdar olduğum Atakent’teki Karşıyaka Devlet Opera ve Tiyatro Sahnesinde izleme şansına eriştim.

Konuyu özet geçmek gerekirse;

Özel Zafer Akşam Lisesinin 60 yaşındaki Matematik Öğretmeni Mahzun Hoca (Ali Poyrazoğlu), Suna Hanım (Neriman Uğur) ile evlidir, çiftin çocukları olmamıştır. Mazbut mu mazbut bir yaşamı olan, hayli içine kapanık Mahzun Hoca’nın günlerden bir gün kendisine yapılan bir şaka sonucu “başına aşk” düşüyor ve Öğrencisi Bahar’a (Güneş Emir) aşık oluyor. Aşk, Mahzun Hoca’yı (doğal olarak) bir anda bambaşka bir karaktere dönüştürüyor, her şeyi feda edebilecek duruma getiriyor.

Oyun eğlenceli ve seyirciyi kolaylıkla güldüren bir oyun. Usta oyuncular Ali Poyrazoğlu, Neriman Uğur ve Bülent Kayabaş’a bir kritikte bulunmak bana düşmez. Genç oyuncuları gördüğünüzde ben bunları nereden tanıyorum diye kendinize soracaksınız. Doğaldır çünkü hepsinin yüzünü tvde görmüşlüğümüz var. Ümit Kantarcılar’ı çeşitli reklam filmlerinin yanı sıra İki Aile, Hayat Türküsü ve Çakıl Taşları dizilerinde oynadı. Kendisi küçük bir Kıvanç Tatlıtuğ kıvamında. Güneş Emir’i Deniz Yıldızı dizisinden biliyorsunuzdur. Kendisi çok tatlı ve güzel, izlemesi zevkli, dekolteleri oyuna zevk katıyor. Hakan Bulut ise şu günlerde Seksenler dizisinde canlandırdığı Butik Ali karakteri ile ünlendi. 

Oyunda anlayana ilişkiler üzerine birçok derin mesaj bulunuyor. Orta yaşlarındaki bir adamın monoton hayatına renk katan o yasak genç aşkı/aşısından, hayatı kocasını çekip çevirmek olmuş kadının kendini eksik hissetmesi, kendine güvensizliği vs vs.

En kötü tiyatro hiç tiyatrodan iyidir. İzmir’e yılda bir ya da iki kez turneye gelen özel tiyatroyu kaçırmamak gerek. İzmir izleyicisi kaçırmıyor oyunlar hep dolu salona oynanıyor zaten. Beni oyunun sonunda rahatsız eden şey, İzmir’e gelen çoğu sanatçının hep yaptığı birşey. İzmirliye ver Atatürk gazını, oyunun içinde hükümete 2 laf sok İzmirli seni ayakta alkışlasın. Netekim bu oyunun sonunda da öyle oldu, 5 dakika boyunca oyuncuların selamından sonra Ali Poyrazoğlu’nun Atatürk’ü anmasını alkışladık. Bana yapmacık geliyor bu şeyler. Konya’da da aynı konuşmayı yapıyor mu Ali Poyrazoğlu merak ediyorum.

Oyun şehrinize gelirse kaçırmayın izleyin efendim!

Dikkat Scorpions Dedeleri!

2010 senesinde 46 yıllık müzik hayatlarını sonlandırıp, dağılma kararı alıp veda turnesine çıkan Scorpions grubu, fanlarından gelen yoğun istek üzerine ‘Farewell’ dünya turnesini 3 yıldır sürdüyor. 2010 yılında İstanbul’da son konserlerini veren grup, turneyi uzatınca İstanbul’u yeniden turneye eklediler ve yanında İzmir’i de eklediler.

Ee durum böyle olunca bu konser tabiiki kaçmazdı. Rock’ın dedeleri İzmir’e kadar geliyor, ziyaretlerine gitmek her müslùmanın görevi. Rock müzik dinlemeyi seven ve ilgi duyan her insan Scorpions’ı duymuştur ve de bir kaç şarkısını bilmiştir. Ben büyük bir Scorpions fanı olmamama rağmen 8-9 şarkısını biliyordum. E konser gerçekleşmeden önce internetten setlistlerini edinip dersimi çalışmayı ihmal etmedim. Setlist dışına da çıkmadılar zaten.

Konser İzmir için bir sınavdı. İzmir’de bir potansiyel olup olmadığını belli edip, organizatörler için referans olacak bir etkinlik idi. Netekim İzmir sınavı geçti. Gazetelerin bildirdiğine göre 15bin kişi konseri izlemiş. Doğru bir rakam ise ciddi bir kitle. Arka kategori hınca hınç doluyken, Titanik’in üst kamarası gibi sahne önü daha ferah ve elit bir tabakaydı. Yengeniz sağolsun konsere beş kuruş para vermeden davetiyle ile sahne önü keyfi yaşadık.

Bazı cahil gazeteler Scorpions’ın İzmir’e ilk gelişi olduğunu iddia etse de, vokalist Klaus Meine’in de dediği gibi bu 2. ziyaretleriydi. Grup 1993 yılında da Alsancak Stadyumunda bir konser vermiş. O zamanlar ne kadar ilgi görmüştür bilemeyeceğim tabii ki, 8 yaşında velet idim.

19 sene sonra İzmir’de unutulmaz bir gece yaşattı Scorpions. İzleyici olarak evli-barklı çoluk çocuk sahibi olmuş fanlarının yanı sıra yeni nesil genç fanları da çoğunluktaydı. Yaşları 64 ile 50 arasında değişen grup elemanları gençlere taş çıkartacak bir performans sergiledi. Adamlar kurdukları ‘T’ sahne üzerinde koşturup durdular. Şarkıları seyirciyle birlikte coşkuyla sahneleyip, yer yer gönüllerimizi fethedecek Türkçe konuşmalarda bulundular.

Konserin zirvelerinden birisi de sahnenin seyircinin ortasına kadar gelip ‘Send me an angel’ ve ‘Holiday’i akustik olarak seyirciyle birlikte söylemeleri oldu. Grubun çılgın davulcusu Amerikalı James Kottak’in solo şovu Kottak Attack de izlemeye değerdi. Şovu için çılgın bir video hazırlayan Kottak, tüm konseri yükselmiş platform üzerinde tamamladığı gibi, tüm sırtını kaplayan ‘Rock & Roll Forever’ dövmesi ile hayranlık uyandırdı.

Konser ‘Still Loving You’, ‘Wind of Change’ ve ‘Rock You Like a Hurricane’ üçlemesinden oluşan bir bis ile insanları coşturup, deşarj etti ve sonlandı. Konseri izleyen kimse bu adamları 60lı yaşlarında ve Alman olduğunu söyleyemez. İsteseler daha müziğe devam edebilecek güçteler ancak emekli olmak istiyorlar artık. Ne de olsa Almanya’daki emeklilik yaşına ulaştılar. Tahminimce James Kottak daha devam eder henüz 50 yaşında olduğu için.

Dünya gözüyle bir Scorpions gördük. Oradaydım!