Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Çizgi Film Kahramanlarının Rahatsızlıkları

DOMUZ PORKY – Parkinson Hastalığı

Bir kişide Parkinson’dan şüphelenmemize sebep olacak ne varsa Domuz Porky de var. Dizlerini çarpıtarak duruşu, heyecanlandığı ya da sinirlendiği zaman konuşamayacak kadar kekeme bir hale gelmesi, kambur duruşu ile Parkinson hastalığı başlangıcı belirtileri gösteriyor.

SAFİNAZ – Anoreksi

Safinaz kürdan gibi vücudu ile zayıflıktan kırılıyor. Her zaman için görünüşüne ve güzelliğine aşırı önem verip, takıntılı olduğu görünen Safinaz, genetik olarak el ve ayaklarının büyüklüğüne bakıldığında daha kilolu olması gerektiği anlaşılıyor. O boy ve el ayak yapısı ile doktorlar Safinaz’a anoreksi teşhisi koyarlar.

SPEEDY GONZALES – Amfetamin Bağımlılığı

Meksika’nın en hızlı faresi Speedy Gonzales. Amfetamin bağımlılığı çekenlerde görülenler hızlı kalp atışı, patlak gözler, hızlı konuşmalar ve yerinde duramadan oradan oraya koşturmaların hepsi Speedy’de mevcut. Kesin kullanıyor bu manyak fare!

DAFFY DUCK – Hiperaktivite

Daffy Duck bütün ördekler arasında en çılgın ördeklerden biridir çizgi film kahramanları arasında. Her bölümde bir amaca ulaşmaya çalışan Daffy her seferinde başka dikkat dağıtıcı şeylere dalıp, asıl yapmaya çalıştığı şeyden uzaklaşır. Konstrasyon sorunu çok =)

TEMEL REİS – Jigantizm

Büyüme hormonunun fazla salgılanmasından ötürü görülen devlik-jigantizm hastalığı tam olarak olmasada Temel Reis’de kısman görünüyor. Boyu uzun olmasa da kısa bacakları ve uzun vücudu ve kolları ile görünen orantısızlık bir belirti. Ayrıca ıspanak yemediği zamanlarda yaşadığı halsizlik güçsüzlük de jigatizm hastalığı çekenlerin bolca yaşadığı bir durum.

YOSEMITE SAM – Kontrolsüz Öfkelenme – Yaşlılık Öfkesi

Kontrolsüz öfkelenme bir başka deyiş adı ile yaşlılık öfkesi adından da anlaşılacağı gibi yaşlı insanlarda bolca görülen, ufak tefek şeylere gereksiz tepki gösterip sinirlenme durumudur. Halk arasında “Dedenin şekeri yüksek galiba asabiyet yapmış” derler. Aynı şekilde Yosemit Sam’de çok çabuk harlayıp sinirlenen, sinirlenince oraya buraya kurşun saçan bir karakter.

EEYORE – Narkolepsi

Narkolepsi, gün içinde olmadık zamanlarda uykuyadalmasına sebep olan bir nörolojik rahatsızlık. Narkolepsi rahatsızlığına sahip olan insanlar gün boyunca yavaş ve ağır hareketlerde bulunur, her an uyuyabilir gibi uyuşuk olurlar. Yavaş ve ağırdan konuşurlar. Aynen Eeyore değil mi?

PEPE LE PEW – Cinsel Bağımlılık

Bu kokarca Pepe Le Pew için cinsel bağımlı demek hafif kalır, bildiğin cinsi sapık. Pepe Le Pew’in aklında sürekli çiftleşmek, çiftleşmek için bir eş ve aşık bulmak için arayışta. Bu arayışı, bağımlılığı yüzünden diğer birçok şeyi göremiyor. Hatta genellikle üzerine badana boya çizilmiş bir kediyi bile kendi cinsi sanıp hep çakmaya çalışıyor =)

TAZMANYA CANAVARI – Şiddeli Ruhsal Değişim

Tazmanya Canavarı dengesizin önde gideni. Bazen çok sakin makul bir yaratık iken bir anda ya canı yandı diye, ya birşeyi başaramadı diye krize girip, sinirlenip fırfır dönerek çıldıran bir canavara dönüşüyor. Bu anlık dönüşümleri sonucunda yine bir anda sakinleşip normalde dönüyor.

MARVIN – Napolyon Kompleksi

Marvin çok bilinen bir karakter değil. Kendisi Marslı ve tek amacı dünyayı yoketmek.  Napolyon kompleksi, bazı yönleriyle kendini eksik bulan bir insanların , büyük bir başarı elde ederek bu yönlerini bastırmak istemelerine verilen addır. Genellikle kısa boylu insanlarda görülen bir komplekstir. Marslı Marvin de ufak tefekliği ile koskoca dünyayı havaya uçurarak kendini tatmin etmek istiyor.

SYLVESTER – Tıslayarak Konuşma

Bu da tıpta bir rahatsızlık olarak nitelendiriliyor. Bazı insanlarda hiç farkedilmeyen bir konuşma bozukluğu iken, bazılarının sosyal hayatını çok etkileyen bir bozukluktur. Kimileri psikolojik olur, kimileri ise fizikseldir, ağız bozukluğundan kaynaklanır ve ameliyat ile giderilebilir. Kedi Sylvester’in da tıslayarak konuştuğu bir gerçek. Ama bu ona çok yakışıyor. Hatta onu komik bile kılıyor =)

Avatar: The Last Air Bender

Bence Avatar the Last Airbender çizgifilmi bizim neslimiz için Voltran, Robotech, Ninja Turtles, Power Rangers ya da Transformes ne ise, şu anda büyümekte olan nesil için o kadar önemli bir seridir. Ben her pazar sabahı kahvaltımdan sonra CNBCE’de dublajlı da olsa bu çizgifilmi takip etmeye bayılıyorum. Türkçe dublajı çok başarılı, hatta alıştığınız zaman orjinalinden zevk alamaz bir hale geliyorsunuz bu dizinin.

Avatar the Last Airbender, yani Son Hava Bükücü Avatar, J.R.R.Tolkien’in Ortadünyası gibi bir dünyada, 4 ırkın birarada yaşadığı bir yerde geçiyor. Bu 4 ırk, farklı farklı kabilelerden oluşmakta. Her ırkın kendine has bükücülük denilen mistik bir gücü, özelliği bulunmaktadır. Bu ırklar kültürleri doğrultusunda, bu özel güçlerini bilge bir şekilde geliştirip, kuşaktan kuşaktan aktarmaya, huzur ve barış içinde bir dünyada yaşamaya devam ediyorlardı. Taaki aç gözlü Ateş Kralı’nın bütün dünyayı ele geçirip, bütün dünyanın kralı olmak istemesine kadar. Güçlü teknolojik savaş aletlerine sahip olan Ateş Ulusu bütün ırklara savaş açıp, yavaş yavaş bütün dünyayı ele geçirmeye başladığı bu dönemde, 4 bükücülük gücünü de kullanmayı başarabilen nadir insanlardan olan Avatar 100 yıllık kayboluşundan sonra Aang adında bir çocuk olarak yeniden dünyaya döner.

Henüz eğitimini tamamlamış, 4 gücü de kullanma gücü olmasına rağmen henüz hiçbirinde ustalaşmamış olan Aang’in Ateş Kralı ile karşılaşıp dövüşerek bu savaşa son vermeden önce bu 4 bükücülük sanatını da öğrenip ustalaşması için dünyayı dolaşmasını konu alan bu macera tam 3 sezon boyunca heyecanlı bir şekilde sürüyor.

Konu 3 sezona yayılmış birçok maceradan oluşunca böyle bir çizgifilmin filmini çekmek öncelikle yetenekten çok cesaret ister. Bu filmin ilk fragmanını sinemada izlediğimde ve M.Night Shyamalan’ın yönetmen koltuğunda oturduğunu görünce hiç bu kadar boktan bir film çekeceği aklımın ucuna gelmemişti. Kendisinin Lord of the Rings kitaplarını büyük bir başarıyla filmlere uyarlayan Peter Jackson misali bu işin altından kalkacağı konusunda hiç şüphem yoktu.

Ama film tam bir hayal kırıklığı. Karakter için oyuncu seçimleri bence başarısız. Eblek keltoş bir çocuktan Aang, Hintli Slumdog Milyoner’den Prens Zuko bence olmamış. Sokka ve Katara‘yı canlandıran oyuncularında o hissiyatı izleyiciye veremediklerini söyleyebilirim. Ayrıca filmdeki diğer Ateş Ulusu karakterlerinin çoğu da Zuko gibi Hindu oyunculardan seçilmiş. Shyamalan doğulu vatandaşlarımız gibi acaba iş yaparken kendi ırkdaşlarını da işe alıp onları mı koruyup kollamaya başladı merak ettim doğrusu. Bükücü dünyası değil Hindistan’a dönmüş filmin geçtiği dünya mübarek! Ama film ile ilgili tek boktan şey keşke bu karakter seçimi olsaydı.

Filmin senaryosu izleyiciyi sarmıyor. O havaya sokamıyor. Karakterler filmin başından itibaren geliştirilip, oluşturalamıyor. Konuyu hiç bilmeyen bir izleyici filmdeki karakterleri yüzeysel olarak bile anlayamaz. 1.Kitap hikayesi çabucak anlatılıp geçiyor 100 dakikada. Koskaca 1 sezonluk çizgifilmin hızlı bir özeti gibi.

Tek elle tutulur yani bükücülük özel efektleri diyeceğim ama 21.yüzyılda filmlerin özel efektleri bence övülecek bir özellik değil. Bugün Türk sineması bile özel efektler ile 16.yüzyılın İstanbul’unu gözlerimizin önüne serebiliyorken, Hollywood sinemasının iki hava iki su ve toprak bükücü efekti yapması çocuk oyuncağı.

Yazık olan bir başka talihsizlik ise Avatar isminin, bu filmden 1 sene önce mavi Şirinler kılıklı uzaylılar ile özdeşleşmesi oldu. Bu yüzden filmin adında ticari olarak Avatar değil, The Last Airbender’ı kullanmak durumunda kaldılar.

Film IMDB’de 10 üzerinden 4.5 alarak gelmiş geçmiş en kötü filmler arasında yer aldı. 150milyon dolarlık bütçesine karşılık 131milyon dolarlık hasılatı ile iflas etti. 3 filmlik bir seri olarak düşünülürken, böyle bir boktan film üzerine devam filmlerinin çekilmesi artık düşülmüyor.

Yani anladığınız üzere M.Night Shyamalan güzelim bir çizgifilm serisinin, epik bir sinema yapıtına dönüşmesinde sıçtı batırdı hem yönetmen, hem de yazar olarak. Kendisinin kariyerine göz atarsak, ilk çıkış filmi 6.His’ten bu yana sürekli bir düşüş halinde. Sanırım bu film de onun dibi oldu. Bir daha da izlemem ben bu Hintliyi arkadaş!

Winnie The Pooh ve Uyuşturucu Kullanımı Belirtileri

Winnie the Pooh her ne kadar en çok kafa açan sıkıcı çizgifilmlerden biri olsa da Disney’in, bir de bu açıdan bakınca aslında bütün karakterler birer keş karakterine sahip =)

İyi Masal Karakterleri Hep Güzeldir

Güzel iyidir, çirkin kötüdür. Çocukluğumuzdan beri biz bunlarla büyütüldük. Pamuk Prenses’in üvey annesi kraliçe dünyalar çirkini karga burunlu, buruşuk yüzlü, benli çirkin birşeydi. Külkedisi’nin üvey kızkardeşleri kendini güzel sanan dombili kızlardı, üvey annesi ise katana gibi kadındı.

Fiziksel olarak güzelse iyi karakter, çirkin ise kötü karakter idi. Böyle büyüdük, öğrendik. Bu yüzden de gördüğümüz çirkinlerden korktuk ve kaçtık çocukken. Ağladık. Güzellere ise masumca, artniyetsiz gülümsedik, sırnaştık içinden geçirdiği kötülükleri ve hinlikleri bilmeden.

Bunun en büyük sorumlularından birisi masallardan öte o masalları allayıp pullayıp, güzeli daha güzel yapan, çirkini de gudubet yapan Walt Disney’dir. Görsel medyanın, televizyon ve çizgi sinemanın gücünü kullanarak hepimizin bilinçaltına bütün bu masalları işledi. Bütün iyi karakterlerler güzeldi ama seksi değildi tabii ki.

Yıl 2000’lere geldiğinde, anime ve hentai yeni fetişlerden biri haline geldiğinde bu çocukluğumuzun masum hayali masal kahramanları da seksapaliteden nasibini aldılar tıpkı TV çizgi filmi karakterleri gibi.(Siz hiç seks yapan Simpsons, Jetgiller, Şirinler, Pokemonlar görmediniz mi yoksa?) Masum masal kahramanlarımız güzellikten seksiliğe de geçtiler fantazilerimizde, bilinçaltımızla oynadı çizerler =)

Seksi Tinker Bell, Denizkızı Ariel, Pamuk Prenses, Külkedisi, Alice’lerini gördüğümde kafamdan şu da geçmedi değil. Acaba bu da bir tür pedofili sayılır mıydı? Çocukluk masal kahramanlarını cinsel takıntı haline getirmek. FBI Külkedisi ile üvey kızkardeşlerinin lezbiyen ilişki halindeki çizimlerinden ötürü evinizi basar mıydı? Sonra silkelendim kendime geldim =)

Yıl 2000’lere geldiğinde masal kahramanları sevişirken, iyinin hep güzel, kötünün ise hep çirkin olmayacağı da vurgulanmaya başladı. Femme Fatale’ler, seksi ve güzel kadınların ne kadar tehlikeli ve kötü olabileceklerini gözümüzün önüne serdi. Notredame kamburunu, Güzel ve Çirkin’in Çirkin’ini daha çok sever olduk. Kaya Çilingiroğlu Hülya Avşar ile evli kalıp çocuk sahibi bile oldu…

Bunlar geçti işte bir anda aklımdan şu hatunları görünce =)

Simon’ın Kedilerine Devam

1 Haziran 2009’da bahsetmişim bu tatlı mı tatlı kedi çizgi filmlerinden. (Bkz. Simon’ın Kedileri) Simon bu animasyonların tutmuş olduğunu anlamış ki devam ettirmiş bu süre zarfında. Ben de yeni keşfettim.

Kedilere karşı bir gram sempatisi olmayan ben, yengenizden bulaşmış bir şekilde hafiften kedilere sempati ve acıma duygusu sahibi oldum. Bazıları tatlı olabiliyor. Ama gene de nankörler.

Simon gene ince noktalara ve detaylara değinmiş. Kedilerin uçusan sineği ne uğruna olursa olsun kovalaması, sıcacık bir yer buldular mı ne olursa olsun oraya kurulduklarına dair… İzleyin eğleneceksiniz.