|
|
28 Mayıs 2010 | Kategori: Ekonomi, MeGu, İzmir |
Salı gününden beri İstanbul’daydım, Twitter‘ımdan takip edenler bilirler. Aile işi olarak tekstil işindeyiz ve son 3 senedirde firma bazında İstanbul Evteks Fuarına katılıyoruz. Bu bahaneyle de ben yılda bir kez de olsa İstanbul’a gelmiş oluyorum =)
İstanbul benden büyük onla başa çıkamam. İstanbul’a ikamet ettiğimi düşünemiyorum bile. Çok kalabalık. Nereye gitsen kuyruk. Restoranlarda bile ayakta bekleme ihtimalin var oturmak için. Hep bir telaşe. Trafik telaşe… Belki üniversiteyi İstanbul’da okusam alışırdım bu yaşam tarzına ama İzmir’de çok alıştım rahat rahat yaydırmaya. Bir yere mi gidicem yarım saat önce çıkıyorum ve zamanında oraya varıyorum Evet ben o klasik Amerikan filmlerindeki kasabasını hiç terkedemeyip orada yaşlanan amcalardan olacağım
İstanbul’a her İzmirli gibi ne kadar bok atsam da hayran olduğum bir şehir. Hele bir de gezmeye geldiyseniz tadından yenmez. Ben her sene derim ulan bu sene bir kaç haftasonu atlayıp İstanbul’a gezip tozup geri döneyim. Ama hiç fırsat olmuyor, cumartesi bile çalışan biri olarak… Hayat akıp gidiyor, biz es geçiyoruz…
Bu kadar telaşe ve kalabalağın olması doğal yurdum insanının neredeyse 5′te 1′i İstanbul’da yaşıyor. Taşı toprağı altın olmasa da İstanbul bir fırsatlar kenti. İstanbul’da abidik gubidik işler yaparak “Yürü ya kulum” sesini duymuş ve zengin olmuş bir çok insana rastlamak mümkün. Adam şans eseri birşey üretmiş zengin olmuş, şansa güzel bir yere dükkan açmış ve dükkan zincirleri olmuş. Birgün bir cafede bir adamla tanışmış ve bir firmanın müdürü olarak bulmuş kendini… Bir çok fırsat hikayesi dinlemek mümkün İstanbul’lulardan. Eğer çok çok zengin olma hayaliniz var ise, o hayalin bir ayağı muhakkak İstanbul’dan geçmeli…
İstanbul’un hayran kaldığım bir diğer yanı da sorunlara karşı hızlı tepki veriyor, hızlı değişebiliyor. Bu sene havalimanına geldiğimde gördüğüm havalimanı kavşağı ağzımı açık bıraktırdı. Geçen sene vasat bir kavşakken, bir seneden kısa bir sürede yanarlı dönerli komplike bir kavşak inşaa edilmiş. Aklıma ister istemez İzmir’de 6 yıldır sürmekte olan ve bitmeyecek gibi duran metro inşaatı geldi.

Garip gelebilir ama İstanbul’un asfaltlarına da hastayım. Trafiğin ana can arterlerindeki asfalt kaymak gibi mirim, akıyor gidiyor. Gelin bir de İzmir’e şehrin göbeğindeki kupon caddeler delik deşik ve bozuk asfaltlı. Vallahi bir cinnete bakar, vermem bir daha CHP Belediyelerine oy eğer AKP Belediyesi böyle güzel ve hızlı hizmet getirecekse!
Gelelim İstanbul bahanem EVTEKS fuarına. Adı üstünde EVTEKS, İstanbul Ev Tekstili fuarı, dünyanın önde gelene en büyük ikinci fuarı. Birincilik halen Almanlar’ın HeimTextil fuarında. Ama inanın zorluyoruz o fuarı. Almanlarda artık tekstil imalatından eser yok. Dünyanın en kaliteli ev tekstili imalatının gerçekleştiği Türkiye, akıllı davranırsa İstanbul’u çok kısa bir sürede ev tektilinin dünya merkezi haline getirebilir. Çinlilerden farkımız adımız ve kalitemiz.
Bir zamanlar hükümet tekstili gözden çıkarmış olsa da bu sektör Türkiye’nin hala lokomotif sektörlerinden. Tekstil bir virüs gibidir. İnsana bir kere bulaştı mı asla çıkmaz bu hastalık. Bir çok kişi tekstil sektörünün kaprisli, stresli ve yorucu tempolu işlerinden yakınsa da ve ilk buldukları fırsatta tekstilden çıksalarda bu kandaki virüs onları rahat bırakmaz ve daha rahat işlerler yeniden tekstile sokar. Bu benim için de geçerli. Her seferinde parayı vurup tekstili bırakırm desem de, eminim ki paralı bir adam olsam o parayla gider en kötüsünden butik işine girerim
Fuarlar hep güzel geçer. İş stresi olmaz, bol muhabbet olur, yeme içme sınırsızdır. Sürekli hostes yiyecek içecek pompalar. Bütün iş hayatı böyle olsa vallahi 100 yaşına kadar yaşarım Ya da öyle bir iş yapacaksın ki sürekli fuarlarda bulunma gereğin olacak… Ben bir düşüneyim bu iş üstüne =)
Popularity: 1% Tweetle
4 Mayıs 2010 | Kategori: Ekonomi |

Çin dünyaya hizmet sunuyor. Çin Halk Cumhuriye’tinin düşük işçilik maliyeti sayesinde dünyada teknolojiden tutun giyime kadar birçok ürünü daha ucuza maledip tüketiyoruz. Çin’in kotalarının 2000′li yıllarda kalkması ile bu süreç büyük bir hız kazandı. Amerika ve Avrupa’da bir çok fabrika üretimine son verdi ve firmalar üretmek yerine Çin’den tedarik etme sürecine girdi.
Tabii bunun ucuz maliyetinin yanı sıra dezavantajı Çin’in üretim kalitesinin düşük olması idi. Çinliler üretimin kalitesinden çok daha kısa sürede nasıl daha çok mal üretebileceklerini düşünüyordu. Tabii durum böyle olunca ucuz ve kalitesiz Çin malı diye bir tanım oluştu insanların kafasında. Kimi insanlar ve firmalar bir ürün Çin malı ise onu tercih etmemeye başladı.
Firmaların ve insanların Çin malını tercih etmemelerinin kalite düşüklüğü dışındaki bir diğer sebep ise Çin’de işçilerin insanlık dışı çalışma saatleri ve ortamı yüzünden tercih etmiyor. Çin’de işçiler, kümesteki tavuk gibiler. Saatlerce çalışıp, sonrasında uyuyor, sonra uyandırılıp gene çalıştırılıyor. Bir sosyallik yok, yemek ve çay molası yok.
Resimlerdeki fabrika Çin’deki KYE fabrikası Microsoft için gamepad, klavye ve fare üretiyor. Çalışma ortamı insanlık dışı. İşçiler haftada 90 saati aşkın çalıştırılıyor. Saatlik ücretleri 52 sent, yani ayda 200 dolar civarı. 15 saatlik vardiyaları süresince yanındakilerle konuşmaları ve tuvalete gitmeleri yasak. Fabrika bünyesindeki odalarda yatıyorlar ve bir odada ortalama 14 kişi yatıyor. Dayağa maruz kalıyorlar. Hatta kadın işçiler zaman zaman üstleri ve güvenlik görevlileri tarafından cinsel tacize uğruyor.
Genelde okullardan staj için gönderilen 14-15 yaşındaki öğrenci işçiler çalıştırılıyor. Yemekler çirkin, dışarıya çıkıp başka bir yemek alma şansları yok. Fabrika dışına çıkma hakları da sınırlı. İzin günleri olsa bile fabrikanın kapılarının açık olduğu saatler sınırlı, bu saatleri geçemiyorsunuz.
Fabrikada bir hata yaparsanız, ya da bir ürünü yere düşürürseniz cezası var. Hem insanların önünde küçük düşürülüyorsunuz, hem de tuvalet temizleme cezasına çarptırılıyorsunuz. Fabrikada hayat bir kısır döngü. Yat, kalk, çalış çalış ve gene yat…
Eminim ki kölelik bundan daha iyi şartlara sahipti.
Türkiye’de ürün yaptıran ya da satın alan bir çok firma Türk fabrikalarının çalışma ortamlarını çok sıkı denetliyor. İşçilerin sağlıklı bir ortamda çalıştıklarını, herkesin sigortalı olduğunu kontrol etmekle kalmıyor, işçilerin iş yerinde sosyal olup olmadığını kontrol ediyor ve fabrikalardan kütüphane, hobi odası, pinpon masası gibi aktivitelerin işçiler için bulundurulmasını istiyor.
Türkiye’de üreticileri bu kadar kastırırken, iş Çin’e gelince bir anda bunların bütün önemi ortadan kalkıyor. Çinliler zaten sürünen bir ırk olduğu için büyük firmalar Çin’de sadece karını gözetiyor. Gerisini görmezden geliyor… En acıklısı da McDonalds’ın Happy Meal oyuncaklarını yapan çocuk işçileirn görüntüsü… Onu şimdi yayınlamayacağım.
İşte sözünü ettiğim KYE fabrikasından görüntüler.
Popularity: 1% Tweetle
3 Mayıs 2010 | Kategori: Ekonomi |

2$’lık banknot her ne kadar ilginç, az bulunur ve hoş görüntülü bir banknot olsa da (Bkz.İki Dolarlık Banknot) 100$’ın yerini tutamaz. 100 Dolarlık banknot dünyada olduğu kadar Türkiye’de de önemli bir paradır. 100 dolar bir çok kapıyı açar. Gıcırdayan kapıları yağlar, kilitli kapılara çilingir olur, kapanan kapıların önünde engel olur.
Yaşam tarzı olarak damsızsanız, bir barın bouncerına (sektiricisine) iliştireceğiniz bir 100$ ile o kapıyı ardına kadar size açtırtır, bir dahaki sefere önünüzde kırmızı halılar serilerek karşılanırsınız.
Gene girdiğiniz barda rezervasyonsuz ayağına size bistro ya da loca verilmiyor mu? Mekanın şefi tipindeki en iş bitirici görünen garsona iliştireceğiniz bir 100$ ile mekanın en güzel locası sizin olur, önünüze içkiniz buzlu kovada gelir, meyvenin en bolu, en tazesi, bol peçete, hatta çikolata önünüzde köpek olur.
Bu kadar şatafata, şekile, locaya ve içkiye rağmen hala beceriksiz iseniz ve bir hatun kaldıramadıysanız, 100$’lık desteden bir tane daha ayırıp, muhtemelen her barda olduğu gibi parayla sizinle birlikte olacak bir eskort, hostes, ya da üniversiteli kızı yanınıza çağırıp birlikte ya sizin evinize, yok eğer kıllatırsa yakındaki şık bir otele 100$lık bir odaya işinizi görüp, cerahatınızı akıtmak için gidebilirsiniz.
Gittiğiiniz bir otel ise gene bir 100$ ile bellboyu kapı kulunuz yapıp, yiyecek içecek, kondom gibi ihtiyaçlarınızı hemen halletirebilirsiniz. Hatunu beğendiyseniz de bir 100$ daha önüne atıp sabaha kadar duşşşş yapabilirsiniz Aynı tarife güzel Rus insanları için de geçerlidir…
Cerahatınızı akıttıktan sonra otelden ya da evden çıkışta biri size ve yanınızdaki hatuna laf mı etti? Valla 100$’a o adamı eşşek sudan gelinceye kadar dövecek 10bin insanı 10 dakikada bulabilirsiniz
Gördüğünüz üzere 100$ bu dünyada çok iş gören bir banknottur. Tarihten beridir de çok şekil değiştirmiş bir paradır. Benim en eski hatırladığım 1990′larda ufak bir Franklin portresi bulunandır. Daha sonra 2000′li yıllarda bu para çok taklit ediliyor diye daha büyük bir Franklin portereli 100$ çıkarttı Amerikan Federal Rezerv bankası.
Geçtiğimiz günlerde de bu sefer portreyi yuvarlaktan çıkartıp sola taşıdıkları yeni banknot dizaynını duyurdular. Daha güvenilir, daha zor taklit edilebilir olduğunu ileri sürerek… 100$’lık banknotun arkasında Philadelphia’da bulunan ve Amerikan Özgürlük Bildirgesinin konuşulup görüşülerek onaylandığı Independence Hall yani Özgürlük Binası’nın resmi bulunmaktadır.
İşte Amerikan tarihi boyunca piyasaya sunulmuş bütün 100$’lar… Köpeğiniz olsun hepsi, size birşey olmasın!
Popularity: 1% Tweetle
11 Mart 2010 | Kategori: Cinsel, Ekonomi, Internet, Kültürel |

2009 bütün ticaret ve sanayi dalları için buhranlı bir yıldı. Krizin dokundurmadığı alan kalmadı. Binlerce kişi işsiz kaldı, binlerce işletme ve fabrika kapandı. Bundan dolayısı ile porno endüstrisi de etkilendi ve küçülmeye gitti.
Farklı bir açıdan yaklaşırsak, ekonomik krizde geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı çeken erkeğin aklı başına gelir. Kafasında bu soru ve sorunlar olduğu için kan beynindedir, çükü aklına bile gelmez. Ereksiyon problemleri artar. Ekonomik krizlerdeki artan boşanma oranın sebebi de parasal tatminsizlikten çok, erkeğin kadınını yatakta da tatmin edememeye başlamasıdır kanımca. Kafası bozuk olan adam çükünün derdine düşmez!
İktisatçı olarak yaklaşırsak da, porno ve eğlence sanayi dalıdır. Ekonomik buhranlarda, insanlar önceliklerini temel gereksinimlerinden yana belirlerler. Eğlence de ilk gözden çıkartılacak kalemlerdendir. Ekonomik krizde azalan gelirler ve artan gelecek kaygısı ile insanlar tasarrufa yöneldi ve porno eğlencesine ayırdığı parayı kıstı.
Rakamlarla konuşayım,
- Porno 13 milyar dolarlık hacme sahip bir endüstri.
- 2009′da bir önceki sene 1000$ olan oyuncu ücretleri 700$’a düşmüş.
- DVD satışları 2008′e göre 2009 yılında %30 oranında azalmış.
- Las Vegas porno ticaret fuarına olan katılımdaki düşüş ise %20.
- Makgözlerin saatlik ücretleri 250$’dan 100$’a düşürülmüş.
Tabii porno endüstrisinin daralmasındaki tek sebep ekonomik kriz değil. 2000′li yılların başından beri porno endüstirisinde düşüşler gözlemleniyordu, ancak 2009′daki kriz bunu zirveye taşıdı. 2000′li yıllardan beri gözlemlenen düşüşün diğer sebepleri, korsan ürünler ve internetteki bedava porno siteleri.
- 2006′da 3.2milyar$ olan porno DVD satış ve kira gelirleri 2009 yılında 1.81milyar$’a gerilemiş.
- 2006′da internetten video satışı 2.6milyar$ iken 2009 yılında bu rakam 4.9milyar$’lık bir hacme yükselmiş.
Bu da günümüzde porno endüstrisinin hangi yönde geliştiğini bize çok net bir şekilde gösteriyor. Klasik anlayışta dergi ve DVD ile porno satışı artık demode oluyor.
Jenna Jameson’ın sahip olduğu paralı porno sitesi Club Jenna.com ayda ortalama 83600 ziyaretçiye sahip. Bu da Jenna Jameson’ın gelmiş geçmiç en çok para kazanan porno yıldızlarından biri yapmaya yetiyor. Ancak günümüzde çok yaygın olup da ülkemizde her biri teker teker engellenmiş olan bedava porno video yayın sitelerinin ayda ortalama ziyaretçi sayıları aşağıdaki gibidir.
- XVideos – 7.3 milyon
- RedTube – 8.5 milyon
- PornHub – 9.9 milyon
- YouPorn – 13.7 milyon
İnternetteki ücretsiz porno siteleri, porno endüstrisini hem ekonomik açıdan hem de zevk trendleri açısından tehdit etmekte. Benim şahsi fikrim, bu tip sitelerle birlikte insanlar amatör porno videolarını da yayınlayarak, boyalı hatun – kaslı erkek pornolarından çok daha gerçekçi amatör pornoları tercih etmelerini sağlıyor.
Türkiye’de bir tabu olan porno, kanunen de yasak diye biliyorum. Yani siz sikiş sokuşlu bir porno çekmek isterseniz sizin stüdyonuzu ya polis, ya jandarma, ya da mahalleli basar. Ancak kapitalizmin en güzelini yaşayan ABD’de bu sanayi kendi zenginlerini doğurmuş. En çok kazanan porno yıldızlarının yıllık gelirleri şöyle;
- Jenna Jameson – 30 milyon $
- Tera Patrick – 30 milyon $
- Maria Takagi – 2.6 milyon $
- Houstaon – 1 milyon $
- Hillary Scott – 250 bin $
Durum ülkemizde de böyle olsa eminki bir çok kişi mankenlikten çok porno yıldızı olmak için soyunur…
Popularity: 4% Tweetle
2 Ocak 2010 | Kategori: Ekonomi, Politik, Türkiyem |
1 Ocak 2010′dan itibaren, kimseciklere sormadan, duyurmadan, inceden vazelinli bir şekilde Bakanlar Kurulu yetkisini kullanarak ÖTV’ye zammı geçirmiş… Hamdolsun kriz bizi teğet geçti diyen RTE, bir anda IMF’e ümüğünü sıktırttı, ardı ardına da ÖTV oranlarını arttırdı. 1 Ocak 2010′dan itibaren cep telefonu ithalindeki ÖTV artırıldı, benzin, mazot, sigara ve alkollü içkideki ÖTV oranları yükseltildi. İnceden inceye giydirdiler gene millete.
Ne desem boş, 1 Ocak sabahı okuduğum ilk haber bu olunca aklıma Kutsal Damacana filminden Şafak Sezer’in bir repliği geldi ve onu sarffetim uzata uzat. Şafak Sezer ne diyorsa, ben de hükümetimize aynen “denden” işareti ile aktarıyorum…
Popularity: 1% Tweetle
|
|
Meşhur Yazılar