Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Arşivler

    Cunda

    DSC00759

    Ekim’in başında arkadaşlarla toplanıp haftasonunu geçirmek üzere Cunda’ya gittik. Sağolsun liseden arkadaşım KK’nın ailesi Cunda ahalisinden olduğu için bizi evine alıp bir güzel ağırladı, en kralından.

    Ben büyük bir hevesle denize olmasa da havuza girerim umudu ile su altı kameramı falan da götürmüştüm ancak tabii ki benheves ettiğim için, yılın ilk yağmuru ben Cunda’da iken yağmış bulundu. Ama yağmur Cunda haftasonuna apayrı bir tat, hava kattı. İlk yağmurun kokusu ve Cunda… Çok güzel bir kombinasyon.

    DSC00584Bu benim aklı selim bir şekilde Cunda’ya ilk gezimdi. Daha önceleri ergenlik dönemimde anne ve baba ile birlikte Cunda’ya günü birlik rakı-balık gezilerimiz olurdu ancak aklımda kalan tek şey Bay Nihat denen o meşhur balıkçıdan başka birşey değildi. Daha sonra ünivesite yıllarında birkaç kez heveslenmiştik gitmeye ama götürüp gezdirmesi gereken insanlar bir türlü organize edip götürememişti beni… Nasip başkalarınaymış :)

    Gidilen heryeri, oranın bir bileni ile gezip tozmak en doğru şeydir. Ee biz de oraya yazları Cunda’da geçmiş bir arkadaş ve onun ailesinin referansı ile gidince, her kapı önümüzde açıkldı ve nokta atışlar ile en doğru yerleri gezme şansına ulaştık. Cunda’yı bilen adam Bay Nihat’a gidip turistik takılmadan, çok da hoş bir Cunda tatili yaşayabilirmiş.

    Doğru aslında bir turistik yerin en popüler mekanı, en kazık olmasının dışında en iyi mekanı değildir. Nasıl bir insan İzmir’e gelince Topçu’ya giderse, Çeşme’ye gelince kumruyu Şevki’de yerse, Cunda’ya gelen de kulaktan kulağa duyduğu tek yer olan Bay Nihat’a gider. Ancak Cunda’yı bilen biri ondan daha salaş ve lezzetli yerleri daha iyi bilir.

    DSC00685İlk gece yol yorgunluğu ile rakı balık olayına girip kendimizden geçmemek için UNO adlı restauranta gittik. Kelimenin tam anlamıyla “10 Numara” mekan. Servis görevlilerinin ilgi alaka ve muhabbetleri süper, menü zengin. Ara sıcaklardan, et yemeklerine, makarnalardan, pizzaya ve tatlılara kadar herşey lezizdi. Ertesi gün de barına demlenmeye gittiğimizde içilen deney tüplerindeki Limoncello shotları da unutulmaz bir deneyimdi.

    Ertesi sabah, uyku ile üzerimizdeki yol yorgunluğunu atar atmaz kendimizi Ayvalık’a attık. Buralara kadar gelmişken bir hakiki Ayvalık tostu yemeden olmaz. Aç olduğum için tost tosttur benim için ama gerçekten de lezzetliydi. Gerçi ben karışık yiyerek biraz gerçek Ayvalık tostuna ihanet etmiş oldum ama olsun. Lezizdi önüme koysalar yemem demem :)

    Ayvalık’ın ufak ve eğlenceli, sıcak ruhlu çarşısında ufak çaplı bir gezinti kahvaltı üstüne iyi geldi. Özellikle klübün oradaki antikacılar çarşısı ilgi çekiciydi. Gerçi ölü eşyalarına karşı biraz antipatim olsa da, eski büfeler, eski fotoğraf makineleri, dolaplar, kapılar herşeyin eskiden daha özenle ve ruhla yapıldığını ispatlarcasına orada hala yeni sahiplerini bekliyordu.

    DSC00610Hava sıcak ve güneşli olduğu için enerji doluyduk. Elimizde 1 adet Sony Cybershot dijital kamera, bir adet de Lomo Fish Eye kamera ile deli gibi onun bunun resmini çekinip durduk. Kısa bir süre sonra Lomo Fisheye maceralarını da buradan göreceksiniz. Eğlenceli oyuncak fotoğraf makinaları ile ne kadar çok eğlenildiğini anlayacaksınız.

    Yeme içme üzerine kurulu olan bu gezi programında, Ayvalık çarşısında dolanmamız bittikten sonra gene Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Cunda’ya, nam-ı değer Alibey Adasına geri döndük. Ee kahvalı yaptık, bir güzel yüründük durduk bunun üzerine bir Türk Kahvesi ve tatlıyı hakettik. Hemen sahilde KK’nın tavsiyesi üzerine tahta sandalyeli salaş güzel bir yere çöküldü, sakız opsiyonlu türk kahveleri söylendi, akabinde bir de üzeri bolca susamlı Cunda lokması ortaya geldi… Öldürücü kürdan darbeleri ile hunharca bir şekilde lokma ortadan kaldırıldı!

    Yeme içme dışında da Cunda’nın turistik olan güzel bir pazarı da var. Orada Cunda’yı hatırlatacak olan hediyelik eşyalar, evler için süs eşyaları, bayanlar için giyim kuşam ve takılar bolcana mevcut. Ufak da olsa her dükkana girip ıncık cıncığa bakmanın tadı apayrı. Birşey aldım mı peki ben? Hayır… Almam vermem ekonomiye can vermem arkadaş!

    DSC00516Bir de Cunda’nın kedileri… Aman Allah’ım ben bu kadar kediyi hiç bir arada görmedim. Bir de insan ile yaşamaya alışmışlar, itiyorsun gitmiyor, kakıyorsun gitmiyor… Bu sayede ilk kez hayatımda bir kedi sevmiş oldum. Kedinin adı Abuzer… Ve hayatımda gördüğüm en çirkin kediydi… Suratsız, tatsız… Ve ben bu kediyi sevdim. Napayım şirin kediler hiç gelmedi, bu ise direk üstüme atladı, kucağıma oturdu :)

    Ve akşam olunca bünye tabii gene acıktı ve o beklenen rakı-balık anı geldi. Ancak hava biraz soğuk ve rüzgarlı olduğu için ve hepimiz birer potansiyel hasta olduğumuz için biraz kuytu ve daha çok kapalı mekanı olan bir yer tercih ettik. Ayvalık Klüp’te yerimiz ayarlandı… Ayvalık ve Cunda’yı biliyorsanız, balık restaurantlarındaki meze çeşidi ile meşhur olduğunu da bilirsiniz. O kadar zengin bir meze dolabı var ki, balık yemeden sadece mezeler ile karnınızı tıka basa doldurabilirsiniz. Netekim öyle oldu, ahtapottan kum midyesine, karidesten kalamara, bir çok çeşit meze ile ben gecenin sonunda elimde soda şişesi, bardağımda Alka Seltzer ile karnımın fesat ağrısını geçirmeye çalışıyordum.

    Geceyi Cunda’nın açık bir barında içilen biralar ve cila olarak UNO da içilen limoncellolar ile sonlandı. Üzerimize tatlıdan tatlıya yağan sonbahar yağmuru ve önümüzde belirmeye başlayan see through bayanlar ile anılarda iyi hatırlanacak güzel bir Cunda tatili oldu…

    Kimbilir tekrarı belki baharda yeniden yaşanabilir. Değil mi KK? Çağırmasan da geliriz biz dert değil :)

    Popularity: 1%

    Sahil Kasabasında Emeklilik

    Sahil Kasabalarından Biri Bodrum

    Hani derler ya malı mülkü satıp, şehirden kaçıp yerleşicem Bodrum’a diye… Ben anlamazdım o tipleri, mis gibi şehirde yaşamak varken ne gereği var derdim. Taaki bu sene biraz bıkana kadar.

    Bu yıl Çeşme’de yazlıkta kalma da rekor kırdım. Haziran 19′da temelli göçtüm, ve bugün Eylül 27′de İzmir’e geri göçtüm. 3 ayı aşkın bir süredir Çeşme’deyiz ailecek. Bizim için sorun olmuyor, çünkü işimiz Güzelbahçe’de. Alsancak’ta kışlık evimde de kalsam, Çeşme Germiyan’daki yazlık evimde de kalsam aynı sürede işime varıyorum. Tam ortada kalıyor. Bu yüzden de gündelik geçinme faaliyetlerimden de eksik kalmamış oluyorum.

    Bu ilk yaşadığım kriz en ağır krizlerden biriydi ve beni inanın gerdi ve yordu. Türkiye’de dünya krizdeyken tekstil işinde olmak ne demektir ancak tekstilciler anlar. Gıdacılar pek o kadar hissetmez. Belki inşaatçılar biraz daha iyi hisseder. Ama onlar da genelde yatırımlarını gayrimenkule yaptıkları için gene kira gelirleri ile keyiflerine bakarlar.

    Ancak tekstil öyle bir iştirki girdiniz mi içine, virüs size bir kere bulaştı mı kolay kolay çıkamazsınız. Çıkamadığınız gibi, çarkı sürekli döndürmeniz gerekir, yerinizde saymadan, boş kalmamanız gerekir. Bu da kriz ve Çin’in tekstile girmesi ve Türk üreticilerinin  piyasasını daraltması nedeniyle kurtlar sofrasına dönen piyasada çalışmak insanı daha bir geriyor, yoruyor ve bıktırıyor.

    Herneyse ruh halimi gördüğünüz üzere, neden bu sene fikrimin değiştiğini anlamış olmalısınız. Hele bir de Ramazan’da her sahur CNN Türk’te yayınlanan Fatih Türkmenoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Sahil Günlüğü programını izledikçe daha da pekişti bu sahil kasabasına yerleşme tribim. Fatih Türkmenoğlu Türkiye’nin güneyinden kuzeyine bütün şirin sahil kasabalarını gezdi ve tanıttı. Çok güzel ve şirin, huzurlu ve mutlu yerler var sahillerde.

    Yerleşirsin, kendine uygun bir iş açarsın, pansion, butik, dükkan, mağaza, incik boncuk, huzurlu, sinirli ve stressiz bir hayat. Valla insan uzun yaşar. Bir de hatun yaptın mı adamı mutlu eden değmeyin keyfime :)

    Tabii bunları lafta söylemek çok güzel. Ama gerçekte uygulanması zaman alan birşeydir. Öncelikle bunları yapabilmeniz için hayatta kendinize dünyalığınızı yani yeterince paranızı ve mal mülkünüzü yapıp bankaya ve tapu klasörüne koymuş olmanız gerekir. Size ve ailenize yetecek zenginliğine ulaştığınız zaman ancak böyle şehri bırakıp kasabaya yerleşerek, tam anlamıyla lay lay lom hayatı yaşayabilirsiniz.

    Önce iyice yorulacaksınız ki böyle bir göçü hakedip tadına varabilesiniz. Zaten böyle yorulup da bıkmadan, belirli bir zenginliğe sahip olan, mirasyedigillerin böyle bir huzur arayışı olamaz. Onlar daha çok nerede kalabalık oraya akmak isterler. Eller havaya hayat isterler… :)

    Sevgilerimle, emekli ruhlu genç yaşlı Megu :D

    Popularity: 2%

    Yeşil Pasaport

    yesil-pasaportÖncelikle bilmeyenler için açıklayayım yeşil pasaportun ne olduğunu ve özelliklerini. Yeşil pasaport 1′den 4.dereceye kadar olan kamu personeli ve aile fertlerine verilen hususi damgalı özel bir pasaporttur. Bu pasaporta sahip bireyler, rahatlıkla vize gereksinimi olmadan bir çok ülkeye serbestçe girip çıkabilir ve orada 3 ay bulunabilirler.

    Kağıt üzerinde yüksek derecedebir memur ya da kamu görevlisiysen ve görevin gereği sürekli yurtdışına çıkıp girmen gerekiyorsa çok iyi düşünülmüş bir uygulamadır. Görevi gereği gitmesi gerektiği bölgeye vize uygulamaları yüzünden gidememezliği ya da geç gitmesini engeller bu pasaport görevlilerin. Belediye başkanları, devlet dairesi başkanları, müsteşarlar, genel müdürler bunu kullanmalıdır.

    Ancak iş 1. dereceden 4.dereceye kadar memurlara genişletilip peşkeş çekilince bu yeşil pasaport uygulaması tamamen bir haksızlık ve adaletsizlik oluyor. Binlerce memur ve aile fertleri bu pasaportu kendi adlarına çıkartıp turistik gezilerinde göğüslerini gere gere kullanıyor. Gezip tozuyorlar.

    Ben bir girişimci, bir işletme sahibi olarak alacağım iş eğitimi, ülkeye getireceğim know-how, yapacağım yatırım ya da başlamatmak istediğim dış ticaret için bir yabancı ülkeye gitmek istediğim zaman, mavi pasaportum ile vize alabilmek için konsolosluklara gerekli gereksiz onlarca evrak gönderip, onlara “Ben aslında bu ülkede çok mutluyum, çalışıyorum, işim gücüm var, bakın şurada kalacağım, şu uçakla gideceğim, şunlar beni çağırıyor, kaçmayacağım, kaçak değilim, geri döneceğim vallahi” diyerek onları inandırıp vize almak durumunda kalıyorum. Bu bazen o kadar küçük düşürücü olabiliyor ki, takipçi ile yaptığınız evrak başvurunuzu konsolosluktaki götü kalkık memur kabul etmiyor ve sizi yüzyüze mülakata çağırıyor nerede olursanız olun. İzmir’den kalkıp vize için İstanbul ya da Ankara’ya gitmek durumunda kalıyorsunuz. Ya da “banka hesap cüzdanınızı getirin, paranız var mı yok oralarda harcayacak görelim” diyerek banka ekstrenizi de ekliyorsunuz evraklarınıza.

    Tek amacınız gidip ülkenize bir iş imkanı, yatırım, bilgi ya da ticaret yaratmak ama ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsunuz.

    Ama Türkiye Cumhuriyet’i kendi kamu personeline yalakalık yapıp onları çoluğu çocuğu ile vizesiz tatile gönderirken, size böyle bir kolaylık imkanı sağlamaya bile yeltenmiyor. Ya yeşil pasaportu adam gibi kullandırırsınız memurlarına belirli kişilere bu hakkı sağlayarak, ya da bu hakkı normal vatandaşlarına da paylaştırırsın!

    İnsanların neden devlete kapak atmak istediklerini insan büyüyüp yaşadıkça daha da iyi anlıyor böyle durumlarda.

    Popularity: 1%

    Bodrum’dan Çeşme’ye

    Bardakçı Koyu'ndan Bodrum

    Yazamadım, araya da doğum günü yazım girdi…

    Bu değil, önceki haftasonu Bodrum’daydım. Yengeniz, bir arkadaşı ve Yiit K ile birlikte. Ateşini Yolla Bana‘yı takip edenler zaten haberdardır bu durumdan.

    İstiyordum Bodrum’u hem yengeniz Londra’nın yollarını tutmadan önce son bir tatil fırsatıydı, hem de bunaldığım İzmir ve Çeşme’den bir pit stop’dı benim için bu haftasonu kaçamağı.

    Şunu farkettim ki, ben 3 günü geçen tatil yapamayan insanlardanım. En son üniversite 2′de gittiğim 5 günlük Winterfest Uludağ gezimden beri uzun tatiller yapamıyorum. Maksimum cuma cumartesi pazar gecesi kalıp pazartesi sabahtan erkenden yola çıkıyorum. İş ya da okul birşeyler engel oluyor. Bu Bodrum kaçamağı da cuma akşamı Bodrum’a varıp pazar akşamı dönülmesi gereken kaçamaklardan biriydi, netekim pazartesi iş başı.

    Hayalimde evlenmeden, ya da ölmeden önce gerçekleştirmek istediğim Road Trip tadında bir tatil var, yapmak nasip olur inşallah, bir başka yazıda detaylı olarak bu hayalimden bahsedeceğim.

    Bodrum’a bu sefer kendi ya da ailemden birinin binek arabasıyla değil de, çok ekonomik olan ve şirketimize yeni aldığımız Fiat Grande Punto ile gittik. Dizel 1.3 Multijet motorun koklayarak yakıt sarfetmesi çok hoşuma gitti. Çeyreğin biraz üstü ile Bodrum’a vardım, ki 120-130km otoyolda, 100km’de normal yolda hızımı korudum. Deponun Eurodizel ile 100TL civarında fullendiğini hesapa katarsak sudan ucuza geldi… Netekim ben kendi aracım BMW 1 Serisi ile gidişim 80TL civarında kalıyordu.

    Yiit K ve yengenizin arkadaşını onların evine kapattıktan sonra, bir gelenek haline gelen Bodrum otelleri macerama Manastır Otel’i de kattım. Bodrum’da bugüne kadar her gidişimde hep farklı bir otelde kaldım. Bir tek La Blanche’de kendimi 2 kere tekrarlamak durumunda kaldım. Bugüne kadar 2002 yazı Lise 2′den beri toplamda 8 farklı pansiyon ve otelde kalmışım.

    Buna kaldığım farklı bölgelerdeki otelleri de katınca iyi bir sayı. Çeşidi ve kalmadığım yerlerde kalmayı seviyorum. Bu yüzdendir ki yakında güncemde Oteller kategorisini açıp, kaldığım oteller hakkında aklımda kalan izlenimleri sizlere aktaracağım… İnşallah!

    Bodrum boştu. Buna Bodrum Uzmanı Ord. Prof. Dr. Operatör Yiit K da onayladı. Bize elinden geldiğince potpori şeklinde bir Bodrum yaşatmaya çalıştı. Körfez Bar’ı, Sünger Pizza’sı, sebzeli döneri, Türkbükü’ndeki Lola Beach’i ile hoş bir haftasonuydu. Çeşme’nin kasıntılığı yoktu, rahat rahat giyinip, üçüne beşine ve diğer insanların yaptıklarına aldırış etmeden rahat rahat gezdik tozduk eğlendik. Hatta karşim YK görmüş Star TV’de magazine bile çıkmışız… Anasını bile siterim gerekirse, kimseye de hesap vermem! :)

    Bu haftasonu da tilkinin kürkçü dükkanı ile olan ticari ilişkisiyle doğru orantılı olarak gene geldik Çeşme mevkiine. Bir Babylon ve kafası dumanlı Duman gecesi… İnsanları ayak üstünde sikmeye çalışan Çeşme işletmeleri, işletmecileri, otoparkçıları ve barmenleri… Aşırı kalabalık… Kasıntı bir ortam.

    Babylon’un otoparkı doldu diye, karşısında bulunan Süzer Otel’in güvenlik görevlisi bizi otelin parkına aldı ve benden otopark ücreti kesti… Bu kadar mı aç olur insanlar?

    Babylon’da bozuk para ile uğraşma derdi olmasın diye Efes Pilsen ve Miller 10′ar lira. Votka enerji, viski enerji 28 lira, yani 30 lira… 2 lirayı beklemeyin. Bunlar olabilir kabul edilebilir şeyler. Ancak şişe bira kalmadı yalanı ile kağıt bardakta bol köpüklü ve sidik kıvamındaki birayı da 10 liradan satma girişimi, tavuk mu sitiyorsunuz dedirtecek cinsten bir hareketti.

    Hep dediğim bir söz vardır. Çeşme en güzel Mayıs ve Eylül ayında, sadece gerçek İzmir’li Çeşmeliler kaldığında yaşanır. O aralıkta fırsatını buldukça kendini Bodrum’a atacaksın… Başka yolu yok.

    Popularity: 2%

    1. Suriye Seferi

    Beşşar Esad Propaganda Resmi - Suriye

    1.Suriye Seferinde kapılardan döndük :)

    Suriye’ye gidecekseniz eğer, karadan geçerken vizeyi sınır kapısından alabiliyorsunuz. Bizim İskenderun ve Kırıkhan’da uğramamız gereken bir abimin askerlik arkadaşı vardı. Birgünümüzü onunla geçirip, ertesi gün ver elini Halep ve Şam olacaktı. Olacaktı diyorum çünkü başarılı olamadık :) . Abimin pasaportuna işli duran İsrail vizesinin sorun yaratacağını hiç düşünemedik. Adamlar almadı bizi Allah’ın kıçı kırık Suriye’si…

    Sonuç? İzmir’e geri dönüş, pasaport kitapçığının değiştirilmesi ve bir başka Suriye Seferi olacak. Her ne kadar Suriye’ye ayak basamasam da ilk izlenimim adamların bizden 50 yıl geri olduğuydu… Türkiye sınırında, şanlı Türk askeri sınırı 300-400 metre arayla konuşlandırılmış kulübelerde nöbet tutarak korurken, Suriye tarafında nöbet tutan hiçbir Allah’ın kulu yoktu.

    Türk tarafındaki Cilvegözü Sınır kapısı betonarme, çok modern görünümlü profesyonel işletimli bir sınır kapısı görünümündeyken, Suriye tarafındaki sınır kapısı binaları tamamen eski filmlerden fırlama geri kalmış Arap ülkesi görünümünde, eski pis, tozlu, camları kırık, virane görünüme yakın bir bina görünümündeydi.

    Heryerde Beşşar Esad’ın propaganda resimleri vardı. 5 tane Beşşar posterine karşılık 1 tane babasının yani Hafız Esad’ın posteri ya da portre resmi bulunuyordu binalarda. Böyle bir görünümle sanki Soldier of Fortune oyunundan fırlamış bir kaç sahne aklıma geldi :)

    2. Suriy Seferi başarıyla sonuçlanacak… O zaman da sizlerle Suriye izlenimlerimi paylaşacağım.

    Popularity: 5%

    1 / 41234