Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Çeşme: Paranızla Rezil Olacağınız Cennet Tatil Beldesi

Çok iddialı ve kin dolu bir başlık oldu kabul ediyorum. Ben doğduğumdan beri, 25 senedir her yazı Çeşme’de geçiririm. Yarı yerlisi sayılırım. Aksine bu yaz Çeşme’de en çok eğlendim yazlardan biri oldu. Çünkü artık popüler ve lüks bir sayfiye yeri olan Çeşme’yi çözdüm ve bir birey olarak olgunlaşarak bir tatilde ne aradığımı buldum.

Beni artık gece bistro yapıp eller havaya yapmak tatmin etmiyor. Haftasonu bir gecem oluyor zaten, onda da oturup yiyip içerek, dostlarla sohbet ederek ya da güzel ve yorucu olmayan bir konser izleyerek takılmak istiyorum. Ne istediğini bilince, ona göre de takılacak mekan buluyorsunuz.

Beni FourSquare’de takip edenler bu yaz az çok nerelere takıldığımı biliyorlar. Yazımın çoğu Çeşme Marina ve Alaçatı‘da geçti. Ilıca Yıldızburnu‘na maksiumum 2 ya da 3 kez gittim. Diğer yazlara göre bu yaz daha çok mekana girdim çıktım. Şimdi de paranızla nerede nasıl rezil olacağınızı yazacağım Çeşme’de =)

Önce Çeşme’nin en çok bilinen koyu olan Aya Yorgi‘den başlarsak;

Shayna var yıllardır. Mülkün sahibi işletmecisi olunca yıllar yılı kalabiliyorsunuz bir yerde. Gitmesek de görmesek de o Shayna hep bizim Shaynamızdır. Ben şahsen 2003 senesinden beri hiç gitmiyorum. Ama Shayna inatla orada. Bu sene 100% Türkçe geceleri ile değişik bir tarz yakalamaya çalıştılar. İş de yaptılar

herhalde gene ama ben giden tanımıyorum.

Paparazzi var. Son 3 senenin en gözde mekanı. Hem giriş ücreti olmaması, hem de bistro da takılma zorunda olunmadığı için insanlar buraya akın etti son senelerde. Tabii insanlar akın akın geldikçe arz talebi doğurdu, bu mekanda da bistro manyakları oldu, garsonlar şımardı, müşteri beğenmez oldu. Bistro için şişe falan açtırtmanız lazım der oldular, ya da garsonun cebine 50TL sıkıştırmanız gerekir oldu.

Barına gidip bir şişe Sex On The Beach almak istediğinizde barmenine göre 70 lira ile 180 lira fiyat çekerler. Tuttuklarını sikmeye çalışırlar. Barmene önceki şişeyi 70 liraya aldım dediğinizde pişkince o zaman 70TL ver derler. Ha bir de Paparazzi’nin müzikleri şaka gibi son 2 senedir sırası bile değişmedi. Keşke taktıkları CD kırılsa da yeni CD yapsalar, şarkıların sırası değişse bari =)

Bir de otoparkı ufaktır Paparazzi’nin. Saat 1’de falan gitmeye çalışırsanız yandaki tarlalara yönlendirir sizi değnekçiler. Mekandan 100lerce meter uzağa, nadasa bırakılmış tarlaya parkettiğiniz arabanıza yine de otopark ücreti verirsiniz, üstüne bir de toz toprak içinde dünyanın yolunu yürürsünüz.

Marrakech var bu sene yeni açıldı. Köfteciyi bozup çok lüks bir club yaptılar. Sole Mare’ye büyük rakip olarak Aya Yorgi koyuna giren bu mekan cidden tuttu. İçeride alevli meşaleli bir ambiyans var. Durum böyle olunca da mekan bir ukalalaştı anlatamam. İçeride tanıdık garsonunuz varsa 300-350TL’ye açılan şişeler, yoksa 500TL’ye kadar yükselebiliyor.

Kapıdaki güvenlik, tipinizi beğenmezse ve erkek erkeğe gelirseniz “Bayan arkadaşlarınız nerede” diye küstahca soru soran cinsten. İçeride arkadaşlarınız varsa ezik gibi onları çağırıyorsunuz kapıya. İçeriden gene erkek arkadaşlarınız gelirse “kız arkadaşlarınız gelsin onlar soksun” diyecek kadar küstah bir anlayış var. Gözümle şahit oldum!

İçerisi hınca hınç oluyor Marrakech’te. 30TLlik bir giriş ücreti var. Bir içecek fişi veriyorlar. Ama o içeceği almak için sinirlerinizi bozmanız gerekir. Çünkü içeride 1000kişiyi aşkın kişi varken, 2 tane barında 2şer kişiden toplam 4  tane barmeni var mekanın. Şaka gibi. Barmenler sizi sallamıyor bile içki içki diye bağırıyorsunuz =)

Gündüz plajı güzel ama, yer bulabilmeniz için saat 11’de oraya gidip yer bulmanız gerekiyor. İskele zaten hep rezerve… Yerseniz…

Solemare var yılların klasiği. Oraya 2-3 senedir gitmiyorum ama pek bir farkı olacağını sanmıyorum. Hınca hınç kalabalık, fahiş içki fiyatları. Zaten bu son iki mekanın çaldığı müzik de artık beni sarmıyor. Serdar Ortaç, Hande Yener, Demet Akalın, Soner Sarıkabadayı vs benden uzak dursun.

Bu sene Babylon Alaçatı’dan Aya Yorgi’ye taşındı. Benim favori mekanlarımdan biri. Ama İstanbul’dan gelen arkadaşların anlattığına göre bu mekan da fiyatlar bakımından Çeşme’li olmuş. Giriş ücretleri konserine göre 25 ila 45 TL arasında değişiyor. Bunlar sadece konser bileti, içkiniz yok. Ama içeride içkiler diğer saydığım mekanlara göre daha uygun fiyatla satılıyor. Bistro yapma gibi bir ihtiyacınız yok. Alırsınız bolca bulunan ve hızlı servis yapan barlarınbirinden içkinizi ister kenara köşeye oturup konseri izlersiniz, ister sahne önünde çılgınlar gibi eğlenirsiniz. Plajında da giriş ücreti 30TL gibi bir yastık ücreti veriyorsunuz. Çok erken saatlerde gitmediğiniz sürece satın alacağınız o yastık çok uzaklarda çimlerin üzerinde falan olacak.

Çeşme’de bir de Cece, 9.5 gibi canlı müzik barları mevcut. Onlarla hiç işim olmadığı için çok yorum yapmayacağım ama fiyatlar oralarda pavyon gibi maşallah. Ön masalarda Serdar Ortaç falan dinlemeye kalkarsanız silkelenip kendinize gelirsiniz =)

Bu sene Riders Beach Alaçatı sabaha kadar eğlence ile gözde oldu sanırım. Seneye popüleritesi daha da artacak gibi. Inside gene güneşi doğurmak isteyenler içinde yerinde duruyor. Mekan sabaha karşı hizmete girince bir birayı 20TL’ye içme şansına sahip oluyorsunuz =) Bu sene bir de Indaba vardı. Ayrı bir telden çaldı DJler MJler falan…

Çeşme’de şimdiye kadar gördüğüm en pahalı fiyatlar her nedense Public denilen mekandaydı. Oraya birgün denize girmek için gittim. Tosta 20, Burger’a 25 TL vermek garip geldi. Bir de mekanda para geçmiyor. Kapıda elektronik karta para yüklüyorsunuz ve içeride garsona o kartı vererek harcama yapıyorsunuz. Ama bütün gününüz matematik yapmakla geçiyor. Kaç para tuttu, kaç para çekti, kaç kaldı, birşeyler daha alsam karttaki para yeter mi? Olmaz olsun böyle düzen. Zaten serviste çok geç, yavaş ve 5 para yetmez. Garsonlar gece 5’e kadar çalıştık, uykusuzum diyecek kadar da candan!

Çeşme’de benim bu seneki favori mekanlarım Çeşme Marina ve Alaçatı. Alaçatı’da yazın çeşitli restoranlarda yemek yedim. İzmir’de yiyebileceğiniz en pahalı yemek Alaçatı’dadır. Tuval, Rosemary, Picante, Dükkan Burger hepsi birbiriyle kapışıyor pahalılıkta. Ama servis 10 numara, aksamıyor, o paraya yemeğin hakkını veriyor, doyuruyor porsiyonları ile. Kahve, içki ya da limonata için meydandaki İyi, Köşe, Orta Kahve ve 15 Eylül Kıraathanesi ideal. Bu 4’lünün tam ortasında, aile çay bahçesi şeklinde belediye tarafından işletilen Gizem Cafe ise fiyat olarak Alaçatı’nın en uygun fiyatlısı. Astronomik fiyatlar yok.

Benim favori iki mekanım, hem güzel bir kokteyl ya da içki içip, arkada güzel bir müzik dinleyerek arkadaşlarla muhabbet edebileceğim Nar ve Mi Casa. Birisinde yeri yoksa üşenmeyip diğerine gidiyorum. Nar’ın Armut ve Long Island kokteyllerini giden herkes içmiştir. Mi Casa ise Solemare’nin deneyimli ekibi ile akşam restoran, gece bar şeklinde işlemekte ve çok çeşitli kokteyllere sahip. Fiyatlar Çeşme standartı =)

Çeşme Marina’daki favori mekanım ise Sir Winston Bistro‘nun roof barı. Bütün marina ayaklarınızın altında. Servis güzel, barmenin kokteylleri güzel. İzmir’in meşhur Bonjour Pastanesi de Marina’da mevcut. Ancak servis olarak beni her gidişimde yüzüstü bıraktı. Sipariş vermek ve hesabı istemek bir işkenceye dönüşüyor mekanda. Diğer mekanlara da bir iki kere oturdum ama çok diyecek birşey yok onlara. Bir tek Wineway denilen şarapçıya edilecek bir lafım var. Bu mekanın çeşit çeşit şarapları olmasına rağmen bir menüsü yoktu Temmuz ayının ortasında. Birer kadeh şarap istedik. Kafasına göre bir şarap getirdi. Kadehine de 21TL para istedi ki, kadeh şarapta maksimum verilecek mübah rakam 12TL’dir benim gözümde. Ayak üstü sikti, ben de kıllatmadım ona yanarım.

Balıkçılara geçmek gerekirse, balıkta İzmirliler vereceği parayı az çok kestirirler. O yüzden Çeşme’de olsa İzmir’de olsa İzmirli adam balığa  ödeyeceği makul derecedeki kazık fiyatlara alışkındır. Eğer kişi başı 50TL geliyor ise çok iyi bir hesaptır. 60 ise normal, 70 ise haketmiş, 80 ise lükstür. Kişi başı 90TL ise inceden sikmiştir mekan. Kişi başı 100 ise bir daha gidilmez =) Port Marina çok lüks ve güzel bir balıkçı, çok hoşuma gitti bu sene. Germiyan’da Ada Balık var çok salaş bir restorandı ama  bu sene çok trendy oldu. Ada Balık’ın olduğu koy çocukluğum boyunca Maganda Plajı idi. Şimdi insanlar seve seve gider oldu oraya. Bir de yıllardır bir aile klasiğimiz olan Ildır Restoran vardır. Deniz üstünde iskelede balık keyfi yaparsınız. Dalyan’daki klasik balıkçılar vardır. Orada da Bani tanıdık işidir. Oraya giderim. Bu saydığım restoranlarda fiyat 60TL ile 80Tl arasında değişmektedir. Şifne’de Yusuf ‘un Yeri vardır burası daha uygun fiyatlıdır burada da 50TL ile 70TL arasında kalkabilirsiniz yemekten.

Gelelim kumruculara. Kumrucu Şevki Çeşme’de bir tekel haline geldi. Her yere yayıldı, işin bokunu çıkartı franchise vermeye başladı oraya buraya. O yüzdendir ki ister istemez kumrusunun kaliltesi bozuldu. Benim tercihim Kumrucu Erol ya da Kumrucu Hikmet‘tir kumruda. Hepsinde fiyat aynıdır 6TL yengen, 7TL süper,çılgın,manyak =)

Çeşme bir cennet. Denizi bu kadar güzel olan başka bir tatil beldesi yoktur. Her koyundan rahatlıkla denize girebilirsiniz. Ancak Çeşme’de yaşamak çok pahalı. Bunu en iyi Bodrum ya da Marmaris’e gittiğinizde anlıyorsunuz. Çeşme’de bir haftasonu harcadığınız paranın yarısı ile Bodrum’da, 3’te biri ile de Marmaris’te krallar gibi tatil yapıp eğlenirsiniz. Paranıza rezil değil vezir olursunuz. Çeşme’nin abartılmış balon fiyatlarının birkaç seneye arz talep doğrultusunda normal fiyatlara döneceğini düşünüyorum ben gene de. İlerleyen seneler gösterecek bize =)

Fidel Castro Ölmeden Kübayı Görmek Lazım Geyiği

Bu geyik öldürür beni ama her geyikte olduğu kadar bu geyikte de gerçeklik payı vardır.

Küba devrimden bu yana zamanı durdurmuş bir ülke. Sanki Lost adası Küba! Castro devrimi ile birlikte Küba dünyaya ve dünyadaki gelişmelere sınırlarını kapattı. ABD’ye liberalliğe ve yeniliğe bu kadar fiziksel olarak yakın olmasına rağmen zihinsel ve ideolojik olarak uzak kalmış bir ülkedir.

Bana hiç kimse Küba devrimini savunamaz. Devrim bu mudur arkadaş, Küba halkı aç sefil, geri kalmış, hepsi 1950lerden kalma bir hayat yaşıyor. Devrim buysa sıçarım böyle devrime… Küba halkı akın akın ABD topraklarına yasa dışı yollardan ayak basmaya çalışıyor. Adamlar yüzen araba bile yaptı ABD’ye ulaşabilmek için.

Fidel Castro ölmeden Küba’yı görmek lazım geyiği bir bakıma doğru. 2010 yılında 4 bir yanımız teknoloji ve modernlik ile çevrelenmişken, Küba’ya gitmek zamanda yolculuk etmeye benziyor. Dünyanın başka hiçbir yerinde 1950’li yılları yeniden yaşama şansına erişemezsiniz =) LCD Tvler, şaşalı vitrinler, lüks arabalar, cep telefonları yok Küba’da. Küba’da hayat analog!

Castro ölür ölmez “devrim” bitecek. Castro hariç devrimi haklı bulan kimse kalmadı gibi. Kardeşi bile liberallikten yana. Ölür ölmez komünizmden çıkmış Sovyetler gibi olacak Küba. Önce Coca Cola girecek, sonra McDonalds açılacak, Amerikan firmaları bir anda piyasaya girerek Küba’yı baştan inşaa edecekler, yepyeni oteller, apartmanlar, rezidanslar yapacaklar, sahilleri dünyaya açılacak, turist akına başlıyacak. Kübalı halk iş sahibi olacak, emeklerinin hakkını alacaklar, toprak sahipleri rant sağlayacak, zengin olacak. Bu öngördüğüm hali ile de fena olmayacak gibi değil mi Küba?

Demek ki neymiş? Küba’yı hem şimdi, hem de gelecekte de görmek gerek =) Gidip bir elinde Küba Romu, bir elinde Küba purosu, kucağında Küba dilberi ile hayatı yaşamak gerek. Hayat bu, bir kere geliyorsun =)

Kemalpaşa Butik Su Perisi Otel

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde, Nazarköy mevkiinde bulunan bir butik otel bu Su Perisi. Şehrin stresinden, gürültüsünden ve kirliliğinden haftasonu uzaklaşıp, sakin ve sessiz bir yere kaçmak istiyorsanız bu otel çok yakın bir adres. Haftasonu Çeşme’ye gitmek yerine kışın yapılabilecek güzel bir aktivite. Ben de bu otelde bir şubat günü kaldım, bir haftasonu dinlencesi için.

Benim kaldığım dönemde otelin kışlık havuz ve spası henüz yapım aşamasındaydı. Yaz için açık bir havuzu da bulunuyor. Açıkcası bu otele zaten spası var diye gitmemiştim. Hava da biraz güzelse geniş bahçesinde dolanmak, ağaçların içinde gezinmek, bahçesinin içinden akan dere ve çağlayanın kenarında suyun sesini dinleyip, buz gibi su da elini yüzünü yıkamak çok rahatlatıcı bir aktivite. Otelin restoranında canlı müzik eşliğinde bir akşam yemeğ yiyip, şarap içerek odaya çekilmek yaşlı aktivitesi gibi gelse de kulağa, benim severek yapacağım bir tatil şekli. Tamamen dinlenmek amaçlı.

Otelin çok güzel döşenmiş suit odaları da mevcut. Çeşitli köşelerinde antiklar ve tablolar bulunmakta. Çiftlerin aşk tazelemesi için yaratılmış bir konsept. Sevgiliniz ile gidip, romantik bir haftasonu geçirerek güzel bir anı sahibi olabilirsiniz.

Kafayı dinleyip, koşuşturmadan, yiyip, içip, bahçede gezinerek huzur bulmak isteyenler için İzmir’de tavsiye edeceğim bir adres Su Perisi. Bu kış yine gidebilirim bir haftasonu. Siz de gitmek istiyorsanız Kolay Tatil‘den yerinizi ayırtın.

Pamukkale Richmond

Pamukkale Richmond oteli benim Pamukkale’de kaldığım ikinci otel. Diğerini daha önce yazmıştım Bkz.(Pamukkale Lycus River).

Bu otelde kalış sebebim bir arkadaşımın düğünü sebebi ile oldu. Aralık ayının sonunda, kış günü 1 gece kaldım ve de bu süre zarfında çoğunlukla sarhoştum. O yüzden size otel hakkında iyi ya da kötü diye bir yorum da bulunamayacağım. Ama gördüğüm bir eksiği ve tatminsizliğimi belirteceğim. Pamukkale gibi termal bir yerde, kış günü de turizm yapıyorsanız, kapalı termal havuzunuz büyük olacak, yenilenmiş olacak ve de kış günü fantastik bir şekilde gecenin geç saatlerine kadar termala girmek isteyenler için güzelce aydınlatılmış büyük.e bir açık hava termal havuzunuz olacak. Bunlar benim sarhoşken arandığım açık hava termal havuzunu görünce aklımdan geçirdiklerim =)

Yukarıdaki gibi bir açık havuzu var otelin ama termal veya ısıtmalı deil. Palmiyenin arında kalan 3metreye 3metre bir kare havuz yapmışlar ki dibi bile görünmeyecek kadar karanlık, o havuzu bana termal diye gösterdiler. Açıkcası girmenin bir zevki olmadığı gibi ürkütücüydü =)

Eğer bu otelde konaklamak istiyorsanız Kolay Tatil‘den 24 saat yerinizi ayırtabilirsiniz.

Rus, İngiliz Turist ve Marmaris

Daha önce de Gümbet’i size İngilizlerin nasıl gördüğünü, yaşadığını ve Türk turizminde gördüğüm eksik ve yanlışlıları yazmıştım. (Bkz.İngilizlerin Gözünden Bir Gümbet Tatili) Şimdi de Marmaris üzerinden daha farklı konulara Rus ve İngiliz turist açısından yaklaşacağım. Gümbet İngiliz kalesi iken Marmaris Rus kalesidir. Ama İngilizler de yok değildir hani Marmaris’te.

Şahsen Marmaris’e erkek erkeğe yalnız bir şekilde gitmişliğim yok. Bunun çok büyük bir eksikliğini hissediyorum. Tatillerini Bodrum ve Çeşme gibi  kasıntı ve pahalı yerli turizm cennetlerinde geçirmiş biri olarak duyduklarıma göre Marmaris ucuz bir cennet. Marmaris gece hayatında ye iç, şekil yap Çeşme’nin 3’te biri fiyatına çıkarsın mekandan. Hem de yaptığınız hareketler ile kasıntı Türk kızlarına değil, sevecen, arkadaş canlısı Rus kızlarına şekil yapmış olursunuz. İşte bu yüzden Marmaris eş ya da sevgili ile gidilecek bir tatil beldesi değil.

İngiliz ve Rus turistlerinde çok zenginleri gelmiyor Marmaris’e. Genelde alt ve orta sınıf gençleri geliyor. Memleketinde tezgahtarlık, modellik, sekreterlik, kasiyerlik yapan kişiler rahatca bir Marmaris tatilini karşılayabiliyor bütçesiyle. O yüzden tanışacağınız kızlar çok sofistike değil, eğlenmeye gelmiş, eğlenceye aç insanlar oluyor.

Bir de bu Rus ve İngilizler’de anlamadığım bir sevgilisini bırakıp tatile gitme tribi var. Bir kız ile tanışıp yakınlaşırsınız ama bir sonraki aşamaya geçmek istediğinizde kız bir anda ağlamaya başlayıp, “Benim sevgilim var bunu yapamam” diye triplere girebiliyor. Ulan madem sevgilin var neden buradasın benimle bu sıcakta içip güneşlenip takılıyorsun. Türk erkeği bu bahaneyi dinlemez ağları gene de havalandırır.

Rus ve İngiliz turistlerin en büyük ayrımı güzelliklerinde. İngiliz kızlarımız yabancıların “chubby” dediği, bizim balık eti kıvamımızda oluyor. Hatta bazıları şişman bile. Ama bu fiziki özellikleri onları hiç utandırmıyor, mini mini etekler, transparan bodyler, seksi hal ve tavırlar ile testesteron salgılatıyorlar Türk erkeklerine. Rus kızlar ise bebek gibi tenleri, fizikleri ve şık giyim kuşamları ile her Türk erkeği ve apaçisini peşinden koşturtur. Tatilin sonunda Rus kızının kötü kalkmış, ve Türk erkelerinden bıkmış bir hale gelir bu güzellikleri yüzünden.

İngiliz turistler sabah akşam içerler, havuz başında deniz başında içerler, Ruslara göre daha çok sarhoş olurlar. Ruslar ise güneşin ve denizin tadını çıkartmaya çalışırlar, akşamları içip eğlenmeyi tercih ederler.

Turistlerin Türkiye’de çekildiği fotolarda görebileceğiniz bir çok ortak öğe var. Bunlar Efes Pilsen, Algida şemsiyeleri, Türk apaçileri, Keko barmen ve garsonlar, sizin burun kıvıracağınız onların bayılacağı tarzda döşenmiş apart şeklinde otel odaları, Atatürk ve Türk bayrağı ile fotolar, çeşit çeşit değişik kokteyl fotolarıdır.

Ben daha fazla konuşmayayım fotolar konuşsun.

Marmaris’te İngiliz Kızlarımız

Marmaris’te Rus Kızlarımız