Manastır’ın Ortasında Var Bir Havuz

 Manastır

Mustafa filmini izlemiş olanlar bilirler. Bu Rumeli türküsü Atatürk’ün en çok sevdiği türkülerden biriymiş. Hatta Çankaya köşkünde Latife Hanım, piyanosuyla bu türküyü Atatürk’e çalıp söylermiş. Huzurlu bir türkü… Eminim ki Latife Hanım’dan dinlemek O’nu daha bir sakinleştiriyordur.

Filmi izlediğimden bir ağzıma takılmış durumda, sizlerle paylaşmak istedim.

Şarkıyı indirmek için tıklayınız.

Şarkı dosyasının şifresi: www.mentalmasturbasyon.com

İşte sözleri;

Manastır’ın Ortasında Var Bir Havuz
(Aman Havuz Canım Havuz)
Dimetoka Kızları Hepsi De Yavuz (Biz Çalar Oynarız)

Manastır’ın Ortasında Var Bir Çeşme
(Aman Çeşme Canım Çeşme)
Dimetoka Kızları Hepside Seçme (Biz Çalar Oynarız)

Manastırın Ortasında Var Bir Pınar
(Aman Pınar Canım Pınar)
Dimetoka Kızları Hepsi De Çınar (Biz Çalar Oynarız) 

Meşhurluk: 1%


Green Card Piyangosuna Başvurdum

Green Card LotteryGeçen gün nette dolanırken aslında Diversity Visa Lottery olarak da bilinen, Green Card Piyangosuna katılımın aslında bedava birşey olduğunu öğrendim. Nette o kadar reklamı dönen firmalarınsa sadece insanları sömürdüğüne inandım. Azıcık ingilizcesi olan herkes, ABD Vize İşlemleri sitesinden, katılım tarihleri arasında bedava bir şekilde 5 dakikasını bile almadan bu çekilişe katılabilir.

Sizi zorlayacak olan en zor şey, bu çekilişe katılmak için gereken fotoğrafın standartlarını tutturmak olacaktır. Biraz kıllatıyorlar, arkası beyaz olacak, 600px’e 600px, 24bit ve 200dpi kaliteside bir vesikalık fotonuzun olması gerekiyor bilgisayarınızda. En kötü ihtimal bir fotoğrafçıya gidip çektirip, diskte almak olacaktır.

Herneyse anlayacağınız 2010 yılının çekilişi için ilk kaydolanlardan biri ben oldum. 2 Ekim’den 1 Aralık’a kadar kayıtlar devam ediyor. Bu çekilişe ücretsiz olarak katılmak için http://www.dvlottery.state.gov/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Meşhurluk: 1%


Mardi Gras Nedir?

Mardi Gras

Aslen Mardi Gras Fransızca anlamı ile türkçesi Şişman Salı manasına gelen Fransızlarca benimsenmiş bir tür katolik adetidir. Lent olarak adlandırılan ve Hristiyanların 40 gün boyunca alkol, tatlı ve hayvani gıdalar yemeyerek geçirdikleri büyük perhizden önce son bir defa bu tip zevkleri ve ürünleri tatmak için yiyip içtikleri bir tip bayramdır.

Ancak günümüzde Mardi Gras, New Orleans tarzı bir tür festival olarak dünya çapında bir tür sapkınlık bayramı olarak kutlanır. Tahminen zamanında bu geleneği Fransızlar orjinal hali ile New Orleans’a getirmişlerdir ancak geçen zaman içinde bu bayram, yerini içki ve çıplaklığın diz boyu olduğu bir tür festivale bırakmıştır.

Kabaca bir şekilde Margi Gras, erkek, kadın ve eşcinsellerin özgürce dolanıp, yiyip içtiği ve öpüştüğü bir festivaldir. New Orleans’da bu tip festivala dönüşmüş ve bütün dünyaya hızla yayılmıştır. Bu festivalin en büyük özelliği Beads denilen Tesbih gibi dizili boncuklardır. Bu boncuklardan elinizde ne kadar çok var ise, o gece görebileceğiniz göğüs ve hatta vajina o kadar çoktur.

Bu festivalin adeti, kadınların boynuna bu boncukları takarak size göğüslerini göstermelerini istemenizdir. Bu festivale zaten transparan ya da yarı çıplak kıyafetleri ile katılan azmış ve sarhoş kadınlar ya da eşcinseller size seve seve istediğiniz her yerini gösterecektir :)

Yıllar boyunca yürüttüğüm “Mardi Gras Türkiye” kampanyamın başarısızlığı sonucunda, dünya gözü ile bir kere de olsa bu New Orleans Mardi Gras’ını yaşamak istiyorum… Sizleri de bu konuda aydınlattığıma göre bana katılmak isteyenlere başımın üstünde yer vardır :P

Meşhurluk: 1%


İstanbul Moda Fuarı Gözlemlerim

 İstanbul Moda Fuarı Gözlemlerim 1İstanbul Moda Fuarı Gözlemlerim 2İstanbul Moda Fuarı Gözlemlerim 3

29 Ağustos tarihinde günübirlik olarak İstanbul Fashion - İstanbul Moda Fuar’ını gezdim… Açık konuşmak gerekirse aradığımı bulamadım…

Sabah saat 8.30′da İzmir’den gelmeme rağmen saat 10′a kadar fuar alanın açılışını beklememden hiç bahsetmiyorum. Yan taraftaki İstanbul Jewelery fuarına insanlar girerken, İstanbul Fashion’ın kapısında insanlar ziyaret saatinin başlamasını bekliyorlardı. Ben de kapıda beklememek için etrafta kahvaltı edinecek bir yerler arandım ve bulduğum tek cafede kahvaltılık birşeylerin gelmesini yarım saat bekledikten sonra sonunda iki pohaçaya tamah edip kahvaltı ettim.

Ben şahsen aradığımı bulamadım fuarda. Toplam 4 holde olmasına rağmen ne yazıkki o 4 holde tam dolmamış ve kenar kısımları boş kalmıştı. Katılımcı sayısı ve çeşitliliği olarak Fashion kelimesine tam olarak uymuyordu. Fashion ya da moda kelimesini duyan biri olarak daha çok abiye ve haute coutre tarzında katılımcılar bekliyordum. Ancak karşıma kabancılar, trikocular ağırlıklı olarak çıktı. Hazır giyim fuarı demek bile tam olarak yeterli tanımlayamazdı bu fuarı. Bir hol boyunca malzeme tedarikçilerinin standları vardı. Bunlar da yetersizdi çünkü topu topu gözüme 3 ana malzeme tedarikçisi vardı. Geri kalanlar baskıcılar, torbacılar, etiketçiler, fermuarcı ya da askıcılardı.

Bir de defile alanı vardı, güzel düşünülmüş birşey, önünde de daha modasal çalışmaların sergilendiği modacıların ufak ufak standlarda yer aldığı bir bar restaurant kısmı vardı. En güzel yeri ancak orasıydı. Fotoğraflardan da görüyorsunuz, oturup birşeyler yediğim yer de orası oldu. Fuarda işim ne yazıkki saat 10′da başlayıp ıkına zorlana saat 13′de sona erdi. Ben ise bütün gün gezip  bitirememe düşüncesi ile uçmuştum İzmir’imden.

İzmir Wedding Fashion’ın abiye ve gelinlik çalışmalarının sergilenmesi açısından İstanbul fuarından daha başarılı olduğu kanısına vardım. Zaten İzmir Türkiye’nin önde gelen gelinlik ve abiye üretim merkezidir. Bütün diğer Anadolu şehirleri İzmir’i örnek alıp bu sektöre girmişlerdir.

Bir de anlamadığım birşey güzel Türk hostes kızlarımızın beni her stantta yabancı sanıp İngilizce konuşmaları oldu. Ben de söylemesi ayıptır, salak olup onlara İngilizce cevap verdim ve sonunda Türk olduğum anlaşılınca saçma bir diyalog oluşturmuş oldum bütün kızlarımızla :) Ama benim İngilizce cevap vermem, hiç bir kızın Türk’e benzememesi yüzündendi. Olsa olsa ancak Rus olabilirdi bu kızlar ama Türktüler :D

En yararlı kısmı bana topladığım dergiler oldu. Aşağı yukarı her tekstil derneği bir dergi çıkartıyor ve bu dergileri bu tip fuarlarda ücretsiz olarak dağıtıyor. Bu dergilerin firmama yararı ise çeşitli sektörlerde müşteri portföyü oluşturmak, modayı takip etmek ve çeşitli desenler çıkartmak oluyor.

Gene de fuar gezmek iyidir. İnsana hiç zararı olmaz. Değişik şeyler görüp insanın ufkunu genişletir. Bir dahaki bahara gerçekleşecek olan bu fuara bir şans daha verip Mart ayında gene gezebilirim…

Meşhurluk: 1%


Geleneksel Bodrum Sefası

İçmeler’den Bodrum 1İçmeler’den Bodrum 2

Bodrum’un hayatımda apayrı bir yeri olduğuna inanıyorum. Hoşuma gidiyor kısa bir süreliğine de olsa Bodrum’da olmak. Geçen haftasonu da Bodrum’daydıK. Ufak bir kaçamaktı bu iki günlüğüne de olsa. Ama değdi…

Bodrum’dayken düşündüm… Kaçıncı seferdi bu? Sayısını bulamadım… Tahmini olarak 8 veya 9 olmalı. Şu 23 yaşındaki halim ile bence hiç de fena değil… Bodrum ve Gümbet’i çözmüş durumdayım, diğer yerler daha tamamen keşfedilmiş değil. Bu yaşlarımda daha çok rahat ve turistik takılmak istiyorum… O yüzden Turgutreis, Göltürkbükü ve Bitez’i ilerleyen yaşlarıma saklıyorum, tamamen keşfetmiyorum :)

Ben Bodrum’da karakter de değiştiriyorum galiba… Çeşme’de sabah erkenden işe gitmiş olmamdan ötürü erken yorulup çabuk çöküyordum. Ancak Bodrum’un enerjisi ile sabah erkenden işe kalkmama ve Çeşme’den Bodruma durmaksızın 3.5 saat araba sürmeme rağmen gecenin ilerleyen saatlerine kadar enerjik bir şekilde ayaktaydım…

Ayrıca normalde bildiği ve tanıdığı mekanlarda takılmayı seven ben, her gidişimde ayrı bir oteli fethetmeye bayılıyorum. Bodrum’da bugüne kadar 7 farklı otelde kaldım :)  En iyileri hangisiydi derseniz hemen onu da belirteyim… Bu son gidişimde kaldığım Diamond of Bodrum ile Majesty Belizia’dır :)

Bu Bodrum güzeldi… Uzun süredir kısa da bir tatil de olsa istiyorum… Üstüne üstlük ne vardı biliyor musunuz? Huzur…

Meşhurluk: 1%


Marmaris

 

Marmaris

1.5 ay önce abiye kız istemek için Marmaris’e gittik. Benim bu Marmaris’i aklı selim halde ilk görüşümdü.

Gece barlar sokağına çıktık ve gördüm ki, ne Çeşme, ne Bodrum… Eğlence ve huzur Marmaris’te…

Çeşme ve Bodrum gibi parayla rezil olamayacağın bir yer Marmaris. Fiyatlar uygun, bol turist, hava atmaya değil, eğlenmeye ve dinlenmeye gelen insanlarla dolu… Çeşme’de tek yaptığımız piyasa yapmak, çok para harcayıp az eğlenmek, hava atmak… Ve buna rağmen sıkıcı bir kalabalığa sahip…

Meşhurluk: 2%


Metallica Üzerine Kurulu İstanbul Haftasonum

Ve Metallica

Evet geç de olsa bildiriyorum. Geçen haftasonu Metallica bahane, İstanbul şahane temalı bir haftasonu geçirdim. Sağolsun arkadaş Ulus’ta evini açtı, Metallica’ya kadar gezdik tozduk Mert İçgören tadında Etiler-Bebek-Akmerkez’i. Arada Demet Akalın’a bağlayıp Bebek’te üç beş tur bile attım ama yanımda sevgilim yoktu, kanka vardı :)

Her zaman demişimdir, İstanbul yaşamalık değil, gezip tozup eğlenmelik bir şehir diye. Arada sırada gidip dökeceksin kurtlarını döneceksin köyün İzmir’e :) . Gece hayatına zaten çok aç olmadığımız için, biraz özlediğimiz tatlar ve huzur dolu bir haftasonu gezmesiydi bu (Metallica’yı huzura katmıyorum :) ). Bol bol yedik içtik, Friday’s, Arby’s, Marmaris Büfe, Barış Döner vs… Kimi ilklerinde yaşandığı bir gezmeceydi bu benim için ama detaya giremem, girmeyeceğim de. Ama şunu iddia ederim, Bebek Starbucks, dünyanın en güzel Starbucks’ıdır. Nokta!

Efendim gelelim konser macerama ve gözlemlerime. Daha kaç ay önceden yazmıştım, bu konsere gitmezsem gözüm açık gider bu dünyadan diye. (Bkz.Metallica Ali Sami Yen’de) Netekim bu sebepten ötürü gözüm açık göçmeyeceğim.

Saat 3 gibi Ali Sami Yen’e gittik kankayla elimizde saha içi biletlerimizle ve gözlerimize inanamadık. İnanılmaz bir kalabalık vardı, kapılar ya açılmamıştı ya da gıdım gıdım insan alıyorlardı içeriye. Yanımızda bir çift de yakınıyordu, sahne önü bilet aldık, 350YTL para verdik ve bizde bu kuyruğa gireceğiz, paramızla rezil oluyoruz diye diye. Haklılardı ben de o kadar para verseydim ben de çemkirirdim. Sonra kankanın çocukluk arkadaşını aradık, onun organizasyonda çalıştığını biliyorduk. Ve işte o an olanlar oldu :)

27 Temmuz 2008 Metallica Ali Sami Yen Stadyumu konseri bizim için EF-SA-NE-Vİ bir hal aldı. Kankanın arkadaşı, bizi o binlerce kişilik kalabalığa sokmadan aralardan bir yere görevli olarak stada soktu ve bileğimize 350YTL’lik biletleri olanlara takılan Saha Önü giriş bilekliklerinden taktı. Stada girdik ve sahnenin önünde, osursalar kokusunu duyabileceğimiz bir uzaklıkta yerimizi alıp, konsere bira içerek hazırlanmaya başladık :)

Ön grup olarak The Sword, Pentagram ve The Down vardı. Pentagram’ı büyük bir heyecanla bekliyordum, ilk kez canlı izleyecektim, ama diğer iki yabancı grup hakkında pek bir fikrim yoktu. The Sword genç bir grup gördüğüm kadarıyla enerjileriyle de kendilerini belli ettiler. The Down ise herhalde popülerdi de benim haberim yoktu çünkü, The Down için gelmiş kendi fanları vardı. Hatta yanımızdaki elemanlar o kadar çok fanatikti ki, The Down onları bir ara dayanamayıp sahneye çıkardı. Pentagram’ın canlı performansının tadı ise damağımızda kaldı. Yarım saat Pentagram deneyimi yaşamak için yetmez, ama eminim Pentagram için onur verici birşeydi Metallica’nın alt grubu olmak.

Ve saat gelip çattığında kelimelerin anlatmaya yetmeyeceği bir deneyim, bir sahne şovu, bir rüyanın gerçek olması başladı. Burada uzun uzun anlatmakla olmayacak. Ama gene olsa gene giderim diyeceğim bir konser izledim. Yaşları 50′lere gelmesine rağmen hala enerjik, hala sahnenin orasından orasına koşturan bir Metallica gördük. Coştuk patladık kudurduk. Konser sırasında yapılan kamera çekimi ise inanılmazdı. Ses kısıcı, kol ve boyun tutulmasına sebep olan bu etkinlik her Metallica severim diyenin hayatında bir kez yaşaması gereken bir olay.

Ve son iddiamda şudur. Hiçbir müzik grubu, Metallica gibi 3 kez üstüste 40bin kişi ile stadyum dolduramaz! Nokta

Ayrıca Fade to Black’in bir kısmını o atmosferi yaşayın diye kaydettim :)

Bir de çektiğim fotolar var tabiiki…

Ali Sami Yen Gündüz 3Ali Sami Yen Gündüz 4Ali Sami Yen Gündüz 2Ali Sami Yen Gündüz

The SwordPentagram aka MezarkabulPentagram aka Mezarkabul 3Pentagram aka Mezarkabul 2

DownMetallica’yı BeklerkenMetallica’yı Beklerken 2Ve Metallica

Ve Metallica 2Ve Metallica 4Ve Metallica 3Ve Metallica 9

Ve Metallica 7Ve Metallica 6Ve Metallica 5Ve Metallica 8

 

Meşhurluk: 2%


İsviçre İzlenimlerim

 Gittim gördüm geri geldim… Gözlemledim de… Ee yazmadan da olmaz…

İsviçre İzlenimlerim

Havalar

Havalar buz gibi olur orada dağ havası falan diyerekten gittim, ancak buralar gibiydi ilk günlerde. 14-17 derece arasında dolanıyordu, hatta bazen İzmir’den bile sıcak zannetim. Ancak sonra olanlar oldu ve kar yağdı. Bir İzmir’li olarak tabiiki bu kar olayı bana ters :) Gece bir anda eksilere düşen hava ile karşılaştım. Peki sonra ne oldu? O soğukta kalın kalın kabanlarla giyindim, bindim uçağa ve İzmir’e bir indim, gecenin saat 12’sinde hava 21 dereceydi. İnsanlar bana tip tip bakıyordu :D

İnsanlar

Para var huzur var. Eğitim var huzur var. Güzel şehirler var huzur var. Her bir şekilde huzur var. Huzurlu insanlar valla. Saygılı, yardımcı olmaya çalışanlar, bizim de bir zamanlar sahip olduğumuz çoğu şeye sahip insanlar vardı… Hatun kişilerden de güzelleri de vardı, özellikle sarışın ve renkli gözleri olanlar :) Tamam kabul yurdumda da var böyle hatun kişiler ama onlar bu nadir bulunan özelliklerinden ötürü şımarı veriyolar :D İsviçre’de bu bir şımarma sebebi değil standart :)

Trafik 

Toplu ulaşım diz boyu. Benim kaldığım yer ufak bir kasaba olmasına rağmen ulaşım çok kolaydı. Otobüslerin hangi durakta saat kaçta olacağı belli olduktan sonra ve bu saatlar tuttuktan sonra istediğn yerde gecikmeden olabilirsin. Trafik olarak bir tek iş çıkışlarında biraz kalabalık oluyordu o da her yerde olur değil mi? Ha bir de beni şımartan şey her medeni ülkede olduğu gibi, bu ülkede de yayalara duyulan saygı. Kardeşim ayağımı yola atınca hemen mi durulup yol verilir? İnsan kornaya basar, yaya geçidinden geç ulan diye anama avradıma söver değil mi? Şımardım valla herkes bana yol verince kendimi matah bi poh sandım :)

Yaşam

İşte tek eksikleri bu. Yaşam olarak çok birşey yok. Dükkanlar Pazar kapalı,  haftaiçi birgün hariç 6.30′a kadar açık, Cumartesi ve o bir diğer gün ise sadece 9.00′a kadar açık. Kardeşim olur mu böyle şey? Dükkanlar hiç kapanır mı şehir içinde 6.30′da? Hele alışveriş merkezileri? Tek yapabileceğiniz açık bir kafe, hotel restoranı bulup oturmak. İşten 4.30-5.00 arası çıkıyorlar ok ama gece uzun. Zaten benim gibi insanların en büyük derdi de can sıkıntısı. Huzur var ama eğlence yok. Yok dediğime bakmayın çok yok :)

Ama şu da bir gerçek, İzmir’deki gibi kafam atım da gecenin 11′inde hadi bir Kordon’a gidip iki bira çakayım deme şansı yok… Herkes evlerinde…

Alışveriş

Ehh dediğim gibi saatleri kısıtlı, belirli günler açık, o günlerde de büyük bir yoğunluk var. Özellikle Cumartesi. Zürih yıkılıyodu yağmura rağmen. Ama pahalı geldi bana mağazalar. Giyimler özellikle, yurdumda daha uygun. Ancak teknolojik şeyler belki daha hesaplı. Ama onlarıda zaten yurdumun yabancı bankalarının kartları ile istediğimiz taksitte alabiliyoruz. Orada bir anda para ödeyerek kendimizi sıkmaya hiç gerek yok…

Yeme - İçme

İçki içen biri olarak dinen uygun hareketlerde bulunmasam da domuza karşı bir antipatim olduğu için kaçındım. Ama onun dışında zaten hemen hemen herşeyi Türkiye’de yemişliğim var. İsviçre’nin kendine has bir mutfağı yok. Bildiğiniz İtalyan yemekleri, sebze yemekleri karma karışık bir mutfak. Fıçı biraları güzel, içimi kolay, Efes Pilsen’imiz gibi yormuyor bünyeyi.  Kahve desem, zaten sütlü kahve ve cappucino maymunu oldum. Ama Türk Kahvesi burnumda tüttü. Yapamadıkları birşey kesinlikle pilav. Bir pirinç, insanın ağzında nasıl oluyor da katır kutur sesler çıkartarak çiğneniyor anlamıyorum :) Anlayamadım da. Yemeklerde genellikle ana yemekten önce çorba ya da French Dressing denilen o beyaz sos ile bezenmiş salata ikram ediliyor. Vitamin bu onlar için. Salatayı yemekle değil de yemekten önce yiyorsunuz. Şaraplar ise genelde İtalyan ve Amerikan şarabıydı. Tabii Fransız şarabı istesek onu da getirirlerdi belki de :)

Ha bu arada Zürih’te Erzincanlı yurttaşlarımızın işlettiği bir döner kebapçıda da tavuk döner dürüm yemeyi de ihmal etmedim :) Nasıl desem? Güzel değildi valla, oradaki malzeme ile kebap olmuyor :)

Ne demişler yurtdışına gitmenin en güzel tarafı nedir diye sorunca? Yurda geri dönmektir!

Meşhurluk: 4%


Bu Çocuk İsviçre’ye Gider

Evet bu gece İsviçre’ye uçuyorum. Yok hayır kayak tatili falan değil, daha o kadar holding sahibi olmadım :)

İş eğitimi için 10 gün boyunca İsviçre’de olacağım. İsviçre dediğime de bakmayın, Diepoldsau adında bir göl kenarındaki sınır kasabasında olacağım. Öğrendiğim kadarıyla çok sakin, yeşil, karlı, göllü ve dağlı bir kasabaymış. Ohh süper huzur ortamı…

Bulursam bir de dağ kızı Heidi, basarım Zürih Merkez Camii’nde imam nikahını yerleşirim oraya hiç beklemeyin beni :P Peter yaparım hatta adımı da… Nickim de PeGu olur :D

Şaka bir yana, kalacağım otelde inşalla wireless vardır. Oradan size yazmaya ve insanlarla diyaloguma devam ederim.

Görüşmek üzere….

Meşhurluk: 4%


IF Wedding Fashion 2008 İzlenimlerim

 İzmir IF Wedding Fashion 2008 Posteri

Evet şu son 1 haftadır doğru düzgün buraya yazı yazamamın sebebini açıklıyorum. İzmir IF Wedding Fashion 2008!  Şirket olarak bu fuara katılma kararı almıştık, gün yaklaştıkça da telaşı arttı. Fuar öncesinden 3 gün boyunca yoğun bir hazırlık, 3 gün süren yoğun bir fuar ve ancak kendime gelebildim bugün.

17-19 Şubat arasında gerçekleşen bu fuardan bahsedeceğim biraz. Bu benim ilk fuar katılım deneyimim olduğu için heyecanlıydım, ancak insan çabuk öğreniyor, kapıyor bazı şeyleri.

Fuar Stand İnşaatları 1Fuarın stand kurulumu 2-3 gün öncesinden başlıyor olmasına rağmen, genelde mimarlık şirketleri son gün, son dakikaya bırakıyor gibi. Fuar alanında fuardan önce inanılmaz bir çalışma var. Arabalar giriyor çıkıyor, heryerden inşaat sesleri, ustalar, fuar alanının fuardan önceki gece saat 12′de temizlenmeye başlamasına kadar bu çalışmalar sürüyor. Hatta ilk gün fuar açılından önce bile ince rötuşlar yapılıyor standlara.Fuar Stand İnşaatları 2

Şunu anladım ki, firmanızın prestijini sergilemek, rakipleriniz karşısında güçlü durmak ve ben buradayım diyebilmeniz için, iyi bir holde, iyi ve büyük bir alanda, güzel paraya kıyılmış bir stantla katılmanız gerekiyor. Biz yaptık valla, bir zararını görmedik.

Standınızın size teslim edileceği vakit, sizin buna hazır olmanız gerekiyor. Yoksa fuardan önceki gün sabahlamak zorunda kalırsınız. Fuarın açılış vakti gelip çattığında o stand tamamen hazır olacak, yoksa insanlar size geldiğinde hiç de hoş olmayan, fırsatları kaçırabileceğiniz bir durum söz konusu olur.

Nedir peki bu hazır etmeniz gerekenler?

  • Öncelikle tabii ki sergileyeceğiniz ürünler, kataloglar, kartelalar, posterler.Fuardan Görüntüler 1
  • Görüşmelerinizde gerekli notları alacağınız not defterleri, görüşme şablonları, sipariş föyleri, kağıt, kalem ve markörler.
  • Gelen ziyaretçilere sunmak üzere hazırda ufak şekerler, çerez, Ofis 3-5, çay, kahve, meşrubat, sigara içenler için sigara, küllük ve çakmak. Alkol pek tercih sebebi değil, ne de olsa bir iş ortamı var, içen var içmeyen var, günah diyen var  olsun diyen var…
  • Bol bol bol kartvizit.  Yanıma deneyimsizce 20-30 kartvizit aldım ve 2 saate kalmadan bitti. Bol derken abartmıyorum 500 adet ideal.
  • Fiyat listeleri. İnsanlar ürünlerinize bakmakla kalmayacak fiyatını da soracaklar. Bilmiyorum verilemeyecek bir cevap….
  • Laptop da iyi olur. Wireless olarak internete bağlanıp bazı bilgilere, epostalara ulaşmak lazım olabilir.

Fuardan Görüntüler 2Biz hazırdık, pek bir eksiğimiz yoktu valla. Kartvizit eksiğimiz olacağını anladığımız anda hemen takviye aldık, merkezimizin İzmir’de olmasından yararlanarak.

İzmir’de yapılan bu fuara, gelinlik imalatçısı bir firma olmamamıza rağmen, İzmir’in sayılı firmalarından olduğumuz için öncelikle prestij amaçlı katılmıştık, firmamızın eski müşterileri ile ara ısıttık, bizleri tanımayanlara kendimizi tanıttık, rakiplerimize de kendimizi hatırlatmış olduk. Fuarın zararı olmaz, katılanların ortak kanısı bu yöndeydi…

Fuar organizasyonu ile ilgili birşeyler de belirtmek isterim;

  • Fuar bence kısaydı. O kadar hazırlığa 3 gün az bir süreydi. En azından 4 gün olmalıydı ve sadece pazar gününü değil cumartesi gününü de kapsamalıydı. Haftaiçi işinden ötürü gelemeyecek olanlar cumartesi ya da pazar ziyaret edebilirler.
  • Fuar’a sadece profesyonel katılımcıların alınması çok doğru bir karardı. İlk gün, Pazar gezmesine gelen nişanlı çiftler kapıda kaldılar ne yazıkki. Ama doğrusu da bu. İçerideki herkes üretici, perakendeye vakit ayıramazlar. Gelinlik almak isteyenlerFuardan Görüntüler 3 doğru çarşıya gitsinler :)
  • Hava şartları çok talihsizdi. İstanbul ve Ankara civarından İzmir’e gelecek olan ziyaretçiler birgünlerini yolda geçirmek zorunda kalmışlar. Bazı misafirlerimiz Susurluk’tan İzmir’e 3.5 saatlik yolu 10-12 saatte katedebilmişiler. Bir o kadar ziyaretçinin de, uzaktaki şehirlerden hava şartları nedeni ile yola bile çıkmadan, gelmekten vazgeçtikleri söyleniyor.
  • Yabancı ziyaretçileri az buldum. Bir Alman grup vardı dolanan, rastlaştıklarımdan bazı Ruslar, İtalyanlar, Lübnanlı ve Bosna Hersekliler vardı. Kosovalı kardeşlerimiz de vardı. Ama yeterli değildi bence. Fuarların en güzel yanı kolayca dışa açılabilme imkanı tanıması olmalıdır. Yurtdışı tanıtımına biraz daha önem ve özen gösterilirse bence bu iş olur.
  • Her gün bir defile ile modacı şehri havası yaratılmaya çalışıldı. Güzel bir deneme bence… Ben en son kapanış defilesine katıldım ve ilk defile deneyimimi de yaşamış oldum :)  Hanife Çetiner’in Sultans defilesiydi, hoştu valla ne diyeyim…

Fuar Hanife Çetiner DefileGelelim fuarın başka bir yönüne. İş gelinlik fuarı olunca, başrolde Güzel İzmir’in Güzel Kızları da vardı. Sağolsun bir çok güzel İzmirli kızımız, ajanslarının yönlendirmesiyle birlikte firmalarda görev alıp gelinlikler ve abiyeler giydiler. Giymekle kalmayıp güzel güzel ortalarda dolandılar. MeGu’nuzda çekmişti takım elbisesini, valla kapıvericektim bir gelini, doğru Fuar Evlendirme Dairesine… Ama beni bir tanesi de kesmezdi :) O yüzden vazgeçtim :P

Kabul ediyorum fuarda görev alıp saat sabah 10′dan akşam 7′ye kadar ayakta dikilmek, her gelene bir tanıtım yapmak yorucu bir iş ama ama ama… Hergün fuar olsa her gün katılırım,  üretimin stresinden uzak, eğlenceli bir ortam. Hatta kafamda pazarlama alanına yönelme fikrini daha da bir şekillendirdi bu fuar benim…

Seneye bu fuarda olamayabilirm askerlikten dolayı ama başka fuarlarda görüşmek dileğiyle millet :)

Meşhurluk: 5%