Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Hadise ve İstiklal Marşı Hadisesi

Son 1-2 gündür Hadise’nin Amerika’da Milli maçımızda söylediği İstiklal Marşı gündem oluşturuyor. A Milli Futbol takımımız Güney Afrika’daki 2010 Dünya Kupasına katılmaya hak kazanamadıkları için ödül olarak Amerika’da hazırlık kampına katılıyorlar. Az çok Amerikan kültürüne aşikarsanız bu tip stadyum ortamında ülkenin milli marşı mikrofonlu bir sanatçının öncülüğünde söylenir. Bizimki gibi arkada çalan playback kasetinden değil canlı canlı, ruhlu bir şekilde milli marş okurlar.

Bizim Türk kafilesi de bu iş için Hadise’yi seçmiş. Tamam Hadise Alamancı olduğu için biraz kırık bir Türkçe’ye sahip olabilir ama bugüne bugün ülkemizi Örovizyon’da bile gururla temsil etmiş bir sanatçıdır.

Yılmaz Özdil ve benzer bir çok ahkam kesen köşe yazarı Hadise’nin Milli Marşı söyleyiş şekline çemkirmiş durmuş. Yok efendim milli marş değiştirilemezmiş, yok efendim bozulmuş yozlaşmış pop şarkısı gibi olmuş.

Beyefendiler sorunun kendisi İstiklal Marşı’nın sözleri değil bestesidir. Burada daha önce de yazmıştım İstiklal Marşı’nın en büyük prozodi hatalarından birine örnek olduğunu.(Bkz.Prozodi Hatası) Bestesi fenadır marşımızın ve solo olarak kendi kendinize söylemesi zordur, saçmalar ve karıştırabilirsiniz.

Bence Hadise’nin söyleyiş tarzı güzel olmuş. Belki de istemeden yaptı, zorlandı söylerken. Ama bundan olay yaratacak kadar aykırı bir harekette bulunmamış. Hatta Amerika’nın havasından mıdır nedir biraz da R&B’ye kaçmış bizim İstiklal Marşı 🙂

Dinleyin ve yorumunu bir de siz yapın lütfen.

Deniz Baykal’ın Seks Kaseti Üzerinden Siyaset Yapmak

Wikipedia diyor ki Seks ile ilgili olarak;

İnsanlar, yunuslar ve bonobolar cinsel ilişkiye sadece üreme amacı ile girmezler. Cinsel zevk ve tatmin genelde bu ilişkilerin ana nedenidir. Bu nedenle dişi yumurtlama yeteneğini kaybetmiş ya da hiç sahip değilse bile bu çiftlerin ilişkiye girmesine engel değildir. İnsanlar da, yunuslar da, bonobolar da, grup hâlinde sürdürdükleri yaşam bireysel olarak yapabileceklerinden çok daha başarılı olan sosyal ve zeki varlıklardır. Bu canlılarda seksin yapılış amacı üremeden çok bazı sosyal ihtiyaçlar ile bazı diğer kişisel gereksinimlerdir. Seks daha geniş sosyal yapılar oluşturmak ve sosyal hayatta bir yere sahip olmak için bireyler arasındaki samimiyet bağını güçlendirir.

Birçok araştırmacı, seksin insan yaşamında üç önemli avantajı olduğunu düşünür: üreme, gönül bağının kuvvetlenmesi ve eğlence.  20. yüzyıl ortalarında başlayarak doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ile insanlar bu üç ögenin ayrımını daha kolay yapabilir hâle gelmişleridir. Örneğin korundukları hâlde ilişkiye girmekte olan yeni evli bir çiftin amacı sadece cinsel tatmin değil, aynı zamanda da ilişkilerini sağlamlaştırmak, aralarındaki güven duygusunu arttırarak gelecekte bir çocuk sahibi olmaya ön hazırlık yapmaktır.

Videoyu izledim, kendisinin Deniz Baykal olup olmamasının hiçbir önemi yok. Oysa da helal olsun bu yaşında hala seks yapabilecek güce sahip olduğu ve formunu koruduğu için. Kimsenin uçkurunu nereye çözdüğü bizi alakadar etmez.

Videoyu yayınlayanlar tarafından ortaya atılan iddia çok çirkin. İddiaya göre videodaki görüntülerde karşımıza çıkan Deniz Baykal ile konuşan erkek Can Baytok, Deniz Baykal’ın 18 yıllık Özel Kalem Müdürü Nesrin Baytok’un kocası, elleriyle karısını Deniz Baykal’a sunuyor ve karşılığında da karısı milletvekili oluyor.

Bu video gerçek mi değil mi benim için bir önemi yok. Biri muhalefet partisi genel başkanı olan iki millevekilini ve kocasını zan altında bırakan şerefsiz bir komplo bu. Önemli olan bir insanın namahremi olan yatak odasında, seks yaparken gizli bir teçhizat kurarak onun görüntülerini kaydedip, bunu basına sızdırıp, bu insana karalama yapanların ortalıkta olması! Bu insanların işlediği suçtur. Şantaj ve karalamadır. Şantaj tehlikesi yüzünden belirli bir konuma gelmiş olan insanlar bundan sonra rahat rahat gezip tozamayacaklar mı? Seks yapamayacaklar mı? Sürekli şüpheci mi olacaklar gittikleri ve kaldıkları yerler ile ilgili. Odalarını gizli bir techizat var mı yok mu diye kontrol mü edecekleR?

Bunu “İşte CHP Ahlakı” diye yayınlayan Vakit gazetesi, sürekli ahlak ve namus bekçiliği yapan ahlaksız, terbiyesiz, ar damarı çatlamış karakterini çok güzel ortaya koymuş oldu. Sabahın ilk saatlerinde tepkiler artınca da internet sitelerinden bu haberi kaldırdılar.

Politik görüşüm olarak Deniz Baykal’ı desteklemesem de, CHP’nin başından gitmesi gerektiğini düşünsem de böyle bir arsızlığla, ahlaksızlığa, karalamaya kesinlikle karşıyım.

NOT: Hayır bu videoya daha fazla prim vermemek için yayınlamayacağım

İzlanda’nın Dünyaya Kazığı Eyjafjallajökull

Bundan 1 ay önce İzlanda dendiğinde aklıma gelecek olan şeyler sınırlıydı. Güneş görmemiş süt beyazı sarışın renkli gözlü hatunlar ve kar buz soğuğu olan Avrupa desen değil bir buz ada ülkesi. Ancak bu ülkenin yanardağ gibi bir derdi varmış. Adı hiç bir haber kanalında söylenmeyen ve “İzlanda’daki Volkan” olarak geçen Eyjafjallajökull ile bir anda dünyada tanınır bir ülke haline geldi.

Adı söylenemeyen Eyjafjallajökull ile ilgili bir çok espiri de yapıldı. Eyvallahokul falan diyen mizahçılar bile oldu. Volkan patlamadı ama püskürttüğü küller dünyayı felç etti. Uçaklar kalkmadı, insanlarda asit yağmuru paniği başladı. Hatta abarttılar ve komplo teorilerine girdiler. Yok bütün gökyüzü kapanacak, yaz serin geçecek, dünya yazın ısınamayacak, kışın buzul soğuğu olacak falan diye. Olmadı ama gördüğümüz kadarıyla. Sadece uçaklar düşme tehlikesi geçirdiği için kalkmadı, havayolları zarar etti, insanlar gidecekleri yerlere gidemedi. Bulutlar yurduma uğramadı bile…

Neyse ucuz atlattık bu sefer diyelim, volkanın patlayacağı günü beklemeye koyulalım… İşte volkandan hiçbir yerde olmayan görüntüler 🙂

Anoreksikten Güzel Olur Mu?

Stephanie Namoska

Geçtiğimiz Nisan ayında Avustralya’da yapılan güzellik yarışmasının sonucu büyük bir tartışma başlattı. Ben tartışmaya biraz geç kalmış olabilirim ama önemli olan geç olsun güç olmasın mantığıdır.

Stephanie Namoska, 180cm boyu ve 49kg ağırlığı ile 7000 başvuru sahibi arasında 32 finalist arasına seçilip, yarışmada Miss Avustralya ikinciliğini kazanarak dünya magazininde “Kemikli mi Güzel mi?” tartışması başlattı.

Görüntülerden de görmüş oldumuz üzere çok da güzel bir görüntü değil bu. Düz bir mantık ile bu kızımızın kilosunun boyuna göre 65 ile 70kg arasında olması gerekirdi. Ancak 49kg’a düşünce bir kızda ne göğüs, ne bel ne de kalça kalıyor. Kadın dediğin de bir el attın mı hafif ele gelmeli bu göğüs, bel ve kalça hususunda.

Yarışmanın organizatörlerinin savunması ise, bu kızımızın çok da zayıf olmadığı yönündeydi. Dalga geçer gibi Stephanie Namoska’nın uzun, esnek ve ince kemikli Makedon stili vücut yapısına sahip olduğu yorumunda bulundular. Ancak diyetisyenler vücut kütle indeksi 15.1 olan bu kemikli güzelin hiç de sağlıklı bir vücuda sahip olmadığını belirtip, bu tip yarışmalarda genç kızlara kötü örnek olup, anoreksi ve blumia hastalıklarını hortlatmamak için vücut kütle indeksi 20’den aşağı olan katılımcıların finallere katılamaması için bir kural getirilmesi gerektiğini savundular.

İkinci güzel seçilen kızımız Stephanie Namoska ise, asla blumia ya da anoreksi hastası olmadığını, günde 6 öğün yemek yediğini ve kendini zayıf bulmadığını belirtti.

Domuz Gribi

Domuz Gribi

Eskiden birisi sağlıklı olduğu zaman domuz gibi terimi kullanılırdı. “Domuz gibidir o ona birşey olmaz”.

Ama hayat bu ya, hiçbirşey artık eskisi gibi değil. Domuzlar bile hasta grip.

Açıkcası ben pek de sallamıyorum bu domuz gribini, tamam insanlar ölüyor kabul, ama daha yurduma girdiği görülmedi bu hastalığın. Ayrıca kuş gribinde de insanlar inanılmaz derecede panik olmuştu… Noldu? Hala tavuk yiyoruz, yedik, yiyeceğiz de.

Gelişen iletişim teknolojileri ile dünyanın ufalması aslında bu tip konularda o kadar da iyi olmadı. Meksika’da bir salgın çıkıyor 150 kişi ölüyor 1 hafta 10 gün içinde, ve hemen anında dünyanın diğer ucunda bir panik havası. Virüsten önce paniği ulaşıyor, bütün yayın organlarında bir haber konusu oluyor, gereksiz önlemler listesi sıralanıyor.

Eminimki bundan 500 yıl öncede böyle garip garip hastalıklar vardı ve insanlar ölüyordu. Ancak sebebi bilinmediği için salgın denip geçiyordu ve uzak diyarlardaki ülkelerin bu hastalıktan haberleri bile olmuyordu.

Tabii gene de önlemler alınmalı ama paniğe ne gerek var? Niye gazeteler kimseyle el sıkışmayın, elinize hapşırmayın öksürmeyin diyor? Devlet gerekli mantıklı önlemleri alır, sen de yaşamına devam edersin. Biraz kaderci olmak gerek, olacakla öleceğin önüne geçilmez 🙂

Meksika’da hükümet çeşitli önlemler almış, en çok onların canı yanmı bu domuz gribinden. İnsanlara hijyenik maskeler dağıtılmış ve bazı bölgeler de karantinaya alınmış. Ama bizim kadar panik yaşanmış mıdır? O konuda bir bilgim yok

! İşte Meksika’da domuz gripli günlük yaşamdan görüntüler.