Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Arşivler

    ACI Moods of Fashion

    DSC_4412

    Moods gösterisi İzmir Amerikan Lisesinde gelenekselleşme yolunda bayağı bir yol katetmiş bir şovdur. Her sene farklı bir konu ve konseptte düzenlenen bu şov benim lise yıllarımda ilk kez bir yabancı öğretmen tarafından başlatılmıştı. Ne yazıkki şu anda adını hatırlayıp kendisini anamıyorum… İlk olarak 1999 ila 2001 yılları arasında düzenlendiğini düşündüğüm Moods gösterileri günümüze kadar gelmiştir. Gelmiştir netekim ben bu seneki moda konulu Moods of Fashion’a 16 Ekim gecesi bir arkadaşımın ekstra bileti sayesinde izledim.

    Moods’un diğer okul gösterilerinden farkı, diğer gösteriler gibi sene sonunda değil sene başında yapılmasıdır. Bu yüzden her sene, bir sonraki öğretim döneminin başında sergilenmek üzere bir ekip oluşur, bir konu veya konsept belirlerler ve yaz tatiline kadar şovu ana hatları ile oturturlar. Okullar açıldığında yeniden provalara ağırlık verilir ve dersler iyice yoğunlaşmadan, okulun 4. veya 5. haftası şov sahneye konulur. Bu açıdan ilginçtir. Bu şovda müzik ve dans performansları ayrı ayrı yer alır. Öğrencilerden oluşan sunucular, her şovu birbirinden ilginç şekilde sunar, seyirciyi güldürür, barkovizyon ile kendi şovlarını hazırlarlar. Bu şovlara yetenekli müzisyen ve dansçı öğretmenlerde seve seve katılıp öğrencileriyle ayrı bir bağ oluşturur.

    Gözünü sevdiğim lisem, hala 25 yaşına gelmeme rağmen “okulum” deyince aklıma ünivesitem yerine aklıma gelen ACI, İzmir Amerikan Kolejim, farkını ortaya koymuş. Biz mezunlar, her geçen sene okula giren öğrencilerin kalitesini her ne kadar beğenmesek de, ACI kendi kültürü ve eğitim anlayışı ile giren her öğrenciyi iyice yoğurup, sosyal, aktif, kendine güveni tam, kültürlü birer birey haline getirmeye devam ediyor.

    Moods of Fashion’da da bunu yine gördüm. Sahnede sergilenen şovlar, bilmeyen biri için 15-17 yaş aralığında genç liselilerin yapabileceği bir iş olarak görülemez. Hepsinde inanılmaz bir emek, özveri ve profesyonelliğe yakın bir şov vardı. Kızlar ve erkekler hepsi şık kıyafetlerini çekmiş, hepsi birer manken, birer yıldız gibi yaşlarından hayli hayli olgun tavırlar sergileyerek görevlerini yerine getirmişler.

    Bir yaşlı kurt olarak bana özel gözlemlere gelmek gerekirse, İzmir Amerikan’da hala güzel kızlar var, mezun vere vere tüketemedi :) O özelliğini de kaybetmemiş. Yalnız dikkatimi çeken yeni neslin daha bi açık seçik giyinir olduğu olmuş. Ee bu medya ve magazin döneminde doğal karşılanacak birşey :)

    Bizim zamanımızda şovun sunumu da İngilizce yapılırdı. Ancak bu sefer sunumlar Türkçeydi…

    Okulun müzik grubu da biraz zayıf kalmış gibi. İyi bir gitarist ne yazıkki göremedim. Davulcu ve bassçıya söyleyecek lafım yok. Bizim zamanımızda rockçı gençlik daha aktifti, elini atsan bir iki tane gitarist bir iki tane baterist denk geliyordu :)

    Okula girdiğim kapıyı tanıyamadım. Bizim o eski müzik odasını ve eski beden eğitimi ofisi ile soyunma odalarını yıkıp, oraya bu tür şovlarda girişi çıkışı kolaylaştırmak için asimetrik bir kapı yapmışlar. Güzel olmuş ama o plastik güvenlik kulubesi orada olmamış :)

    Yeni Coop’ı, yani kantini, görünce hoşuma gitmedi. O derme çatma, kışın soğuk, plastik sandalyeli, salaş görünümünü özledim. Şimdi bistrolar ve deri koltuklar ile çok lüks geldi gözüme. Kumpir fırını nerede? Gözümden kaçmış :)

    Auditorium hayvansı olmuş. Kırık koltuklardan eser yok. Milleti hoplatırdık o koltuklarda. Daha rahat koltuklar konmuş, ama hala dar :) Ses sistemi klima sistemi on numara…

    Kendimi çok yaşlanmış hissetim.İçimi ifade edilemez bir hüzün kapladı. Yaş-lan-dım!

    Bir kaç eski hoca görürüm diye umut ediyordum ama bir elin parmaklarını geçmedi. Kimse kalmadı mı yaw?

    Bizim zamanımızda “Hızlandırdınız” diye şikayet edilinen okul alkışı sanki daha da hızlanmış gibi. Kadriye Hanım gidince kontrolden çıkmış gibi sanki :)

    Son sözüm Hail Alma Mater Fair…

    Popularity: 1%

    Barbie Seviştirmece

    barby018

    Erkek her yaşta erkektir. Özellikle daha cinsellikle ve pipisiyle yeni yeni tanışmaya başlayan, hormonların damarlarda yeni yeni gezmeye başladığı 5-10 yaş arasındaki ilkokul erkekleri daha bir erkektir. Onlar bu yeni tanıştıkları duygular ile sosyal yasaklamalar olan ayıplamalar arasında daha ezilip büzülmemiştir. Bu yüzden de bu tip yetişkin insanların yapsa linç edileceği hareketleri masumca yaparlar ve bu haraketleri için linç edilmezler :)

    Kızkardeşi ya da kız kuzeni olan her erkek, 5-10 yaşları arasında onun Barbie bebeklerini kesinlikle soymuştur, Ken-Action Man ya da Ninja Kaplumbağlar ile öpüştürmüş ya da seks yaptırmıştır. Bunları yapamamış olsa da aklından geçirmiş ya da hayalini kurmuştur.

    Kaç tane masum Barbie bebek, banyoda yıkanmıştır, Ken bebek ile evlilik hayatı yaşamış, Action Man’in kaslı kolları arasında kaçamak yapmış, Ninja Kaplumbağalar ya da daha da kötüsü Splinter ile çok ters ilişkilere girmiştir bugüne kadar Allah bilir. Daha da kötüsü Barbiler arası lezbiyon orcidir. Kızın eğer Ken’i yoksa, oğlanın da yanında Action Man’i ya da diğer oyuncak figürleri yanında yoksa, masum Barbiler birbirlerini dillemişlerdir :P Arada bu ilişkilere varoşların Barbie’si Sindy de dahil olmuştur… Varoş ve zengin oğlan aşkları da yaşanmıştır.

    Kim bilir kaçınız bu ters hareketleri yaparken kızkardeşinize ya da kuzeninize yakalandınız, attığı çığlıklar yüzünden “Neler oluyor orada?” edasıyla odanıza koşan anneniz, yengeniz, halanız ya da teyzeniz tarafından bir güzel tokatı yiyip, azarlanıp cezalandırıldınız. Ama onlar bilmiyorlar ki sizin bugün ki heteroseksüel, taş fırın erkeği haliniz, o gün gururlar seviştirdiğiniz Barbieler sayesinde oluştu :)

    İşte size o günleri hatırlatacak bazı aşifte Barbiler :)

    Popularity: 2%

    Ipod ile Gelen Nostalji

    Naked Ipod

    Daha önce IPod’u kurmayı geciktirdiğimi belirtmiştim herşeyi erteleyip geciktirdiğim gibi. Ancak bu pazar oturdum, bütün arşivimi ve abimin arşivi bir araya getirdim, eksik ID3 bilgi etiketlerini güncelledim ve ITunes ile IPod’u çiftleştirerek gereki eşzamanlamayı (senkronizasyon) yaptım. Tamı tamına yıllardır biriktirdiğim nadide parçalardan oluşan 7800 parçalık MP3 arşivimi IPod’a yükledim ve yedekledim. Artık istediğim müzik parmağımın ucunda.

    Bir kaç da şarkı listesi oluşturup, bütün yorgunluğun üstüne pazar gecesi kulağıma kulaklıkları takıp IPod’dan şarkı dinleyerek uyudum. Bu benim için inanılmaz bir nostalji oldu. Aklıma ortaokul yıllarım geldi. O zamanlar herkeste bir walkman bir de discman vardı. MP3 çalarların daha henüz esamesi okunmazdı. Tam bir geçiş dönemiydi. Kaset de vardı CD’de. Hatta Ömer adlı arkadadaşımla, yeni yetme rockçılar olarak birbirimize kasetler çekerdik, arşivimizi ve müzik bilgimizi paylaşırdık. CD kayıt pek yoktu, sadece BUlgar (şimdinin korsanı) CD’ler dinlemeye çalışırdık.

    İşte gözlerimi kapamış, eski şarkılarımı dinlerken bir anda yeniden ortaokuldaki o Megu’ya geri döndüm. Metal müzik dinleyerek uyuyabilirdik biz. Ninni gibi gelirdi o bağrışlar, çağrışlar, brütal vokal, gitar soloları, riff ve crosslar. Bir hoş oldu içim. Ne günlerdi be dedim. Sonra aklıma Ankara Bilkent üniversite gezisinde gene Ömer’le kulakta Strokes’un Is This It albümünü takıp dinleyerek uyumamız geldi. Ne zaman Strokes dinlesem aklıma o otobüs yolculuğu gelir.

    Yeni heves daha her gün yeni albümler çekip, IPod’a yüklüyorum. Daha önceki MP3 çalarım Creative Zen ile yaptığım hataları tekrarlamıyorum. Sırf herkeste var diye IPod’u reddedip alternatiflik yaparak Creative marka MP3 çalar almıştım. Queens of the Stone Age’in dediği gibi “Go With the Flow” yapmak bazen iyidir. Bu kadar insan yanlış yapıyor olamaz. Neyse bu sefer Itunes’dan da yararlanarak bütün dosyaları sanatçı ve şarkı adı olarak etiketli, düzenledim. Kendi dinleme zevkime göre şarkı listeleri de yapıyorum. Ve işin en zevkli kısmı, arabama sonunda bağlayıp da güzel güzel şarkılar dinleyerek gezebileceğim :)

    Popularity: 1%

    Makinanızı Bu Kapağın Altından Tutarak Kaldırmayınız

    Makinanızı Bu Kapağın Altından Tutarak Kaldırmayınız

    İlkokul 1′inci sınıfta ilk okumayı öğrenen her Türk genci gibi orada burada yıllardır görüp de ne yazdığını anlayamadığımız şeyleri okumaya başladım ben de. Sokaktaki tabelalar, evdeki elektronik eşyaların markaları, yiyecek içeceklerin üzerindeki yazılar. Önüme ne gelirse yüksek sesle ya da içimden ben de okurdum. Ama bu okuduklarımın arasında belki de en çok okuduğum, ya da okumaya yüz tuttuğum ve aklımda kalmış olan tek bir yazı var.

    Çamaşır Makinası“Dikkat Makinanızı Bu Kapağın Altından Tutarak Kaldırmayınız”

    Uzun süren büyük tuvalet seanslarında, o zamanlar tuvalette okunacak bir dergi ya da gazete ile girme gibi bir kültürüm olmadığından, bizim klozetin tam önünde duran bu çamaşır makinasının altında yıllardır sapasağlam duran uyarı etiketini belki de binlerce kez okumuşumdur. O zamanlar her evde bulunan Arçelik marka çamaşır makinalarının hemen hemen hepsinde bu uyarı ibaresi bulunurdu. Çoğunuz hatırlayacaktır.

    Neden? Neden makinamızı bu kapağın altından tutarak kaldıramıyoruz? Çamaşır makinası alttan tutatarak kaldırımazsa nereden tutarak kaldırılabilir? Hep bu soruları sormuşumdur ufakken kendime. Ama yıllarca cevabı bulunamayınca da artık o uyarı ibaresini okumaktan ve sorgulamaktan vazgeçmişimdir.

    Popularity: 2%

    Eski Fotokartlar

    Image9

    1990′lara kadar bir kartpostal geleneği varmış. Ben de hayal mayal hatırlıyorum ilkokul 1 ya da 2′deydim, yıl 1991 1992 yıllarında kuzenime falan yılbaşı kartı atmıştım. İlk okuma yazma hevesi işte… Ama kalmadı öyle birşey. Arada bir atmak istiyorum kart, romantik bir hareket ama atacak yerim yok. Belki askerden atarım birilerine :)

    izmir-ataturk-caddesi-kordon

    Herneyse, kartpostal basımlarının bu kadar meşhur olmadığı dönemlerde, insanlar fotokart atarlarmış birbirlerine. Çekilmiş ya da kendi çektikleri fotoğrafların arkasına mesajlarını ya da tebriklerini yazıp postayla gönderirlermiş. Gittigidiyor’de kelepir olarak 1TL’den birkaç tane böyle eski fotoğraf satın aldım. 2’si İzmir, biri Akhisar biri de Ankara resmi olan bu kartların arkasında da tebrik yazıları bulunuyor. Resimler aşağıda.

    1970′lerde de bir ünlülerin resim kartı furyası başlamış aynı zamanda. Meşhur aktör, aktris ya da şarkıcıların güzel portre resimleri karton kartlara basılarak satılırmış. Onlardan da edindim… Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit fotokartlarım da var artık, onlar da kelepir. Türkan Şoray hakikatten devrine göre çok güzel bir kadınmış. Hala güzel ama o zaman neden bu kadar çok beğenildiğini anladım.

    Çocukken yaptığım bir kartpostal koleksiyonum vardı benim. Bu fotokartları satın alınca acaba yeniden bu koleksiyonuma devam mı etsem diye düşündüm. Ama sonra vazgeçtim çünkü bunu yapacak bir vakit ayırabileceğime inanmadım. Hala ara ara bakıyorum Gittigidiyor’a eski resim ve kartlara. Birgün kendi evimi kurabilirsem de, tuvaletimin girişine eski erotik amatör fotoğraflardan bir kolaj yapacağım. Aklımın bir kenarında bu duruyor :)

    Popularity: 4%

    1 / 712345...Son »