Angelic Fruitcake

Angelic Fruitcake

Bir anda aklıma geldi, Placebo’nun This Picture ÅŸarkısında geçen tatlı bir sözdür bu. UnutmuÅŸum. Hafıza garip birÅŸey, unuttuÄŸun birÅŸey bir anda aklına gelebiliyor.

Bu sözü bir arkadaşıma sarfetmiÅŸtim ben, samimi bir kız arkadaşıma. Muhabbet iyiydi, arkadaÅŸ ortamı falan, ama sonradan birbirimizi tüketmiÅŸtik sanırım, ya da ben tükenmiÅŸtim… Bir imkanını bulunca da uzaklaÅŸmıştım. Ama kavgamız dövüşümüz olmamıştı, iyiydi, bazen uzaklaÅŸmak iyidir. Kavga dövüş olmayınca, daha olgun insanlar olup da yılları devirince, aynı masada oturup kaldığınız yerden hafif bir sitemle belki de muhabbete, geyiÄŸe devam edebilirsiniz de…

Resim DeviantArt - Apathetic-Muffin’den alınmıştır

MeÅŸhurluk: 3%


Muhteşem İkili - Perfect Strangers

Bilmem benim yaşımda olup da bu diziyi hatırlayan var mı? Ufaktım tefektim… Ama o kadar çok sevmiÅŸim ki bu diziyi, aklıma kazınıp kalmış.

Türkiye’de TRT’de yayınlanmaya baÅŸlayıp da, Star 1′de devam etmiÅŸ olan bu diziyi ben Star1′de izlediÄŸimi hatırıyorum…

Biri Mipos’un bir köyünden Chicago’ya göç etmiÅŸ Balki ile onun kuzeni Larry. Kuzeeeeenn Lariiii derdi Balki…. Bir de sevinçli olduklarında yaptığı yöresel bir dansı vardı. Balki köyden geldiÄŸi için zor adapte oluyordu Amerikaya. Sürekli birÅŸeyler yapıyordu, komik giyiniyordu, Larry hep poposunu topluyordu ama saçını başını yoluyordu hep…

Acaba şimdi izlesem aynı tadı alır mıyım bilmiyorum. O riski göze alamam, hatıra olarak güzel bir dizi :)

MeÅŸhurluk: 2%


Alf

Alf dizisini de çok severdim çocukken. Eğlenceliydi, uzaylıydı, çok ince akıllıca yapılmış, anlamak için kültür seviyesinin yüksek olması gerek espiriler yapılırdı.

Ancak aklımda en çok kalan sesi olmuÅŸtur Alf’in. TRT’de yayınlanan onca yıl boyunca Müşfik Kenter seslendirmiÅŸtir Alf’i. Ve ben ÅŸu anda Alf”i orjinal seyrederken zevk alamıyorum. Çünkü eksik geliyor. Alf gelmiyor bana… Alf’ = Müşfik Kenter’in sesi olmuÅŸ benim için…

Alf’in gezegeninin patlama hikayesi de komiktir. Alf’in gezegeni havaya uçmuÅŸtur, o da dünyaya düşmüştür, Amerika’lı bir aile ile yaÅŸamaktadır. Onlarda gece gündüz köşe bucak Alf’i bütün dünyadan, komÅŸularından ve akrabalarından saklıyordur. Alf ve ırkının en sevdiÄŸi yicek kedidir ancak ne yazıkki dünyada evin kedisini yiyememektedir. Peki Alf’in gezegeni neden havaya uçmuÅŸ? Çünkü gezegendeki bütün herkes aynı ada saç kurutma makinelerini çalıştırmıştır da ondan :D

MeÅŸhurluk: 2%


Susam Sokağı

Nostalji yapayım biraz. Benim kuÅŸağım bununla büyüdü. ÇoÄŸumuz ilk kez harflerle ve okuma yazma ila bu program ile tanıştık. Çok öğretici, eÄŸlenceliydi. Bence TRT’nin yaptığı en iyi uyarlama programlardan biriydi.

Minik KuÅŸ vardı, minik deÄŸildi. Kırpık vardı yeÅŸildi ve küfede yaÅŸardı, huysuzun tekiydi. Bunlar mahallede yaÅŸardı ama bir de gerçek insanlar vardı. Hakan Abi, Özlem Abla ve Tahsin Amca. Hatırladığım kadarıyla…

Skeçler inanılmaz güzeldi. Edi ile Büdü birer klasik. Kurabiye Canavarının kurabiyeleri yemesine bayılırdım, denerdim olmazdı :) DiÄŸer skeçlerdeki ÅŸarkılar da çok baÅŸarılıydı… Åžu anda o ÅŸarkıların MP3lerini bulsam hiç sıkılmadan dinlerim deliler gibi :)

İlk yazmasını öğrendiğim kelime Susam Sokağındandır. Aklımda kalmış. ÜTÜ kelimesi. Kabul ediyorum çok kolaydı bunu öğrenmek :)

Bu ÅŸarkı sanki beynime kazınmış. Duyunca bir hüzünlendim… Güzel günlerdi ya, ekmek elden, su gölden… Dert yok tasa yok insanları çekmek yok… Keder üzüntü yok… Bütün gün Susam Sokağını bekle izle mutlu ol :)

MeÅŸhurluk: 3%


İsviçre İzlenimlerim

 Gittim gördüm geri geldim… Gözlemledim de… Ee yazmadan da olmaz…

İsviçre İzlenimlerim

Havalar

Havalar buz gibi olur orada daÄŸ havası falan diyerekten gittim, ancak buralar gibiydi ilk günlerde. 14-17 derece arasında dolanıyordu, hatta bazen İzmir’den bile sıcak zannetim. Ancak sonra olanlar oldu ve kar yaÄŸdı. Bir İzmir’li olarak tabiiki bu kar olayı bana ters :) Gece bir anda eksilere düşen hava ile karşılaÅŸtım. Peki sonra ne oldu? O soÄŸukta kalın kalın kabanlarla giyindim, bindim uçaÄŸa ve İzmir’e bir indim, gecenin saat 12’sinde hava 21 dereceydi. İnsanlar bana tip tip bakıyordu :D

İnsanlar

Para var huzur var. EÄŸitim var huzur var. Güzel ÅŸehirler var huzur var. Her bir ÅŸekilde huzur var. Huzurlu insanlar valla. Saygılı, yardımcı olmaya çalışanlar, bizim de bir zamanlar sahip olduÄŸumuz çoÄŸu ÅŸeye sahip insanlar vardı… Hatun kiÅŸilerden de güzelleri de vardı, özellikle sarışın ve renkli gözleri olanlar :) Tamam kabul yurdumda da var böyle hatun kiÅŸiler ama onlar bu nadir bulunan özelliklerinden ötürü şımarı veriyolar :D İsviçre’de bu bir şımarma sebebi deÄŸil standart :)

Trafik 

Toplu ulaşım diz boyu. Benim kaldığım yer ufak bir kasaba olmasına rağmen ulaşım çok kolaydı. Otobüslerin hangi durakta saat kaçta olacağı belli olduktan sonra ve bu saatlar tuttuktan sonra istediğn yerde gecikmeden olabilirsin. Trafik olarak bir tek iş çıkışlarında biraz kalabalık oluyordu o da her yerde olur değil mi? Ha bir de beni şımartan şey her medeni ülkede olduğu gibi, bu ülkede de yayalara duyulan saygı. Kardeşim ayağımı yola atınca hemen mi durulup yol verilir? İnsan kornaya basar, yaya geçidinden geç ulan diye anama avradıma söver değil mi? Şımardım valla herkes bana yol verince kendimi matah bi poh sandım :)

YaÅŸam

İşte tek eksikleri bu. YaÅŸam olarak çok birÅŸey yok. Dükkanlar Pazar kapalı,  haftaiçi birgün hariç 6.30′a kadar açık, Cumartesi ve o bir diÄŸer gün ise sadece 9.00′a kadar açık. KardeÅŸim olur mu böyle ÅŸey? Dükkanlar hiç kapanır mı ÅŸehir içinde 6.30′da? Hele alışveriÅŸ merkezileri? Tek yapabileceÄŸiniz açık bir kafe, hotel restoranı bulup oturmak. İşten 4.30-5.00 arası çıkıyorlar ok ama gece uzun. Zaten benim gibi insanların en büyük derdi de can sıkıntısı. Huzur var ama eÄŸlence yok. Yok dediÄŸime bakmayın çok yok :)

Ama ÅŸu da bir gerçek, İzmir’deki gibi kafam atım da gecenin 11′inde hadi bir Kordon’a gidip iki bira çakayım deme ÅŸansı yok… Herkes evlerinde…

Alışveriş

Ehh dediÄŸim gibi saatleri kısıtlı, belirli günler açık, o günlerde de büyük bir yoÄŸunluk var. Özellikle Cumartesi. Zürih yıkılıyodu yaÄŸmura raÄŸmen. Ama pahalı geldi bana maÄŸazalar. Giyimler özellikle, yurdumda daha uygun. Ancak teknolojik ÅŸeyler belki daha hesaplı. Ama onlarıda zaten yurdumun yabancı bankalarının kartları ile istediÄŸimiz taksitte alabiliyoruz. Orada bir anda para ödeyerek kendimizi sıkmaya hiç gerek yok…

Yeme - İçme

İçki içen biri olarak dinen uygun hareketlerde bulunmasam da domuza karşı bir antipatim olduÄŸu için kaçındım. Ama onun dışında zaten hemen hemen herÅŸeyi Türkiye’de yemiÅŸliÄŸim var. İsviçre’nin kendine has bir mutfağı yok. BildiÄŸiniz İtalyan yemekleri, sebze yemekleri karma karışık bir mutfak. Fıçı biraları güzel, içimi kolay, Efes Pilsen’imiz gibi yormuyor bünyeyi.  Kahve desem, zaten sütlü kahve ve cappucino maymunu oldum. Ama Türk Kahvesi burnumda tüttü. Yapamadıkları birÅŸey kesinlikle pilav. Bir pirinç, insanın aÄŸzında nasıl oluyor da katır kutur sesler çıkartarak çiÄŸneniyor anlamıyorum :) Anlayamadım da. Yemeklerde genellikle ana yemekten önce çorba ya da French Dressing denilen o beyaz sos ile bezenmiÅŸ salata ikram ediliyor. Vitamin bu onlar için. Salatayı yemekle deÄŸil de yemekten önce yiyorsunuz. Åžaraplar ise genelde İtalyan ve Amerikan ÅŸarabıydı. Tabii Fransız ÅŸarabı istesek onu da getirirlerdi belki de :)

Ha bu arada Zürih’te Erzincanlı yurttaÅŸlarımızın iÅŸlettiÄŸi bir döner kebapçıda da tavuk döner dürüm yemeyi de ihmal etmedim :) Nasıl desem? Güzel deÄŸildi valla, oradaki malzeme ile kebap olmuyor :)

Ne demişler yurtdışına gitmenin en güzel tarafı nedir diye sorunca? Yurda geri dönmektir!

MeÅŸhurluk: 3%


Ne Güzel Dergiydin Sen Non Serviam

Non Serviam

Bu yazılarını okuduÄŸumuz yarı manyak ve profesyonel destek alması gereken adam bir zamanlar rock-metal müzik tutkunuydu, inansanız da inanmasanız da. Ortaokul ve Lise baÅŸlangıcında Non Serviam okuyan, Åžebek ve Köprüaltı dergisini haftalık takip eden, İzmir Yücel Müzik ve Excalibur’dan CDler, kasetler alan, İzmir Fuar Sarmaşık Düğün Salonunda gerçekleÅŸtirilen konserlere katılıp headbang yapıp pogodan kaçan bir gençtim. Çok ağır bir metalci yaÅŸam tarzına bürünüp, pis saç ve kara kara t-shirtler giymezdim ama müziÄŸi çok sevip takip ederdim. Hatta bir arkadaşımla bu yola baÅŸkoyup, 1998-99 dönemi gibi bir süreçte Crime’Zine adında internetten yayınlanan amatör bir fanzine çıkartıyorduk. Hayalimiz bir matbaa ya da fotokopiciyle anlaşıp yazılı çıkartmaktı ama olmadı :)

Non-Serviam favori dergimdi aylık yayınlanan. Dizaynı ve kuşe kağıdına geçmesiyle de gönlümü fethetmişti ancak olmadı bu piyasada ve kalktı piyasadan. Şu an yeniden çıktı mı hiç fikrim yok, belki de çıkmıştır ama benden geçti artık.

ÇaÄŸlan Tekil ve ekibi çok baÅŸarılı bir iÅŸ gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Türkiye’de henüz rock yeni canlanırken ve yeraltındayken, kitlelere bu müziÄŸi sevdirmeyi hedeflemiÅŸ, dünya müzik piyasalarında olan biteni gecikmeden Türkiye’ye getirmeyi baÅŸarmıştı. Kendi röportajları oluyordu genellikle yabancı müzisyen ve gruplarla, öyle yabancı dergilerden alınıp da çevirisi yapılan röportajlar azdı.

Tolga Akyıldız, Pedro Loco, Fırat Yücel, DoÄŸu Yücel gibi deÄŸerli yazarları vardı, hatta Tolga Akyıldız o zamanla Blue Jean editörüydü, ÅŸu aralarda Hürriyet eklerinden birnde yazıyor. DoÄŸu Yücel ve Fırat Yüceli biliyoruz artık, Pedro Loco da Radical Noise’ın davulcuydu yanlış hatırlayorsam.

Non Serviam iyi bir dergiydi, ancak çok eleştiri alıyordu. Yumuşuyorsunuz popüler kültüre kayıyorsunuz diye. Bu eleştiriler dizaynın değişip kapağa Metallica ve Şebnem Ferah gibi daha yerüstü müzisyenler konu olmaya başlayınca bayağı artmıştı.

Böyle bir oradamda ben de dergidekilere espirili bir yaklaşımla Paint Shop ile geleceÄŸin Non Serviam’ı diye bir kapak yapıp yollamıştım. Bu espirili kapakta Hülya AvÅŸar Non Serviam’a kapak oluyordu, içeride de Arabesk ile ilgili konu baÅŸlıklarından bahsediliyordu.

Çağlan Tekil abimiz beni o ayın okuyucusu seçmişti :) Yani ayın okuyucusu olmuşluğum bile var :P Ama ne yazıkki ne o fotoyu bulabiliyorum, ne de o ayın dergisini :D Sadece bir hatıra olarak kaldı :)

Güzel dergiydin Non Serviam, çok ÅŸeyler kattın bu piyasaya, sonrada ömrünü tüketip sen de çektin gittin…

MeÅŸhurluk: 4%


Günün Menüsü: Yemeğin Adı İnsanlık

Günün Menüsü

Hikayesi var bu fotonun, sabit diskimin derinliklerinde olmasını geçtim hafızasamın derin köşelerinde kalmış unuttuğum bir görüntü.

ÖSS’ye bir haftadan az kalmış, okula gideni dövdükleri günlerden biri. İzmir’in yaz baÅŸlangıcı sıcak… Bütün millet aman ÖSS’ye az kaldı, saçma sapan ÅŸeyler yiyip de motoru bozmayayın, cırcır olmayayın, sulu sıçmayayım derken (döktüm içimdeki kini hehe) biz kankayla İzmir’in Kemeraltında, esnaf iÅŸi bir kokoreç - midyeci de oturmuÅŸuz, midye dolma, tava ve kokoreç yiyoruz. Doydum Kokoreç acaba hala açık mıdır, 5 sene sonra bilmiyorum ama bilen bilir.

O zamanlar Murphy Kanunlarına göre yaşıyorduk. BirÅŸey kötü gidecekse gider, koy götüne ye gitsin… Koy götüne kısmı bize ait, Murphy dememiÅŸ hakkını yemeyelim :) Netekim de birÅŸey olmadı, o gün güzel bir yemek yemiÅŸ olduk, ne midemiz, ne motorumuz bozuldu :D

İşte bu fotoğraf da o günden kalma bir hatıra. Okumuştuk gülmüştük, ama aslında şimdi okuyunca güzel yazmış abimiz, hakkını vermiş. İlk kameralı telefon daha yeni çıkmış, yaygınlaşmamış, kankada Nokia 7650 var, okulun son günleri biz komik birşeyler görsek de çeksek, güzel kız görsek de çeksek, bir frikik yakalasak da görüntüleyip voyeurlasak diye dolanıyoruz. Ee 18 yaşına geliyoruz, ÖSS stresi var ve testesteronlarımız hat safhada adeta kulaklardan fışkırıyor :)

İşte o günden, o 7650′den, o yemekten ve o günlerden kalan bir foto bu…

Åžimdi okuyorum da, aslında güzel yazmış yazan amcam. İnsanlık yemeÄŸini piÅŸirip sunabilmeniz dileÄŸiyle…

MeÅŸhurluk: 4%


Ne Güzel Chat Programıydın Sen ICQ

Ne Güzel Chat Programıydın Sen ICQ 1

İnternette muhabbet, sohbet olaylarına IRC ve ICQ ile baÅŸlayan bir adamım. İnternet geçmiÅŸim 1997′ye kadar uzanır, yurdumda dial-up ile ilk ICQ kullanan güruhtan biriyim. Pardon biriydim… DiÄŸer gençler gibi benim de ICQ’yu bırakalı yaklaşık 4 sene oluyor.

ICQ numaram ezberimdedir hala. 20131133. Az çok o dönemleri yaÅŸayanlar bilirler, çok önemli bir etkendi numaranın ufak olması. 20milyonlu bir numarada ICQ’nun çok öncelerden beri kullanıcısı olduÄŸunuzu ispatlayan birÅŸeydi.

Ben ICQ’daki tadı hiçbir zaman MSN’de bulamıyorum, bulamayacağım da. Çok güzel özellikleri vardı. Ancak insanlar yavaÅŸ yavaÅŸ MSN’e geçmeye baÅŸlayınca, bir anda ıssızlaÅŸtı. ICQ’da yalnız kaldım ve sonradan farkettim ki MSN’deymiÅŸ meÄŸersem herkesler :)

Neydi peki bence ICQ’yu süper kılan? Bunlardı…

Ne Güzel Chat Programıydın Sen ICQ 2

  • MesajlaÅŸma ÅŸansınız vardı. EÄŸer isterseniz MSN’deki gibi chat mode’da da yazışabiliyordunuz, ancak ben mesaj modunu daha çok severdim. Gelen mesajlar birikirdi teker teker açıp okurdun.
  • İnsanları bulmak daha kolaydı. Aranıp da bulunmak isteyen kiÅŸi adını soyadını ve ya eposta adresini infosuna yazardı, arayıp bulurduk.
  • Info vardı! Daha ne olsun. İnfoya ne geyikler, ne espiriler yazılırdı, ne aÅŸk ÅŸiirleri, ÅŸarkılar… İnfoların dili vardı, info update edilirdi…
  • Random Search ile dünyanın her yanından rastgele insanlar bulup gerçek anlamda Chat yapabilirdik.
  • File Transfer’ında MSN’in eline verirdi.KonuÅŸma ekranı ile alakası olmazdı, MSN’deki gibi eÄŸer birinden dosya alıyorsanız, onun penceresini açık tutmak zorunda deÄŸildiniz. Ayrıca yarım kalan transferler daha sonra Resume edilebiliyordu.
  • Status denilen durumları daha geliÅŸmiÅŸti. Bir kere Invisible olmak dert deÄŸildi. Invisible takılıp, kendinize bir Visible List oluÅŸturuyordunuz ve kalabalık listenizde beliri kiÅŸilere görünür yaparak kendinizi kabuÄŸunuza çekebiliyordunuz. Ayrıca MSN’deki gibi Çevrimdışı Görün modundaki sorunlara benzer sorunlar yoktu. Ne yazıkki MSN’de mesajlar kimi zaman iletilemiyor görünmeyen kiÅŸiye.
  • ArkadaÅŸ ekleme talepleri açılır açılmaz belirirdi ancak bir anda önünüze zorla bir tercih yaptırtmazdı. System Messages bölümünde sizin onaylamanızı beklerdi uslu uslu.
  • Offline iken mesaj göndermek daha baÅŸarılıydı, açılır açılmaz bir sevinç oluÅŸtururdu, “Aaa mesajım gelmiÅŸ” gibisinden :)
  • Windows’un kenarına cük diye oturtabiliyorduk, böylelikle normal surf iÅŸlerine devam edebiliyorduk.
  • Kızlara numaramızı veriyorduk. Telefon numarası ister gibi ICQ numarası istemek için çabalıyorduk :) Hatta ICQ numaraları derslerde ufak kağıtlara yazılıp birbirine verilirdi. “Ben seni akÅŸam eklerim” denirdi :)
  • Ayrıca istediÄŸimiz renge bürüyebiliyorduk kendilerini. Arkaplan rengini, online, offline kiÅŸilerin renklerini vs. vs.
  • Seslendirmeleri güzeldi. Ah-oh mesaj sesi hafızama kazılmıştır :)

Hiç bana MSN Plus yükle, bunun gibi bazı özellikler zaten onda da var demeyin. Bana çare üretmeyin :) Yok vermiyor aynı tadı vermiyor bana hiçbiri :)

MeÅŸhurluk: 7%


Ultima Online Hatıraları

Öncelikle Ultima Online nedir? Ultima Online, günümüzde Multiplayer Karakter oyunlarının atası ve başlangıcı sayılabilecek, Britania adında bir fantazi dünyasında, meslek sahibi ya da savaşçı olabileceğiniz karakterlerle oynadığınız, rol yaptığınız bir oyundur.

Ultima Online oynarkenden kalma bazı SS’ler buldum. SS ne bilmeyenler için Screenshot oluyor, yani erkan görüntüsü, oyun oynayanlar iyi bilir.

“SS aldım seni GM’e ÅŸikayet edicem, bittin olm sen!” :D

Lisemde bir anda çok meÅŸhur olmuÅŸtu Ultima Online. ÇocuÄŸun biri Amerika’dan orjinal Ultima Online CDsi getirtmiÅŸti. Sınıf Lise 1, yıl da kanımca 2000 olmalı. Bütün lise bu CD’nin kopyasını edindi, onu da geçtim KarataÅŸ ve Mektupçu’daki bilgisayarcılar da bu CD’nin kopyalarından kendilerine kopya alıp, tezgahlarında satmaya baÅŸladılar. Yani İzmir’in büyük bir çoÄŸunluÄŸu tek CD’den kaptı bu Ultima Online hastalığını zamanında :)

O zamanki adıyla Sanane, Türkiye’nin ilk Ultima Online shardını (dünyasını) kurmuÅŸtu. Çok eksikleri, bugları ve hataları vardı ancak oynaması çok zevkliydi. Hatta bir süre sonra yeni kullanıcı alımını durdurdular ve beta test’in bitmesini bekleyin dediler. Ancak bu test hiçbir zaman bitmedi ve en sonunda sunucuyu kapattılar :)

Ultima Online hastalığı bütün arkadaşlarımı sarmışken, ben oynamamak için 3 ay direndim :D Ancak sonunda dayanamadım ve ben de daldım bu sanal dünyaya.

Cidden bu oyun hastalık yaratmıştı. ArkadaÅŸlarla haftaiçi okuldan sonra evimizde Dial-up internetimizle sürekli oynardık. Haftasonları ise dışarıya çıkıp gezip tozup kız kovalıyacağımıza hep birikte internet kafelerde toplanıp en az 8 saat Ultima Online oynardık. KarataÅŸ Kokpit Cafe‘nin tozlu ve pis klavyelerinde az parmak izimiz kalmamıştır :)

O dönemki sosyal hayatımı nereyse 0′a indirse de, çok eÄŸlendiÄŸim bir dönemdi. Apayrı bir dünyada bir karakter oluÅŸturmak, onun gibi konuÅŸmak, onu yükseltip, oyun dünyasında saygın ve adı bilinir biri haline getirmek eÄŸlenceliydi.

Karakter adım spartakuse‘ydi, ve Fallen Crows adında efsanevi bir lonca üyesiydim, hatta bir döneminde lonca baÅŸkanıydım. Çok geyik anlarımız oldu.

SNN kapandıktan sonra HardGamer ve Elan Realms sunucularında da bulunmuş oldum, ancak hiçbir zaman o ilk acemilik anlarındaki SNN tadını yakalayamadım. Elan Realms hikaye olarak çok iyi bir sunucuydu, onda da güzel anılarım olmuştu.

Eğer o döndemden beni tanıyanlar var ise, onlara bir selam çakmayı borç bilirim. Selam :)

UO HatıralarıUO HatıralarıUO HatıralarıUO Hatıraları

UO HatıralarıUO HatıralarıUO HatıralarıUO Hatıraları

UO Hatıraları

MeÅŸhurluk: 7%


The Climb Vardı

The Climb DebutThe Climb diye bir Türk alternatif rock grubu vardı. Bu müziÄŸi uzun süredir takip edenler bilirler. Kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri Zihni Müzik’ten çıkmıştı ve çıktıklarında o dönem için muhteÅŸem sayılabilecek soundları, albümlerinin hem kayıt, hem mix, hem de sanatsal kalitesi ile ilk dinleyiÅŸte farklarını belli etmiÅŸlerdi. O kadar farklıydılar ki, birine dinlettiÄŸimizde onların bir Türk grubu olabileceÄŸi kimsenin aklına gelmiyordu. Vokalistlerinin İngilizce seviyesi ve aksanı diÄŸer ingilizce rock yapan Türk gruplarından çok çok daha iyiydi. Bir ingilizden farkı yoktu.

Hatta Ömer diye bir arkadaşıma Yücel Müzik’te yabancı albüm fiyatına satmışlardı, yanlış hatırlamıyorsam. İlk albümlerini çok severim, daha sonra Principia adında 2. bir albümleri çıktı. Onu hiç dinleme ÅŸansım olmadı. Ancak daha sonra bu grup ortadan kayboldu, noldu acaba? Dağıldılar mı öldüler mi?

Biraz araÅŸtırırken bir de hiç izlemediÄŸim videolarını buldum, meÄŸersem klip bile çekmiÅŸler kendi imkanlarıyla. Hiç duyan gören oldu mu The Climb’ı?

MeÅŸhurluk: 5%