Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Bekar Çiftlerin Kabusu Düğünler

IMG_0408

Yaşıtlarım arasında ilk evlenen aceleciler arasında olmadığım için yengeniz ile birlikte bir çok düğüne bekar çift olarak katıldım. Her seferinde de o geyikler bitmedi.

  • Darısı başınıza.
  • Siz de evlenin biz sizi de görücez.
  • Düğün ne zaman?
  • Ee hadi bakalım artık sıra sizde.
  • Abi sakın evlenmeyin, düğün yapmayın çok zor.

Her birine gülerek kibarca geçiştirici cevaplar vermek adetten.

  • İnşallah.
  • Nasip.
  • Olunca biz size duyururuz.
  • Önce siz bir evlenin bakarız.

Tabii içinizden geçen gerçek sözleri söyleyemiyoruz toplum önünde hor görünmemek için.

  • Sana ne yarraam sen kendi işine bak.
  • Sen mi gircen gerdeğe ne bu merak?
  • Sen evlenmeseydin madem bu kadar dert!

Diyemezsin ya la.

Tabii düğünler ardı ardına sıralanıp, biricik haftasonların halayda geçmeye başlayınca ister istemez çiftlerde bir gerginlik yaratmaya başlıyor ve düğünler kabus halini alıyor.

İlişkinizde evliliğin e’si geçmiyorsa sıkıntı büyük. Çiftlerden birinin aklına evlilik fikri ister istemez girer ve ‘biz ne olacağız?‘ ‘Geleceğimizde ne olacak‘ gibi fitneler dile gelmeye başlıyor.

İlişkinizde evliliğin e’si geçiyorsa bile yırtamıyorsunuz. Bu sefer;

  • Biz ne zaman evleneceğiz.
  • Ne zaman ailelerimiz tanışacak
  • Ben artık beklemek istemiyorum adını koyalımlar

İlişkinizde evliliğin bütün harfleri geçiyor ve bir yola koyulduysanız da yırtamıyorsunuz. Bu sefer;

  • Aşkım kızın gelinliğini gördün mü?
  • Biz de mi bu mekanı, bu müzisyenleri, bu organizatörü tutsak?
  • Suplalar güzel değil mi?
  • Fotoğraf çekimini nerde yapsak?
  • Ben de böyle birşey istiyorum!

 

Amk kültürümüz iki hayatı bir araya getirmeyi çiftlere kabus haline getirmek üzerine kurulu.

Beni hep evliliğe karşı sananlar bu yüzden yanılıyor. Ben yarın sabah uyandığımda evli olarak kalksam hiç yadırgamam sevinirim hatta. Ancak evlilikten çok evliliğin süreci, seremonisi ve geleneğidir beni geren.

O yüzden en dertsizi, sakini, rahatı başıma!

Gelin Kaktırmak

Toplumumuzda evlilik çok önemli bir yaşam evresi kabul ediliyor. Genel kanı, gelenek ve göreneğe göre her Türk doğar, büyür, evlenir, ürer ve ölür. Ben her insanın evlenmek için yaratılmamış olduğunu düşünmeyen biri olarak herkes evlenecek diye bir zorunluluk olduğuna inanmıyorum. Ancak insanlar buna inanmayıp herkesi evlendirebilmek için binbir türlü yollara başvuruyor.

Gelinin bir kusurunu gizleyip evlendirmek de toplumumuzda sıkça görülen bir vakadır. Bizler her ne kadar eşlerimizi okuldan, işten, bardan, Facebook’tan, Twitter’dan, Mynet Okey’den bulacağımıza inansak da işin aslı öyle değil. Evliliklerin büyük bir çoğunluğu hala eşin, dostun, akrabanın göstermesi, tanıştırması ile görücü usulü ile hızlandırılmış bir kur biçiminde gerçekleşiyor.

Erkek askerden döndükten sonra, kadın da 18’ini ya da eğitimini bitirdikten sonra teyze ve amcalar bekarları avlayıp, eşleştirip evlendirme işlemlerini kafalarında başlatıyorlar. Bu o kadar gelişmiş bir sistemki, insan kaynakları firmaları dahi bu kadar çok aday bulup eşleştirme ve yerleştirme yapamamaktadır.

Görücü usulü evliliklerdeki en büyük motivasyonlardan birisi ilk görüşteki izlenimdir. Bu da ne yazıkki fiziksel görünüşten, göz testinden geçmektedir. Eğer kızın fiziki bir kusuru ya da engeli var ise ne yazık ki görücüler tarafından çoğunlukla reddedilmektedir.

Ancak görücü konusunda uzman teyzeler bu kızları da evlendirmek konusunda da engel tanımamaktadır. Gelinin hastalığı, engeli, vücudunda bir izi var ise damada bahsedilmez, gizlenebiliyorsa gizlenir, değil ise geçici birşey olarak lansedilebilir. Hatta daha kapalı ailelerde ve yıldırım görücülerde damada gelinin kız kardeşi ya da kuzeni gösterilir, ancak nikah masasına kapalı duvak ile gelin getirilip nikah kıydırtıldığı da yaşanmış olaylar arasında yer almaktadır.

Tabii bu tip durumlarla karşılaşabileceğini bilen damat tarafı üyeleri de kıllandıkları durumlarda gelin hamamı düzenleyebilirler ya da gelini sahile, denize girmeye davet ederler. Bundaki amaç gelin adayının vücudunu görmek, kontrol etmektir.

Bu şekilde kaktırılarak kıyılan nikahlar geçerli midir, yoksa gelin ayıplı mal statüsüme girip, nikah düşer mi bilen hukukçulara sormak gerekir. Bir insanın kusuru olabilir, ancak dünyanın en mükemmel eşi olmasına engel değildir. Zaten insan dediğin kendisini bütün kusur, ayıp ve engelleriyle sevip, sayacak olan o doğru insan ile evlenmelidir.

One Day Filmi ve Birbiri İçin Yaratılmış İnsanlar

 

Uzun süre sonra yeniden sinemaya gitti bu bünye. 22 ve 45 dakikalık yabancı dizileri izlemeye o kadar çok alıştı ki bu bünye, sinema filmleri gözünde büyüyor. One Day, Türkçe adı ile Bir Gün filmi Anne Hathaway ve Jim Sturgess’in başrolde yer aldığı yine aynı adlı romandan uyarlanmış bir romantik dram filmi.

2 üniversite arkadaşının 20 yıla yayılmış arkadaşlık ve aşklarını konu alıyor filmimiz. Benim en çok ağzıma sıçan cinsten… Yıllara yayılan filmler benim içimde inanılmaz bir hüzün oluşturur, boğazımı düğümler. Forest Gump bu tip filmlere iyi bir örnektir. Ağlatmak için yapıp biraz daha yoğun bir duygu verselerdi One Day filminde, düğümlenen boğazım çözülüp gözümden yaş olarak akabilirdi de.

Bu dünyada birbiri için yaratılmış insanlar vardır. İngilizce’de “You were meant for me” daha iyi anlatır bu duyguyu güzel Türkçemin yerine. Ama bu birbiri için yaratılmış “ruh ikizi” tek değildir asla benim görüşüme göre. Eğer her bir insan için sadece 1 kişi var olsaydı, o kişiyi milyonlarca insan arasından bulmak imkansız olurdu.

Yapboz parçamıza cük diye oturup uyacak onlarca başka yapboz parçası var. Ancak bir ömür içinde bunlardan kaç tanesi karşımıza çıkar, kaç tanesinin farkına varırız, kaç tanesini bunun farkına vardırabiliriz? Ya da hepsini yaptık diyelim, kaç tanesini bir aptallık etmeden elimizde tutabiliriz?

Hayat doğru ve yanlış seçimlerin toplamından ibarettir. Seçimlerinizi de önceliklerinize dayanarak yaparsınız. Sizin önceliğiniz para, kariyer, ego tatmini ise bu bahsettiğim fırsatları kaçırma olasılığınız çok yüksek. Hayatta belirli bir kalitede yaşamak için para şart. Bu yüzden çalışmalı ve hayatı idame ettirmeli insan. Ancak çalışmak için de hayatında büyük özverilerde bulunmamalı. CEO değil de iyi bir konumda müdür olmak yetebilmeli.  Sevdiklerinden, ailesinden, çocuklarından uzaklaşmadan bir iş bulma ihtimali varken, sırf hırsına ve egosunu denemek için maceralara atılmamalı. Önceliklerini belirlemeli insan. Bu hayata bir kez geldiğimizi düşünürsek, ömrünün en güzel yıllarını bir hırsın, rüyanın peşinde harcamış bulabilir insan.

İşte filmdeki esas oğlanımız da yakışıklılığına, gençliğine, televizyonun parlayan çocuğu olmasına, ailesinden gelen zenginliğe ve yaşadığı seks hayatına kapılıp, önceliklerini kariyer, para ve şöhret olarak belirlediği için onun hayatını tamamlayacak olan ruh ikizine 15 yıl sonra varabildi. Hem de yıldızı sönmüş, havası kaçmış biri olarak.

O yine şanslıydı. Hayatta ne hüzünlü aşk hikayeleri duyuyoruz. Am göt meme peşinde koşup, 15 yıl sonra ruh ikizini kolunda kocası elinde 2 çocuğu ile de bulmuş olabilirdi. İşte o zaman birbirlerine  geç kalmış olurlardı.

İnsan bir kere genç oluyor. Gençliğin getirdiği hırs, arzular ve kendini ispatlama dürtüsü ile bu tip hatalar hep yapılabiliyor. Bu yüzden “işte bu insan o insan” diyip emin olduğunda o şansı değerlendirmeli. Kimse kimseyi 15-20 sene beklemez, bekleyemez hayatta.  15 sene içinde o yapboz, o büyü bozulur gerçek hayatta. Kimse yalnız ölmek istemez, ortalıkta dolanan diğer ruh ikizlerini aramaya koyulur. Bulur ya da bulamaz o ayrı bir hikaye… Hayatta bok gibi para, şan-şöhret ve kariyer mi, yoksa ortadirek bir halde huzur mu derseniz “huzur arıyorum huzur” derim bilgece…

Film çok sanateseri bir film değil ancak Anne Hathaway’i izlemek ve aşık olmak için yeterli. İnsanı etkileyen bir yönü var. Süprizleri de yok değil hani…

Bence Sen De Şimdi Herkes Gibisin

Daha önce Nazım Hikmet’in bu dizesine daha farklı bir açıdan ve yüzeysel olarak yanaşmıştım.(Bkz.Bence Artık Sen de Herkes Gibisin)
İnsanoğlu ilgi ve sevgi arsızıdır. Hem karşı cinsten hem de hemcinslerinden sevgi ve ilgi bekler, onlar için herkesten farklı olmak ister.

Bunun en güzel örneği kendisine platonik aşk duyan ama asla bir ilişki yaşamayacağı bir karşı cinsin, bir anda kendisine ilgi göstermeyi kesip başkalarına yönelmesiyle hissedilen ‘kaybediyorum‘ hissidir. Platonik aşığı kendisine olan ilgisini kaybedince insan bencilce yeniden ilgisini kazanmak için ona yalandan yakınlık göstererek yine herkesten farklı olup ilgi ve sevgi diler.

Platonik aşık gözünde kaybedilen değer, gerçek aşık gözünde kaybedilen değer karşında bir hiçtir. Çünkü bir insanı sevmek kolaydır ancak karşılığında sevilmek her zaman mümkün değildir. Sevdiğiniz kişinin size sevgi ve ilgi göstermesi, sizi herkeslerden farklı bir yere koyması her aşığın en büyük hayalidir.

Bir ayrılıktan sonra içten sarfedilen ‘sen de herkes gibisin‘ sözü geri dönüşü olmayan bir hayalkırıklığının, ayrılığın mühürüdür. Hiç kimse sevdiceğinin gözünden düşmek istemez. Bu yüzden düşeceğini anladığı anda da çırpınmaya, çabalamaya başlar.

Allah kimseyi gözden düşürüp standarttan ayırmasın 🙂

Not: Sırtı için wornoutplacess‘a teşekkürler =)

Sevgililerin Sevilmeyen Arkadaşları

Sevgililerimizin hayatında olmasını istemeyeceğiniz, görüşmeyi geçtim, sevgilimizin bile görüşmesini istemeyeceğiniz arkadaşları vardır. Bu arkadaşlar ilişkilerin cicim aylarında göze batmaz, hatta arada iyi bir bağ kurucu görevi de görür ama  zaman içinde ilişkiler kuvvetlenip, ciddileşip karşılıklı sahiplenmeler boy gösterdiğinde, bu arkadaşlar göze batmaya, sinir bozmaya başlar. Sevilmez ve istenilmez!

Kadınlar için bu arkadaşlar, erkek arkadaşın diğer bekar ve çapkın, “playboy” sınıfına girecek derecede tek gecelik aşklar ya da hafif kısa süreli ilişkiler yaşayan, am üstüne göte çakan arkadaşlarıdır. Kadınlar bir süre sonra sevgilisinin bu bıçkın delikanlı ile başbaşa gece programları yapmasını istemez, her türlü arızayı çıkartır, hatta oğlanla kavga bile ederek sevgilisini karşısına alır. Onun için bu arkadaş sevgilisini yoldan çıkartıp, onu aldatması için seve seve bir düzen oluşturabilecek büyük bir araçtır. O istemese bile erkek arkadaşı, kankasının yaşadığı hayatı görüp, özenip şeytana uyabilir. Çapkın arkadaşın yanında getireceği ekstra kızlar, sevgilisini yoldan çıkartıp kendine kucağında bir yer bulabilir. Kadın sevgilisine değil çevresine güvenmiyordur. =)

Erkekler için ise yine aynı mantıktan yola çıkarak bu istenmeyen arkadaş, kız arkadaşın hafif meşrep, kimi yörelerde “motor” olarak tanımlanabilecek olan kısa süreli ilişkiler yaşayan ve kucaktan kucağa zevkle atlayan arkadaşlarıdır. Erkekler bu kızların sevgililerinin yanında görülmesinden bile hoşlanmaz. Kızkıza dışarı çıkmalarında, hafif meşref kankisinin yanında görülen sevgili, diğer erkekler tarafından arkadaşı gibi “hafif” sanılıp potansiyel olarak yavşanıp gece gole çevrilebilecek bir kız konumuna düşer. Bu durumda da erkek adam Türk lugatında “gavat” konumuna düştüğünü hissedip basar cereyanı, arızayı. Yine aynı mantıktan bu tip kızın bulunduğu ortamlarda sevgilinin de kontrolü kaybetmesinden korkulur. Erkek için aslolan “sana değil çevrene güvenmiyorumdur” =)

Bir insan istenmediği yerde hoş karşılanmaz. Arada kalan ise hep sevgililer olur, ne şiş yansın ne kebap yansın isterler.