Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Ömür Törpüsü Hayat

Daha bu sabah arabada giderken bizimkisinin hayat olmadığında hepimiz hem fikirdik. Hergün stres, her gün telaşe, hayatı es geçiyorduk. Kendimize vakit ayıramadığımız konusunda hem fikirdik. Ne bir hobi, ne bir kendine dinç bir şekilde ayırabileceğin bir boş vakit. Yat, kalk, işe git, debelen boğuş savaş, eve dön uzat ayaklarını kendinden geç, yine ertesi sabah kalkıp gitmek için.

Hayatımda bir tek cumartesi akşamları kaldı, onda da kendimi son 2 haftadır alkole vurup uyuşturuyorum. Pazar günleri mi? Genelde sabah uyanıp bir kaç saat geçirdikten sonra ertesi günün yine kabus pazaresi olduğunu hatırlamak ile geçiyor.

Yine kendimi kendim gibi hissetiğim huzur bulduğum Twitter takılmalarında bu sabah @BanuDemirbdbize kâr kalan nedir bu dünyadan ?” diye sordu. Anında aklıma Teoman’ın Balans ve Manevra filminden hayat üzerine Ümit Kaptan’ın yaptığı monolog geldi. “Hayat herkesin anladığı kadar, doğrusu da yok. Olması gereken olur. Yiyeceksin, içeceksin, kendine ohh afiyet olsun diyeceksin

Bu koşuşturmaca, kendini hırpalamaca sonuçta elden akıp giden, geri gelmeyen bir hayat. Ben bugün bu yaptığım işi ömrümün sonuna kadar yapamayacağıma karar verdim. Keşke bilgisayar ya da yazılım mühendisliği okusaydım diyeli ise aylar oluyor… Bir şekilde bu hayatın akışını başka yöne çevirmem gerektiğine karar verdim. Yapabilir miyim? Hayatımdan bazı şeyleri gözden çıkartabilir miyim? Bilemiyorum…

Fenalıkların bastığı, herşeyin bir cinnete bakacağı bir gündü… Tam bitti diye kendimi attım arkadaşlarla dışarı ve…

HIYM’da bir söz vardır. “Nothing ever good happens after 2.AM”… Buna benzer bir söz de ben derdim hep. “Akşam vakti bilinmedik bir numara inatla arıyorsa o iş hayır değildir“. Netekim öyle oldu… Hayırlı bir haber gelmediği gibi, arıyanın sesini tanıdığım anda bana vereceği haber içime doğdu. Keşke yanlış doğsaydı…

Hayat hakikatten boş. Boşuna çabalıyıp hayatı es geçiyoruz. 23, 24, 25 yaşlarım bana bir daha geri gelmeyecek. Dönüp bakıyorum da ne yaptım diye? İşe gittim geldim, arada bir tatillere gittim, nette gezindim ve bitti. Bu sırada bol stresli günler, bol üzüntülü tadı kaçık günler geçirdim dünya derdine kapılıp…

Hayat huzurlu olmalı, ömür töprüsü değil…

40 Yıl, Amca Oldum ve 41 Kere Maşallah

Ne yazacağımı bilemiyorum. O kadar karmaşık duygular yaşadığım bir 24 saatti ki anlatamam. Ne gelirse onu yazacağım, kurgusunu düşünmeden.

Bu pazar günü annemle babamın 40. evlilik yıldönümüydü. Dile kolay 40 yıl. Annem 20 babam 23 yaşındayken evlenmişler. Ben ise 25 yaşındayım. Şimdiden kendimi yaşlanmış hissetsem de evlilik hala benim için büyüklerin, yaşlıların yaptığı birşeymiş gibi çocuksu bir uzaklık hissettiğim bir kurum. Şöyle bir düşündüm de annem ve babam, kendi ailelerinden çok birbiriyle vakit geçirmişler. Kendi ana babalarından iyi artık birbirlerini tanır olmuşlar. Acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle hüznüyle, biz çocukları ile birlikte bir 40 yıl.

Hani şu geyiği de yaptım kendilerine. Demekki bir kahvenin 40 yıl hatırı varmış dedim. Muhtemelen bundan 40 yıl önce annemin babama bir kahve yaptığını varsayarak 😀

40 yıl önemli bir mil taşıdır evlilikte. Görmesi zordur, dayanmak zor olduğu için. Hatta yalakalık olsun diye anneme sen nasıl çektin bu adamı 40 yıl dedim. Baba bozulmaz böyle şeylere nasıl olsa. 50 görmek de mümkündür insan yaşamını göz önüne alırsak. 60 çok zordur, 70 neredeyse imkansızdır, hatta olmasın istersiniz belki de :P.

40 yıl. Ben görmem tahminen, ya ben çekemem, ya da ben çeksem, beni de aynı anda o kadar süre çekebilecek birini bulmam imkansız. Zor adamım ben, bazen acıyorum yengenize. Ters oldum mu nemrut bi herif olup çıkıveriyorum. Farkında olmadan verdiğim tepkilerle. Ama iyiysemde Kral Faruk gelse ondan iyiyimdir.

40 yıl bu kadar önemli olmasa Barış Manço’da kendi 40. kariyer yılı için bu şarkıyı bestelemezdi herhalde. Gerçi ömrü yetmedi sözlerini yazmaya belki de ama bu enstrümental hali ile insanı alıp o 40 yılın içine büyük bir başarıyla kolayca sürüklüyor. Dinleyin!

Geleneksel olarak ailecek kutladık her doğumgünü, yıldönümü ya da önemli olayı kutladığımız gibi. Menü çoğunlukla olduğu gibi rakı ve balıktı. 6.5 kişi kutladık. 6.5 diyorum çünkü yengem karnı burnunda hamileydi.

Hamileydi diyorum. Dün kutladık demiştim. Bugün hamileydi diyorum. Demekki?

Evet gece 3’te bir rüya ile karışık telefon sesi. Anneyi sakinleştirme, onu gönderme. Hastane, sabaha karşı doğum. Afacan yeğeni Şubat sonu gibi bekliyorduk. Odası hazırdı, doğum için gerekli olan eşyaları, elbiseleri, valizi hazırdı. O da bizi hazır görünce dayanamadı ve çat kapı erkenden geldi…

Geceden sabaha kadar bekleyişten sonra doğumhaneye girilince biz takım taklavat, kamera, fotoğraf makinası ve çikolatalarla beklemeye başladık. Bekledik bekledik ama bekleyiş uzun ve tatsız sürdü. Yeğenin doğumu zordu, ancak göstergelerde sorun yoktu. Taaki doğana kadar. Doğduğunda doktorumuz farketti ki kalp atışına rağmen solunum yokmuş. Biz hemşirelerin koşturmasından ve süren uzun bekleyişten bir sorun olduğunu hissettik. Tam teçhizatlı üniversite hastanesi için yolda olan Yenidoğan Bebek Ambulansı yolda iken yeğen bizi daha fazla üzmedi ve normale döndü 🙂

Hüzün ve ardından gelen iyi haberle gelen rahatlama ve sevinç. Hani Allah garibanı sevindirme için önce eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş ya. O hesap. Gene de tam tetkiklerin yapılması için ve gözetim altında tutulması için bir iki günlüğüne kızımızı kuvöze gönderdik.

Kızımız dedim farkettiyseniz. Yıllardır bizim ailede süren erkek egemenliğini bozan simsiyah saçlı, pespembe tenli bir kız. Beni de amca sıfatına kavuşturdu.

Hoşgeldin Ayşe Irmak… Seneye 41. yılda, senin ilk doğumgününü ve dedegillerin evlilik yıldönümünü kutlarken 41 kere maşallah diyerek mumları üflüyor olacağız.

Yazmak Hakkında

Kendime bir not, ya da bir itiraf bu…

Herşey hakkında yazabilirim, anlatabilirim, konuşabilirim. Birini ne kadar çok sevdiğimi, birinden ne kadar çok hoşlandığımı, biriyle ne kadar iyi vakit geçirebildiğimi, birinden ne kada çok nefret ettiğimi, birine nasıl nötr olduğumu, kim olduğumu, kim olmak istediğimi, nasıl yaptığımı, nasıl yapmak istediğimi, onu, bunu, şunu, gelenekleri, görenekleri, arkadaşları, dostları, düşmanları, ayıpları, utangaçlıkları, seksi, erotizmi, sapıklık ve sapkınlığı, anomalilikleri… Hayatı yaşar, yaşarken gözlemler ve mavra-geyik bir biçimde yazı ya da sözel olarak kelimelere dökebilirim.

Dökebilirim ama bunları yapmak için kafanın dinç olması gerek… Yazacak o kadar çok şey taslakta bekliyor ki aklınız almaz. Bütün taslak yazıların yayınlanmak üzere resmi bile hazır. Konu başlıkları var, ama kelimeler kafamın derinliklerinde. Ama yazmak için bende o enerji şu aralar yok. Yazsam çok eğlenceli olacak biliyorum. Benim yazarken hoşuma gittiği kadar sizin de okurken hoşunuza gidecek…

Ama işte  onlarca şey anlatıp da anlatamadığım tek şey de bu. Sıkıntılarım… Anlatsam anlatamam, anlaşılamaz… Beni yazamayacak kadar çok bıkkın hale getiren ne anlatamam. Neler yapıyorsun sorusuna verebildiğim tek cevap; “Aynı rutin evden işe işten eve” cevabı oluyor, bu da insanları tatmin etmiyor… Öğrencilik ne güzelmiş… Şimdi bütün gün mesai var, bütün gün, gece uyurken bile kafada iş, iş, iş…

İşte bu yüzden yazdım mı bir anda yazıyorum. Bir fırsat yakalamışken, kafayı toparlayıp konsantre olmuşken fışkırtıveriyorum birkaç yazı. Ona da halim yoksa, çerez kıvamınd bol resimli, az yorumlu ve yazılı bir kaç yazı fışkırtıveriyorum…

Fışkırtmalarım devam edecek… Söz şu taslaklarını hepsini yazıya döküp kurtulacağım ilk fırsatta 🙂

Her Sabah Yeni Baştan

hersabah-yeni-bastan

Hayatımın çeşitli devrelerinde saklandığı, konulduğu yerlerden yuvarlanıp sürüklenip pat diye karşıma çıkan bir kart bu. Lisedeyken bir arkadaşım vermişti bana, o zamanlar alıp koymuştum odama, odamda da yıllarca her bahar temizliğinde o defterin arasından şu kutuya, bu çekmeceye taşındı durdu ama hiç kaybolmadı. Geçen gün gene çıktı karşıma biryerlerde eski bir CD ararken. Ahanda dedim bu kart artık scan edilip hatıra defterim Mental Masturbasyon’da yerini almalı.

Kaderdir ki, karşıma çıktığı o günlerde kartın sahibi arkadaşımla uzun süre sonra yeniden konuşup gündemi yakalama şansı bulduk. Sağolsun 🙂

O zamanlar “Her Sabah Yeni Baştan” mesajı pek birşey ifade etmiyordu. Ama bu sefer okuduğumda bana başka bir açıdan anlamlı geldi. Ben her sabah yeni baştan başlıyorum… Büyüdük, okulları bitirdik, artık olgun ve yaşlıların dünyasında kendimize birer yer açıp yer edinme derdine büründük. Her gün ayrı bir sorun, stress, iş stresi, ekonomik kriz stresi, bunlara dayalı yorgunluk ve bıkkınlık oluyor içimizde. Ama her sabah kalktığımızda içimizde yeni bir güç ile bütün o olumsuzlukları geride bırakıp yeni baştan başlıyoruz…

Siz de kendinize bir motto edinin bunu ve başlayın hergüne “Her sabah yeni baştan!

O’nun Günü Olsun Bugün

 Bey-B-LaunZaten hergün benim günüm.

Deli miyim evet ama o yüzden değil.

Şımarmak istedi bugün. Şımartmam genelde, gazeteyle döverim, iyi bir eğitmenim. Yavrukuşları alıp büyütür yuvadan uçururum… Pırpır ederken canlanırlar ellerim bomboş kalırlar 🙂

Ama şımartasım da gelmedi değil hani.

O’nun günü olsun bugün. Sırf istedi diye. 100’lemiş bir de, 100’lemişindir dediğimde saçmalama hayatta 100’leyemem dediği halde. Ben bu işi biliyorum sanırım. Ama çaktırmıyorum, işi bilip işe gitmiyorum.

Dedim de ona hayatta şımartmam seni 100’lesen de. Ama aslında kafama yattı. Karşı çıktıktan sonra birşey kafama yatarsa da hayatta çaktırmam. Genel olarak çaktırmam zaten. Çaktırmak fiil olarak bile kötüyken ben onu almam 🙂

Dünya alem duysun 100’lemiş ama henüz tribünlere koşup oley oley oley diye yumruğunu sallayamamış. Belki yarın sallar. Belki o zamana kadar o sallanmayan yumruk gevşer…

Esasında bugünün benden başka birinin günü olması hoşuma gitti. Hergün buralarda benim günüm zaten. Şu sağ ve sol tarafta gördüğünüz kategori ve tarih arşivleri var ya! İşte onların hepsi benim! İçindekiler de dahil! (Bkz. Asmalı  Konak)

Al bakalım senin günün bugün… Ama acaba bugünün senin günün olduğunu sen yarın mı göreceksin? O zaman bugün senin günün olmaz, dün senin günün olur. Çok komplike bu hayat, herşey bir çizgi ile sınırlı aşarsan dün aşmazsan bugün!

Günün bugün kutlu olsun 🙂

Dipnot: Boşuna kasmayın anlamazsınız, muhtemelen yıllar sonra okursam ben bile anlamam… Anlık bir iletidir 🙂