|
|

Manipülatiftir medya. İstediği haberi yayınlar. İstemediğini yayınlamaz. Olan olayları kendi çıkarları doğrultusunda da gösterebilir takipçilerine. Özellikle de Türkiye’de. Benim Türkiye’de ne bir televizyona, ne de bir gazeteye inancım var. Her yazdıklarının arkasında kendi gruplarının çıkarlarını koruyan ve bizleri de o doğrutultuda yönlendirmeye çalışan hinlikler arıyorum. Doğan grubunu kendi çıkarları ve zenginlikleri için çalışan bir grup olarak görüyorum. Çalık grubunu ise kendinin ve cemaatinin çıkarlarını gözeten bir grup. Nurcuları saymıyorum bile onların rengi zaten belli. Yeşil…
Medyanın gücünü yukarıdaki resim çok da güzel anlatmıyor mu?
1984′te gazeteler halkın neyi işleirne geliyorsa onunla dolduruluyordu.
Bu yüzden internetin özgürlüğü, sosyal medya kanallarının serbestliği bu tip medya bazlı manipülasyonları önlemek ve kanmamak için çok önemli.
Ben haberleri twitterdan takip etmeye çalışıyorum. En azından medya gruplarının yazdıklarını değil de, oradaki birey yazarların yazdıklarını takip ediyorum.
Günlük gazetelerde tek okuduğum şey ne yazıkki magazin… O da tuvalette…
Popularity: 1%
24 Temmuz 2009 | Kategori: Komplo Teorileri |
GAZETECI VEDAT YENERER’IN YAZISI…..
Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz?
Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol deniz i olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı. Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!…
Beşir Yılmaz telefonda. ‘Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..’diyerek feryat ediyordu.
‘Nasıl yani!..’ diye sorduğumda anlatmaya başladı..
‘Biz aileden madenciyiz.Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz’ diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi’nin altı da petrol deniz idir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de
var’
- Nereden biliyorsunuz? ‘Türkiye’deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunç bilek’e göre iki misli rakamlar var)
dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..’
Beşir Yılmaz’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor.
Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum.
-Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
‘Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.
‘Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..’
Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu bi liyor..’ Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmiş.
Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner ‘in sahibi olduğu
Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AIHM’ YE başvuracakmış.
Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun…
Beşir Yılmaz Başbakan Tayyib Erdoğan’ a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..
‘Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda ‘hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir diyorsunuz’. Millet buna çok seviniyor. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.’ Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..
1- 35 km yol yaptım.
2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.
3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.
4- Mazot tankları.
5- Dinamit ambarı.
6- Kantar ve kantar binası.
Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)
Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor.
‘Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor’
Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.
Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol deniz i üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde ‘bize petrol bul’ diye yalvarıyor… İddialar devam ediyor:6 mühendisin kafaları kesildi.
TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.
Beşir Yılmaz diyor ki: ‘Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!
Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.
‘ Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.
Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Mühendis ekledi
‘Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..’ Dondum kaldım. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..Ardından devam etti..
‘Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu
biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden
gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…’ İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz’a son
sözüm ‘ Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?’ oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle.
‘ Vedat Bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!’. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!.. Son sözüm: ‘AB ve ABD, PKK”yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye”yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..’
Popularity: 5%
16 Ekim 2008 | Kategori: Komplo Teorileri |

Aktütün karakoluna yapılacak baskının ABD ve Türk istihbaratı tarafından önceden öngörüldüğünü belirten bir haber yazısı mide bulanırdı… Eğer bu olay gerçekse, yazık, çok yazık… Kimlere ve hangi orduya kendimizi ve canlarımızı emanet ediyoruz…
Taraf gazetesinden olduğu gibi aktarıyorum.
BİR AYDIR İZLENİYORDU • Beklenen bir saldırıydı bu.
Çünkü ABD ile yapılan anlık istihbarat paylaşımı işbirliği uyarınca
bölge üzerinde keşif uçuşları yapan İnsansız Hava Araçları (İHA),
bundan bir ay önce, 5 Eylül 2008’de Kuzey Irak’ın İran sınırına yakın
bölgelerinden, Hakkâri-Şemdinli bölgesine doğru harekete geçmiş 80
kişilik bir PKK’lı grubun koordinatları ile net görüntülerini geçmişti.
Bu
hareketlilikle ilgili olarak GES (Genelkurmay Elektronik Sistemler)
Komutanlığı, bölgedeki dinleme ve istihbarat birimlerinden gelen günlük
raporlarla Genelkurmay’ı ve komutanlıkları sürekli uyardı.
UÇAKSAVARLAR GİRDİ •
Aktütün baskınından sadece beş gün önce, 29 eylül günü, Van Asayiş
Güvenlik Komutanlığı Hareket merkezinde görevli nöbetçi istihbarat
Kurmay Binbaşı Zafer Kılıç imzasıyla gizli ve çok ivedi rumuzuyla en
başta Genelkurmay’a ve ilgili tüm birimlere gönderilen “HRK.:
3070-69254-08/HRK.MRK.” nolu “İç Güvenlik Hareket Günlük Durum”
raporunda PKK’nın “Önümüzdeki günlerde, Yüksekova-Dağlıca Köyü’nde (38s
mg 2037) konuşlu bulunan 3’üncü mot.p.tb.k.lığına yönelik bir eylem
hazırlığı içerisinde olduğu, bunun için Irak’ın Kuzeyi’nden İkiyaka
bölgesine yaklaşık (10) adet uçaksavar silahı getirildiği”
bildirilmişti. Aynı çok ivedi raporda PKK’nın Hakkâri Yüksekova’ya
bağlı bazı köylere “boşaltın” talimatı verdiği, bu bölgeleri tampon
bölge olarak kullanacağı istihbaratı da ilgili mercilere ulaştırıldı.
BİR GÜN ÖNCE YENİ RAPOR • Hareketlilik
sürüyordu. Aynı birimden 2 ekim günü, yani saldırıdan bir gün önce
Nöbetçi Kurmay Yarbay Ferdi Korkmaz imzasıyla tüm birimlere ve en başta
Genelkurmay’a geçilen “HRK.: 3070-69254-08/HRK.MRK.” nolu İç Güvenlik
Hareket Günlük Durum raporunda ise daha net bilgiler, bir gün sonraki
saldırının adeta koordinatlarını veren istihbarat mevcuttu. Yine “Gizli
ve çok ivedi” rumuzlu raporda PKK’lıların bölgedeki hareketliliği isim
isim, silah ve katır sayılarına kadar yerleri bildirilerek birimlere
gönderilmişti. Sınırdan içeri giren PKK’lılar, içeriye sokulan ağır
silahlar, saldırı kararlarının alındığı toplantılar askeri yetkililerin
takibi altındaydı.
KATIRLAR BİLE TAKİPTE •
Türkiye ve Irak’ın kuzeyindeki kaynaklara dayandırılan bir gün önceki
bu istihbarat raporlarında Hakkâri-Şemdinli bölgesinde bir saldırının
gelmekte olduğu anlatılıyordu. Öyle ki bu raporla Genelkurmay,
Aktütün’ün hemen karşısında, sınırın öteki tarafındaki Mezi deresi
içerisinde saldırıda kullanılan ağır silahları taşımak üzere bekletilen
25-30 katırın varlığından bile haberdardı.
KARE KARE GELEN BASKIN •
Saldırının yapıldığı 3 Ekim 2008 cuma günü erken saatlerden itibaren
ise bu kez ABD’nin anlık istihbarat desteği kapsamında İnsansız Hava
Araçları (İHA), Aktütün’ün hemen karşısında, 10 km Irak sınırları
içinde kalan tepelerde bazı PKK’lı grupların saldırı hazırlıklarını
görüntüleyip askeri yetkililere ulaştırdı.
Genelkurmay’ın ve ilgili
birimlerin anında canlı olarak izlediği bu görüntülerde sayıları hızla
artan PKK’lılar tepelere mevzileniyor, ağır silahlarını
konuşlandırıyor, araziyi mayınlıyor. Ama sabah saatlerinden itibaren
başlayan bu hazırlıkları, saniye saniye canlı yayında izleyen askeri
yetkililer, koordinatları açıkça belli olan bu hedeflere üç buçuk saat
sonra müdahale ediyor. Bu da zaten Aktütün’de çatışmanın yoğunlaştığı
öğleden sonraki saatlere denk geliyor.
Anlık istihbarat
görüntüleri içinde belki en önemli ve en dikkat çekici olanı PKK’lı
grupları gösteren görüntüler sürerken bir anda İnsansız Hava Aracının
yer değiştirerek Aktütün’ü göstermeye başlaması oluyor. İnsansız Hava
Aracı’ndan gelen görüntülerin sağ üst köşesinde araca önceden yüklenmiş
koordinatlar belirtiliyor. 5C ve 6C hedeflerinin koordinatları
incelendiğinde iki nokta arasında yaklaşık 25 km’lik bir mesafe olduğu
görülüyor. Bu noktaların İHA’nın uçuşu esnasında rastgele görüntülenmiş
noktalar olmadığı anlaşılıyor. Bu noktalar sistem hafızasına girilmiş
noktalar. Bu ise Aktütün ve çevresinde saldırı öncesinde bir olay
beklentisi istihbaratı olduğuna açık bir kanıt.
CANLI YAYIN BAŞLIYOR •
Saat 09.35.35’de başlayan (insansız uçağın çektiği görüntülerde
kullanılan GPS saati Greenwich’e göre ayarlandığı için saat Türkiye yaz
saatinden üç saat geride) görüntülerde koordinatlarından Aktütün’e
yakın olduğu anlaşılan bir tepenin üstünde görünen PKK’lı grup,
güneyden gelecek bir çevirme ihtimaline karşı bölgeyi mayınlıyor, mevzi
hazırlıyor, havan topu konuşlandırmaya çalışıyor. Burası Aktütün’e 25
km mesafede.
ÜÇ BUÇUK SAAT SONRA MÜDAHALE •
Saat 13:59:02. (GPS: 10:59:02) Kuzey 37 15.33, Doğu 44 21.40
noktasından güneydeki tepelere mevzilenmiş PKK’lı gruba ilk görüntüden
yaklaşık üç buçuk saat sonra ateş açılıyor. (Fotoğrafta parlayan yer)
Ama Genelkurmay koordinatları belli olan bölgeye karada
konuşlandırılmış silahlarla saldırmayı tercih ediyor. İstihbarat
görüntülerine rağmen Genelkurmay, Hava Kuvvetleri’ni kullanmıyor.
İNSANSIZ HAVA ARACI AKTÜTÜN’Ü İZLİYORMUŞ •
Görüntüler uzun süre 5-C olarak adlandırılan bir bölgeden PKK’lı
grupları çekmeyi sürdürürken, saat 13:57:26’da kamera (GPS 10.57.26)
6-C olarak adlandırılan yeni koordinattan görüntü vermeye başlıyor. 6-C
olarak adlandırılan yer ise Aktütün Köyü. Uzmanlar Aktütün
koordinatının belli bir adla aracın hafızasına önceden kaydedilmiş
olmasının ve Aktütün üzerinde İHA uçurulmasının, bu bölgede bir
faaliyet beklendiğinin başka ve önemli bir delili olduğunu söylüyor.
Popularity: 7%
7 Mayıs 2008 | Kategori: Komplo Teorileri, Politik |
Ben asla aşırı milliyetçi olup da uçlarda yaşamadım Türklüğümü. Ben bir Atatürk milliyetçisiyim. Ama zaman zaman düşünmüşümdür Turan Birliği, PaniTürkizm gibi fikirleri ve zaman zaman aklıma da yatmıştır. Avrupalıların, Kuzey Amerikalıların ve Arapların birlikleri var. Ancak Türklerin hiçbir zaman olmadı, oldurulmadı. Bu fikir ilk olarak Osmanlı’nın kurtuluşu olarak Enver Bey tarafından ortaya atılmıştır, benim bildiğim kadarıyla. O zamandan beri bir ütopya gibi duruyor.Bir başka duyumum da rahmetli cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın bir Türk Birliği kurmak için Orta Asya Türk Devletleri ile görüşmeler yapmaya başladığı ve bu amacından saptırılmak için zehirlenip görevi başında öldürüldüğüdür. Bir komplo teorisi olabilir ama mantıklı gelmiyor değil kulağıma.Bu videoyu bir kere izleyin. Kafanıza yatar ya da yatmaz. Birşey kaybetmezsiniz, en azından böyle bir idealizmin varlığından haberdar olursunuz.
Popularity: 9%
6 Kasım 2007 | Kategori: Komplo Teorileri, Politik, Türkiyem |
Dış güçler Türkiye’yi hangi yola sürüklüyor? Çok paranoyakça bir soru değil mi? Ancak günümüzde hiçbir tarihi olayın kendiliğinden gelişip olmadığını düşünen biri olarak Türkiye’deki bu kutuplaşmanın da dış güçlerin bir oyunu olduğunu düşünüyorum.
Peki ne bu kutuplaşma? Siz göremiyor musunuz?
Türbanlı ile türbansız kesim, Türk ile Kürt kesim birbirlerine karşı bileniyor, bir itim gücü oluşuyor. Bu 4 yönlü kutuplaşma ile Türk milleti geriliyor, gerginleşiyor. Durum bu şekilde ilerlerse en ufak bir kıvılcım, büyük bir patlamaya sebep olacak ve kardeş kardeşi düşman görecek.
Bundan 10 sene önce türban diye bir mevzu yoktu gündemimizde.
Hiçbir Kürt kalkıp da PKK için “Terör örgütü diyemem” kelimesini ağzına alamıyordu, Türklük bir alt kimlik konumuna düşmüyordu.
İşlerin gidişatı hiç hoşuma gitmiyor. Bu kutuplaşma ülkeyi bir iç savaşa, ya da anarşi ortamına götürebilir. Gece sokaklarda kutup gruplar birbirini katledebilir, 70 ve 80′lerdeki ortamın bir değişik şekli görülebilir.
Çok paranoyak ve komplo teorisi gibi gelebilir sizlere, ancak düşünün… Düşünmeden bir yere varamayız…
Popularity: 13%
|
|
Meşhur Yazılar