Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Nişanlının Evine Kurban Götürmek

Önümüz Kurban Bayramı. Bir etobur olarak benim en sevdiğim bayramlardan biri olup, günümüzün bizim büyüyene kadar çoktan kirlenmiş dünyasında en çok tartışılan gelenek göreneklerimizden birisi. Benim için tartışılması bile söz konusu olamayacak olan bu bayramda en çok güldüğüm, ama yapılacaksa da yapmaktan çekinmeyeceğim adetlerden birisi de kız evine kurbanlık götürmektir.

Bu geleneğe göre nişanlılıkları kurban bayramına denk gelen kız tarafı kurbanlık almazmış. Erkek tarafı da bir koç alıp, onu süsler, üzerine zaman zaman hediyelikler ve bilezik veya altınlar yükleyip arefe ya da şerefe günü kızevine götürürlermiş.

Bayramın ilk günü kurban kesilip bir kısmı kız evinde tüketilir, bir kısmı eşe dosta dağıtılır, bir kısmı da birlikte yenirmiş.

Aşırıya kaçan gelenek görenekleri sevmesem de bazıları ile ilgili çok muhafazakar olabiliyorum. Bu kurbanlık alıp götürmek işin eğlenceli tarafı. Yoksa kim alıp uğraşıcak onun süslemesiyle, nakliyesiyle falan. Ama böyle bir geleneğin varolması benim nişanlı erkek arkadaşlarımla dalga geçmem için çok geçerli bir sebep! Hadi beyler giydirin koçları kız gibi, süsleyin götürün hahayt!!

Kıspetin İçinde Neler Oluyor

Erkekliğine laf kondurmayan 2 meslek grubu var. Biri pehlivanlar bir diğeri ise tellaklar. Fiziki olarak olabildiğince erkek görünmeye çalışır bu iki grup da. Bıyıklı, kıllı, kaslı, yapılı, heybetli. Hiçbir şekilde onların erkekliğine laf edemezsiniz.

Yağlı güreş hiç izlememiş yabancılar için çok ilginç bir spordur. Genelde biliyorsunuz yağlanmış ya da çamura bulanmış kadınlar batı kültüründe birer seksi objedir. Ancak bu bir çimende, kaslı yapılı erkekler tarafından güreş amaçlı uygulandığında çoğu yabancı bunu gay bulabiliyor. Tabii bu yağlı güreş kültürü çocukluktan beri bizde mevcut olduğu için bize hiç garip gelmiyor.

Yağlı güreşi kısaca özetlemek gerekirse kıspet adı verilen deriden yapılmış “kapri” bir şort giymiş pehlivanın üzerine litre litre yağ dökülerek bütün vücudu yağlanır. Böylece kaygan vücutlara sahip olurlar ve rakibini tutup yerden yere vurmak zorlaşır, ellerinden kayar giderler. Yağlanan deri kıspetlerin 10kglık bir ağırlığa sahip olduğu söylenir. Pehlivanın kıspeti yırtılırsa yenilmiş sayılır.

Vücutlar yağlı olunca bir pehlivanı al aşağı etmenin yolları da zorlaşıyor. Bu yüzden geleneksel bir hareket olan kıspetin’in içine el sokma taktiği uygulanır hep. Ancak bu görünüş açısından çok fena espirilere ve fesatlıklara fırsat veriyor. Kıspetin içine el sokulmasını “Gıllı kolun yağlı göte temas ettiği an” olarak komik bir şekilde betimleyenlerin yanı sıra nereden tutup kaldırıyorlar, bir yere bowling topu gibi parmak sokup mu kaldırıyorlar gibi sapık espirilere de maruz kalıyor ata sporumuz olan yağlı güreş.

Ekşi sözlükte “golden state warrior” bu olayın nasıl gerçekleştiğini bir güzel açıklamış.

Beli saran ve dikişlerle dolu olan kısıma kasnak denir. Dize kadar gelen düz deriden yapılan bölümse oyluktur. Kıspet, bizim giydiğimiz normal pantolonlar gibi tek parça değildir. Kasnak ve oyluk, kalın dikişlerle birbirine bağlıdır ve ikisi arasında sertlik farkı vardır. Bir pehlivan elini rakibin kıspetinden içeri attığında, yumuşak olan oyluk kısmına parmaklarını yaslayıp destek alarak kasnak bölümünün dikişlerini tutar. Böylelikle oyun yapabilir.

Yani öyle aşağıdaki resimde olduğu gibi  cinsel organdan tutmak, parmak atmak gibi ayıp olaylar dönmüyor. Zaten öyle birşey olsa pehlivan abimiz o adamın gider ağzını burnunu kırar! Yağlı güreş bir anda pankreas dövüşüne dönüşür =)

Bir de kıspet ile ilgili çok sevdiğim bir atasözü vardır.  Göt kıspetten çıkınca taliplisi bağdattan gelir!

 

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklara Karşı Propaganda Afişleri

1940’lı ve 50’li yıllarda, özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ABD hükümeti yayılan cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı büyük bir propaganda yürüttü. Bu propagandaları da o dönemin en etkili aracı olan heryerde görülen etkili çizimler ve afişler ile gerçekleştirdi.

Savaş döneminde milyonlarca erkek asker dünyanın dört bir yanına yayıldı ve savaştı. Savaş dönemleri insan psikolojisinde üreme içgüdüsünün en yüksek olduğu dönemlerdir. Büyük savaşlardan sonra yaşanan büyük “bebek patlamaları” bunun en belirgin sonucudur.  Savaş dönemlerinde erkekler gittikleri şehirlerde gerek bu içgüdünün etkisiyle, gerekse güzel vakit geçirmek için kendilerini fahişelere vururlar. Hatta şehir işgallerinde bunu abartarak yerel halkın kadınlarına tecavüze başvururlar. Savaş ortamının hijyensiz ortamı ve de o dönemlerde kondom ve benzeri koruyucuların gelişmemiş olmasından frengi ve bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar salgın haline gelmişti.

ABD hükümeti özellikle askerlerini hedef alan afişlerinde bu hastalıklara yakalanırlarsa yarım bir erkek olacaklarını, özürlü olacaklarını, savaşı kazanamayacaklarını vurgulayıp, onları sağlık kontrollerine, aşılanmaya teşvik etmeye çalışırken, biryandan da dikkat çekmesi açısından kadın resimlerini kullanıp, fahişeleri ve kadınları kötüleyerek onları korunmasız tehlikeli seksten uzak tutmaya çalışmışlar. Günümüzde bu tip afişler hükümetler tarafından yapılsa birçok kadın hakları koruyucusu itiraz ve isyan eder, afişleri seksist ve ayrımcı bularak itiraz edip, davalar açar.

Duck Face – Ördek Suratlılık

Nereden öğrendikleri meçhul, kim kulaklarına fısıldamış o da bilinmiyor, bir duckface-örde suratlılık almış başını gidiyor sanal alemde.

Duckface yani ördek suratlılık, özellikle sosyal medyada profil fotoğrafı olarak kullanılmak üzere verilen pozlarda dudakların öpücük pozisyonunda iyice uzatılarak daha şişkin dudaklar elde edilmesine verilen isimdir.

Tamam şişkin dudak seksidir, insanlar estetisyenlere paralar bayılır insanlar kabuk ederim. Öpücük pozu da seksidir, seksi olmasa fotoğraf kültürümüzde ‘333’ diyerek fotoğraf çekilme geleneği de olmazdı. Ancak bu ikisini bir araya getirince seksapeliteden çok bir gagaya dönüşen dudaklarla komik duruyor!

Yapmayınız, etmeyiniz genç kediler, komiklik dışında Daisy olmayın 😉

Ocean Spray

Ben Amerika’nın aptalını değil, kültürünü, rüyasını severim. Amerikan kültürüne ait olup da Türkiye’de olmayan şeyleri hep merak eder, okur, araştırır hatta imkanım olduğunca edinip denemek isterim. Bu kimi zaman hayal kırıklığına sebep olur, o objeleri okuyup kafamda hayalini kurarak büyüttüğüm için. Mesela Dr. Pepper‘ı bir çok Amerikan filminde görmüşsünüzdür. Özellikle 1900’lerin ortasında geçen filmlerde. Ben de merak edip bir gün edinmiştim denemek için Amerikan kaçakçısından. Sonuç ilk yudumda hayal kırıklığıydı =)

Ocean Spray diye bir içecek olduğunu da Manic Street Preechers‘ın Ocean Spray şarkısı hakkında birkaç yazı okurken öğrendim ve hemen araştırmaya koyuldum. Ocean Spray bizim Tamek gibi Meysu gibi köklü bir meyve suyu firması. Aslında firma değil. 1930 senesinde Massachusetts’de bölgenin 3 büyük “cranberry” yetiştiricisi tarafından kurulan bir kooperatif. Kooperatifin amacı ürettikleri “cranberry”lerin kullanım alanını genişletmek ve halka tanıtmak. Bu sebepten ötürü “cranberry” jölesi, “cranberry” sosu gibi çeşitli ürünler üretmeye başlıyorlar. Ancak asıl başarıları 1963 senesinde elma suyu ile birlikte ürettikleri “Cranapple Juice” ile oluyor. Bu içecek çok seviliyor ve Ocean Spray ABD genelinde çok iyi bilinen ve tüketilen bir marka oluyor. Şu anda Ocean Spray firması “cranberry” içerikli bir çok içecek ve özüt üretmekte ve kooperatif olarak ABD genelinde 750 üyeye sahip.

Cranberry” diyorum çünkü bu meyve Anadolu’nun habitatında yetişmiş bir ürün değil. Sözlükler renk ve görünüm olarak “kızılcık” ya da “yaban mersini” olarak çevirse de bu ikisi de aslında botanik biliminde aynı bitkiye denk gelmiyor. Son yıllarda “cranberry” yurdumun birkaç köşesinde tohumu getirtilip üretilmeye başlandı ve üreticiler buna isim olarak “turnayemişi” diyorlar. Cran ve Berry kelimelerini güzel çevirip, bence çok uygun bir Türkçe karşılık bulmuşlar.

Ben tam bu araştırmalarımı yapmış iken, kaderin bir oyunu olarak Ocean Spray’in Cranbbery Classic ürünü Migroslarda satılmaya başladı. Meyve suyu reyonunun en altlarında, kimselerin bakmadığı bir köşede duran bu ürünü ben ilk görüşte farkettim. Tabii sadece meyve suyu olarak tadına bir iki yudum bakabildim, geri kalan şişeyi arkadaşlar ile votka eşliğinde tükettim. Ürünün şişesi 10TL gibi fahiş bir fiyattı ama tadı inanın güzeldi. Yine olsa yine alır içerim.

Gelelim bana bu Amerikan yaşam tarzının nadide bir ürünü olan içeceği tanıtan şarkıya. Manic Street Preechers’ın bu Ocean Spray şarkısı, ürün için iyi bir reklam olsa da aslında çok acıklı bir şarkı. Vokalist James Dean Bradfield’in annesi Sue hastanede yoğun bir kanser tedavisi görüyordu ve James ona zaman zaman sevdiği bir içecek olan Ocean Spray götürür. Şarkıda Bradfield annesine derki “Lütfen ayık kal ki biraz daha Ocean Spray içebilelim.” Annesinin vefatından sonra bu şarkıyı yazdığını düşünürsek üzücü.

Şarkıda değinmek istediğim bir başka enstantane ise girişi. Şarkı Japonca bir konuşma ile başlar. Der ki;

me totemo utsukushi i desu ne
totemo utsukushi i me wo shitemasu

Yani manası şudur: “Gözlerin çok güzel, çok güzel gözlerin var..”