Gelin olmuş kızın nikah veya düğünde, gıcır gıcır olan ayakkabısının tabanına henüz evlenmemişlerin isimleri yazılır. İnanışa göre eğer gecenin sonunda yazılan isim silinmişse o kişi en kısa sürede evlenecektir. Bekar hatunlar silinmesi en muhtemel olan taban bölgesine kendi isimlerini yazmak için kapışırlar.
Gelin hanım tüy siklet değilse ve de ayağında ortopedik bir sorun (düz taban mesela) yoksa, ağırlığıyle en çok basıp, en çok ayağını sürteceği noktalar zaten belirlidir. Stratejik olarak bu noktaları bilip, adınızı oraya yazmanız, adınızı en çabuk silinmişler arasında zirveye taşıyacaktır Gelin zaten aşırı kiloluysa o ağırlık ve sürtünmeden ötürü sülalenizi yazsanız orada görünmez gece sonunda…
Adınızın silinmesini istiyorsanız tükenmez ya da kurşun kalem ile yazmanız ilk etken. Kurşun kalem daha kolay silinir. Aman ha sakın permanent kalem ile yazmayın. Ha bir de siz evlenemediniz diye hırs yapıp bastıra bastıra yazdırmayın. En çabuk silinmeye meyilli yer ağırlığın en çok verileceği nokta olan tabanın önde en geniş olduğu alandır. Gelin kızımız yürürken ya da oynarken ağırlığını ayağının önüne, bütün tabanına yaydırmaya çalışacaktır. Bu da tabanın en geniş olduğu noktada mümkündür. Topuklu bölgeye ya da sivri burun bölgesine yaklaştıkça oralara uygulanacak baskı azalacaktır…
Siz gene de işinizi garantiye almak istiyorsanız, tabandaki garanti bölgenin üstüne bir de gelinin fırlatacağı çiçeği yakalamaya bakın. O zaman kesin evlenirsiniz
Striptizci denince aklımıza hemen dişi bir dansçı geliyor. Doğal çünkü bizim kültürümüzde erkek striptizci diye bir kavram yok. Gerçi kültürümüzde bayan striptizci diye bir kavram da yok ama popüler kültür ile beslenen şu bünyelerimiz gerek Hollywood’dan gerekse pornolardan böyle bir olguya sahip olduk.
Amerika’da erkekler dağıtacağı zaman hemen birkaç dişi striptizci çağırırlar. Bunların telefonu vardır, ajansları vardır, kolaydır. Biz Türk erkeklerinin Rus çağırması gibidir. Ancak her zaman için bir pezevenk numarası bulmak kolay değildir, genelde bu işin ustası abilerden yardım istenilir, araya tanıdık sokulur Biz bunu abazalık ve azgınlıktan yaparız, Amerikalı’lar striptizciyi eğlenmek ya da bir kutlama yapmak için çağırır. Ha işin sonunda skor hanesine kesin gol yazılan Türk milletidir. Amerikalılar’da striptizciye çakmak gibi bir gelenek var mı emin değilim. Bekarlığa veda olsun, doğum günü olsun, mezuniyet kutlaması olsun bu striptizci gelir işini yapar parasını alır.
Aynı şey Amerikan hatunları için de geçerli. İşte burada bizimle 100% ters düşüyorlar. Kadınlarda evlenmeden önce ya da doğumgünlerinde erkek striptizci çağırma gibi çılgın bir eğlenceye anlayışına sahipler. Bu noktada biz Türk erkeklerinin ar damarı çatlayacak gibi şişecekken, Amerikan erkekleri bunu bilirler ve normal karşılarlar.
Tercihen zenci erkekler polis veya itfaiyeci kılığında mekana gelerek soyunmaya başlarlar ve de dalgalarını kadınlara sallaya sallaya dans ederler. Kadın milleti bu durmaz elleşmeye başlarlar. Bu elleşme daha ileri noktalara kadar ilerleyebilir…
Bir nikah öncesi böyle bir olay ülkemizde gerçekleşse kan çıkar, toplu katliam olur. Ar damarını çatlatır bu tip olaylar Türk erkeğinin. Buna ben de dahilim… Bilemiyorum belki İstanbul’da bu tip olaylar jet sosyetede yavaştan yaşanıyor olabilir ama batı kültüründe bu olay sıradan karşılanan birşeydir.
2009 bütün ticaret ve sanayi dalları için buhranlı bir yıldı. Krizin dokundurmadığı alan kalmadı. Binlerce kişi işsiz kaldı, binlerce işletme ve fabrika kapandı. Bundan dolayısı ile porno endüstrisi de etkilendi ve küçülmeye gitti.
Farklı bir açıdan yaklaşırsak, ekonomik krizde geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı çeken erkeğin aklı başına gelir. Kafasında bu soru ve sorunlar olduğu için kan beynindedir, çükü aklına bile gelmez. Ereksiyon problemleri artar. Ekonomik krizlerdeki artan boşanma oranın sebebi de parasal tatminsizlikten çok, erkeğin kadınını yatakta da tatmin edememeye başlamasıdır kanımca. Kafası bozuk olan adam çükünün derdine düşmez!
İktisatçı olarak yaklaşırsak da, porno ve eğlence sanayi dalıdır. Ekonomik buhranlarda, insanlar önceliklerini temel gereksinimlerinden yana belirlerler. Eğlence de ilk gözden çıkartılacak kalemlerdendir. Ekonomik krizde azalan gelirler ve artan gelecek kaygısı ile insanlar tasarrufa yöneldi ve porno eğlencesine ayırdığı parayı kıstı.
Rakamlarla konuşayım,
Porno 13 milyar dolarlık hacme sahip bir endüstri.
2009′da bir önceki sene 1000$ olan oyuncu ücretleri 700$’a düşmüş.
DVD satışları 2008′e göre 2009 yılında %30 oranında azalmış.
Las Vegas porno ticaret fuarına olan katılımdaki düşüş ise %20.
Tabii porno endüstrisinin daralmasındaki tek sebep ekonomik kriz değil. 2000′li yılların başından beri porno endüstirisinde düşüşler gözlemleniyordu, ancak 2009′daki kriz bunu zirveye taşıdı. 2000′li yıllardan beri gözlemlenen düşüşün diğer sebepleri, korsan ürünler ve internetteki bedava porno siteleri.
2006′da 3.2milyar$ olan porno DVD satış ve kira gelirleri 2009 yılında 1.81milyar$’a gerilemiş.
2006′da internetten video satışı 2.6milyar$ iken 2009 yılında bu rakam 4.9milyar$’lık bir hacme yükselmiş.
Bu da günümüzde porno endüstrisinin hangi yönde geliştiğini bize çok net bir şekilde gösteriyor. Klasik anlayışta dergi ve DVD ile porno satışı artık demode oluyor.
Jenna Jameson’ın sahip olduğu paralı porno sitesi Club Jenna.com ayda ortalama 83600 ziyaretçiye sahip. Bu da Jenna Jameson’ın gelmiş geçmiç en çok para kazanan porno yıldızlarından biri yapmaya yetiyor. Ancak günümüzde çok yaygın olup da ülkemizde her biri teker teker engellenmiş olan bedava porno video yayın sitelerinin ayda ortalama ziyaretçi sayıları aşağıdaki gibidir.
XVideos – 7.3 milyon
RedTube – 8.5 milyon
PornHub – 9.9 milyon
YouPorn – 13.7 milyon
İnternetteki ücretsiz porno siteleri, porno endüstrisini hem ekonomik açıdan hem de zevk trendleri açısından tehdit etmekte. Benim şahsi fikrim, bu tip sitelerle birlikte insanlar amatör porno videolarını da yayınlayarak, boyalı hatun – kaslı erkek pornolarından çok daha gerçekçi amatör pornoları tercih etmelerini sağlıyor.
Türkiye’de bir tabu olan porno, kanunen de yasak diye biliyorum. Yani siz sikiş sokuşlu bir porno çekmek isterseniz sizin stüdyonuzu ya polis, ya jandarma, ya da mahalleli basar. Ancak kapitalizmin en güzelini yaşayan ABD’de bu sanayi kendi zenginlerini doğurmuş. En çok kazanan porno yıldızlarının yıllık gelirleri şöyle;
Jenna Jameson – 30 milyon $
Tera Patrick – 30 milyon $
Maria Takagi – 2.6 milyon $
Houstaon – 1 milyon $
Hillary Scott – 250 bin $
Durum ülkemizde de böyle olsa eminki bir çok kişi mankenlikten çok porno yıldızı olmak için soyunur…
Heykel Türk kültüründe çok yaygın bir kültür değildir. İslam kültüründe heykel haram sayıldığı için Osmanlı döneminin en parlak dönemlerinde resim ve heykel sanatı hiç varlık gösterememiştir. Bu yüzden Osmanlı sanatında, hattat, minyatür ve çinicilik gibi minimalize resimler ya da geometrik – pastoral şekillerin resmedildiği sanatlar ön plana çıkmıştır.
Resim Osmanlı’nın son döneminde asker kökenli ressamlar sayesinde varlık göstermeye başlamış, (misal Osman Nuri Paşa, Şeker Ahmet Paşa ve Ressam Halil Paşa) ancak heykelcilik 1800lerin sonunda ufak kıpırtılarla başlasa da, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar pek bir ilerleme gösterememiştir.
Heykeller şehirlerin, semtlerin ya da sokakların simgesi olabilecek nitelikte önemli sanat eserleridir. Ancak ülkemizde bu tip sembolleşmiş heykeller çok azdır. Heykel denince akla hemen hemen her şehirde minimum 2-3 tane bulunan Atatürk heykeli geliyor. Türk heykelciliğinin sembolik sanat eserleri yaratamamasının acısebeplerinden biri de budur. Türkiye’de 100binden fazla Atatürk heykeli bulunmakta ve yerel yönetimler, halktan tepki görme ve kabul edileme korkusuyla Atatürk heykeli dışında sanatsal heykelleri dikmeye cesaret edemiyorlar.
Haklılar da aslında. Yüzyıllarca heykelcilikten uzak kalmış ve cumhuriyet döneminde de o sığ zihniyetten kurtarılamamış Türk halkı, heykellerde en göze batmaması gerek noktalara hep takılır ve o heykelin ya yeniden düzenlenmesine ya da tamamen indirilmesine sebep olur.
Halkım, heykel eğer kadınsa çıplaklık istemez. Çıplak değilse de üzerinde göğüslerini belli edecek darlıkta elbise istemez. Heykel eğer erkek ise kesinlikle çıplak istemez. Çıplak ise de hadım olmasını ister, bilik taşak görmek istemez Sürrealist heykelleri de anlamaz ne yazıkki. Hatta bu tip heykellere karşı Ankara Belediye başkanı bile tükürüverir.
Heykele o kadar uzak bir toplumuz ki, cumhuriyet döneminin önemli insanları anısına aydın belediyeler tarafından dikilen heykeller, kim olduğu belli olmayan insanlar tarafından tahrip edilip, yıkılıp yakılmaktadır. Bunun en son örneği büyük karikatür üstadı Oğuz Aral’ın heykelinin tahribatıdır.
Atatürk’ün bir sözü vardır; “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” diye. Doğru demiştir.
Ne yazıkki bütün dünyaca tanınan bir anıt, sembol heykelimiz bulunmamaktadır.
Yurtdışında heykeller öyle kolay kolay tahrip edilmez. Heykeller şehir yaşamının rengidir. Her yerde bir sanat eseri bulabilirsiniz büyük Avrupa ve Amerika kentlerinin. İnsanlar o kadar içiçedirki heykellerle poz verirler onlarla, eğlenirler. Bu pozlar da heykellerle seks poziyonları başlığı altında toplanabilecek eğlenceli pozlardandır. Bunlar pek de saygısızlık değildir kanımca. Heykelleri canlı tutar, eğlenceli kısmını ortaya çıkarır onların…
Bu Hawai yerlilerinden esinlenilmiş bir iyileştirme yönteminde kullanılan ve “Beni Affet” manasına gelen Hawai yerli dilinde bir ibare. E Kala Mai. Ho ‘oponopono adı verilen bu Hawai iyileştirme yönteminde hayatınızı iyileştirmek için herşeyin sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Herşeyin sorumlusu sizsiniz. Ve kendi kendinize “Seni Seviyorum- Özür Dilerim – Lütfen Beni Af Et – Teşekkür Ederim” ibarelerini söyleyerek meditasyon yapıor ve iyileşiyorsunuz.
Bu terapi için yapılmış bir şarkı da mevcut. Dinlemesi hoş ve sakinleştirici. İndirmek için tıklayınız. E Kala mai – Forgive Me
Dr. Joe Vitale’ nin kitabında bahsettiği ve bir enerji terapisti olarak benim de ilgimi çeken ve hoşuma giden bir tedavi şeklini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Burada değineceğim tedavi şeklinde Terapist “ ho\’oponopono “ adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullanıyor. Bende bu yöntemin kullanıldığını ilk kez duydum.
Hawaii Eyalet Hastanesinde Akıl Hastalarının bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş.
Burada göreve başlayan ve 4 yıl çalışan Dr. Len hastaları hiç görmemiş . öncelikle hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Tedaviye önce kendi içinden başlamış. Kendisi geliştikçe, hastaların da gelişme gösterdiğini görmüş. Bir Terapist, kendini iyileştirerek başkalarını – akıl hastalarını nasıl iyileştirebilir ki? diye şaşıranların olduğunu görür gibiyim.
Terapist “ ho\’oponopono” adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullanmış. Daha önce bu yöntemi ben de duymamıştım. Ancak bir enerji terapisti olarak benim iyileştirme ile ilgili bir şaşkınlığım yok. Çünkü bu konuda – iyileştirme ve tedavi – hepimizin ( enerji terapistlerinin ) isimleri değişik olsa da , kendimize özel birçok yöntemimiz vardır.
Bu terapide de “sorumluluk” kelimesinin altı çizilmiş. Terapist aslında sorumluluğun sadece yaptıklarımızla ve düşündüklerimizle sınırlı olmadığını , daha ötesinin de olduğunu vurguluyor. Hepimizin sorumluluktan ne anladığımızı yeniden gözden geçirmemiz konusunu hatırlatıyor. Bu arada bende bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bizim sorumluluk alanımıza girmeyen ve çevremde gördüğüm kadarıyla bir şekilde üzerimizde kalan bir çok sorumluluk üstesinden gelmeye çabalarken ruhsal anlamda rahatsızlıklara da neden oluyor. Kim bilir belki bu tedavi yöntemi bu konulara da iyi gelir.
Ve işte en önemli soru: Terapist “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptı?”
“Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” diyor Dr.Lee. Ayrıca hayatımızdan sorumlu olmanın, hayatımızdaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söylüyor –aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın- diyor.
Kolayca anlaşılabilecek bir şey değil. Söylediklerimizden ve yaptıklarımızdan sorumlu olmakla, hayatımızdaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki, eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır. Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır.
Bunu kabul etmek ve hayata geçirmek kolay değil; biliyorum. Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat kitapta ki anlatımları okudukça Ho\’opnopono yönteminin temelinin aslında kendini sevmek anlamına geldiğini kavrıyor insan. Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin.
Dr. Len”Sadece, tekrar ve tekrar \’özür dilerim\’ ve \’seni seviyorum” demenin iyileştirme için yeterli olduğunu söylüyor.Bu kadar. !..
Sonuç olarak, Sadece, dış koşulları yaratan içimizdeki parçamızın iyileştirilmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırın deniliyor.
Ben kitabı okuduğum günden bu yana tüm farkındalığımla, “Seni Seviyorum- Özür Dilerim – Lütfen Beni Af Et – Teşekkür Ederim “ iyileştirici ibarelerini sık sık kullanıyorum.
Meşhur Yazılar