Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Arşivler

    Gülmek, Sevinmek, Aşırı Tepkiler Vermek ve Ben

    Gerçekten güldüm mü çok içten gülerim. Kahkahamın her tonunda hissedersiniz neşemi.

    Bazen de gülümserim. Sosyallik için. Birşey anlatılır ya hani hevesle sana ama sen o anlatılan şey komik ya da sempatik bulmazsın. Gülümsersin işte o zaman. Biraz daha inandırıcı olsun diye de bi ses efekti koyarasın oraya, haha ya da hehe diye. Bunu da çok yaparım. İki yüzlüyüm şerefsizim…

    Kahkalar bu aralar pek çıkmıyor. Ardı ardına Recep İvedik, Kutsal Damacana yaptım kahkahası az oldu. Televizyonda abidik gubidik parodi prograları izledim onlardan da pek çıkmadı. Son dönemde en çok güldüren iki şey oldu, biri Eyvah Eyvah filmi, diğeri ise Çok Güzel Hareketler Bunlar… Komik anlayışım da kıtlaştı herhalde.

    Sosyal ilişkilerimde de en çok kahkahayı eski dost ya da arkadaşlarla buluştuğumda atıyorum. Eskilerden komiklikler hatırladıkça… Ya artık komik, eğlenceli şeyler yaşamıyorum, ya da cidden çok eğlendiğimiz zamanlar olmuş. Belki de o günlerden bahsettikçe, o günlere duyduğum özlemden ötürü bir anda o günleri yeniden yaşarmış gibi olduğum için çok neşeleniyorum. Öfler pöflerdik İzmir’de kaldık öğrencilik hayatında diye ama neşemiz yerindeydi be abi… Öyle deme insan kötü oluyor…

    Bana son günlerde en çok batan hareketim (ya da hareketsizliğim) aşırı tepkiler veremiyor olmam. Beni hiçbirşey yerimden sıçratacak kadar sevindiremiyor. Kalbimi yerimde çıkartacakmışcasına heyecanlandıramıyor. Çığlık attıracak kadar şaşırtamıyor. Olmuyor… Tepkisizim… Sanki herşeyi hayatta bekliyorum, beklediğim gerçekleştiğinde de doğal karşıladığım için aşırı tepki veremiyorum. Geçen aylarda bir arkadaşım bana süpriz yapıp Türkiye’ye geldi, ben geldiğini sezdim ve onu karşımda gördüğümde numaradan şaşırmış gibi bile yapamadım. Çünkü şaşırmadım… Eminim ki her hafta aldığım Milli Piyango biletlerinden birine büyük ikramiye çıksa vereceğim en uç tepki “Hassiiktir” olur…

    Bir yerde, bir zaman, birilerinde unuttum, kaybettim sanırım ben bazı şeyleri…

    Popularity: 1%

    Tek Kaş

    Kadınlarda bıyık veya bacak kılı ne kadar itici ve istenmeyen bir şey ise, erkeklerde de tek kaş olma durumu o kadar istenmemektedir. Erkek adam kıllı sahibi olur. Göğüs kılı ve bacak kılı bir erkekte çok abartı olmadığı sürece olması makul karşılanabilecek kıllardandır. Ancak sırt kılı ve iki kaş arasında çıkarak iki kaşı tek kaş görünümüne kavuşturacak olan kıllar her zaman için istenmeyen kıl konumuna düşmüştür.

    Bu tek kaşa karşı olan dışlama isteğimizi, çocukluğumuz boyunca izlediğimiz Susam Sokağı’ndaki Büdü’ye olan sempatimiz bile engelleyememiştir. Büdü de tek kaştır ve de bu yüzden Edi’den daha az sevilmektedir. Gıcıktır!

    Şahsen benim de iki kaşımın arasında kıl çıkmaktadır. Ancak bu iki kaşı ayrıştırılamaz bir bağ ile birleştirmeye yetmemektedir. Seyrek çıkar ama ben gene de onları 2-3 haftada bir özensizce, aralarından asimetrik olarak seçerek alırım ki doğal ve kaşları alınmamış bir görüntüye kavuşayım diye.

    Ancak bazı erkekler abartırlar. Belki ihtiyaçtan, belki abartıdan, kaşlarını profesyonellere teslim ederler ve de kalemle çizilmiş gibi keskin çizgilere sahip bir kaşa sahip olurlar. Bariz kaşını aldırıyorsun, çok belli :)

    Bugüne kadar ne hatunlar kaşlarıma el atıp, şekil vermek istedi. Heryerim olur ama kaşlarım asla :) Elinde cımbız makas hazır bir şekilde kovalanmış olsam da kimse bunu beceremedi beceremeyecek :)

    Popularity: 1%

    Kısa Kısa Şubat 2010

    • Şirket artı blog emaillarımın toplamında 1000′i aşkın okunmamış mail oluştu. Bu da Windows Mail’da bayağı bir birikim demek. 1000′e yakın okunmamış mail varken yaklaşık bir 500 tane de okunmuş halde silinmeyi bekliyor. Biriktirip biriktirip silmek huyum. Kurusun.
    • Avatar’ı izledim sonunda. 3Boyutlusundan.  Valla Real 3D olayı gerçekten güzelmiş, daha önce izlediğim 3 boyutlu film ile alakası yoktu. Ve evet Avatar filmini ismi hariç çok beğendim. İsmi keşke başka birşey olsaydı. Benim için tek Avatar vardır, o da hava bükücüdür.
    • Twitter’a pis sardım. Facebook ve Twitter sürekli açık Firefox’umda.  MSN’i ise açmayalı aylar oldu. Hey gibi MSN hey. Ulan dışarı Alsancak’a çıkardım gene MSN açık kalırdı, cool bir eda ile Out’n'About yazardım. Twitter’da takip edin beni anacım…  http://twitter.com/mentalmast
    • İşe güce devam. Hayat işten eve evden işe, haftasonu rakıya rutininde devam ediyor. Allah bugünümüzü aratmasın.
    • Amcalık da devam ediyor. Yavru diyorum bu aralar bebişe. Yavru napıyor, yavru nasıl diye :) Bir de evde benim bebeklik resimlerim çıkartılmış durumda, yavrunun bebekliği benim bebekliğime de benziyor.
    • 1 Mart’ta tek ders sınavım var. Okuluma 2003 girişliyim. 7 sene mi oluyor? İstatistik 2 dersinden tekrar sayım ya 7 ya 8.  Bugün hocayı görmeye gittim. Yoktu. Asistanı göreyim dedim. Hatırladı beni adam. “Sen uzun süredir tek ders sınavından geçemeyen ilk adamsın” dedi. Tabii ben hiç çalışmadan lay lay beni geçirirler diye gitmiştim. Meğer öyle değilmiş.  Valla bitirip kurtulacağım artık şu üniversiteyi. Bazı geceler kabusum oluyor, sıkıntıyla uyanıyorum.
    • Ayça’nın Astronot albümünü sarıp sarıp dinliyorum arabada Ipod’u evde unuttuğum zamanlar.
    • Bomba bir ünivesite yazım geliyor.
    • Başka bir bomba Twitter yazım var.
    • Ayrıca MeGu Project adında belki de beceremeyip yüzüme gözüme bulaştıracağım bir foto projesi var kafamda. Birazcık daha vaktim olsa keşke.
    • Başucumda inanmayacaksınız ama 6-7 kitap var. Çoğu da çizgi roman. Şu NTV’nin edebiyat klasikleri çizgiromanlarından. Ama vakit yok. Mecal yok. Keşke mirasyedi olsam da okusam :)
    • Kurban albümü Sahip çıkacak diye büyük bir bekleyiş var. Bekleyişin büyüklüğü kitlesinden değil zamanından. Eylül’den beri albüm yakında çıkıyor deniyor. Ben de aporttayım.
    • Bahar mı geldi yoksa ben hasta olmak üzereyim diye mi hapşırıyorum sürekli?
    • Bilenler bilir, 2009 haziran ayında nur topu gibi bir E71 almıştım kendime. Acaba 12 aylık taksidi bitince E72 ile farkı neyse vererek yenilesem mi telefonu?
    • Ha bir de iyice yaşlılar gibiyim telefonda. Nokia Tune ile gelen telefonun melodisini hiç değiştirmedim.
    • Onu da geçtim, artık SMS atan ya da alan bir adam değilim. Çok acil ya da bıcırık durular olmadığı sürece SMS atmıyorum, çünkü 30 kuruş gibi fahiş bir fiyat paketimde :D Herneyse Haziran’dan beri gelen 650 spam SMS’i hiç silmeye kalkışmadım. Ayrıca telefonu aldığım günden beri 1000 tane foto çekmişim, onlardan da hiç silmemişim. Hepsi de bilgisayarımda yedekli. Neyse ki bu SMS temizlemesi için imdadıma Nokia PC Suite yetişti. Tak diye önüme dizdi SMSleri ben de bütün spamları sildim :)
    • Aklına insanın eski günler de gelmiyor değil bu SMS ile. Ben o ilk 1000 bedava mesaj çılgınlığına katılmıştım Turkcell’in…. İnsan eskiden sevgili mesajları saklardı, büyüdükçe takılmıyor artık kütükleşiyor böyle detaylara… Ya da artık liseli değiliz heyecan vermiyor böyle şeyler bizlere.
    • Güncemde eskisi gibi içten yazılar yazmadığım kritiği aldım. Doğrudur bu aralar biraz kolaya kaçıyorum. İşte hiç yazma imkanım yok, eve gelince de inanın yattığım yerden kalkıp da ağır derin konulara giresim gelmiyor. Biraz daha keyiflensin hayatım döktüreceğim. Kafamdan neler yazmak geçiyor ama yorgunluk ve bıkkınlık hepsini alıp gidiyor benden….
    • Kısa kısa ayağı göt ayağı bildiğin uzun uzun oldu bu….

    Popularity: 1%

    40 Yıl, Amca Oldum ve 41 Kere Maşallah

    Ne yazacağımı bilemiyorum. O kadar karmaşık duygular yaşadığım bir 24 saatti ki anlatamam. Ne gelirse onu yazacağım, kurgusunu düşünmeden.

    Bu pazar günü annemle babamın 40. evlilik yıldönümüydü. Dile kolay 40 yıl. Annem 20 babam 23 yaşındayken evlenmişler. Ben ise 25 yaşındayım. Şimdiden kendimi yaşlanmış hissetsem de evlilik hala benim için büyüklerin, yaşlıların yaptığı birşeymiş gibi çocuksu bir uzaklık hissettiğim bir kurum. Şöyle bir düşündüm de annem ve babam, kendi ailelerinden çok birbiriyle vakit geçirmişler. Kendi ana babalarından iyi artık birbirlerini tanır olmuşlar. Acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle hüznüyle, biz çocukları ile birlikte bir 40 yıl.

    Hani şu geyiği de yaptım kendilerine. Demekki bir kahvenin 40 yıl hatırı varmış dedim. Muhtemelen bundan 40 yıl önce annemin babama bir kahve yaptığını varsayarak :D

    40 yıl önemli bir mil taşıdır evlilikte. Görmesi zordur, dayanmak zor olduğu için. Hatta yalakalık olsun diye anneme sen nasıl çektin bu adamı 40 yıl dedim. Baba bozulmaz böyle şeylere nasıl olsa. 50 görmek de mümkündür insan yaşamını göz önüne alırsak. 60 çok zordur, 70 neredeyse imkansızdır, hatta olmasın istersiniz belki de :P .

    40 yıl. Ben görmem tahminen, ya ben çekemem, ya da ben çeksem, beni de aynı anda o kadar süre çekebilecek birini bulmam imkansız. Zor adamım ben, bazen acıyorum yengenize. Ters oldum mu nemrut bi herif olup çıkıveriyorum. Farkında olmadan verdiğim tepkilerle. Ama iyiysemde Kral Faruk gelse ondan iyiyimdir.

    40 yıl bu kadar önemli olmasa Barış Manço’da kendi 40. kariyer yılı için bu şarkıyı bestelemezdi herhalde. Gerçi ömrü yetmedi sözlerini yazmaya belki de ama bu enstrümental hali ile insanı alıp o 40 yılın içine büyük bir başarıyla kolayca sürüklüyor. Dinleyin!

    Geleneksel olarak ailecek kutladık her doğumgünü, yıldönümü ya da önemli olayı kutladığımız gibi. Menü çoğunlukla olduğu gibi rakı ve balıktı. 6.5 kişi kutladık. 6.5 diyorum çünkü yengem karnı burnunda hamileydi.

    Hamileydi diyorum. Dün kutladık demiştim. Bugün hamileydi diyorum. Demekki?

    Evet gece 3′te bir rüya ile karışık telefon sesi. Anneyi sakinleştirme, onu gönderme. Hastane, sabaha karşı doğum. Afacan yeğeni Şubat sonu gibi bekliyorduk. Odası hazırdı, doğum için gerekli olan eşyaları, elbiseleri, valizi hazırdı. O da bizi hazır görünce dayanamadı ve çat kapı erkenden geldi…

    Geceden sabaha kadar bekleyişten sonra doğumhaneye girilince biz takım taklavat, kamera, fotoğraf makinası ve çikolatalarla beklemeye başladık. Bekledik bekledik ama bekleyiş uzun ve tatsız sürdü. Yeğenin doğumu zordu, ancak göstergelerde sorun yoktu. Taaki doğana kadar. Doğduğunda doktorumuz farketti ki kalp atışına rağmen solunum yokmuş. Biz hemşirelerin koşturmasından ve süren uzun bekleyişten bir sorun olduğunu hissettik. Tam teçhizatlı üniversite hastanesi için yolda olan Yenidoğan Bebek Ambulansı yolda iken yeğen bizi daha fazla üzmedi ve normale döndü :)

    Hüzün ve ardından gelen iyi haberle gelen rahatlama ve sevinç. Hani Allah garibanı sevindirme için önce eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş ya. O hesap. Gene de tam tetkiklerin yapılması için ve gözetim altında tutulması için bir iki günlüğüne kızımızı kuvöze gönderdik.

    Kızımız dedim farkettiyseniz. Yıllardır bizim ailede süren erkek egemenliğini bozan simsiyah saçlı, pespembe tenli bir kız. Beni de amca sıfatına kavuşturdu.

    Hoşgeldin Ayşe Irmak… Seneye 41. yılda, senin ilk doğumgününü ve dedegillerin evlilik yıldönümünü kutlarken 41 kere maşallah diyerek mumları üflüyor olacağız.

    Popularity: 1%

    Bugün de Yazamadım

    Yazmak için oturdum… Ama parmaklara akmadı beyinden ya da kalpten…

    Eğlendim ama birkaç site keşfettim, bir kaç yeni türk ünlüsünün twitterını…

    Taslakta bekleyen çok neşeli birkaç yazı var. Parmaklardan çıkmayı bekliyorlar…

    Fonda Mazhar Alanson demoları var… En akustiğinden, en canlı, montajsız, makyajsız kaydıyla…

    Hayat mı? Hayat rutin… Rutin yorgunluğu var üstümde… Ona karar verdim…

    Rutin deyince de aklıma ister istemez Rashit’in Rutin Hayat’ı geliyor… Mazhar Abiyle gitmiyor ama siz bilmiyorsanız tıklayın ve dinleyin…

    Popularity: 1%

    1 / 3212345...Son »