Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Connie

Şair demiş;

Her dakikayı seviyorum çünkü beni canlı hissettiriyorsun.

diye.

İyi ki doğmuşsun demek yeterli olmaz. Ama sadece bir başlangıç. İyi ki doğmuşsun sen!

Megu Diyorki: Nerde Kalmıştık

Bundan 7 sene önce yazmışım Kurban yeniden bir araya gelince, onların dilinden Nerde Kalmıştık diye?

Bugün de diyorum kendim için. Nerde Kalmıştık?

Askerden sonra yaşadığım deneyimlerle aslında burayı dolduracağımı düşünürken, tam tersine hiç vakit ayırıp yazasım gelmedi benim. Salla pati yazılar, izlediği filmleri anlatmalar vs vs.

Foursquare Türkiye’de de yazamamaya başladım, sonunda bırakmak durumunda kaldım.

En sonunda da buraları tamamen boşladım. Arada sırada para teklif edip yazı yayınlatanlar dışında pek de matah bir içerik birikmedi buralarda.

Hayat tam gaz, hem de iyi yönde devam ediyorken buralar payına düşeni alamıyordu. Yakın çevreme kapandım, hatta sosyal medya hesaplarımı bile halka kapattım. Acaba bir tür sanal ana rahmine dönüş müydü bu? Tabii ki de hayır.

Parayı cebime koyan iş güç yoğunluğu, kendime olan vakti azalttığı için bir de bu günce ile vakit harcamak istemedim. Hala eskisi gibi saatlerimi harcayacağımı düşünmüyorum ama az olsun öz olsun diyerek geri döndüm diyebilirim! Çünkü burada yazdıklarım aslında benim için de birer anı. Güzel bir arşiv. Ivır zıvır değil kendimden paylaşımlarımı yazmak önemli.

Bu arada neler mi oldu? Büyüdüm olgunlaştım, aşk, meşk, iş güç iyi ve farklı bir yönde ilerliyor. İç huzur tamam, işler güçler yoğun ama emeğin karşılığını veren, şükür denecek cinsten. Bir yandan Ukomik diye bir proje ile volelik pas arıyoruz. Bir yandan Bitcoin ve benzeri sanal paralara yatırım yapıyorum. Günler çabuk geçiyor, anlatacağım nerde kaldıysam!

Mental Kabızlık

Askerden geldim, yazacak çok şey var dedim olmadı, çok fazla tweet atıyorum dedim, tweet uçar blog kalır yazıcam dedim yine olmadı.   Yazamıyordum. Kafamda yazacak konular hep aydınlanıyor ama ne laptop kucağımda, ne iphone avucumda ne ipad ellerimde oturup 2 kelimeyi çıkartamıyordum. Sanki kabız olmuş da sıçamıyor gibi herşey içimde kalıyordu.

Mutlu adam yazmaz gibi bir slogan okudum blogerlarla ilgili yazılmış. Ona da katılmadım. Tamam keyfim yerindeydi, askerden döndüm, ye iç sıç, gez toz, bilgisayar oyna, film izle, tv izle, biraz daha ye iç sıç yaptığım doğru ama kafadaki tilkiler çalıştığı sürece bende yazı tükenmez yazarım diyordum.

Yaz rehavetine bağladım, belki de takip edilmiyorum, kime yazıyorum moduna girdim. İnsan bazen kendi kendine konuştuğunu yazdığını, dünyanın onu sallamadığını düşünür ya? Öyle bir duygu işte.

Ama sonradan aklıma gelen şey şu oldu. Ben buraya kimseler beni beğensin, kimseler beni takip etsin diye yazmıyordum ki. Kendimi deşarj etmek, arkamda bir iz bırakmak, yıllar sonra dönüp baktığımda neler düşünüp hissettiğimi hatırlamak için yazıyordum.

Kabızlılığı aşmak için de bir ıkınmadır bu yazı. Sizi ilgilendirmiyor aslında, kendim için. Ikına sıkına bu yazıyı yazıyorum ki çakralarım açılsın. Bu mental kabızlığı aşıp, cıvık cıvık, ishal ishal  yine burada kınanayım, küfürler yiyeyim, beğenileyim, şukulanayım, alkışlanayım, tartaklanayım, taşlanayım, heykellerim dikilsin, fotoşaplarım yapılsın diye.

Yeniden yazayım da batının ve doğunun ne kadar garipliği, bize uzak iyi ya da kötü yanları varsa Türk topraklarına aktarabileyim diye. Buraya bu kadar ıkınmanın üstüne hala yazı yazmazsam çocuğum 31’ci olsun inşallah!!

Tweet Uçar Blog Kalır

Farkındayım yazamıyorum. Özellikle askerlik süresince hiç yazamadım. Askerden döndüm. Bir alışma süreci, bir açlık, bir ona buna saldırma, bir gezme tozma, blogda yazmak için zaman ayıramadım kendime. İçimde çok birikti mesela. Yüzlerce yazabileceğim ıvır zıvır konu var.

Tabii buraya, bloga yazmıyor olmam hiçbir yere yazmıyorum demek değil. Beni bilen bilir. Söylesem tesiri yok, sussam gönlüm razı değildir. Kısa kısa Twitter‘a boşalıyorum ben de. 140 karakterde ufak ufak osuruklar gibi salıyorum içimdeki gazı. Ama kesmiyor tabii ki. 16bin’i geçmiş tweetlerimi incelesem en azından içinden 100-150 tane başlı başına yazı yazabileceğim konu vardır. Onu da yapacağım, tweetlerden yazıya çevireceklerimi seçeceğim.

Çünkü twitterda yazılan zaman çizgisinde yok olup gidiyor. Çok güzel fikirler, düşünceler o çılgınca akışkanlığın içinde kaynıyor gidiyor. Ne demiş atalarımız? Tweet uçar blog kalır. Bu sözün doğruluğu da bu blog ile kanıtlanıyor. İlk “Merhaba Dünya” diyerek başladığım 16 Aralık 2006’dan beri ne bok yediğim bu sitede duruyor. Neredeyse 6 yıl olacak.

Bu bloga dönüşümün ilanıdır. Kamuoyuna duyurulur.

The Boy is Back in Town

Художник

20120522-182559.jpg

17 Mayıs perşembe akşamı, 8.5saatlik bir otobüs eziyeti sonrasında saat 19:00 itibariyle memleketim İzmir topraklarına aileme ve arkadaşlarıma süpriz yaparak ayağımı basmış bulunuyorum. 5 ay 5 günlük askerliğim süresince acı, tatlı, sinir bozucu, neşeli, saçma, mantıklı, küfürlü, saygılı, yalan gerçek bir çok şey yaşadım. 5 ay 5 gün boyunca temel özgürlüğü Türk Ceza, Medeni, Ticaret ve benzeri bir çok kanuna tabii olmaktan çıkarılmak kaydıyla elinden alınmış ve İç Hizmet Kanunu’na tabi bir insan olarak yaşadım.

Kısa dönem de, uzun dönem de olsa, komando da, çaycı da olsa askerlik erkeğin psikolojisini zorlayan bir kurum. En rahat askerlik yaptım diyen adamın bile yeniden gerçek hayata alışması için bir süre gerekiyor. Bana nasılsın dediklerinde ‘taşak gibiyim’ diyorum. Ben yokken burada hayat aynı rutininde devam etmiş. Dünya bensiz de dönmüş. Ben aylarca bu cep telefonu, bu kıyafetler, bu sokaklar, bu arkadaşlar, bu yemekler, bu içkiler, bu yaşam tarzı olmadan yaşamışım. Şimdi de yeniden ucundan, kıyısından götün götün geri girmeye çalışıyorum.

İlk geldiğim akşam süprizin heyecanı geçip, yemek yiyip, kahvemi de içtikten sonra ‘ee şimdi ne yapıcam?’ dedim. Ertesi gün bekleyen bir askeri iş yok. Sivil iş de yok. Gezip görecek bir yer de yok, heryer yine aynı. Anlatılmaz bir boşluk. Hele benim gibi askerlik öncesi yoğun bir temponuz vardıysa bu boşluk yanında can sıkıntısı bile yaratabiliyor.

Durum kötü değil tabii ki, bir iki hafta bu boşluğa düşen ne ilk, ne de son kişi benim. Ben sadece dile getirenlerdenim ‘taşaklığımı’. Haziran başı gibi işe geri dönerek bu sefer de işlerin yorucu ve boğuculuğundan yakınıyor olabilirim 🙂

Bir kaç güne kadar ‘Bir Kısa Dönemin Günleri’ isimli uzun bir günlük yazmaya başlayacağım. Askerdeki günlerimin önemli olaylarını gün be gün not aldım yanımda götürdüğüm Metris Yayınlarının 2012 yılı Olmayan Kelimeler isimli ajandasına. Asker günlerimin nasıl geçtiğini merak edenler için eğlenceli br yazı olacak gibime geliyor. Beklemede kalın…

20120522-182633.jpg