Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Dikkat Scorpions Dedeleri!

2010 senesinde 46 yıllık müzik hayatlarını sonlandırıp, dağılma kararı alıp veda turnesine çıkan Scorpions grubu, fanlarından gelen yoğun istek üzerine ‘Farewell’ dünya turnesini 3 yıldır sürdüyor. 2010 yılında İstanbul’da son konserlerini veren grup, turneyi uzatınca İstanbul’u yeniden turneye eklediler ve yanında İzmir’i de eklediler.

Ee durum böyle olunca bu konser tabiiki kaçmazdı. Rock’ın dedeleri İzmir’e kadar geliyor, ziyaretlerine gitmek her müslùmanın görevi. Rock müzik dinlemeyi seven ve ilgi duyan her insan Scorpions’ı duymuştur ve de bir kaç şarkısını bilmiştir. Ben büyük bir Scorpions fanı olmamama rağmen 8-9 şarkısını biliyordum. E konser gerçekleşmeden önce internetten setlistlerini edinip dersimi çalışmayı ihmal etmedim. Setlist dışına da çıkmadılar zaten.

Konser İzmir için bir sınavdı. İzmir’de bir potansiyel olup olmadığını belli edip, organizatörler için referans olacak bir etkinlik idi. Netekim İzmir sınavı geçti. Gazetelerin bildirdiğine göre 15bin kişi konseri izlemiş. Doğru bir rakam ise ciddi bir kitle. Arka kategori hınca hınç doluyken, Titanik’in üst kamarası gibi sahne önü daha ferah ve elit bir tabakaydı. Yengeniz sağolsun konsere beş kuruş para vermeden davetiyle ile sahne önü keyfi yaşadık.

Bazı cahil gazeteler Scorpions’ın İzmir’e ilk gelişi olduğunu iddia etse de, vokalist Klaus Meine’in de dediği gibi bu 2. ziyaretleriydi. Grup 1993 yılında da Alsancak Stadyumunda bir konser vermiş. O zamanlar ne kadar ilgi görmüştür bilemeyeceğim tabii ki, 8 yaşında velet idim.

19 sene sonra İzmir’de unutulmaz bir gece yaşattı Scorpions. İzleyici olarak evli-barklı çoluk çocuk sahibi olmuş fanlarının yanı sıra yeni nesil genç fanları da çoğunluktaydı. Yaşları 64 ile 50 arasında değişen grup elemanları gençlere taş çıkartacak bir performans sergiledi. Adamlar kurdukları ‘T’ sahne üzerinde koşturup durdular. Şarkıları seyirciyle birlikte coşkuyla sahneleyip, yer yer gönüllerimizi fethedecek Türkçe konuşmalarda bulundular.

Konserin zirvelerinden birisi de sahnenin seyircinin ortasına kadar gelip ‘Send me an angel’ ve ‘Holiday’i akustik olarak seyirciyle birlikte söylemeleri oldu. Grubun çılgın davulcusu Amerikalı James Kottak’in solo şovu Kottak Attack de izlemeye değerdi. Şovu için çılgın bir video hazırlayan Kottak, tüm konseri yükselmiş platform üzerinde tamamladığı gibi, tüm sırtını kaplayan ‘Rock & Roll Forever’ dövmesi ile hayranlık uyandırdı.

Konser ‘Still Loving You’, ‘Wind of Change’ ve ‘Rock You Like a Hurricane’ üçlemesinden oluşan bir bis ile insanları coşturup, deşarj etti ve sonlandı. Konseri izleyen kimse bu adamları 60lı yaşlarında ve Alman olduğunu söyleyemez. İsteseler daha müziğe devam edebilecek güçteler ancak emekli olmak istiyorlar artık. Ne de olsa Almanya’daki emeklilik yaşına ulaştılar. Tahminimce James Kottak daha devam eder henüz 50 yaşında olduğu için.

Dünya gözüyle bir Scorpions gördük. Oradaydım!

Kırmızı Acı İsot Biberler

 

Gelsinler, gelmeliler, gelmiyorlar, gelecekler , geliyorlar derken geldiler ve gittiler. Red Hot Chili Peppers uzun zaman sonra gittiğim ilk büyük konserdi.

Mart ayında askerken er ve erbaşlara uygun olan internet kafemde geleceklerini duyduğumda heyecanlanmış ve kesin gitme kararı vermiştim. Birkaç çarşı sonra Biletix’ten bilet fiyatlarını kontrol edeyim derken 1. kategorideki biletlerin tükendiğini görünce ‘fuuuuuuuu‘ diye isyan edip çavuş halimle 2 tane 2.kategori bileti satın almıştım.

Günler geçti, ben tezkere aldım, işe güce ve sivil hayatıma geri döndüm yaz geldi, Ramazan bitti, yaz gitti ve geldi çattı konser tarihi. Haftasonları İzmirli çalışanlar için ideal uçak saati olan 21:30 Atlasjet uçağı ile uçuş ile İstanbul’a varılır ve konser moduna girilir.

Konser için fena hazırlanmıştım. Tüm diskografilerini yeniden edinip, son turnelerinde genellikle çaldıkları set listelerini internetten bulup, büyük ihtimalle çalacakları şarkılardan bir liste yaparak günlerce dinleyip bilmediğim şarkıları ezberledim.

Rock konserine polo yakalı ya da şık gömlekli halimizle gitmek yakışık almaz diye bana ve yengenize RHCP tişörtleri satın aldım. Ancak insanlarla pişti olmayı sevmeyen biri olduğum için tişörtleri Türkiye’de bulunma ihtimali daha zor olan modeller arasından Ebay’den satın aldım. Benim tişörtüm İngiltere’den yengenizinki Kanada’dan geldi. İyi ki de öyle yapmışım, konser alanındaki resmi tişörtler çok pahalı, seyyarlar ise çok dandikti. Hatta bir bandanada ‘Red Hot Chily Peppers‘ yazdığını bile gördüm!

Konser alanın aylar öncesinden Santral İstanbul olarak belirlenmişti. Konserden tam bir ay önce de Efes Pilsen One Love Festivalinde çıkan ‘Eyüp’te içki içilmesini istemiyoruz!’ temalı ağzı köpürmüş insanlar yüzünden bu konserde de alkol olmayabileceğini tahmin ediyordum. Netekim yanılmadım. İçeride içki yoktu. Ama Eyüp sokakları buram buram bira kokuyordu. Eyüp halkı birayı 10TL’den sokaklarda fişsiz, faturasız kayıt dışı satıyordu. Yere atılan şişe ve tenekelerde ‘recycleman’ler tarafından hemen toplanıp çuvallarında geri dönüştürülüyordu. 2 Efes çakıp kendime geldim biraz arkadaşları kapı önünde beklerken. İçeride kuru kuru bekleyeceğine, ıslak ıslak içmek iyiydi.

İçki yasağı bir kenara Santral İstanbul bu konser için uygun bir alan olmamış. Organizatörler bu kadar çok talep olup da bilet satacaklarını tahmin edememişler mi bilemedim ama 30-40bin kişiyi oraya sığdırmaya çalışmak delilikti. 2.kategoride kimse sahneyi göremedi. Sahne daha yüksek olsaydı belki. Daha sonradan öğrendim ki 1.kategorideki izleyiciler bile sahneyi görememiş. Hepimiz kurulmuş olan 2 dev ekrandan görmek zorunda kaldık RHCP’ı.

Ekrandan da görsek, kulaklarımız duydu onları, aynı havayı soluduk aynı gökyüzü altında. Çaldılar söyledik, zıpladık eğlendik. Ben vokalist Anthony’yi daha ‘frontman‘ sanırdım. Ancak basçı Flea her şarkı arasında seyirciyle iletişim kurup, sempati toplayandı. Keşke Neslihan da gelseydi de göreydi bizim bit Flea’yi.

Flea İstanbul’da dolanırken duyduğu ezandan çok etkilenmiş. Ne kadar şanslı olduğumuzu söyledi. Tribünlere oynadı ve kalpleri fethetti. Bence üzerine çalışırsak onu müslüman yapabiliriz. Anthony de bi kere konuştu ve Chad’in Asya’da , Flea’nin Galata’da ev baktığını belirtip Josh da ‘will live in a van down by the river‘ espirisini yaparak klasik bir SNL espirisiyle tamamladı. Espiri komikti ama o da Axl Rose gibi boğaza nehir deme gafletine düştü.

İstanbul konserinde RHCP’ın set listesi şöyleydi:

  • Monarchy of Roses
  • Dani California
  • Can’t Stop
  • Scar Tissue
  • Look Around
  • If You Have to Ask
  • Charlie
  • Hard to Concentrate
  • The Adventures of Rain Dance Maggie
  • I Like Dirt
  • Did I Let You Know
  • (with İlhan Erşahin)
  • Under the Bridge
  • (Dosed Tease)
  • Higher Ground
  • (Stevie Wonder cover)
  • Californication
  • By the Way
  • Encore:
  • Chad & Mauro & Josh Jam
  • Suck My Kiss
  • Soul to Squeeze
  • Give It Away
  • Final Jam

Beklediğim bir Zephyr Song, Otherside, All Around the World, Dosed çalmamış olsa da konser iyiydi. Yine de dünya gözüyle bir Otherside dinlemek isterdim. Konserin sürprizi İlhan Erşahin’di. Çıkıp birlikte şarkı arası ‘jam‘e saksafonu ile eşlik etti.

Organizasyon, mekan seçimi, giriş, çıkış (ki çıkışta arkadaşın arabasının olması büyük bir şanstı), ulaşım berbattı ama oradaydım ve RHCP’ı izledim! Bir daha gelirler mi gelmezler mi bilinmez. Artık 50lilerine gelmiş orta yaşlı adamlar hepsi. Daha önce burun kıvırıp gitmediğim Bon Jovi, U2 ve Iron Maiden konserlerini kaçırdığım için üzüldüm. Organizasyon kötü bile olsa siz bir grubu seviyorsanız gerisi yalandır. Güzel bir anıdır.

 

She’s Madonna

Geçtiğimiz günlerde Madonna gelip İstanbul’u salladı dersem yalan olmaz. Konser saatlerinde hakikatten Trakya merkezli olarak İstanbul’da deprem oldu.

Gelecekti, geliyordu, geldiydi derken biletleri çok kısa sürede tükenen Madonna konserine 7’den 77’ye tüm Türk halkı ilgi gösterdi. Gayiydi, maçosuydu, Serdar Ortaççısı, Metallicacısı, ilkokul mezunu, yardımcı doçenti herkes bilse de bilmese de gitti ve dünya gözüyle 53 yaşında kaslı ve buruşmuş olsa da hala gideri olan Madonna’yı dünya gözüyle görmüş oldu.

Kanımca 53 yaşındaki Madonna bir daha Türkiye’ye gelmez, birkaç sene sonra da emekli olur, kendini yogaya pilatese verir, kızının çeyizini düzer, mürüvetini görmek ister, torun ister. O yüzdendir ki bu konser yıllarca anlatılacak bir konserdi. Gidenler ve yakın olanlar Madonna’nın memesini de görüp kendilerinden geçip titreyerek boşaldılar.

Madonna gerçekten bir efsane. 80lerin hem müziği hem de yaşam tarzı ile asi kızı, gerçek bir pop yıldızı, efsanesi. Zamanında papaya bile atar yapmış, özgür kadınların sembolü olmuştur.

Madonna’nın önünde kimseler duramaz. Guy Ritchie ile evliliği sonlanmış olsa da Madonna Guy’ı beğenmiş ve sevgilisinden ayırıp evlenmiştir. Bunu kasıtlı ya da planlı yapmamıştır, Madonna olduğu için olmuştur.

Hikayesi şu.

Ünlü İngiliz yönetmen Guy Ritchie, Tania Strecker isimli Danimarka asıllı güzel bir model ile birlikteydi. Ancak bu birliktelik sırasında Madonna ile tanışmış onun çekim alanına girip etkilenmişti. Guy sevgilisinden ayrılırken tüm dürüstlüğü ile “Bak, seni gerçekten sevdiğimi biliyorsun, ama O Madonna!” diyerek noktayı koymuş ve Madonna ile birlikte olmaya başlamıştır.

Bu ilişkisinden sonra Tania,  ünlü şarkıcı Robbie Williams ile birlikte olmaya başlar ve bu hikayeyi ona anlatır. Robbie bundan çok etkilenir ve Rudebox albümdeki ‘She is Madonna’ şarkısını Pet Shop Boys’un da katkıları ile yapar.

Adına şarkı yapılan birçok efsane vardır ama böyle bir şarkı yapılan efsane yoktur. Bana da gelse Madonna, hiç düşünmeden ‘excuse me but she’s Madonna‘ diyip anamı bile bırakırım.

Dipnot: Klipte Robbie Williams Jessie J’e çok benziyor =)

Madonna, Guy Ritchie, Robbie Williams ve Tania Strecker birliktelikleri. Robbie ile Madonna birlikte olursa çember tamamlanmış olur:

Ahanda şarkının sözleri;

Oh, Madonna, Madonna

I don’t miss you
Just who
You used to be
And you don’t ring true
So please
Stop calling me
Your “I love you”‘s
Are ten a penny
You’re dropping clues
Like you’ve got any
You got to choose
There’s been so many ohhhh

I love you baby
But face it she’s Madonna
No man on earth
Could say that he don’t want her
This look of love
Says I’m leaving
You’re frozen now
I’ve done the freezing
I’m walking out
Madonna’s calling me

Usulca

Beni blogdan ya da gerçek hayattan tanıyanlar bilirler ki ben sıkı bir Kurban ve Deniz Yılmaz hastasıyımdır. (Bkz. Kurban Diyorki: Nerde kalmıştık?, Kurban – Sahip, Panik – Diskotek) Her yeni Kurban albümü, şarkısı bende heyecan yaratır. Deniz Yılmaz Anadolu’nun bir köyünde doğsa rockçı değil ozan olurdu. Yazdığı sözler, yaptığı besteler tam bir ozan havasında.

Kurban ilginç bir grup arada bir dağılıp yeniden birleştirler, Deniz Yılmaz 15 ay askere gitti, herkes kendi kafasına göre takıldı ama bir arada kalmayı başardılar. Kurban grubunun internette dolanan bir sürü demosu vardır. Bu demoların hiçbiri bir albümde yer almamıştır. Bir çoğu hiç gerçekleştirmedikleri akustik projesi için bestelenmiştir. Şarkıların kayıtları demoya yakışır bir şekilde kaliteli olmamasına rağmen hayranlar tarafından çok sevilirler. YouTube’da bu şarkıların hayranlar tarafından yapılmış videolarına ulaşıp şarkıları dinleyebilirsiniz.

Yine 5-6 senedir internette dönüp duran Usulca isimli demo, bu sefer gerçek bir stüdyo kaydına dönüşmüş ve single olarak klibi ile birlikte piyasaya çıkmış. Şarkı çok hoşuma gidiyor, kendi içine çeken, çalarkan mırıldandırtan, hüzünlü tınısında rahatlamış bir adamın mırıldanmalarını barındıran bir şarkı. Klibi de kendini izlettiren cinsten. Yakın zaman içinde çıkacak olan bir EP’nin de habercisi aynı zamanda bu single. İtinayla tavsiye ediyorum.

Ahanda sözleri;

Yaslanıp kendime 
Vazgeçip, kimseye sormadan 
İncitmeden, aldatmadan, 
Döndüm başladığım yere 

Kimseyi yormadan 
Bende yorulmadan, 
Boşyere 
İncitmeden, anlatmadan hiçbirşeyi 

Usulca terkettiğin o düşlerde 
Ben yalnızdım, çaresizdim günlerce 
Sessizce ayrıldın bu düşlerden birgün 
Vazgeçtim, kurtuldun dillerinden işte 

Kimseye sormadan 
Kendini yormadan 
Boşyere 
İster incit, ister aldat 

Gönlümün istediği yere 
Gittiğim yerlerde 
Gördüğüm dostlara sormadan
Ben erittim, ben yokettim sensizliği

Eylül

иконопис

Eylül ayı diğer 12 ay içinde en farklı olanıdır bence. Eylül’de bir yazın bitiş hüznü vardır. Havalar yavaşça serinlemeye başlar, yaz meyveleri yavaş yavaş ortadan kaybolur. Eğer yazı yazlıkta geçiriyorsanız kışlığa göçler başlar. Öğrenciyseniz uzun tatil biter ve yeniden okula başlarsınız. Kuşlar göçeder. Günler kısalmaya başlar.

Eylül’ün hüznü olduğu kadar ayrı bir güzelliği de vardır. Özellikle İzmir’de yaşıyorsanız. Benim İzmir’de en sevdiğim ay Eylül’dür. Ne yaz kadar sıcak, ne kış kadar soğuktur. Yayılırsınız Alsancak’ın sokaklarına, Kordon sahiline. Yersiniz, içersiniz, muhabbetten muhabbete koşarsınız. Herkes yeniden dönmüş olur İzmir’e. Kıştan özlediğiniz ortamlara yeniden dönersiniz. Yeni mekanlar açılmış olur yaz boşluğunda onları keşfedersiniz.

Eylül bunun gibi çelişikilerden midir bilinmez, müzikte en çok bashi geçen aylardan biridir. Ufak çapta hepsine değinmek isterim.

 

En bilindilk Eylül şarkılarından birisi Alpay’ın Eylül’de Gel’ şarkısıdır. Bu şarkıyı geçtiğimiz yıllarda Göksel de güzel o derin buğulu sesi ile güzel yorumladı. Bu şarkı yazın gelmesi ile yaz tatilini ayrı geçireceklerin derdini anlatır. Der ki;

Tatil geldiği zaman 
Ağlarım ben inan 
Gidiyorsun işte 
Arkana bakmadan 
Nasıl geçer bu yaz 
Ne olur bana yaz 
Sen sen sen 
Sen bir ömre bedel 
Yok yok yok 
Gitme gitme gel 
Eylülde gel 

Şu son dönemlerde gerek Teoman ile konsersinden olsun, gerekse Aşk Tesadüfleri Sever filminde Mehmet Günsur tarafından seslendirdiğinden olsun bir anda popüler olan bir Bülent Ortaçgil şarkısı vardır Eylül ile ilgili. Eylül Akşamı adlı bu şarkı, insanın içini kaplayan hüzünle karışık bir romantizm yaratır bünyede. Bülent Ortaçgil, şarkısını yıllarca aynı mahallede bir eylül akşamı dışında hiç karşılaşıp, hiç tanışmadığı eşi ile tanıştığı an için yazar. Karısına olan aşkını, aşk kelimesini kullanmadan anlatmıştır. Şarkının en iç parçalayıcı kısmı ise şudur bence;

belki benim kağıt param, 
bir şekilde, döne dolaşa 
senin cebine girmiştir 
belki aynı posta kutusuna, 
değişik zamanlarda da olsa, 
birkaç mektup atmışızdır 
ayın karpuz dilimi gibi 
batışını izlemişizdir deniz kıyısında 
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede 
belki de birkaç gün arayla 
olamaz mı? 
olabilir. 

onca yıl sen burada 
onca yıl ben burada 
yollarımız hiç kesişmemiş 
şu eylül akşamı dışında. 

Bir başka Eylül şarkısı da Keremcem‘den gelmişti 2005 senesinde. Sözü ve müziği Yunus Adak’a ait olan bu parçada Keremcem yakınıyordu aşkına “Eylül’ün ortasında, Yak beni yağmur öncesi” deyu deyu.

Ortaçgil’in gölgesinde kalmış olmasına rağmen güzel bir de Pilli Bebek’e ait Eylül Akşamı şarkısı vardır. Ankaralı grubun bu dingin şarkısı, alkollü ve bulanık kafayla dinlenemeyecek kadar ağır giden bir şarkıdır. Arka arkaya dinlendiğinde duvar etkisi yapabilir. Özellikle eylül akşamlarında. Aşkı arayan ya da aşka döneceklere dairdir. Der ki,

Yorgunsun akan sudan daha çok yorgunsun 
Yalnızsın bir damla kadar göl içinde yalnızsın 

Aşka dönecek gibisin, gözlerinde atıyor kalbin 
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun

Son paylaşacağım Eylül ise Pinhani’den. Bu şarkının hikayesi ilginç. Bu aslında Akın Eldes’in 2007 yılında yayınladığı enstrümental Eylül şarkısına, 2008 yılında Sinan Kaynakcı’nın sözleri eklemiştir. Grubun sitesinde yazdığına göre Akın Eldes kendince 1980 Eylül’ünde yaşadıklarını anlatırken, Sinan Kaynakcı da 2008 Eylül’ünde hissettiklerini aktarmıştır. Pinhani’nin tarzına çok uygun, slow ve duygu yüklü bir parça olmuş. Şarkının sözlerinde ise hiç “Eylül” kelimesi geçmez;

Sanki kayboldum her yanımda yabancılar
Bütün bildiğim doğrular yanlış
Çünkü sorduğum her soru büyük bi fırtına
Bu yağmurda hiç kimse ıslanmazmış
Üç beş ay sonra belki her şey düze çıkar
Kalan sağlar birlikte kurtulurlar
Ben bi yelkovan akrebimse güneşle ay
Geçen her gün bir çizgiyle karşımda
Ay doğar güneş doğar
Ve ay yeniden doğar biter bir gün daha
Uyur tüm insanlar mışıl mışıl

Eylül’ün romantizmi dışında, bir de tarihimizde acıklı bir geçmişi vardır. Eylül ayı bizim tarihimizde 12 Eylül’ü anımsatır. Bununla ilgili de  Suavi ve Grup Yorum‘un Eylül şarkıları vardır. Onlar Eylül’ün bu yönüne  eğilmişler.

Yabancı müziklerde de onlarca “September” şarkısı olmasına rağmen bence kayda değer 3 şarkı vardır. Natalie Imbruglia’dan Come September, Rod Stewart’tan September in the Rain ve de tabii ki Green Day’den Wake me Up When September Ends şarkısıdır bunlar. Hatta bu Green Day şarkıs sosyal ağlarda her Eylül başında bol bol zikir edilir. Sanki Eylül’de bir bok oluyor da ergen triblerine giriyor insanlar =)

Şiirlerde de bol bol vardır Eylül elbette. Ancak o benim uzmanlık alanıma girmediği için bilmediğim şeylerden burada ahkam kesmem. Ama araştırırken karşıma Edip Cansever’in Gökanlam şiirinden bir dize de çıkmadı değil hani;

“Neyse ki biz eylüldük de bitmezdik resimlerde

Sırasız, dengesiz, yapraksız öyle”