Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Amiga’dan Unutamadığım Oyunlarım

Biz Amiga döneminin çocuğuyduk. Abimler Commodore 64 döneminin çocuğuydu. Ben de çok çok ufakken yakaladım o devri ucundan. Hayal mayal hatırlarım, alet televizyona bağlanırdı, kaset çaları vardı, bir de klavyeli beyni. Kaset takılır, ekranda renk cümbüşü olur, oyun yüklenirdi. Joystick bağlı Commodore’da futbolundan savaşına bir çok oyun oynanırdı.

Sonra ben büyüdüm ve ilkokul yaşına geldim. Abimlerin de gazıyla babama “sözde” benim için Amiga aldırtıldı. Amiga denen olay büyük olaydı Commodore’un üstüne. Bir kere kendinden disketliydi, ayrıca bir kaset aparatına ve dolayısıyla kafa ayarına gerek yoktu. Monitörü ile birlikte geliyordu sanki matah bokmuş gibi. Oyunlar disketlerdeydi ve daha az yer kaplıyordu. Hem klavyesindeki tuşlarla hem de bağlanabilen joystiklerle oyun oynanabiliyordu. 2 kişi bir futbol maçında zevkle kapışıyordu. İşte o zaman tanıştık aşağı yukarı, sola sağa okları ile…

Bazı oyunlar çalışmazdı, ya da bazı özellikleri çalışmazdı çünkü megabyte’ı yoktu. Megabyte satın alıp içine taktırtınca açılırdı, çalışırdı o oyunlar. Yıllar sonra öğrenecektik o megabyte denen olayın aslında 1MB Ram olduğunu 🙂 İlkokul 1’den 5’e kadar ömrüm Amiga ile geçti. Şimdi şaşırıyorum o oyunları nasıl oynuyordum diye. 1 kelime İngilizce bilmeyen ben menajerlik olsun, savaş olsun, poker olsun bir sürü oyun oynuyordum…

Oyunları İzmir’de bugünkü Alsancak Reci’s Cafe’nin yanında kalan dükkanda bulunan Datasoft adlı Amiga ve Atari dükkanında alırdık. Ben oraya pek gitmezdim evden çıkıp uzaktı. Abim gider oyunları disket disket alıp gelirdi. Oyunlarda orjinallik falan yoktu. Diskete çekilirdi. Disketi ister yanında sen götürürdün, ister oradan satın alırdın. Datasoft’taki adamlar o oyunları o yıllarda nereden bulurdu bilemem. 1991 ile 1995 yılları arası. Ne internet var ne başka birşey. Tahminen Alamanya’dan getirtiyorlardı Alamancılara.

Bu yüzdendir ki Amiga oyun dağarcığım o zamanlar abilerimin bana dayattığı oyunlarla sınırlıdır. Bir ya da iki kere Datasoft’a benim de abimle birlikte. Gözlerimde ufak bir çocuğun fıldır fıldır etrafı inceleme büyüklüğü ve parlaklığı vardı tahminen. Dükkan bana kocaman ve çok etkileyici gelmişti. Raflarda çeşit çeşit joystikler, ortada oyun isimleri ve disket sayılarının yazılı bulunduğu bir klasör liste, bir tane ana bilgisayar ve disket sürücü gibi birşey. İstenilen oyunlar o bilgisayardan disketlere çekiliyordu.

Bahsettiğim dükkanı bilenler bilir aslında götüm kadar bir dükkandı orası. Ama çocukluğun ve görmemişliğin getirtikleri ile çok eğlenceli ve mutluluk verici bir dükkandı orası. Şimdi o hisleri  ve heyecanı en kral Best Buy mağazalarında bile bulamıyorum.

Bu çocukluğun verdiği heyecan Amiga oynarken başıma çok bela oldu ancak. Heyecanlanıp çok joystick kırdım ben elimde. Abimler isyan ediyordu artık. Joystik kırıldımı tamir edilebiliyordu (tahminen içindeki tel lehimleniyordu) ancak eskisi kadar sağlam olmuyordu. Joystiğin 4 bir yanındaki sensörlerden biri kırılyordu böylece sadece 3 yöne hareketi algılayan bir joystik kalıyordu elimize. Hiç biri işe yaramayan 🙂

Bu Amiga oyunlardından aldığım zevki bir daha hiç bir platformda tam olarak alamadım. PC oyunlarında da zevki oyunlar oldu ama Amiga kadar heyecan veren, sevindiren, kendinden geçiren olmadı. PS3, Wii ve XBox’ta şimdi inanılmaz efektler, görüntüler, sanal gerçeklikler var ama dönüp baktığınızda, hatırladığınızda sizi mutlu eden Amiga’nın kötü grafikli (tahminen 8bit), ufak kısa oyunlarıdır.

Hatırladığım kadarı ile benim en çok oynadığım Amiga oyunlarım şöyleydi.

Not: Resimlerin kötü rengine aldanmayın. Üstlerine tıklayınca güzel oluyor 🙂

KICK OFF 2

Kick Off 2, ileride Sensible World of Soccer’a dönüşecek olan oyunların ilk serisidir. Sanırım SWOS ile Kick Off’un yapımcıları arasında ortak bir kişi var. Yukarıdan izlenen futbol sahasında karınca gibi adamlarımız ile topu tutup gol atmaya çalışırdık. Abimlerle birlikte 3 kişi lig yapardık kendi aramızda. Kağıt kalem ile maçlar not tutulur, kuralar çekilir, puanlama ve averajlar tutulurdu. Her ligde bir farklı kişi şampiyon olurdu. Oynadığım ilk futbol oyunudur Amiga’da. Sanırım daha önce Commodore 64’te Microprose Soccer oynamıştım ilkokuldan önceki yaşlarımda abimgillerlen.

LOTUS ESPRITE TURBO CHALLENGE II

Lotus Espirite Turbo oyunu oynamış olduğum ilk araba yarışı olabilir. Lotus arabasının L’sini gerçek hayatta görmemiş Türk çocuğu olarak arabaya hasta kalmakla birlikte sağdan direksiyonlu bir araba yarışı oynamanın farklılığını daha o yaşta yaşamıştım. Çeşitli parkurlarda ister bilgisayara karşı, ister bir arkadaşınıza karşı yarış yapabiliyordunuz. Ekran ortadan ikiye bölünür üstteki bir arabayı, alt ekrandaki da bir diğer arabayı yönetirdi. Yarış seçenekleri arasında otomatik ve manuel vites gibi bir seçenekte mevcuttu.

TV SPORTS BASKETBALL

EA Sports’un ilerleyen yıllarda yapacağı NBA Live o zamanlar Amiga’da çoktan yapılmıştı. TV’den lig sunar gibi anlatılan oyunda NBA’dan bir şehir takımını seçip yönetmeye ve oynatmaya başlıyordunuz. Maç sırasında yorulan oyuncuları molalar alarak değiştiriyor ve NBA liginde galibiyetler alarak Play-Off ‘a kalmaya ve şampiyon olmaya çalışıyordunuz. Oyunun eğlenceli kısımlardan biri de arada komik komik televizyon reklamlarının çıkıyor olmasıydı, sanki devre arasında TV reklamı girmiş gibi. Aklımda kalan bir başka detay ise orta saha da oyuncuları yönetemediğimizdi. Kendi pota bölgenden çıktıktan sonra orta sahada otomatik ilerlerdi adamlar ve diğer pota görüntüsüne gelirdi. Çok zevkli bir oyundu. Uzun soluklu bir lig olurdu kaydedip diğer gün devam ederdik.

PIRATES!

Çok zevkli bir oyundu. Geminizi haritada, okyanusta, denizlerde sürerdiniz. Adalara, şehirlere, dükkanlara uğrardınız. Diğer gemiler ile kapışır, şehirleri yağmalamaya çalışırdınız. Ancak ben bu oyunu beceremezdim, çünkü ilerlemek ve anlamak için inanılmaz bir İngilizce gerektiriyordu. Kendinize bir kariyer belirleyecekken size çeşitli sorular sorardı. Ben de onları anlamazdım. Ve sonunda yenilip köle olarak ölürdüm 🙂 Şimdiki ingilizcem ile bu oyundan 10 kat daha çok zevk alacağıma şimdi eminim. Ama geçti…

SENSIBLE WORLD OF SOCCER

İşte efsanevi oyun SWOS. Her Türk gencinin elinden bir kere geçmiştir bu oyun. SWOS’un menajerliğini inanılmaz çok oynardım ben. Galatasaray’ı alıp Avrupa kupalarında şahlandırırdım diye hatırlıyorum. Yanılıyorsam düzeltin. Bütün Avrupa liglerinin takımları mevcuttu. Bir de para hilesi vardı. Yapın hileyi, gidip doldurun Galatasaray’ı İngiltere, İtalya ve Almanya liginin en kral oyuncularıyla 🙂

Golden Axe

10 numara FRP gibi Arcade oyundu. Diablo oyunu gibi 3 karekterden birini seçip mistik ve canavarlarla dolu bir dünyada bölüm bölüm ilerliyorduk. Her bölümün sonunda da bir bölüm canavarı olurdu. 3 karakter vardı, dişi savaşçı, erkek savaşçı ve baltalı cüce. İstersek 2 kişi oyuna girip önümüze gelen yaratığın ağzını yüzünü dağıtarak oyunu bitirebiliyorduk. Birde hatırladığım can iksirleri ve mana iksirleri topluyorduk. Mana iksirleri belirli bir sayıya ulaşınca büyü yapıp herkesin tepesine yıldırım indiriyorduk diye hatırlıyorum. Yanılıyorsam düzeltin… Bu oyunu abimle bitirmiştik. Oyunu bitirince de disketi bozulmuştu. Kendi kendini imha etmişti yani 😀

North & South

Çok gırgır, çok şamata bir Amerikan İç Savaşı strateji oyunuydu. Amerikan haritası üzerinde Kuzey Güney savaşını oynuyorduk. Orduları eyalet eyalet ilerletip, önümüze gelen düşman ordusuyla canlı olarak savaşıyorduk. Orduda topçular, atlılar ve piyadeleri ayrı ayrı yönetebiliyorduk. İleri de Sid Meier’in Gettysburg’ünde de benzerine rastlaşacağımız bir savaş platformuydu bu. Bir de haritada ordularımızın başına gelebilecek traji komik kazalarda oluyordu. Meksikalılar durduk yere bomba atıyordu, ya da Kızılderililer balta atıyordu. Bir de tren kovalamaca ve kale fethetmece gibi yan atraksiyonlu sahneleri de vardı oyunun. 2 kişi saatlerce kapışabilirdiniz Amerika için 🙂

Bir de oyunun ana ekranında, kurulum aşamasında domalmış fotoğrafçının götünü elleyince kıkırdıyordu hiç unutmam 🙂

Alcatraz

Alcatraz adasından kaçış. Görevimiz Alcatraz adasına çıkıp bekçileri alt ederek birilerini sağsalim ortadan kurtarmak. Heyecan dolu bir oyundu. 2 kişi de oynanabiliyordu, işleri daha kolaylaştırmak için. Ara bölümleri de vardı mesela bir binaya tırmanıp bir binada da birşeyleri halledebiliyoduk. O bölüm çok kasıyorsa es geçiyordum ben direk adamları kurtarmak için. Güzeldi…

Manchester United Europe

Bu oyunda kuş bakışı futboldan farklı olarak günümüzdeki gibi TV açısından oynana futbol oyunlarının ilklerindendir. Bu oyunda sadece Manchester United takımını yönetebiliyorduk ve Premier Lig ve Avrupa Kupalarında başarıya ulaşmaya çalışıyorduk. Çok eğlenceli bir futbol oyunuydu bu da… Tek başına oynamak için özellikle.

Test Drive II – The Duel

Günümüzde trafikte Porsche ve Ferrari’yi kapıştıran bir oyun hiç oldu mu bilemeyeceğim ama Test Drive II The Duel oyunu bunu Amiga platformunda başarmıştı. Porsche ya da Ferrari kullanma şansına ulaştığınız bu oyunda arabaya ya da ağaçlara çarptığınız anda cam çatlıyor ve oyun bitiyordu. Bir de çok hızlı gittiğinizda polis radarına yakalanıyordunuz ve kaçmaya başlıyordunuz polisten 🙂

Maria’s Xmas Box

Ahh Maria ahh. Nasıl unutabilirim bu oyunu. İlk oynadığım ve poker öğrendiğim oyun. Sırf bu oyun için ansiklopediden (Cumhuriyet Ansiklopedisi) poker oyununu okuyup serileri öğrenmeye çalışmıştım. Belki de Maria hayatımda sanal olarak soyduğum ilk kadın, Maria’nınkiler de gördüğüm ilk memelerdir. İngilizcem olmadan poker oynamış, blöf yapmayı burada öğrenmiştim 🙂

Pool

Çok da zevkli olmayan bir bilardo oyunuydu belki de. Grafik olarak pek tatmin etmezdi ama bilardonun basit mantığını barındırıyordu. Beyaz topa hangi açılardan nasıl vurulursa nasıl gideceğini o yaşlarda az çok anlamıştım bu oyun sayesinde. İnce görme, falso verme, abanma gibi hareketler ile topları sokmaya çalışıyordum işte deliklere 🙂

Batman the Movie

Batman’in o zamanlar filmi yeni yeni çekilmeye başlamıştı. Amiga’ya da oyunu düşmüştü. Çeşitli bölümlerden oluşan oyunda herşeyden az biraz vardı. Arcade olarak ilerleyip adam dövme, Batmobil kullanarak zamana karşı yarış yapma, Batman Jet’ini kullanarak balonları patlatmaca ve Joker’in bıraktığı bulmacayı zamanında çözerek bölümleri aşıyorduk. En sonunda da Joker ile karşılaşıp pataklıyıp yeniyorduk. Heyecanlı ve çok eğlenceliydi. Zaman geçip de kaybetmeye yakınlaştıkça aşağıdaki Batman silüeti Joker’e dönüşürdü onu hatırlarım.

Arnie

Bu oyunun grafikleri bugünkü Flash bazlı oyunlar gibi güzeldi. Ancak şimdi okuduğum kadarıyla Green Berret diye bir oyunun kopyasıymış sanırım. Bilemeyeceğim hiç duymadım ama bu oyunda askerimiz ile bir Arap kentinde teker teker hepsini öldürerek ilerliyorduk. Zevkliydi.

Barbarian

Bu oyun orjinalinde bir Commodore oyunuydu sanırım ama hatırladığım kadarıyla Amiga’mda da vardı. İkili bir kılıç dövüşü oyunuydu ve sonunda kazanan taraf, kaybeden savaşçının kafasını uçuruyordu. Bir tane de kaplumbağa gelip o kafayı dövüş alanından dışarıya çekiyordu. Kafa koparma sahnesi ile çok eğlenceli bir dövüş kapışmasıydı.

Double Dragon

Fındık fıstık oyunlardandı. O zamanlar Double Dragon filmi sanırım meşhurdu, abimde o yüzden almıştı. Jetonla oynanan sıkıcı Atari oyunlarındandı. Bölüm bölüm ilerleyip önümüze geleni pataklıyorduk. Karakterin elinde kırbaç mı zincir mi ne olduğunu anlamadığım birşey olurdu onunla gelene geçene vururdu 🙂

Ninja Rabbits

Bu da Amiga ilk geldiğinde bir kutu dolusu disket içinde gelen oyunlardan biriydi. Ama ilk Amiga günlerimde inanılmaz sarmıştım bu oyuna. Tavşanımız kırsalda başladığı mücadelesine şehire kadar ilerleyip robotları karate hamleleri ile pataklayarak devam ediyordu. Neye karşıydı bilemiyorum, küresel ısınma mı, doğanın kirlenmesi mi? Ama iyi karate biliyordu ve havuç yiyerek kuvvet buluyordu 🙂

The Simpsons: Bart vs the World

Simpson’ın da ilk yıllarıydı ve onun da bir Amiga oyunu çıkmıştı. Karma bir oyundu, bütün Simpsons karakterlerini barındırsın diye. Bir puzzle oyunu vardı, bir kollu jackpot oyunu, bir de Bart Simpson’ın Çin Seddi kaykay yaptığı bir oyun vardı. En güzeli de oydu. Aslında şimdi düşünüyorudum da çok vasat bir Simpsons oyunuydu.

Shadow Dancer

Son Amiga oyunlarımdan biriydi. Bir Ninjamız var çeşitli platformlarda kendisine saldıran adamları pata küte dövüp ilerliyor. Bir de yardımcı köpeğiniz vardı, atıl kurt diyordunuz saldırıyordu elemanlara. Bir de üzerinize karpuz atan düşmen ninjalar vardı. Sonra yıllar sonra anladım ki onlar aslında yeşil disklermiş, karpuz değil. Demekki neymiş, oyunun grafikleri kötüymüş 🙂

Hostages

Bir binada rehineler alınır ve Swat olmasa da Delta özel timi olarak sizin göreviniz minimum hasar ile onları kurtarmaktır. Önce adamlarınızı teröristlere görünmeden binaya yerleştirmeye çalışırsınız tutulan yuvarlak ışıklardan kaçırarak onları. Sonra sniperınız pencerelerde duran teröristleri indirir, ama dikkat edin pencerede rehinelerde olabilir. Sonra da binaya camlardan uçarak girilir ve rehine kurtarma savaşı başlar 🙂 Çok başarılı bir oyundu bence dönemine göre.

Terminator 2: Judgement Day

Terminatör’ün yakıp yıkıp geçtiği yıllar sinemalarda. Hemen oyunu da yapılmıştı. Vasat bir oyundu ama oynamaya değerdi. Silahla kapışma oyunları, motorsikletli kaçış oyunu bir de araya bir puzzle oyunu. Fena değildi.

Farmville’de Köy Ağasıyım

Ekim’in son haftası gibi o meşhur Farmville modasının başladığı dönemlerde ben de sardım bu oyuna. Zevkliydi, fazla kastırmıyordu adamı. Zaten oldum olası sevmişimdir böyle şehir, hastane, otel kurmacalı oyunlara. Bu onlardan daha eğlenceliydi çünkü gerçek arkadaşlarınız ile aynı ortamda oynama ve yarışma şansınız vardı. Tatlı bir rekabet ortamı.

Tabii ben eski Ultima Online’cılardan olarak karakter kasmanın ne olduğunu iyi bilirim. Kanımızda vardır biz UO’cuların karakter kasmak 🙂 Ben bir haftada 20.level oldum, ve durdurulamaz yükselişim böylelikle başlamış oldu.

İlk başlarda tarlanız çok ufak ve kaynaklarınız sınırlı olduğu için biz iktisatçıların bir terimi olan “Fakirlik Kısır Döngüsü’nü” kırmanız gerekiyor. Bunun içinde başlarda sık sık ekip, hiç ürün çürütmemeniz ve bol bol komşularınıza yardım etmeniz gerekiyor. Sınırlı paranızı da sadece ve sadece tohumlara yatırmanız lazım. Eğer coşup dekorasyonlara, hayvanlara ve ağaçlara para yatırırsanız kendinizi tam fakirlik döngüsünde bulursunuz. Ne tarlanızı ekip biçecek paranız kalır, ne de oynama zevkiniz.

Kesinlikle ağaç ve dekorasyonları komşularınızdan, arkadaşlarınızdan gelecek hediyeler ile tedarik edin. Bu yüzden bir çok komşuya ihtiyacınız olacak. Çekinmeyin samimi olduğunuz olmadığınız bütün Facebook arkadaşlarınıza komşuluk teklif edin. Yanlış anlaşılmayacaksınız, çünkü herkes çıkarının peşinde. Her gün size potansiyel hediye gönderecek olan insanlara bedava hediyelerden gönderin. Gönderin ki onlar da sizi farkedip, bir dahaki hediye gönderişlerinde sizi de o listeye katsınlar.

İlk başta 12×12 olan tarla boyutunuzu, zaman içinde ekip biçerek ve komşular edinerek en kısa sürede 22×22’ye yükseltmeye bakın. 20×20’ye yükseltmedende ev, dekorasyon işlerine pek girmeyin bence. Bu tip hareketler için ayıracağın kareler yüzünden günde elde edeceğiniz tecrübe puanınız düşecektir.

Biraz palazlanmaya başladığınız zaman Ribbonlar denilen görevleri de tamamlamaya çalışın. En kolay elde edebileceğiniz şeylerden başlayın. Çeşitli ağaçlardan meyve toplama, çeşitli tohumlardan ürün toplama, hediyelerinizi biriktirme, arkadaşlarınıza yardım etme gibi basit görevleri yerine getirip kurdela topladığınız zaman size tecrübe ve para ödülü verecek.

Tarla boyutunuzu 22×22’ye yükselttiğiniz zaman inanılmaz bir güç oluyorsunuz. Tam bir Endüstriyel Tarım kuruluşu gibi oluyorsunuz. Ben bu oyunu elimde hesap makinesi ile ince hesaplar ile oynayarak 2.5 ay gibi bir sürede 250Bin tecrübe puanı toplayarak oynadım, ve geçen gün de jübilemi yaptım.

Hesap yapın, ilk başladığınızda 12×12 boyutunda ufak bir tarlaydınız. Yani 144 adet parseliniz vardı. Bu parsellerden 12 saatlik 2 hasat ektiğimizi düşünürsek bir günde edebileceğiniz maksimum tecrübe 144×4= 576 tecrübedir. 2 hasat için iki ekim tecrübesi, iki de çapalama tecrübesi hesapladım. Ancak tarlanızın boyutu 22×22 olduğunda 484 parsele sahip olacaksınız. Aynı şekilde 12 saatlik 2 hasat sonucunda 484×4’ten 1936 tecbüre puanına eşit olacak. Bu da ilerleyen tecrübe seviylerinde, seviye atlamak için gerecek olan 10bin tecrübe puanına 5 günde ulaşmak demek.

Ancak oyun, tarla büyüyüp de hergün rutin bir şekilde ekip biçmeye bağlayınca sıkıcı olmaya başlıyor. Benim son 1.5 ayım çok sıkıcı olmaya başlamıştı. Gözüme bir 250bin seviyesini dikmiştim. Ayrıca oyunu oynamayı bitirirken de kafamda oluşturduğum bir şekil ile bitirmek istediğim içni pes etmiştim. Tam bu sırada, aklıma bunun makrosu olabileceği geldi. Ve de buldum. Bir çok kişinin kullandığı bir makro programına tarlama uygun bir makro ayarladım. Bir de speed hack programı edindim. Böylelikle bir tarlayı baştan aşağıya toplama, çapalama ve ekme sürem maksimum 5 dakikaya düştü… Eğer sıkıldıysanız ekip biçmekten siz de bir makro programı edinin ve bırakın bütün işinizi o halletsin 🙂

Peki ben jübile olarak ne yaptım Farmville’de?

Valla her toprak sahibinin yurdumda yaptığı ya da yapmak istediği birşey yaptım. Tarlamı bozdum ve param ile resimde görmüş olduğunuz üzere güzel bir site yaptım. İçinde 1 villa, 2 estate, 2 çiftlik evi, 4 cottage, 2 log cabin’den oluşan, etrafı çevrili bir site diktim. Bir güzel ağaçlandırdım. Havuzlar, cumbalar ile süsledim. Bir market, bir postane, bir çiçek tezgahı, bir manav tezgahı, bir de tamirhane diktim, oturanlar ihtiyaçlarını karşlasın diye. Sitenin arka taraflarında da güzelce bir koru yaptım. Ama oynarkan karakterimin özünü de unutmadım ve koru ile ayırdığım bir alanda da butik çiftçiliğe geçtim. Bütün hayvanlardan azar azar ama kalitelilerinden oluşan bir ahır, bir de ustalaştığım (mastery) kaliteli ürünleri ekip biçtiğim butik bir tarla yaptım.

Tarım toplumundan mütahit toplumuna, butik toplumuna geçtim. Sanki Alaçatı gibi oldu biranda Farmville benim için 🙂

Bejeweled’da Rekor Kırmanın Yolu

Bejeweled oyununa eğlenceli olur diye başlayayım dedim bundan 1 ay önce. Son dönemlerdeki en eğlenceli anlarım zaten Facebook ve yancıkları sayesinde oluyor.

Oyun güzel, daha önce benzeri oyunlar oynardım. Ama onlarda 1 dakika gibi can sıkıcı bir kısıtlama olmazdı. Bu oyun 1 dakikada imkansızı istiyor adamdan. 1-2gün denedim ve maksimum 70K puan yapabildim. Millet ise 300K’larda falan geziyordu.

Bilemiyorum onlar nasıl yaptı, alın teri mi yoksa hile mi ama benim bir türlü onlara ulaşamam, bu işte bir puştluk olabileceği fikrini aklıma soktu ve hemen ufak çapta bir araştırma ile oyunda çok kolay rekorlar kırabileceğimi anladım. Ve netekim geçtiğimiz 3 hafta boyunca 600K 700K gibi çılgın skorlara ulaşarak bütün Bejeweled oynuyan Facebook arkadaşlarımı kıl ettim 🙂

Ama tabii hile ile yapılan başarı ve rekor bir yere kadar tatmin ediyor… Buradan da size yol gösteriyorum nasıl yapılacağına dair. Olay basit, Flash destekli oyunun hızını düşürerek 1 dakikalık süre oluyor size 15 dakika. Ee 15 dakikada da vur o jewela, patlasın bu  jewel.

Adım adım hile;

1- Öncelikle hilemiz için hile programına ihtiyacımız var. Cheat Engine bu iş için uygun bir hile programı. Hemen şu adresten edinip, kuruyoruz: http://www.cheatengine.org/

2- Facebook’tan Bejeweled oyununu açıyoruz ve Play tuşuna basmaya hazır olduğumuz ekran gelene kadar oyunu yüklüyoruz.

3- Oyun yüklenince Cheat Engine programını çalıştırıp, resimdeki gibi Process kulakçığından internet tarayıcımızı seçiyoruz. Ben Firefox kullandığım için doğal olarak onu seçiyorum, siz Internet Explorer kullanıyorsanız onu seçin.

4- Programımızı seçtikten sonra ekranın sağında görünen “Enable Speedhack” seçip, hızımızı 0,05 yapıp Apply’a bastıımız gibi Bejeweled oyunu artık bir tosbağa gibi ağır ağır çalışmaya başlıyor. Bu da size rekorlarınızı kırmanız için gerektiren süreyi sağlıyor. Internet tarayıcısına dönüp “Play” tuşuna basarak oyunu başlatıp oynamaya başlıyorsunuz.

CERN Tesislerinde Gordon Freeman

tn

Gordon Freeman’ı bilenlerin yüzünde ince bir tebessüm oluşmuştur. Nerd sitelerin birinde denk geldim bu olaya. Fotoğrafta görmüş olduğunuz kişi, bir CERN mühendisi ve Half Life oyun serisinin ana karakteri Gordon Freeman’a çok benzemektedir. CERN de Half Life’ın hikayesine çok uygun bir ortamdır.

Kimdir peki Gordon Freeman? Vikipedi diyor ki;

Dr. Gordon Freeman, Valve Software tarafından geliştirilen Half-Life dizisinin hayalî baş karakteri.

Yayımlanan karakter çizimlerinde Gordon, gözlüklü, atletik yapılı, keçi sakalı olan bir karakter olarak görülmekte.

Seattle, Washington doğumlu olan Gordon, oldukça genç bir yaşta kuantum mekaniği ile görelilik alanlarına karşı ilgi göstermiştir. Çocukluk kahramanları arasında Albert Einstein, Stephen Hawking ve Richard Feynman yer almaktadır.

1990’ların başında İnnsbruck, Avusturya gezisi sırasında, Deneysel Fizikler Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen seri ışınlanma deneylerini gözlemlemiş, burada gördüklerinden sonra ışınlanma için eylemsel uygulamalar, Gordon’un tutkusu olmuştur. 1999’da doktorasını MIT’den hazırladığı tez ile alır.

Işınlanma araştırmaları konusunda atılan yavaş adımlar dışında akademik araştırmalar için sağlanan düşük gelir, Gordon’u özel sektörde bir iş aramaya yönlendirir. Bu dönemde Black Mesa Araştırma Tesisinde çalışmakta olan, Gordon’un MIT’den akıl hocası Dr. Isaac Kleiner tarafından gelen iş seçeneğini Mayıs 2000’de kabul eder. Kabul ettikten sonra kendisine bir deney teklifi gelir. Ama işler yolunda gitmez ve Black Mesa’da çok büyük bir patlama olur ve uzaylılar dünyayı işgal eder. Gordon bu olaylardan sonra, yüzeye çıkıp dünyaya haber salmayı planlar.Ama işler yolunda gitmez Xen’li yaratıklar ve U.S Marines askerleri Gordon’un yolunu keser ve macera başlar.

İşte Half Life oyunu ile CERN arasındaki benzerlikler budur. Oyunda Black Mesa çölün ortasında yeraltında yer alan uçsuz bucaksız bir deney tesisidir. Burada ışınlama gibi bir çok uçuk deney üzerinde çalışılmaktadır. Ancak bir ışınlama deneyi sırasında bir kaza olur ve hikaye başlar. İşte CERN’e bu noktada çok benziyor. Ee hem de CERN’de sevilen karakterimiz Gordon Freeman’a benzer bir çalışan görülünce, oyunun hayranları acaba Half Life gerçek mi oluyor diye endişe etmişler… Ancak Half Life aksesuarları ile bu adamı ikna edip fotoğraf çekmeyi de es geçmemişler 🙂

Twister Bayanlarla Oynanacak Bir Oyundur

sexy-twister-20

Erkek erkeğe bir çok masaüstü ya da kart oyunu oynayabilirsiniz. Mesela tavla, okey, iskambil oyunları, Monopoly, Risk belki zorlarsak Tabu. Hatta, bu oyunları erkek erkeğe oynarsanız, kadınlarla oynamaktan daha çok zevk alırsınız. Her türlü hayvanlık, terbiyesizlik, fırfır yapabilirsiniz. Zevklidir.

Ancak bazı oyunlar vardır ki, erkek erkeğe oynarsanız sıkıcılıktan öte, gay bir hal alabilir. Bunların en belirgini şişe çevirmecedir. Erkek erkeğe şişe çevirmece oynuyorsanız ya gaysinizdir. Ya da gaysinizdir. Hepimiz gayiz zaten ama şişe çevirecek kadar değil 🙂

Erkek erkeğe oynanmayacak oyunlardan, ticari bir başarıyla üretilip satılan en başarılı oyun Twister’dır. Hani şu çarkıfelekimsi panosunu çevirip, denk gelen renk ile el ve ayaklarınızı yere serili Twister muşambasındaki renkli dairelere koymaya çalıştığınız oyun.

Bu oyun, rakibiniz ile maksimum fiziksel temas sağladığı için erkek erkeğe oynaması gaydir. Bu oyundaki amaç zaten kazanmak değil. Siz bir kızı sizinle twister oynamaya ikna edebiliyorsanız, kızla flört halindesinizdir ya da bir cinsellik için kesişiyorsunuzdur. İşte bu oyun iki tarafında bir türlü cesaret edemediği fiziksel teması sağlar bu ikiliye. Oğlan ile kız sürtünür durur 🙂 Ten uyumu yakalanırsa muşamba üzerinde oyun bitirilebilir 🙂

Twister seksi bir oyundur. Amerika’da gençlik arasında popülerdir, hele hele ev partileri ya da Spring Breaklerde bolcana oynanır. Erkek erkeğe oynanmadığı gibi, kız kıza oynanırsa yemeden yanında yatılarak zevkle izlenebilir. Bu savımı desteklemek için sizlere bir çok resim sunuyorum 🙂