Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Mental Formspring

    Arşivler

    pornomadokunma.blogspot.com

    Referandumda Oylanacak Anayasa Değişikliği Maddeleri

    Bunu paylaşmak vatandaşlık görevim. Benim halkım 12 Eylül günü verdiği oy ile anayasada nelerin değişeceğini ne yazıkki bilmiyor, bilmediği gibi de öğrenmek için bir çaba sarfetmiyor. Sağolsun birisi karşılaştırmalı olarak mevcut anayasamızdan nelerin çıkarılıp neler eklendiğini çok güzel bir şekilde hazırlamış. Buyrun dikkatlice okuyup anlamaya çalışın, oyunuzu bilinçli bir şekilde, doğru bulduğunuz şekilde verin.

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    İsrail, Türkiye, Gazze, Hamas ve Mavi Marmara

    Sıcağı sıcağına yazmak istemedim. Bu tip konularda halkımızın ortak özelliği olana galeyana gelme, gaza gelme, coşma ve bunların sonucunda sonradan saçma bulacağım yorumlar yapmaktan korktum. Netekim herkes yaptı bu benim yapmaktan kaçındığım yorumları. Herkes Neo Nazi oldu, Yahudilere ölüm dedi, kahrolsun İsrail dedi, Adolf Hitler sempatizanı oldu, keşke bütün yahudiler ölseydi dedi… Ki bunu diyen bazı arkadaşlarımın yahudi tanıdıkları da vardı.

    Benim ilk tepkim “Hassiktir olamaz” oldu. Olmamalıydı. Ortadoğuda teröre ve Araplara karşı müteffik olması gereken iki ülke böyle savaş ile karşı karşıya gelmemeliydi. Ama geldi…

    Bu 2 gün önce bir anda gerçekleşen bir olay değil. Bunun tohumları sayın RTE’nin Davos’ta Gazzenin koruyuculuğuna soyunduğu o “One Minutes” olayında atıldı. Tohum tuttu ve Mavi Marmara olayı gerçekleşti.

    Hükümet bu olayın yaşanmasını engelleyebilirdi. İsrail böyle bir şey istemediğini deklare etmişti. Gelmeyin demişti açık açık. Hükümet eğer bu gemilerin illa gitmesini istiyorsa gemileri koruyabilirdi uluslararası sularda.

    IHH nasıl bir örgüttür bir fikrim yok. Bu tip derneklere genelde inancım hiç yoktur benim. Yok Cansuyu, yok Deniz Feneri, yok IHH bunlar benim gözümde aynıdır. Cemaat işi, halkın duygularını sömüren, cukkayı götüren vakıf ve derneklerdir bunlar.

    İnsani yardım için bebek ya da çocuğun o gemide işi neydi bilemem. Uluslararası bir hareketti bu, yurtdışından bürokratlar da vardı belki de. Ama gözgöre göre gittiler olacakların üstüne doğru.

    İsrail’in yaptığını da savunmuyorum. Gemiye komando çıkartıyorsun, bari plastik mermi kullan her ihtimale karşı. Sonuç olarak bu adamlar sivil, sana saldırırsa onları öldürmeden etkisiz hale getirmeyi de bilirsin.

    İsrail Gazze’yi kuşatmış. Orada insanlar zor durumda kabul. Yiyecek, giyecek, su gibi temel ihtiyaçları için İsrail’in eline bakıyorlar. Etrafları dev duvarlar ile sarılmış, hapsolmuşlar. Ama suç Hamas’ın. Hamas yönetime geldiğinden beri İsrail ile sorunlar zirveye ulaştı. Batı Şeria’yı örnek alırsanız, El Fetih yönetimindeki bu bölge ile İsrail’in pek sorunu bulunmuyor.

    Gazze ise denize kıyısı, Mısır’a sınırı olmasına rağmen dünya ile bağlantısı kesildi. Mısır bile Gazze’ye sınırını açmamış bir Arap olmasına rağmen. Ama benim ülkem Osmanlı’lığını konuşturup kahramanlık yaparak Gazze’ye yardım ediyor. Gazze’deki sivil halka üzülüyorum.

    Araplar’a da kızıyorum. Arap ırkını pek sevmem. Dünyanın zenginliği üstünde oturuyorlar, kazanıyorlar ama bu dünyaya 1 gram katkıları yok. Bu kadar çok petrol geliri, dünyanın zenginliği ellerinde iken, insan hakları, kadın hakları ve demokrasiyi katlediyorlar. Bu kadar para ile bilim üretmiyorlar, icatlar yapmıyorlar. Varolanın üstüne birşey katmayıp sadece tüketim yapıyorlar. İsrail’in çölün ortasında cürmük kadar toprakta yaptığının 10′da birini Arap Birliği üyeleri yapmıyor. Araplar’ın Türkler’i sevmediğini bilmem de beni onlara karşı daha soğuk yapıyor. Adamlar Osmanlı’da sırtımızdan vurmuş. Bugünkü Taksim meydanında sallanan Filistin Bayrağının aslında Osmanlı’daki isyankar Arapların kullandığı bayrak olduğunu biliyor muydunuz?

    Yahudiler de PKK ile Hamas’ı karşılaştırıyorlar. Biz PKK’ya yardım diye tırları doldurup yola çıkartsak ne yaparsınız diyorlar? Tamam kabul ediyorum ikisi de aynı şey değil. Hamas bir toprağı yönetiyor ve Gazze’de seçimle başa gelmiş, PKK’nın böyle bir durumu yok, o 3 ülkeden de toprak almak için terör yapıyor. Ortak noktaları masum sivilleri öldürmeleri…

    Toparlamak istiyorum. İsrail ve Türkiye birbirine muhtaç iki müttefiktir bu ortadoğuda. AKP hükümeti ortadoğunun liderliğine soyunduğu için İsrail ile sürtüşmektedir. Gazze’nin kurtarıcılığını yapmaya çalışmaktadır, bunun için de kendisi direkt yapamadığı hareketleri İHH gibi sivil toplum örgütlerine yaptırtmaktadır. Bu ilişkiler her iki ülkenin de yönetimi değişmeden düzelmeyecek gibi. Araya gerekirse yine ABD girecek arabulucuk yapacak ama şu an için bu mümkün değil.

    Tek korkum bu olayların Türkiye’deki Musevi azınlığa bir tehdit oluşturması. Yapar çünkü bizim halkımız İsrail’e kızar gider kendi musevi vatandaşından hıncını alır. Allah korusun.

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    27 Mayıs Türkiye’nin Utanç Günüdür

    Bugün 27 Mayıs. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 12 Eylül’den de daha utanç verici tarihi günlerinden biri bugün. Bundan tam 50 sene önce, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk ordusu ilk kez demokratik Türkiye Cumhuriyetinin yönetimine müdahele ederek yönetimi ele geçirdi.

    İktidarda olan Demokrat Parti yöneticileri tutukladı ve kendine uygun yeni bir düzen kurmaya başladı. Halkın çoğunluğuyla seçilen milletvekilleri ve yöneticiler yargılandılar. Sonucunda da bu ülke 1′i başbakan, ikisi bakan olmak üzere 3 kişi idam edildi… Bunlar başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu veMaliye Bakanı Hasan Polatkan idi.

    Demokrat Parti tek partili dönemden çok partili döneme geçişte İsmet İnönü kontrolündeki CHP’ye karşı çıkan ilk parti olarak 3 seçim üstüste halktan %50′ye yakın oy almayı başararak tek başına iktidar olmuş bir partiydi. İlk başkanı Celal Bayar cumhurbaşkanı olduktan sonra ikinci başkanı Adnan Menderes de 10 yıllık tek partili iktidarı boyunca başbakanlık görevini üstlenmiştir.

    Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile ülkede Atatürk dönemindeki gibi bir kalkınma ve yatırım hareketi boy göstermiştir. Liberalizm ve Demokrasi sloganı ile yola koyulan Demokrat Parti döneminde kimisi başarılı, kimileri ise başarısız olarak çeşitli otoritelerce farklı farklı değerlendirilebilecek bir çok hareket ve yenilik gerçekleştirilmiştir. Başlıca icraatlar arasında ezanın orjinal okunması, Kore’ye asker gönderilmesi, Türkiye’nin Nato kurucu üyeliği, Türk ordusunun modernizasyonu, halkevleri ve köy enstitülerinin kapatılıp öğretmen okullarına dönüştürülmesi, tarımda makineleşme atağı, Erdemir-Çelik işletmesinin kuruluşu, Türkiye Vakıflar Bankasını kuruluşu, Kıbrıs Türklerine el altından örgütlenme desteği, İstanbul’un ilk büyük bulvarlarının (Millet Caddesi, Vatan Caddesi, Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi ve şimdi yerinde E5 olan Edirne Asfaltı) planı ve inşaatı, ODTÜ ve KTÜ’nün kuruluşu, vatanın birçok yerine asfalt yol planlarının ve inşaatlarının gerçekleştirilmesi gibi icraatları olmuştur. Bunların içinde üzüldüğüm ve hep anlatılan Köy Enstitülerinin kapatılması olmuştur. Ancak bu hareketin o dönemin şartlarını göz önüne alarak değerlendirilmesini düşünüyorum. Belki de bu kendi siyasi gelecekleri için alınmış bir karardı.

    Her sanayileşen ülke ekonomisi gibi, Türkiye ekonomisi de 3. Demokrat Parti hükümetinde sıkışmıştı. İlk IMF anlaşması da bu zaman olmuştur. Ülke CHP ve DP olarak ikiyi bölünmüş ve çeşitli öğrenci olayları ve 5-6 Eylül’de İstanbul Rumlarına karşı çıkan olaylar ile gündem iyice gerilmişti. Buna bir de İsmet İnönü’nün kin dolu ve orduyu gazlayan açıklamaları da eklenince Türk ordusu tarihinde ilk kez cumhuriyete müdahelede bulunup yönetime el koydu. Radyoda sesi duyulan kişi Albay Alparslan Türkeş idi…

    DP’li bürokrat ve milletvekilleri tutuklandı, toplandı. Yargı süreci başladı ve sonucunda da, bütün dünyanın yapmayın etmeyin demesine rağmen Adnan Menderes ve iki arkadaşı büyük bir ayıp ile asıldı.

    Diyorlar ki İsmet İnönü isteseydi bu idamları durdurabilirdi. Adnan Menderes ve arkadaşlarına idam edilmeden önce yargılama süresince sayısız işkencede bulunulmuş. Hatta idam kararı çıkmış olmasına rağmen aşağılarcasına Adnan Menderes’e prostat kontrolü yaptırmışlar. Bir ülkenin başbakanına kendi ülkesi bunları yapmamalıydı. Darbeci mahkemenin suçlamaları Adnan Menderes’e karşı uzun ve komik bir listeydi;

    • Bebek Davası: Doktorunu, sanatçı Ayhan Aydan’dan doğan gayri meşru çocuğunu öldürmeye azmettirmekle suçlandı. Milli Birlik Komitesi başkanı Cemal Gürsel davanın kapalı oturumda yapılmasını istemiş ancak cuntanın diğer üyelerinin karşı çıkmaları sonucunda mahkeme bu isteği reddetmiştir.
    • Örtülü Ödenek Davası: Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı. 13 oturum sürdü ve 2 şubat 1961 de suçlu olduğu yönünde karara varıldı. Yürürlükteki kanunda örtülü ödenekteki kaynakların Başvekil tarafından sınırsız olarak ve kayıt tutulmadan harcanabileceği açıkça belirtildiği halde, bu mahkeme 10 yıllık Örtülü Ödenek kayıtlarını istedi. Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları açıklamadığı için bu dava sonucunda 4,877,780 lirayı zimmetine geçirmekten suçlu bulundu ve paranın tahsili için Aydın’daki arazilerine el kondu. Örtülü ödenek davası konuşulurken savunma tarafı, Amerikan gizli servisinin Türk istihbarat servisine para vererek Menderes’in telefonlarını dinletirecek kadar teşkilata hakim olduğunu iddia etti.. Menderes ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, suçlunun o dönemin MİT müsteşarı Behçet Türkmen olduğunu iddia etti.
    • 6-7 Eylül Olayları: 6-7 Eylül Olayları’na önceden haberi olduğu halde olarak müdahele etmemek,
    • Vatan Cephesi: Kurulan bir örgütü başka bir sınıf üzerinde baskı aracı olarak kullanmak,
    • Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmıştır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü’nü yapan (1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilen) Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi verdiğini belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan’ı bu davadan da suçlu bulmuştur.
    • İstanbul’da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek,
    • Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
    • Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
    • Döviz Yasası’nı ihmal etmek,
    • Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
    • Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
    • Kırşehir’in haksız olarak ilçe yapılması,
    • Yargı bağımsızlığının ihlali,
    • 1957 seçimlerinin erkene alınarak kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi,
    • Tahkikat Komisyonu’nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
    • CHP’nin mallarına “haksız” yere el konulduğu iddiaları,
    • Anayasa’yı ihlal.

    Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu.

    27 Mayıs ile başlayan ordunun politikaya müdahelesi günümüze kadar sürdü. Günümüzde ordunun siyasete ve demokrasiye müdahele etmemesi gerektiği ancak daha yani tartışılabiliyor ve karşı konulabiliyor. Osmanlı’dan beri süre gelen bu ordu ve siyaset geleneği umarım artık son bulur. Ordu asli görevi olan vatanı koruma işine konstantre olur. 27 Mayıs’ta ekilen tohumlar 12 Eylül’de biçildi… Her darbe ve muhtıra ülkeyi bir 10 yıl geri götürdü.

    Demokrat Parti genç cumhuriyetin yükselen yıldızı idi. Demode kalmış devletçi ve halkçı, sosyalistliğe kayan bir çizgide bulunan CHP’ye karşı sağçı ve liberal bir alternatifti. DP darbe ile kapatıldı ardından Adalet Partisi geldi ve bir seçim sonrasında yine tek başına iktidar oldu. Adalet Partisi gitti Doğru Yol ve Anavatan geldi. Hepsi Demokrat Parti’nin açtığı yolda ilerlediler. Sayın Recep Bey bugünlerde diyor ya biz Demokrat Parti gibiyiz diye… Ben bu görüçe katılmıyorum, AKP içine Demokrat Parti geleneğinden gelmiş bürokatlarla aşılanmış bir Milli Selamet devamıdır…

    Adnan Menderes beyfendi biriydi. Kendisine de yakınları Adnan Bey derdi. İsmet Paşa’nın askeri rütbesine karşı halktan gelme bir beyfendi karşı koydu. Yargılamalar sırasında bile halkın sevdiği ve halkın gücü arkasında olmasına rağmen nezaketini hiç bozmadı. Kendisini darağacına gönderen hakimlere bile “Sizin de değerli vaktinizi” aldık gibi bir söz etmiş. İnfazından önceki son sözü de “Kimseye dargın değilim. Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum” imiş.

    Ne geçti peki bu ülkenin eline geri gitmekten başka? Hiçbirşey. Yıllar sonra idam edilenlerin itibarları geri verildi. Adları üniversitelere, caddelere, havalimalarına verilerek ülkenin kamu vicdanı rahatlatılmaya çalışıldı. Bunda da öncü Turgut Özal’dır. Sezar’ın hakkı Sezar’a demiştir.

    11 Nisan 1990′da TBMM tarafından kabul edilen 3623 sayılı kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi. Meclisteki oylamada; ANAVATAN ve DYP milletvekilleri evet oyu kullanırkan, SHP’lilerin büyük çoğunluğu “çekimser” bir kısmı “ret” oyu kullandı. Aynı kanun uyarınca naaşı, 29.vefat yıldönümü olan 17 Eylül 1990 tarihinde İmralı’dan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve yüzbinlerce vatandaşın katıldığı bir törenle İstanbul’da Vatan Caddesi’nde kendisi için yapılan anıt-kabir’e taşındı. Menderes’in 1958 yılında hizmete açtığı bu caddenin adı 1994 yılında dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklifiyle Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirildi.

    Menderes’in adı, İzmir’deki uluslararası havalimanına (Adnan Menderes Havalimanı), Aydın’da kurulan üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi), İstanbul’daki Adnan Menderes Bulvarı dahil Türkiye’nin birçok şehrinde çeşitli caddelere verildi.

    Adnan Menderes ve diğerleri bu ülkenin bir yerlere gelebilmesi için verdiği kurbanlardandı. Demokrasi şehitleriydi. Bir insan halkın seçimi ile iktidara geldiğinde ne kadar hatalı işler yaparsa yapsın, onu oradan ancak halk indirerek cezalandırabilir. İdam vatan hainlerine yaraşan aşağılayıcı birşeydir.

    Toprağın bol olsun Adnan Menderes. 80 küsur yaşındaki babannemin duvarında resmin asılı dururdu, bakardım çocukken kim bu diye. Babam hayal meyal bir İzmir mitingini hatırlar ufak çocukken. Babannem Cumhuriyet Meydanına gelmiş olan Adnan Bey’i dünya gözü ile görmek için evine yakın olan meydana gitmiş babamı da kolundan tutup götürürek. Hiçbir devrim kolay olmuyor.

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Deniz Baykal’ın Seks Kaseti Üzerinden Siyaset Yapmak

    Wikipedia diyor ki Seks ile ilgili olarak;

    İnsanlar, yunuslar ve bonobolar cinsel ilişkiye sadece üreme amacı ile girmezler. Cinsel zevk ve tatmin genelde bu ilişkilerin ana nedenidir. Bu nedenle dişi yumurtlama yeteneğini kaybetmiş ya da hiç sahip değilse bile bu çiftlerin ilişkiye girmesine engel değildir. İnsanlar da, yunuslar da, bonobolar da, grup hâlinde sürdürdükleri yaşam bireysel olarak yapabileceklerinden çok daha başarılı olan sosyal ve zeki varlıklardır. Bu canlılarda seksin yapılış amacı üremeden çok bazı sosyal ihtiyaçlar ile bazı diğer kişisel gereksinimlerdir. Seks daha geniş sosyal yapılar oluşturmak ve sosyal hayatta bir yere sahip olmak için bireyler arasındaki samimiyet bağını güçlendirir.

    Birçok araştırmacı, seksin insan yaşamında üç önemli avantajı olduğunu düşünür: üreme, gönül bağının kuvvetlenmesi ve eğlence.  20. yüzyıl ortalarında başlayarak doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ile insanlar bu üç ögenin ayrımını daha kolay yapabilir hâle gelmişleridir. Örneğin korundukları hâlde ilişkiye girmekte olan yeni evli bir çiftin amacı sadece cinsel tatmin değil, aynı zamanda da ilişkilerini sağlamlaştırmak, aralarındaki güven duygusunu arttırarak gelecekte bir çocuk sahibi olmaya ön hazırlık yapmaktır.

    Videoyu izledim, kendisinin Deniz Baykal olup olmamasının hiçbir önemi yok. Oysa da helal olsun bu yaşında hala seks yapabilecek güce sahip olduğu ve formunu koruduğu için. Kimsenin uçkurunu nereye çözdüğü bizi alakadar etmez.

    Videoyu yayınlayanlar tarafından ortaya atılan iddia çok çirkin. İddiaya göre videodaki görüntülerde karşımıza çıkan Deniz Baykal ile konuşan erkek Can Baytok, Deniz Baykal’ın 18 yıllık Özel Kalem Müdürü Nesrin Baytok’un kocası, elleriyle karısını Deniz Baykal’a sunuyor ve karşılığında da karısı milletvekili oluyor.

    Bu video gerçek mi değil mi benim için bir önemi yok. Biri muhalefet partisi genel başkanı olan iki millevekilini ve kocasını zan altında bırakan şerefsiz bir komplo bu. Önemli olan bir insanın namahremi olan yatak odasında, seks yaparken gizli bir teçhizat kurarak onun görüntülerini kaydedip, bunu basına sızdırıp, bu insana karalama yapanların ortalıkta olması! Bu insanların işlediği suçtur. Şantaj ve karalamadır. Şantaj tehlikesi yüzünden belirli bir konuma gelmiş olan insanlar bundan sonra rahat rahat gezip tozamayacaklar mı? Seks yapamayacaklar mı? Sürekli şüpheci mi olacaklar gittikleri ve kaldıkları yerler ile ilgili. Odalarını gizli bir techizat var mı yok mu diye kontrol mü edecekleR?

    Bunu “İşte CHP Ahlakı” diye yayınlayan Vakit gazetesi, sürekli ahlak ve namus bekçiliği yapan ahlaksız, terbiyesiz, ar damarı çatlamış karakterini çok güzel ortaya koymuş oldu. Sabahın ilk saatlerinde tepkiler artınca da internet sitelerinden bu haberi kaldırdılar.

    Politik görüşüm olarak Deniz Baykal’ı desteklemesem de, CHP’nin başından gitmesi gerektiğini düşünsem de böyle bir arsızlığla, ahlaksızlığa, karalamaya kesinlikle karşıyım.

    NOT: Hayır bu videoya daha fazla prim vermemek için yayınlamayacağım

    Popularity: 100%

    Post to Twitter Tweetle

    Medya Herşeyi İstediği Gibi Gösterebilir

    Manipülatiftir medya. İstediği haberi yayınlar. İstemediğini yayınlamaz. Olan olayları kendi çıkarları doğrultusunda da gösterebilir takipçilerine. Özellikle de Türkiye’de. Benim Türkiye’de ne bir televizyona, ne de bir gazeteye inancım var. Her yazdıklarının arkasında kendi gruplarının çıkarlarını koruyan ve bizleri de o doğrutultuda yönlendirmeye çalışan hinlikler arıyorum. Doğan grubunu kendi çıkarları ve zenginlikleri için çalışan bir grup olarak görüyorum. Çalık grubunu ise kendinin ve cemaatinin çıkarlarını gözeten bir grup. Nurcuları saymıyorum bile onların rengi zaten belli. Yeşil…

    Medyanın gücünü yukarıdaki resim çok da güzel anlatmıyor mu?

    1984′te gazeteler halkın neyi işleirne geliyorsa onunla dolduruluyordu.

    Bu yüzden internetin özgürlüğü, sosyal medya kanallarının serbestliği bu tip medya bazlı manipülasyonları önlemek ve kanmamak için çok önemli.

    Ben haberleri twitterdan takip etmeye çalışıyorum. En azından medya gruplarının yazdıklarını değil de, oradaki birey yazarların yazdıklarını takip ediyorum.

    Günlük gazetelerde tek okuduğum şey ne yazıkki magazin… O da tuvalette…

    Popularity: 3%

    Post to Twitter Tweetle

    1 / 812345...Son »