Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Facebook, Seçimler ve Demokrasi Anlayışı

Seçimlerden sonra İzmirli bir sanal cemaate sahip olduğum Facebook’ta hayretler içine düşüyorum. AKP’nin kazanmış olduğu her seçim sonrası birçoğu arkadaşım olan AKP karşıtı insanlar, AKP’ye oy verenlerin salak olduğuna, onlardan utandığına, Türkiye’nin şeriate gittiğine dair ortalığı velveleye veriyorlar.

Ben her ne kadar AKP’ye hiç oy vermemiş olsam da adamların hem hükümetteyken hem de seçim meydanlarında yaptıkları sistematik çalışmaları takdir ediyorum. Sezarın hakkını sezara veriyorum. Demokrasiye inanıyorsak, cumhuriyete inanıyorsak sandıktan çıkan sonuç belli olur olmaz saygı duyacaksın, bir sonraki seçime kadar susacaksın.

Çoban ile benim oyum bir olamaz belki ama, demokratız diyorsak, Atatürk’ün de dediği gibi “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” diyeceğiz, milletin seçtiği milletvekillerine ve ideolojilerine saygı duyacağız. Kendi halkımızı ezmeyeceğiz.

Velev ki ben AKP’ye oy verdim. Ne olacak? Bana bunun için hiç kimsenin hakaret etmeye hakkı yok. İnanmayanla inanan, solcuyla sağcı, eşcinselle heteroseksüel,Türkle Kürt, Müslümanla Hristiyan hepsi birbirine saygı duyarsa bu dünya yaşanabilir bir hal alır.

İşte ağzımı açık bırakan o öfke dolu Facebook entryleri;

 

Seçim 2011’de Sandık Konuştu

Acısıyla, tatlısıyla, bel altıyla, saygısıyla, kavgasıyla dövüşüyle bir seçimi geride bıraktık. Bence Türkiye’ye yakışır bir seçim oldu. Özellikle Yüksek Seçim Kurulu’nun bu seçimde 80’lerden kalma yöntemlerden vazgeçip, karşımıza bir oy verme kabini, şeffaf sandık, otomatik EVET damgası, renkli oy pusulası ve yapışkanlı zarfları ile modern bir seçim oldu. Bunun ilerisi elektronik seçim. O da olur yakın zamanda.

Seçimden önce kimilerinin MHP’den şüphesi olsa da, yeni mecliste AKP, CHP, MHP ve Kürtlerin olacağı başından belliydi. Bu şüphe açıkcası MHP’nin oylarını %1-2 artırdı kanımca. AKP’nin 1.parti çıkacağı da biliniyordu. Ama yüzdesi hep tartışılıyordu. CHP’nin de oyunu artırması kuvvetli bir ihtimaldi.

Netekim sandık konuştu.

AKP, daha önce hiç başarılamayan birşeyi başardı ve 3.kez bir seçimde, oylarını da arttırarak tek başına iktidar olma hakkı kazandı. Ancak değişen milletvekili dağılımı nedeniyle çıkardığı milletvekili sayısı 2007’de 341 iken, 2011’de 325’e düştü. Sandık dedi ki, AKP sen devam et, istikrar sürsün, başlattığın projeler devam etsin ama tek başına anayasayı değiştireme, tek başına referanduma gitme kararını verme. Bu işleri yapacaksan diğer partilerle uzlaş!

CHP’de oyunu artırdı ve seçimde 2007 dönemine göre milletvekili sayısını artıran tek parti olmayı başardı. Mecliste daha büyük bir çoğunluğa sahip oldu. Sandık Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye getirdiği değişimi takdir etti. İl il dolaşıp, gezmedik yer bırakmamasını, yaptığı mitinleri olumlu buldu, ancak henüz iktidara gelmesinin de çok erken olduğunu belirtti. Hakkını verdi, devam etmesi için motive etti.

MHP hem oy hem milletvekili kaybetti. Sandık büyük bir ultimatom verdi. MHP’nin sunduğu Hilal Kart projesine ikna olmadı. İzlediği yolu takdir etmediğini açık açık belirtti.

Bağımsız olarak meclise girmeyi başaran BDP’lileri de bu sandık bu ülkenin bir gerçeği, bir parçası olarak meclise soktu. Sorunların onlarsız çözülemeyeceğini konuştu. Artan bir milletvekili sayısı ile yerlerini verdi.

Bence seçimin başarısız denilemeyecek tek partisi CHP. Hem oy hem de milletvekili sayısı arttırdı. AKP iktidarından önceki çok partili koalisyon döneminde bu oy oranına sahip olsa CHP, koalisyonun en büyük ortağı olurdu.

AKP her ne kadar oyunu artırsa da, %50 gibi büyük bir pay alsa da milletvekili sayısı düştü. Bence başbakan RTE bundan çok memnun değildir. Onun hedefinde anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluk olan 367 olmasa da en azından anayasayı referanduma sunmaya tek başına yetecek olan 330 milletvekili sayısına ulaşmak vardı. Ancak olmadı ve şu anda bence seçim meydanlarında verdiği anayasaya değişikliği sözü gerçekti hayal oldu.

Türkiye’de gidişat az partili sisteme doğru gidiyor. Bu dönemde ufak tefek partilerin teker teker kapanacağını sanıyorum. Sağ’da ise AKP’nin karşısına güçlü bir lider çıkmazsa, RTE bırakıp gitse bile bu hız ile AKP bir dönem daha seçilir diye düşünüyorum. Türkiye’de solun alabileceği maksimum oy %25-30 arasıdır. Onu da şu anda Kemal Kılıçdaroğlu başarmışa benziyor.

Bu seçimin en olumlu sonucu, meclise giren milletvekillerinin oyların %95’ini almış olması. Yani demek oluyor ki verilen oylar barajda takılıp boşa gitmedi. Çok yüksek bir temsil yüzdesi var. Bir diğer olumlu sonucu da 70’i aşkın kadın milletvekilinin mecliste yer bulmuş olması. Bu sayı yetmez ama büyük bir gelişme.

Bakalım, 2015’te bizleri ne bekliyor olacak? Allah yüzümüzü kara çıkartmasın…

Zenofobi

Zenofobi kendinden farklı, yabancı olan şeylere duyulan korkudur. Irkçı olmak zenofobinin uç bir sonucudur. Kendinden farklı olana aşırı derece tepki gösterip, paranoya derecesinde kendisine zarar vereceğini düşünerek kendini korumak için şiddete başvurulur. Bunun sonucunda tecrit, hatta soykırım bile gerçekleştirilebilir. Azınlıklar ve göçmenler bu tür zenofobinin mağdurlardır.

Ancak zenofobi herzaman etnik kökenli değildir. Mesela bilimkurguda zenofobi dünya dışı varlıklara karşı duyulan korku olarak kullanılır. Uzaylılar tehlikelidir, canımıza ve dünyamıza kastları vardır ve de zeki olmalarına rağmen hep çirkindirler.

Bir diğer tür zenofobi ise kültürel kökenlidir. Muhafazakar kesimde bu tür zenofobi daha çok gözlemlenir. Her milletin kendine has yüzyıllarca boyunca oluşmuş bir kültürü vardır. Ancak küreselleşme ile birlikte bütün dünyadaki bu kültürler, bütün kültür tarihinde görüldüğünden daha hızlı bir şekilde kesişip, karışıp, birbirinden etkilenmektedir. İşte muhafazakarlar bu kültürel etkileşim sonucu farklılaşan kültüre karşı bir korku duyarlar.

Mesela ülkemizde en çok kültürel zenofobiye maruz kalmış olanlar metal ve rock kültürünü benimsemiş olanlardır. 1980’lerden beri bu kültürel akımın destekleyicileri “kız gibi saçlı”, “satanist“, “kedi yiyen” gibi çeşitli ithamlar altında bırakılıp uzak kalınarak tecrit edilmek istenmiştir.

Yine Aleviler de, çok azınlık olmamalarına rağmen sünni çoğunluk tarafından baskıya maruz kalmış, kendi içlerine kapanmaları sağlanarak, gizli saklı, tecrit olmaya mahkum bırakılmışlardır.

Dünya çapında ortaçağdan beri çingeneler hep hırsız, katil, tehlikeli olarak görülmüş ve hep kovulmuş, katledilmişlerdir.

Yine ortaçağdan beri Türkler Avrupa coğrafyasında katil, barbar, cahil olarak tanımlanmış ve Avrupalılar tarafından hiç istenmemiştirler. Bu Avrupalı insanların bilinçaltında halen sürmekte olan bir zenofobidir.

1950’lerden sonra, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de komünizm siyasi görüşünü savunan solcular, sağcı ve muhafazakar çoğunluk tarafından korku duyulan bir grup olmuştur. “O komünist görüşme”, “Komünistler ülkemizi ele geçiriyor” gibi düşünceler ile birçok suçlu ve suçsuz insan tutuklanıp, dövülmüştür.

21.yy’da kültürlerin etkileşimi, iletişim teknolojilerinin gelişimi ile küçülen dünya ile insanlar, ırklar, farklı kültürler birbirleri ile etkileşime girip, birbirlerini daha iyi tanıma ve anlama şansına erişebiliyorlar. Doğru bilgiye insanoğlu daha kolay ulaşmayabaşladıkça, beyinlerin önüne örülen ön ve kesin yargı duvarları yavaş yavaş yıkılıyor.

Ne demişti Mahzun Kırmızıgül 1995 senesinde söylediği Kardeşlik Türküsü’nde? Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye. Yaşamak dururken bu kavga ne diye.

Referandum Sonuçları Üzerine

Biraz geç kaldım, gündem tabii ki değişti ülkemde ben yazana kadar. Şimdi de yeni anayasa gibi saçma birşey tartışılıyor. Ulen madem anayasayı kökten değiştirecektiniz neden bizi referanduma götürdünüz, neden 180milyar TL para harcadınız? Herneyse…

Referandumdan önce Hayır oyu vereceğimi ve sebebini uzun uzun açıklamıştım.

12 Eylül günü gittim ve hakkımı kullanarak oyumu verdim.

Akşamına da sonuçları açıklandı ve halkın çoğunluğunun EVET verdiği açıklandı. Ben istatistikleri inceledim ve HAYIRLISI olsun deyip sonucu kabul ettim. Her demokratik insanın yapması gereken şey bu. Demokrasiye inanan her birey seçim sonuçlarına saygı duymalı.

Ama seçimden sonra Twitter ve Facebook gibi sosyal medya sitelerinde bir lekeleme başladı. Yok Türk halkının %58’i aptal, cahil, ilkokul mezunu, onlar ne anlar referandumdan, kahretsin bu ülkeden çekip gideceğim gibi çok saçma ve anti demokratik bulduğum yorumlar okudum ve çok üzüldüm. Bunu diyen insanlar demokratik değildir.

Öncelikle AKP sistematik çalışması ile bu başarıyı haketti. Kemal Kılıçdaroğlu villalardan, hanlardan, katlardan, dokunulmazlık gibi anayasada maddesi bile olmayan konulardan bahsetmediler. Halka değişiklik ile ilgili broşürler dağıttılar ve anlattılar. Türk halkının eğitim düzeyi çok yüksek olmayabilir ama marifet zaten ona doğru yol ile bunu anlatmaktı. Doğru anlatılınca Türk halkının kafası o işe yatar. Kemal Kılıçdaroğlu acemiliğine yenildi ve bel altı vurdu, agresif saldırdı. Ama her agresif saldırı gibi bu ona geri döndü. Mesela Avcılar Belediye’sinin yaptırdığı afişlerdeki gibi. Bu ona çok oy kaybbettirdi. Üstüne üstlük kendisi oy bile kullanamadı iyice halkın gözünde puan kaybetti.

Başbakan referandumdan sonra yapması gereken konuşmayı yaptı. Bu sonucun Evet de Hayır da diyen için hayırlı olduğunu bu anayasanın hepimizin olduğunu anlattı zafer konuşmasında.

Gerçi bu halk oylamasında canımı sıkan EVET çıkması olmadı benim için. Doğu illerindeki katılımın, boykotun hat safhada olmasıydı. BDP de zaferle ayrıldı bu oylamadan. Boykot çağrısına kulak veren doğu illeri bir nevi “Bu anayasa bizim değil sizin anayasanız” diyerek oylamaya katılım oranları ile kendi harita ve sınırını çizmiş oldu.

Neyse bakalım vatan millet için inşallah hayırlı olur. Önümüz Haziran da seçim var…

Referandumda Reyim Hayır

Beni sosyal medyadan takip edenler en başlardan beri referandumda ne yönde oy vereceğimin belli olmadığını bilirler. Hep anayasa değişikliği teklifini okuyup, inceleyip öyle karar vereceğim dedim.

Geçen hafta 27 sayfalık sizinle de tanıştığım değişiklik teklifi metnini okudum. (Bkz.Referandumda Oylanacak Anayasa Değişikliği Maddeleri)

Bu değişiklik metninde kişisel özgürlükler, askeri mevzuların yargıya taşınabilmesi gibi çeşitli modern ve demokratik değişiklikler olduğu inkar edilemez. Bunların anayasamızda olmasını ben de isterim. Ama AKP bu güzel değişikliklerin yanı sıra çok tehlikeli bir başka değişiklik metnini de bu pakete eklemiş durumda. Bu da Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçiminde yapılan değişiklik yargıda ideolojik kadrolaşmaya çok müsait bir ortam sağlıyor. AKP hükümeti gibi tek başına iktidar olan ve kendi ideolojisinin cumhurbaşkanını seçen bir hükümet, çok kolaylıkla yargıyı da kendi ekibi ile kadrolaştırarak bu değişiklik ile ülkede at koşturtabilir. Yürütmenin yargıya müdahalesi bu anayasa değişikliği ile kaçınılmazdır.

İşte bu yüzden, sırf bütün paketi bir oyluyoruz diye, içinde güzel ve demokratik değişikikler olsa bile ben bu referandumda HAYIR oyu kullanacağım. Yürütme, Yasama ve Yargı birbirine etki etmemeli, müdahale edememeli.

Siz de lütfen bunu göz önünde bulundurarak oyunuzu verin.