Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Ukomik.com

ukomik

Bu aralar büyük bir vaktimi alan site Ukomik.com. Buralara yazmıyorum çünkü artık yazasım yok. O yüzden böyle eğlenceli goygoy şeylere veriyorum enerjimi.

Gülmecelik eğlenceli siteler furyasına bizim de bir katkımız oldu.

Gelin ziyaret edin.

Facebook’tan takip edin.

Twitter’dan takip edin.

Google +’dan da birşeyler yapıverin.

Argo

argo_ver7_xxlg

Argo filmi hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sinemada ondan iyi izleyecek birşey bulamadığım için girdik. Cahil şansı ile çok başarılı bir filme girmişiz. Hatta o kadar cahil şansı ki film En İyi Film Oscar’ını kazandı bu film. Ben de bunun üzerine bir yazayım dedim.

Argo filmi Ben Affleck’in ilk yönetmenlik denemiyimi. İlk filminde tarihi bir gerçeğe dayanan iddalı bir film çekmiş olması cesaret. Gerçi tarihi gerçekler hep görecelidir. Biz bu hikayenin ABD gözünden izliyoruz filmde. Eminim ki İranlılar bu bahsi geçen tarihi olay ile ilgili bir film yapsa çok farklı noktalara değinir ve kendisini haklı çıkartır.

Filmi izledikten sonra bahsi geçen o meşhur İran Devrimi hakkında meraklandım ve internette araştırmalara giriştim. İran Devrimi biz Türklerin, özellikle Beyaz ve Ulusalcı Türklerin en büyük kabusudur. Hep bir paranoya vardır bu gruplarda, Türkiye’de de aynı şey yaşanır mı? Şeriat gelir mi? Özgürlükler gider mi? Mollalar, irticacılar basar mı sokakları? Benim fikrim? Hayır yaşanmaz.

Yaşanmaz çünkü Türk kültürü ile Acem kültürü bir değil. Din olarak zaten çok farklı noktalardayız. Bizde çoğunluk Sünni, azınlık Alevidir. Osmanlı’dan gelme bir hoşgörü, bir yumuşak müslümanlık anlayışı harmanlanmıştır. Ancak Acem kültüründe Şii mezhebi yoğundur, din sıkısıkıya yaşanır. Hayatlarında imamlar, mollalar vardır.

Pahlavi_Coronation

Tam tersi Atatürk Devrimi ile İran’ın Şah yaşantısı arasında çok benzerlik vardır. Her ikisi de tavandan diretme ile benimsetilmeye çalışılmış bir yaşamdır. Şah dönemi fotoğraflarına bakıldığında bizim cumhuriyetin ilk yıllarına benzer. Modern giyimli, okuyan kadınlar, partiler, danslar, balolar, takım elbiseli erkekler. Batılı yaşam tarzı Acem kültürüne empoze edilmeye çalışılmıştır. Tıpklı bizdeki Osmanlı kültürüne empoze edildiği gibi. Ancak Türkiye’de bu aşı tutmuşken, İran’da bu aşı tutmamıştır. Tutmamasının sebeplerinden birisi de Şah’tır. Şah tek başına ülke yönetimini elinde tutar. Ülkenin petrol gelirleri halka indirgenemez, toprak devrimleri gerçekleşmez, halk fakirleşirken, şah servetine servet katar.

Hatta şah, ülkenin takvimini de değiştirip Babil’in fethini milat sayan bir takvime geçmek istemiştir. Bu takvime göre miladi 1941 yılı, 2500 senesine denk geliyordu.

Iranian_Revolution_1979_marching_young_people

İşte İran Devriminin ilk çıkış motivasyonu da budur. Halkın fakirleşmesi. İran Devrimi sadece şeriat ve mollaların geri gelmesini isteyen gericiler tarafından gerçekleştirilmemiştir. Devrim fotoğraflarına bakıldığında solcuların da, komünistlerin de, liberallerin de muhafazakarlar kadar sokaklara dökülüp, şah sistemini devirmek için çabaladığı görülmüştür. Son dönemlerde yaşanan Arap Baharın’daki istatistikleri bilmediğim için hariç tutarak diyebilirim ki İran Devrimi dünyada halk tarafından en çok destek görmüş devrimdir. İran nüfusunun %10’u sokaklarda protestolara, eylemlere katılmıştır. Bu oran Fransız Devrimi ve Bolşevik Devrimin’de bile %1’dir.

Halkın bu kadar çok ortaklaşa istediği devrim ve şahın devrilmesi, daha sonra sınırdışı edilmiş mollaların ve Humeyni’nin yeniden yurda dönmesi ile muhafazakarlar tarafından sahiplenilmiş ve rejim, onların istediği doğrultuda değiştirilmiş, şeriat ilan edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de yönetine geçip, şeriat isteyen bir hoca bulunmamaktadır. Bazı kesimler tarafından Humeyni ile eş gösterilmek istenen Fethullah Gülen bir şeriat devrimcisi değildir benim gözümde. Allah sevgisi çok olan, insanlar tarafından çok sevilip, sözü dinlenen bir hocadır. Rejime karşıtlığı yoktur.

Filmde birkaç kez karşımıza çıkan yıkılmış Hollywood işareti de çok ilgimi çektiği için araştırmıştım. Esasında filmde bir kronolojik hata var ancak çok da önemli değil. Hollywood işareti 1978’de yıkık dökük harabe bir haldeyken restore edilmiş. Ancak film 1980’de geçiyor. Bu kronolojik hata haricinde Hollywood işaretinin hikayesi de ilginç.

hollywoodland-sign

1923 senesinde Hollywoodland isimli bir yerleşim sitenin reklamı olarak yapılan işaret, aslında 1 yıl kadar bir süre için düşünülmüş. Ancak daha sonra 1949 senesinde tabelanın hakların Hollywood Ticaret Odasına geçmesiyle  “land” kısmı sökülerek Hollywood olarak bırakılmış. Orjinalinde etrafı ampüllerle çevrilmiş bir pavyon yazısı gibi olan yazı daha sonra aydınlatılmamış.

1970’lere gelindiğinde bakımsız kalan tabela parçalanmaya başlamış. Filmde gördüğümüz “O” harfi eksik hali bu döneme denk geliyor.

hollywood-sign-disrepair

1978 yılında Playboy’un sahibi Hugh Hefner bir bağış toplama kampanyası başlatıyor, tabelayı yeniden inşa etmek için. Her harfi bir kişi üstleniyor.

H: yayıncı Terrence Donnelly
O: yapımcı Giovanni Mazza
L: Kelley Blue Book kurucusu Les Kelley
L: aktör / şarkıcı  Gene Autry
Y: Hugh Hefner
W: şarkıcı Andy Williams
O: Alice Cooper, Groucho Marx adına.
O: Warner Bros. Records
D: Thomas Pooley

hollywood-sign-disrepair-02

Hugh Hefner’ın helikopteri, işler daha hızlı ilerlesin diye  çelik kontstürksiyonları taşımak için kullanılmış. Günümüzde kar gütmeyen  Hollywood Sign Trust tabelanın bakımını üstleniyor.

 

Bak Şimdi Boy Veriyorum

Çocukluğumdan beri asla anlamayacağım eylemlerden birisidir bu. Denize girip canı sıkılan bak boy veriyorum diyip batıp, ayaklarlarıyla yere değmeye çalışır. Bu hareketin en önemli özelliği elleri havaya kaldırmaktır. Böylece yere değdiğinde ne kadar derin bir deniz olduğunu dışarıdaki arkadaş anlayacak, ona göre temkini olacaktır?!?

Bu hareket nereden çıkmıştır? Bir ara komik miydi? Yoksa mecburiyet miydi hiç bir fikrim yok. Çok canım sıkılıp cıvıtmak istediğim zamanlarda yer yer boy veriyorum ben de itiraf etmek gerekirse.

Bu hareketin bir başka versiyonu da dipten kum çıkartmak. Kendini ispatlamak isteyen, ben serbest dalıcıyım havalarındaki Türk genci bir gurur uğruğna derin denize dalar bir avuç kum çıkartıp etrafındakilere gösterir. Hatta sonra eşşeklik olsun diye kum çıkartamayacak olan bir arkadaşına atıp pisletir. Bu uğurda kaç binlerce kulağa su kaçmış, ağrılara maruz kalmıştır!

Pedallı Tuvalet Çöp Kutuları

Gözlerinizi kapatıp hayal edin. (Tabii ki aşağıyı okuduktan sonra)

Bir otel odasındasınız. Otel odasında kaldığınıza göre büyük ihtimalle tatilde ya da iş gezisindesiniz. Tatildeyseniz gece içip sıçıp, zaten sabah testis gibi kalkıp tuvalete girmişsinizdir. İş gezisiyse dünün yorgunluğu üzerine sabahın köründe testis olarak uyanmışsınızdır. Benim gibi düzenli büyük tuvaletini yapan biriyseniz uyanır uyanmaz o işi aradan çıkartıyorsunuzdur.

İşinizi gördükten sonra inancınıza göre götünüzü taharetle yıkayabilir, ya da yıkamadan kuru temizleme yapıyor olabilirsiniz. Yine doğayla olan barışıklığınıza göre tuvalet kağıdını klozete atıp sifonu çekiyor olabilirsiniz. Ama eğer pis tuvalet kağıdını çöp kutusuna atıyorsanız ve de oteldeki çöp kutusu pedallı ise sıkıntı büyük!

Çöp kutusu genelde klozetin sağ ya da sol arkasında durur. Pedallı olduğu için kapağını açmanız için pedala basmak ya da kapağını elle tutup kaldırmanız gerekir. Ayaklarınız önde oturur pozisyonda iken o pedala basmanıza imkan yok! Herkesin kullandığı çöp kutusunu da kapağını tutup kaldırıp çöp atmak içinize sinmez.

İşte o anda akrobasi başlıyor! Kimileri ayağıyla zorlayıp pedala basmayı dener, kimileri ayağıyla ya da eliyle çöp kutusunu önüne çekmeye çalışır ki ayağıyla basıp açabilesin diye. Kimisi ayaklanıp basmaya çalışır. Çin işkencesi! Oteller ne kadar yeni olursa bu pedallı çöp kutusuyla karşılaşma şansınız daha fazla. Sanki bir modernlik, bir yenilikmiş gibi bütün yeni oteller bunları kullanıyor son zamanlarda ! Bok var! Hakikatten bok var! Atamıyoruz!

Şöyle sallanan kapaklı, bizi derde sokmayacak çöp kutuları kullansanlar mesela? Dünya daha yaşanabilir bir hal alır. Üzerimize sabah sabah kötü enerji yüklenmez, çakralarımız gereksiz yere kapanmaz!

Nişanlının Evine Kurban Götürmek

Önümüz Kurban Bayramı. Bir etobur olarak benim en sevdiğim bayramlardan biri olup, günümüzün bizim büyüyene kadar çoktan kirlenmiş dünyasında en çok tartışılan gelenek göreneklerimizden birisi. Benim için tartışılması bile söz konusu olamayacak olan bu bayramda en çok güldüğüm, ama yapılacaksa da yapmaktan çekinmeyeceğim adetlerden birisi de kız evine kurbanlık götürmektir.

Bu geleneğe göre nişanlılıkları kurban bayramına denk gelen kız tarafı kurbanlık almazmış. Erkek tarafı da bir koç alıp, onu süsler, üzerine zaman zaman hediyelikler ve bilezik veya altınlar yükleyip arefe ya da şerefe günü kızevine götürürlermiş.

Bayramın ilk günü kurban kesilip bir kısmı kız evinde tüketilir, bir kısmı eşe dosta dağıtılır, bir kısmı da birlikte yenirmiş.

Aşırıya kaçan gelenek görenekleri sevmesem de bazıları ile ilgili çok muhafazakar olabiliyorum. Bu kurbanlık alıp götürmek işin eğlenceli tarafı. Yoksa kim alıp uğraşıcak onun süslemesiyle, nakliyesiyle falan. Ama böyle bir geleneğin varolması benim nişanlı erkek arkadaşlarımla dalga geçmem için çok geçerli bir sebep! Hadi beyler giydirin koçları kız gibi, süsleyin götürün hahayt!!