Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Yeni Aşka Gazel

Askerde 10 roman 15 sudoku kitabı bitirdim diyenleri hiç anlayamıyorum. Ben kitap okuyacak kadar rahat bir vakit bulamıyorum buralarda. Saat 17’de mesai bitiyor, hemen mal gibi gazinoya gidip Kanal D’de “Arka Sokaklar” dizisini açarak tepkisiz bir şekilde beynimi uyuşturuyorum. İyi geliyor, uyuşan beyin fazla germiyor adamı. Üstüne 18’de yemek var. Yemekten sonra yine bir gazinoya gidip kola + çiğdem faslı yapıyorum, nöbet ve benzeri angarya olmazsa. Ee zaten yat dediğin şey 21:00 ile 21:30 arasında ki ben ilk okulda bile en erken 22:00’de yatağa zorla yatırılıyordum ebeynlerim tarafından. Kitap okuyacak vakit ne zaman? Gece Allah’ın emri nöbet var bazen uykusuz kaldığım için 20:00’de bile yatağa yatabiliyorum.

Ancak kapalı binada tutulan nöbette üç beş birşey okuyabilirsin o da nöbetçi çavuş ya da subaylara yakalanmadan. Yine bir silahlık nöbetinde çekmecede Ataol Behramoğlu’nun 2002 senesinde yayınlanmış “Yeni Aşka Gazel” isimli şiir kitabını bulup, belki de hayatımda ilk kez, okudum. Şiir alınıp ele okunur mu derdim, can sıkıntısından okunuyormuş. İçinde bir çok şeye yazılmış gazeller var. Ancak benim en çok hoşuma giden kitaba da ismini vermiş olan “Yeni Aşka Gazel” oldu…

YENİ AŞKA GAZEL

Uçurumlardan geçerek gelirim sana
Delice, uçarak gelirim sana

Unutup kederle biteni nice kez
Merak merak gelirim sana

İçim şarkılarla dolup taşarken
Dilim dolaşarak gelirim sana

Aklım bir pazar yerinden karışık
Gönlüm tepetaklak gelirim sana

Yeniden öğrenmek için her şeyi
Bildiklerimi unutarak gelirim sana

Dünyaya henüz gelenden farksız
Çığlık çığlık, çırılçıplak gelirim sana

Kopar diye köklerimden beni yine
Uçur diye ey aşk, gelirim sana…

Eylül

иконопис

Eylül ayı diğer 12 ay içinde en farklı olanıdır bence. Eylül’de bir yazın bitiş hüznü vardır. Havalar yavaşça serinlemeye başlar, yaz meyveleri yavaş yavaş ortadan kaybolur. Eğer yazı yazlıkta geçiriyorsanız kışlığa göçler başlar. Öğrenciyseniz uzun tatil biter ve yeniden okula başlarsınız. Kuşlar göçeder. Günler kısalmaya başlar.

Eylül’ün hüznü olduğu kadar ayrı bir güzelliği de vardır. Özellikle İzmir’de yaşıyorsanız. Benim İzmir’de en sevdiğim ay Eylül’dür. Ne yaz kadar sıcak, ne kış kadar soğuktur. Yayılırsınız Alsancak’ın sokaklarına, Kordon sahiline. Yersiniz, içersiniz, muhabbetten muhabbete koşarsınız. Herkes yeniden dönmüş olur İzmir’e. Kıştan özlediğiniz ortamlara yeniden dönersiniz. Yeni mekanlar açılmış olur yaz boşluğunda onları keşfedersiniz.

Eylül bunun gibi çelişikilerden midir bilinmez, müzikte en çok bashi geçen aylardan biridir. Ufak çapta hepsine değinmek isterim.

 

En bilindilk Eylül şarkılarından birisi Alpay’ın Eylül’de Gel’ şarkısıdır. Bu şarkıyı geçtiğimiz yıllarda Göksel de güzel o derin buğulu sesi ile güzel yorumladı. Bu şarkı yazın gelmesi ile yaz tatilini ayrı geçireceklerin derdini anlatır. Der ki;

Tatil geldiği zaman 
Ağlarım ben inan 
Gidiyorsun işte 
Arkana bakmadan 
Nasıl geçer bu yaz 
Ne olur bana yaz 
Sen sen sen 
Sen bir ömre bedel 
Yok yok yok 
Gitme gitme gel 
Eylülde gel 

Şu son dönemlerde gerek Teoman ile konsersinden olsun, gerekse Aşk Tesadüfleri Sever filminde Mehmet Günsur tarafından seslendirdiğinden olsun bir anda popüler olan bir Bülent Ortaçgil şarkısı vardır Eylül ile ilgili. Eylül Akşamı adlı bu şarkı, insanın içini kaplayan hüzünle karışık bir romantizm yaratır bünyede. Bülent Ortaçgil, şarkısını yıllarca aynı mahallede bir eylül akşamı dışında hiç karşılaşıp, hiç tanışmadığı eşi ile tanıştığı an için yazar. Karısına olan aşkını, aşk kelimesini kullanmadan anlatmıştır. Şarkının en iç parçalayıcı kısmı ise şudur bence;

belki benim kağıt param, 
bir şekilde, döne dolaşa 
senin cebine girmiştir 
belki aynı posta kutusuna, 
değişik zamanlarda da olsa, 
birkaç mektup atmışızdır 
ayın karpuz dilimi gibi 
batışını izlemişizdir deniz kıyısında 
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede 
belki de birkaç gün arayla 
olamaz mı? 
olabilir. 

onca yıl sen burada 
onca yıl ben burada 
yollarımız hiç kesişmemiş 
şu eylül akşamı dışında. 

Bir başka Eylül şarkısı da Keremcem‘den gelmişti 2005 senesinde. Sözü ve müziği Yunus Adak’a ait olan bu parçada Keremcem yakınıyordu aşkına “Eylül’ün ortasında, Yak beni yağmur öncesi” deyu deyu.

Ortaçgil’in gölgesinde kalmış olmasına rağmen güzel bir de Pilli Bebek’e ait Eylül Akşamı şarkısı vardır. Ankaralı grubun bu dingin şarkısı, alkollü ve bulanık kafayla dinlenemeyecek kadar ağır giden bir şarkıdır. Arka arkaya dinlendiğinde duvar etkisi yapabilir. Özellikle eylül akşamlarında. Aşkı arayan ya da aşka döneceklere dairdir. Der ki,

Yorgunsun akan sudan daha çok yorgunsun 
Yalnızsın bir damla kadar göl içinde yalnızsın 

Aşka dönecek gibisin, gözlerinde atıyor kalbin 
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun

Son paylaşacağım Eylül ise Pinhani’den. Bu şarkının hikayesi ilginç. Bu aslında Akın Eldes’in 2007 yılında yayınladığı enstrümental Eylül şarkısına, 2008 yılında Sinan Kaynakcı’nın sözleri eklemiştir. Grubun sitesinde yazdığına göre Akın Eldes kendince 1980 Eylül’ünde yaşadıklarını anlatırken, Sinan Kaynakcı da 2008 Eylül’ünde hissettiklerini aktarmıştır. Pinhani’nin tarzına çok uygun, slow ve duygu yüklü bir parça olmuş. Şarkının sözlerinde ise hiç “Eylül” kelimesi geçmez;

Sanki kayboldum her yanımda yabancılar
Bütün bildiğim doğrular yanlış
Çünkü sorduğum her soru büyük bi fırtına
Bu yağmurda hiç kimse ıslanmazmış
Üç beş ay sonra belki her şey düze çıkar
Kalan sağlar birlikte kurtulurlar
Ben bi yelkovan akrebimse güneşle ay
Geçen her gün bir çizgiyle karşımda
Ay doğar güneş doğar
Ve ay yeniden doğar biter bir gün daha
Uyur tüm insanlar mışıl mışıl

Eylül’ün romantizmi dışında, bir de tarihimizde acıklı bir geçmişi vardır. Eylül ayı bizim tarihimizde 12 Eylül’ü anımsatır. Bununla ilgili de  Suavi ve Grup Yorum‘un Eylül şarkıları vardır. Onlar Eylül’ün bu yönüne  eğilmişler.

Yabancı müziklerde de onlarca “September” şarkısı olmasına rağmen bence kayda değer 3 şarkı vardır. Natalie Imbruglia’dan Come September, Rod Stewart’tan September in the Rain ve de tabii ki Green Day’den Wake me Up When September Ends şarkısıdır bunlar. Hatta bu Green Day şarkıs sosyal ağlarda her Eylül başında bol bol zikir edilir. Sanki Eylül’de bir bok oluyor da ergen triblerine giriyor insanlar =)

Şiirlerde de bol bol vardır Eylül elbette. Ancak o benim uzmanlık alanıma girmediği için bilmediğim şeylerden burada ahkam kesmem. Ama araştırırken karşıma Edip Cansever’in Gökanlam şiirinden bir dize de çıkmadı değil hani;

“Neyse ki biz eylüldük de bitmezdik resimlerde

Sırasız, dengesiz, yapraksız öyle”


Yiğidim Aslanım

Benim U2’nun İstanbul’da vermiş olduğu 360Tour konserinde Bono’nun Zülfü Livaneli’yi sahneye çıkartarak söylettiğinde öğrendiğim bir şarkı bu. Zülfü Livaneli’nin bestelediği ve insanlar tarafından Yiğidim Aslanım olarak bilinen bu şarkı, aslında Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun Nazım Hikmet’e ithafen yazdığı Zindanı Taştan Oyarlar şiiridir.

Nazım Hikmet Ran için yoğun duygularla yazılmış bu şiir 1980lerde Zülfü Livaneli tarafından bestelenmesine rağmen, Uğur Mumcu’nun hain suikastinden sonra cenazesinde binlerce kişi tarafından hep bir ağızdan söylenerek onun ile özdeşlemiştir. Aydın insan Uğur Mumcu’ya da Nazım Hikmet kadar cuk oturmuştur.

Bugün 24 Ocak. 1993 senesinde Uğur Mumcu katledildi. Bugünlerin geleceğini 1990’ların başından görüp, “Tehlikenin farkında olun” diyen adamın öldürüldüğü günden beri 18 yıl geçmiş. Kim neden öldürdü? Ergenekon mu, radikal dinciler mi, askerler mi, MİT mi, ABD mi? Bir önemi yok… Farkında olmak gerek. Yiğit, aslan orada boşu boşuna yatmasın…

Zindanı Taştan Oyarlar

Sılanın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler
Demirden döşeği taştan sedirler
Yatak diken diken yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silaha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor

Mezar arasında harman olur mu
onüç yıl hapiste derman kalır mı
Azrail aç susuz canın alır mı
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor
Döşek melil mahzun yastık batıyor

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğitim aman böyle bilenir
Döşek melil mahzun yastık batıyor
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor

Dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan aslan ustam yiğitim dayan
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkarlıyım açmasın güller
Yiğitimden kötü haber verirler

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin
Sen Kızılırmakçasına bizimsin
En büyük demircisi dilimizin
Canımız ciğerimizsin

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir

Bugün burdaysa şiirin yarın Çindedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir

Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Leyla

Dün akşam ailemle klasik bir akşam kahvesi keyfi sürerken, onların izlediği Yaprak Dökümü’ne de göz attım. Biyonik adam Ali Rıza Bey’e top sakallı bir dede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ilk başkı Şiirler kitabını hediye etti. Iron Man Ali Rıza Bey de kitaba şöyle bir göz atarken Leyla şiirini gördü, kilitlendi kaldı, gözleri dolu. Merak bu ya, severim böyle manalı şiirleri hemen okuyuverdim… Usta yazmış;

Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm
Derdini ağlarken yanan bir muma;
İpek saçlarını elimle ördüm,
Ve bir kemend gibi taktım boynuma
Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm.

Leyla…Ela gözlü bir çöl ahusu
Saçları bahtından daha siyahtır.
Kurmuş diye sevda yolunda pusu
Döktüğü gözyaşı, çektiği ahdır.
Leyla…Ela gözlü bir çöl ahusu.

Bir damla inciydi kirpiklerinde,
Aşkın ızdırapla dolu rüyası
Bir başka güzellik var kederinde
Bir başka alem ki ruhunun yası
Sessiz incileşir kirpiklerinde.

Kıvılcım

KIVILCIM

Ama ben en çok şeyi
En kısa zamanda sana söyledim….
Yalnız sana…

Özdemir ASAF