Paylaşmak İstemek

Paylaşmak İstemek

Hayatın akışı güzel olabilir, normalde aklınızın ucuna bile gelmiyor olabilir, hayatınızda herşey pozitif yönde ilerliyordur, kariyer, sağlık, huzur olarak. Bütün işaretler iyi, yürü ya kulum durumundasınızdır. Ama tek bir eksiklik hissediyorsunuzdur. Paylaşım! Bütün bu olaylara duyduğunuz sevinci kursağınızda bırakır bu. O’nunla paylaşmak isteyip de bütün olanları paylaşamamak ve paylaşamayacak olmak.

Netekim O da öyle dedi… Çok güzel şeyler oluyor ama ben paylaşamıyorum… Anladım O’nu, çok iyi hem de… Adını koyamadım bir duygu kapladı içimi, içim mi burkuldu, kendime mi kızıp tiksindim, yoksa ironiye mi güldüm geçtim?

Ama anladım…

Anladım ama anlamamın bir faydası yok, hiç bir zaman yetmeyecek çünkü…

Ama ne yazıkki yapacak birşey yok… Gitmek istedi ve gitti demiş Sezen Aksu… Ona benzer, gibi gibi, mesala yani…

Meşhurluk: 4%


Bence Artık Sen de Herkes Gibisin

Herkes

gönlümle baş başa düşündüm demin
artık bir sihirsiz nefes gibisin
şimdi ta içinde bomboş kalbimin
akisleri sönen bir ses gibisin

maziye karışıp sevda yeminim
bir anda unuttum seni, eminim
kalbimde kalbine yok bile kinim
bence artık sen de herkes gibisin

Nazım Hikmet’in şiiri ile biraz oynamış Cem Karaca ve bu şarkıyı bestelemiş… Merak edenler Yutub’dan dinleyebilirler…

Beni söz etkiledi. Bence Artık Sen de Herkes Gibisin

Bu sözü edebilmek kolay değildir. Büyük bir sindirim, hazım gerektirir. Olgunluk sonucudur.

Ancak bu söz gene keskin sirke küpüne zarar modundaki sözlerdendir. Bu sözün hitap ettiği 2.tekil kişi zaten herkes gibi olmak istediği ve seçtiği için herkes gibi olmuştur. Onun için sevindirici bir sonuçtur bu, olmak istediğini olmuştur. Ama sözü sarfedeni acıtır bu. Çünkü o herkes gibi görmediği birini herkesin içine katıp harmanlamaktadır…

(Resim: Kadox)

Meşhurluk: 6%


OnBir

Eğer - Can Yücel

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Meşhurluk: 5%


Bahane

Bahaneydi bu rüzgar
Güneş bal ve kehribar
Bahaneydi bu buzdan kanat
Erimezse kırılacakCanım dostum sırdaşım
Aynaya baktım yüzünü unuttukça
Gelmiş bulundum
Kalmış bulundum
Bu dağ burda durdukçaŞiir: Yıldırım Türker
Beste: Sezen Aksu

Birşey tetikler ya. Bir şarkı, bir söz, bir ses, bir koku, bir görüntü, bir yazı. Alır geçmişe götürür adamı ansızın…

2005′in sonu. Ya da 2006′nın tam başı. Kış gününe göre hava sıcak, akşam üstü güneşi yatay yatay üstünüze geliyor, küresel ısınma sağolsun kışın ortasında yakıyor kış güneşi, gözlerinizi kamaştırıyor, güneş gözlüğü yok güneşlik fayda etmez, gözler ister istemez kısılır. Klima açık, araba servisten alınmış. İstikamet Bornova’dan Alsancak, trafik akıcı değil, CD’de Sezen Aksu’nun son albümü, ses normalden yüksek şekilde, arka arkaya gelmiş bulundum, kalmış bulundum mırıldanılıyor. Kafada bin tilki, kürkçü dükkanını arıyor…

Flashbackler de olmasa, ne bağlar insanı maziye?

Meşhurluk: 8%


Eskilerden Bir Şiir

Geçen gün eskilerden birkaç eşya ararken Orta1′de ödev olarak yazdığım bir şiiri buldum. Yıl 1997, öğretmen Mrs. McKenna. Doğa ile ilgili şiir yazılacak. Ben de patlatmıştım ve bir aferin almıştım, kadın böyle aptal aptal şeyleri çok seviyordu :) Şimdi baktım da berbat ve çok basit bir ingilizce, arada yanlışlıklar, sözlükten zorla bulunmuş şimdi bile anlamını bilmediğim kelimeler var :) Neyse hatırası var diyerekten bu şiiri ölümsüzleştirmek istedim ve ekledim buraya, okumayın bile bence…

The Sun Rise

When the sun rises from the horizon,
A new life starts at the bottom of the forest.

Mr. Grashopper blasts off through the air,
Like a fro, and lands onto Mrs. Ladybird’s house.

When she sees this,
She flaps to Mr. Grasshoper,
And starts to fight like a boxer.

When the chourus of mosquitoes saw this,
They got an inspiration and start buzzing like bees.

When Mastre Spider hears those buzzes,
He jerked to his workshop like beetles,
And started sewing webs.

While the ants were marching
To seperate Ladybird and Hopper,
Like soldiers,
They see an ant-eater,
Just behind them.
Scarily
They scurry.

At the same time,
Away form the argument,
Mr. and Mrs. Caterpillar was sliding to their den.
Whey they saw the pilot bees above them.
They were buzzing angrily,
Like Saddam!

Bees were going to fight
To the people,
Who ate their honey.
But they just caught by
The web of the Spider

Me Gu

Orta 1-A 208

Meşhurluk: 8%


Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Don Kişot güncesinde karşıma çıktı bu Ataol Behramoğlu’nun şiiri. Daha önce de okumuştum ama akılda kalmıyor. Bu güzel şiirin üzerine de benim yapmam gereken bir yorum yok, o demek isteyip de diyemediğim herşeyi sizlere aktarıyor zaten. Günce de altına da Ümit Kurt Jorges Luis Borges’ın başka bir şiirini cevap olarak yorumlara eklemiş. Allah’ım ne güzel döktürmüşsünüz karşılıklı :) Benim de bunlara eklemek istediğim bir Mark Twain sözü bulunmakta,

Bundan 20 yıl sonra yapmadığın şeyler seni yaptıklarına nazaran daha çok üzecek.
O yüzden çöz halatları.
Güvenli limanlardan uzaklara yelken aç.
Rüzgarları yakala.
Araştır.
Hayal et.
Keşfet..!!”

Mark Twain

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

ATAOL BEHRAMOGLU
(1977 Kuşatmada)

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım!
Kusursuz olmaya çalışmazdım, sırtüstü yatardım…
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar;
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım!
O kadar temiz olmazdım, daha çok risk alır, daha çok seyahat eder,
Daha fazla güneşin doğuşunu seyreder, daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehir aşardım…
Görmediğim yerlere gider, daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim!
Problemlerin daha gerçekçi olurdu hayali problemlerim ise daha az.
Hayatın her anını gerçekçi ve üretken yaşayan insanlardandım.
Elbette mutlu anlarım oldu ama yalnız mutlu anlarım olmasına çalışırdım.
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten…
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın şimdiyi yakalayın.
Termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi ve paraşütünü almadan
Dışarıya çıkmayan insanlardandım.
Eğer yeniden başlayabilseydim, daha hafif seyahat ederdim.
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım.
Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama şimdi seksenbeşimdeyim ve biliyorum ki ölüyorum…

Jorges Luis Borges

Meşhurluk: 8%


Match Point - Maç Sayısı

Match Point - Maç Sayısı AfişBu filmi de izleyecektik zamanında sinemada, ama kaçırmıştık. Geçen (geçen dediğim 1 ayı geçti) DVD’sini gördüm izleyim dedim…

Çok hoşuma gitti film. İngiltere ortamı çok hoşuma gitti. Amerika’da geçmemesi hoş, Avrupai bir hayat tarzında ikili ilişkiler ve aşk görüyoruz. Scarlett Johansson ise Amerika’lı olarak renk katıyor filmimize. Kendisi çok güzel, taş, melek, muhteşem bir varlık :) .

Film, kahramanımız Chris Wilton‘ın şu konuşması ile başlıyor;

The man who said “I’d rather be lucky than good” saw deeply into life. People are afraid to face how great a part of life is dependent on luck. It’s scary to think so much is out of one’s control. There are moments in a match when the ball hits the top of the net and for a split second it can either go forward or fall back. With a little luck it goes forward and you win. Or maybe it doesn’t and you lose.

Yaaani diyor ki;

İyi olacağıma şanslı olmayı tercih ederim” diyen adam hayatı derinlemesine görmüştür. İnsanlar hayatın ne kadar büyük bir kısmının şansa dayalı olduğuyla yüzleşmeye korkuyorlar. Çoğu şeyin birinin kontrolü dışında olması korkutucudur. Bir maçta, topun filenin tepesine çarpıp, kısacık bir an içinde öteki tarafa geçeceği ya da geri düşeceği anlar vardır. Azıcık bir şans ile top öteki tarafa geçer ve kazanırsınız. Ya da geçmez, ve siz kaybedersiniz.

Chris WiltonKlasik öğeler çerçevesinde çok şaşırtıcı bir şekilde ilerliyor senaryo. Hiç de beklenmedik bir şekilde sonlanıyor. Chris Wilton başarılı bir tenis oyuncusuyken, profesyonel sporu bırakıp para için hocalık yapmaya başlıyor, sonra ders verdiği zengin işadamının kız kardeşiyle bir ilişkiye başlıyor ve evleniyor ancak bu sırada artık kayınbiraderi olan öğrencisinin Amerika’lı nişanlısına aşık oluyor, ve yasak bir aşk başlıyor. Buraya kadar herşey çok klasik, ancak sonlara doğru film klişelere uymuyor.

Chris Wilton’ın artık çok ilerleyen bu yasak ilişki için bir karar vermesi gerekiyor. Ya zengin ve varlıklı bir yaşamı bırakacak ve şehvetle aşk yaşadığı Amerikalı sevgilisiyle birlikte olacak, ya da yasak ilişkiyi sonlandırıp, yuvasına geri dönecek. Ancak hiçbir yasak ilişkiyi bitirmek kolay olmadığı için ve ortada bir de gayri meşru hamilelik olduğu için Chris kafayı kırıyor, ve sevgilisini karnındaki bebeğiyle birlikte, ve komşusuyla birlikte öldürüyor ve bir soygun süsü veriyor bu cinayete. Ve sonunda da bu işten yırtıyor. Mükemmel cinayet işlenmiş oluyor. Chris Wilton ailesinin ve çocuklarının yanına, mutlu yuvasına geri dönüyor, bu cinayette bir gazete küpüründen başka birşey olarak kalmıyor.

Match Point - Maç SayısıHelal olsun dedim. Hiç beklenmedik bir sondu bu filmin sonu. Özellikle ince ruhlu bir insanın, zengin yaşamı seçip, dünyalar güzeli ve aşık olduğu bir kızı öldürebilmesi, ve bundan sıyrılması daha önce hiç izlemediğim tipte bir sondu. Demek ki insan iyi bir hayat yaşamak için dünyalar güzeli bir Scarlett Johansson’ı bir tüfek ile vurabiliyor :)

Bu bana bir şiiri anımsattı ayrıca; aslında bir şiir de değil bu sanırım. Oscar Wilde‘ın Each Man Kills the Thing He Loves adlı Reading Zindanı Baladı’ndan bir parça. Şöyledir;

the man had killed the thing he loved,
and so he had to die.
*
yet each man kills the thing he loves,
by each let this be heard,
some do it with a bitter look,
some with a flattering word.
the coward does it with a kiss,
the brave man with a sword!

some kill their love when they are young,
and some when they are old;
some strangle with the hands of lust,
some with the hands of gold:
the kindest use a knife, because
the dead so soon grow cold

some love too little, some too long,
some sell and others buy;
some do the deed with many tears,
and some without a sigh:
for each man kills the thing he loves,
yet each man does not die.

he does not die a death of shame
on a day of dark disgrace,
nor have a noose about his neck,
nor a cloth upon his face
nor drop feet foremost through the floor
into an empty space.

Sağolsun Özdemir Asaf, bu eseri Türkçe’ye çevirmiştir ben de sizlerle buradan paylaşabilmekteyim.

sevdiği bir kadını öldürmüşdü bu adam
ve şimdi buna karşı verecekdi canını.
*
ama gene de herkes sevdiğini öldürür,
bu böyleyce biline,
kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar,
kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
korkak, bir öpücükle,
yüreklisi kılıçla, bir kılıçla
öldürür!

kimi insan aşkını gençliğinde öldürür,
kimi sevgilisini yaşlılığına saklar;
bazıları
öldürür arzunun elleriyle,
altın‘ın elleriyle boğar bazı insanlar:
bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü;
böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar.

kimi insan az sever, kimisi de çok uzun,
kimiler aşk satar, kimileri satın alır;
kimileri de yapar bu işi gözyaşıyla,
kimilerinde aşka serin kanla kıyılır:
hemen herkes bu tür öldürür sevdiğini,
ama bundan ötürü herkes asılmamışdır.

kim gider ölümüne utandırılırcana
kapkara günlerini yaşarken hayatının,

kimsenin idam ipi dolanmamış boynuna,
ne maske örtülmüşdür üstüne suratının,
ve ne de hiç kimsenin ayağının altına
boşluğu serilmişdir döşeme kapağının.

Bu şiire göre karakterimiz Chris Wilton aşkını öldürenlerin en üstünüdür. Bıçak yerine tüfek kullansa da çabuk olmuştur. :)

Filmi seyredin tavsiye ediyorum…

Meşhurluk: 11%


Dörtlük

Yoksun mutlu anlarımda,

Çoksun buhran zamanlarımda,

Öldüysek eğer kendi aramızda,

Ne ararsın kafamın tam ortasında?

                                    MeGu

Meşhurluk: 6%


Özdemir Asaf Şiirlerinden

Özdemir AsafŞiir severim ancak çok anlamam. Benim sevdiğim şiirler kısa olanlardır. Tembel bir şiir okucusuyum yani :). TV8′de yayınlanan Yaşamdan Dakikalar’da dinledim bugün bir kaz dizesini. Sonra da biraz okuyayım dedim Özdemir Asaf’ı (1923-1981). Zaten Özdemir Asaf’ı hiç okumamış olsanız bile bir kaç şiirini gene de bilirsiniz. Siz şiirlerini değil, şiirleri sizi bulur. Okuyup beğendiklerim çok… Ama keşke ben de böyle yazabilseydim dediğim şiirler de vardı.

İşte keşke bunu ben yazsaydım dediğim şiirler…

BEN SİZE NE YAPTIM
Ben size ne yaptım
Çağrı mı, armağan mı, ceza mı
Ne vardı böyle karşıma geçecek
Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek

Artık olan oldu
Gitmeniz gitmeseniz bir
Ben de düş kursam da kurmasam da
Aklıma yüzünüz gelecektir

Ben size ne yaptım,
Ne kötülüğüm dokundu size
İnanın - hoş niçin inanacaksınız-
Sizi şu ana kadar tanımazdım
İnanmak, bilmek yakışmaz size
Karşıma çıkmayacaktınız.
Karşımda bir resim gibi şimdi
Kuramadığım düşlerin çizdiği, siz
Hem gözüme hem düşüme
Çakılıp kaldınız
Renklerinize ve biçimlerinize
Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz

Beni benden çıkardınız
Beni benden aldınız
Göz görmeye-görmeye
Bir uzağa bıraktınız
Kendime dönmeye ertık çok geç.

BU SEVGİDİR
Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir.
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir.
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.

GÖZ
Bana Senin için,
O’mu dediler.
Hayır dedim,
Anladılar…

HOŞÇAKAL
siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum

 İSİMSİZ
Biri sana sorarsa;
Sana, beni sorarsa;
Gitti, der misin?
Gittiğimi söyler misin?
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin?

 İSTİYORUM
Rüzgar mı dedim…
İsterim ki saçların dağılsın.
Gece mi dedim.
Hemen düşüncelere dalmalısın.

Aşk der demez
Kalbin hızlı çarpmalı.
Sabah, dememe kalmadan
Uyanmalısın.

Meşhurluk: 5%


İsmail Cem’i Kaybettik

ismail_cem.jpgGeçen hafta 24 Ocak 2007 tarihinde Türkiye’nin gelmiş geçmiş en sevilen ve en başarılı Dışişleri Bakanlarından birini kaybettik. Türkiye’nin AB sürecinde ilerlemesinde emeği büyük olan bu iyi insanı saygıyla anıyorum. Allah rahmet eylesin.

Yazdığı 2 şiirden biri olan Veda Şiiri

 VEDA

Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
‘Buna da şükür’ demeliyim
İşte sevgili dostlar

Ben böyle veda etmeliyim.

New York, 1995

Meşhurluk: 13%