Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Argo

argo_ver7_xxlg

Argo filmi hakkında hiç bir fikrim yoktu ve sinemada ondan iyi izleyecek birşey bulamadığım için girdik. Cahil şansı ile çok başarılı bir filme girmişiz. Hatta o kadar cahil şansı ki film En İyi Film Oscar’ını kazandı bu film. Ben de bunun üzerine bir yazayım dedim.

Argo filmi Ben Affleck’in ilk yönetmenlik denemiyimi. İlk filminde tarihi bir gerçeğe dayanan iddalı bir film çekmiş olması cesaret. Gerçi tarihi gerçekler hep görecelidir. Biz bu hikayenin ABD gözünden izliyoruz filmde. Eminim ki İranlılar bu bahsi geçen tarihi olay ile ilgili bir film yapsa çok farklı noktalara değinir ve kendisini haklı çıkartır.

Filmi izledikten sonra bahsi geçen o meşhur İran Devrimi hakkında meraklandım ve internette araştırmalara giriştim. İran Devrimi biz Türklerin, özellikle Beyaz ve Ulusalcı Türklerin en büyük kabusudur. Hep bir paranoya vardır bu gruplarda, Türkiye’de de aynı şey yaşanır mı? Şeriat gelir mi? Özgürlükler gider mi? Mollalar, irticacılar basar mı sokakları? Benim fikrim? Hayır yaşanmaz.

Yaşanmaz çünkü Türk kültürü ile Acem kültürü bir değil. Din olarak zaten çok farklı noktalardayız. Bizde çoğunluk Sünni, azınlık Alevidir. Osmanlı’dan gelme bir hoşgörü, bir yumuşak müslümanlık anlayışı harmanlanmıştır. Ancak Acem kültüründe Şii mezhebi yoğundur, din sıkısıkıya yaşanır. Hayatlarında imamlar, mollalar vardır.

Pahlavi_Coronation

Tam tersi Atatürk Devrimi ile İran’ın Şah yaşantısı arasında çok benzerlik vardır. Her ikisi de tavandan diretme ile benimsetilmeye çalışılmış bir yaşamdır. Şah dönemi fotoğraflarına bakıldığında bizim cumhuriyetin ilk yıllarına benzer. Modern giyimli, okuyan kadınlar, partiler, danslar, balolar, takım elbiseli erkekler. Batılı yaşam tarzı Acem kültürüne empoze edilmeye çalışılmıştır. Tıpklı bizdeki Osmanlı kültürüne empoze edildiği gibi. Ancak Türkiye’de bu aşı tutmuşken, İran’da bu aşı tutmamıştır. Tutmamasının sebeplerinden birisi de Şah’tır. Şah tek başına ülke yönetimini elinde tutar. Ülkenin petrol gelirleri halka indirgenemez, toprak devrimleri gerçekleşmez, halk fakirleşirken, şah servetine servet katar.

Hatta şah, ülkenin takvimini de değiştirip Babil’in fethini milat sayan bir takvime geçmek istemiştir. Bu takvime göre miladi 1941 yılı, 2500 senesine denk geliyordu.

Iranian_Revolution_1979_marching_young_people

İşte İran Devriminin ilk çıkış motivasyonu da budur. Halkın fakirleşmesi. İran Devrimi sadece şeriat ve mollaların geri gelmesini isteyen gericiler tarafından gerçekleştirilmemiştir. Devrim fotoğraflarına bakıldığında solcuların da, komünistlerin de, liberallerin de muhafazakarlar kadar sokaklara dökülüp, şah sistemini devirmek için çabaladığı görülmüştür. Son dönemlerde yaşanan Arap Baharın’daki istatistikleri bilmediğim için hariç tutarak diyebilirim ki İran Devrimi dünyada halk tarafından en çok destek görmüş devrimdir. İran nüfusunun %10’u sokaklarda protestolara, eylemlere katılmıştır. Bu oran Fransız Devrimi ve Bolşevik Devrimin’de bile %1’dir.

Halkın bu kadar çok ortaklaşa istediği devrim ve şahın devrilmesi, daha sonra sınırdışı edilmiş mollaların ve Humeyni’nin yeniden yurda dönmesi ile muhafazakarlar tarafından sahiplenilmiş ve rejim, onların istediği doğrultuda değiştirilmiş, şeriat ilan edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de yönetine geçip, şeriat isteyen bir hoca bulunmamaktadır. Bazı kesimler tarafından Humeyni ile eş gösterilmek istenen Fethullah Gülen bir şeriat devrimcisi değildir benim gözümde. Allah sevgisi çok olan, insanlar tarafından çok sevilip, sözü dinlenen bir hocadır. Rejime karşıtlığı yoktur.

Filmde birkaç kez karşımıza çıkan yıkılmış Hollywood işareti de çok ilgimi çektiği için araştırmıştım. Esasında filmde bir kronolojik hata var ancak çok da önemli değil. Hollywood işareti 1978’de yıkık dökük harabe bir haldeyken restore edilmiş. Ancak film 1980’de geçiyor. Bu kronolojik hata haricinde Hollywood işaretinin hikayesi de ilginç.

hollywoodland-sign

1923 senesinde Hollywoodland isimli bir yerleşim sitenin reklamı olarak yapılan işaret, aslında 1 yıl kadar bir süre için düşünülmüş. Ancak daha sonra 1949 senesinde tabelanın hakların Hollywood Ticaret Odasına geçmesiyle  “land” kısmı sökülerek Hollywood olarak bırakılmış. Orjinalinde etrafı ampüllerle çevrilmiş bir pavyon yazısı gibi olan yazı daha sonra aydınlatılmamış.

1970’lere gelindiğinde bakımsız kalan tabela parçalanmaya başlamış. Filmde gördüğümüz “O” harfi eksik hali bu döneme denk geliyor.

hollywood-sign-disrepair

1978 yılında Playboy’un sahibi Hugh Hefner bir bağış toplama kampanyası başlatıyor, tabelayı yeniden inşa etmek için. Her harfi bir kişi üstleniyor.

H: yayıncı Terrence Donnelly
O: yapımcı Giovanni Mazza
L: Kelley Blue Book kurucusu Les Kelley
L: aktör / şarkıcı  Gene Autry
Y: Hugh Hefner
W: şarkıcı Andy Williams
O: Alice Cooper, Groucho Marx adına.
O: Warner Bros. Records
D: Thomas Pooley

hollywood-sign-disrepair-02

Hugh Hefner’ın helikopteri, işler daha hızlı ilerlesin diye  çelik kontstürksiyonları taşımak için kullanılmış. Günümüzde kar gütmeyen  Hollywood Sign Trust tabelanın bakımını üstleniyor.

 

Total Recall Kıyaslaması

2000li yılların modası olan eski filmlerin yeniden çekilmesine 90lı yılların kült bilimkurgu filmlerinden biri olan Total Recall da dahil oldu. Türkçeye Gerçeğe Çağrı adı ile çevrilmesi ile bana dini bir filmmiş gibi gelen bu yapıtın yeniden yapımı, orjinalinden çok farklılık gösterdiği için apayrı ve güzel bir film olmuş diyebiliriz.

Oyuncu seçimi her iki filmde de çok başarılı. 1990 yapımında başrolde Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone yer almaktayken 2012 yapımında ise Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel ve Bryan Cranston gibi çok usta oyuncular yer almakta.

Her iki film de 2084 senesinde geçiyor. Toplum ikiye ayrılmış durumda. Çalışan işçi sınıfı ve üst tabaka. Yine düzene isyancı bir grup ve gizemli bir lider bulunmakta. Ancak orjinal filmde insanoğlu Mars’a yerleşmiş, uzaylılar ve mutasyona uğramış insanlar bulunmakta. Yeniden yapımda ise uzaya giden yok, dünya 3. Dünya Savaşı’nı atlatıp, nükleer kirlenmeye maruz kalmış ve yaşanabilir iki alan kalmış. Birleşik Britanya Federasyonu ve sömürgesi olan Koloni. Bu ikisini birbirine bağlayan Düşüş dünyanın ortasında çekirdekten geçen bir metrobüs sistemi olup hergün çalışan Koloni işçilerini Federasyona getirip götürmektedir. İlk filmdeki Mars, bu filmde Koloni olmuştur. İlk filmde direniş Mars ve Marsı zalimce yöneten valiye iken, yeniden yapımda gözünü Koloninin topraklarına dikmiş zalim Federasyon valisinedir. Direniş lideri ilk filmde bir siyam mutantı iken, diğerinde etten kemikten bir liderdir. 

Her iki filmde de entrika aynı. Kahramanımız direnişi çökertmek için görevlendirilmş bir ajan olup içri sızmayı başarmış ancak sonra yolundan sapıp hafızası değiştirilmiş bir adam. Yine Total Recall adında sizin hafızanız ile oynayıp size unutamayacağınız hatıralar kazandıran bir firma bulunmakta. Yine ana karekterimizin yaşadığı hayat bir yalan ve güzel eşi de bir ajan. Kahramanımızın yine direniş içinde de güzel bir hatunla ilişkisi bulunmakta. 

İlk filmin sonunda aslında tüm hikayeni sadece bir ‘Total Recall’ hatırası olduğu izlenimi yaratılmakta ve izleyiciyi çelişkili bir sonla bırakılırkan, yeni filmde böyle bir çelişkiye yer verilmiyor. İzlediklerimizin hepsi gerçekten oluyor.

Her iki filmde de yer alan ve Türk izleyicisi için önemli olan ayrıntı ise 3 memeli kadın sahnesi. Bu meşhur sahneyi yeniden yapımda da eklemişler. ilk filme 3 göğüslü fahişe bir mutant iken, yeni filmde bir estetikli fahişe. Hepimizin çocukluk anılarında bu meşhur sahne hayal meyal de olsa yer almaktadır.

Karamsar gelecek filmlerini oldum olası sevmişimdir. Nostaljinin, geçmiş yılların daha güzel ve mutlu olduğuna inanan kişilerin ortak özelliği kanımca gelecekle ilgili beklentilerinin karamsar olmasıdır. Bu yüzden Distopik filmleri severim. Bu film de başarılı bir distopidir. İmkanınız var ise her iki filmi de edinin ve ardarda izleyin. Çok eğlenceli olacaktır.

Ted

Family Guy ve American seviyor musunuz? O zaman bu film tam size göre.

John çocukken bir Noel gecesi Ted adındaki ayıcığının yaşayan bir canlı olmasını diler ve iş bu ya dileği gerçek olur. Ayıcık Ted canlanır. ABD çapında olay olur, dünya yankılanır, meşhur olur Ted, TVlere çıkar. Ancak gel zaman git zaman her çocuk yıldız gibi onun da yıldızı söner ve unutulur. Unutulmuş bir yıldız olarak en iyi arkadaşı John ile alkolik ve otkolik olarak asalak bir yaşam sürer. John ise 4 yıllık kız arkadaşı ile bir adım ileri gidip evlenmek ister ancak aralarında Ted hep bir sorun olmaktadır. İşte hikayemiz burada fantastik bir You, Me and Dupree filmine döner.

Tabiii bu filmde yaş kısıtlaması getirtecek kadar çok bel altı, ırkçı, dini, küfürlü ve cinsel espiri var. Bu tip espirilere gülmüyorsanız bu film sizi somurtturabilir. Bu yüzden eğer Family Guy veya American Dad izleyicisi iseniz izleyin diyorum.

Ted seslendirmesi ile bir Peter Griffin, görüntüsü ile ise tam bir Brian. Family Guy serisinden Meg’i seslendiren dünyalar tatlısı Mila Kunis’i de izlemek apayrı bir tat. Kedi canını yerim ben onun!

Filmde 80li yılların popüler kültürüne birçok gönderme var. Bunları anlayabilecek kadar o dönemin kültürüne hakimseniz filmden daha çok zevk alacaksınız. 80lerin ortasında doğmuş ve o dönemleri merak etmiş ve öğrenmiş biri olarak konuya hakimdi,. Ama 90 ve üstü bir modelseniz bazı şeyler havada kalabilir.

İzleyin!

Lay The Favorite

Tanıtımında Las Vegas’ta geçen Bruce Willis ve Catherine Zeta Jones gibi 2 iddialı ismi kadrosunda bulunduran bir komedi filmini iş çıkışı eğlenceli olur diye düşünmüştüm. Dev yanılmışım. Kadrosunda Dawson’s Creek‘ten Pacey ve Vicky Christina Barcelona üçlüsünden Vicky karekterleriyle tanıdığımız yakışıklı Joshua Jackson ve koca ağızlı Rebecca Hall da bu filmi hiç çekilir kılmamış.

White thrash‘ kızımız Beth hayatını kucak dansçısı olarak sürdüremeyeceğini anlar ve barmaid olarak yeni bir hayat sürebileceğini hayal ettiği Las Vegas’a gider. Tabii ki burada öyle bir imkan bulamaz ve şansına striptizci arkadaşları tarafından tüm işi bahis ile para işletip kazanmak olan Dink’in yanında yardımcı olarak tavsiye edilir ve işe başlar. Gerisi bahis işleri, Dink ve karısı ile olan yakın ilişkileri ve Vegas’ta tanıştığı New York’lu genç Jeremy ile olan aşk ilişkileri.

Kötü kurgu, kötü hikaye, derinliği olmayan diyaloglar falan filan. Filmi yan bir karakter olarak karşımıza çıkan Vince Vaughn bile kurtaramıyor. Sırf sette çekimlerde eğlenmek için çekmiş olabilirler filmi. Bruce Willis ile Catherine Zeta Jones parasız kalmış olabilir, belkide sırf para için böyle filmde yer almışlardır.

İzlemeyin.

Youth in Revolt

Youth in Revolt filmini hiç duymamıştım. 2009 yapımı bir filmmiş. Arkadaşım YiitK‘ya gittiğim İstanbul seferinde bir akşam evde otururken koyduğu bir filmdi. Hatta askerden sonra izlediğim ilk filmdi.

Klasik bir gençlik filminden çok bir alter ego filmi. Sevdiğim tarzda, tıpkı Me, Myself and Irene gibi. Bir şaheser değil ama eğlenceli bir film.

Annesi babası ayrı yaşayan bir ‘white thrash‘ aile çocuğu Nick. Annesi kocasından sonra edindiği sevgilileri üzerinden yaşayan bir milf. Babası da ikinci bekarlığını yaşayan ve çıtır kızlarla takılan başarısız bir adam. Nick ise bu zevksiz seksin kelek meyvesi. ‘Loser‘ olarak nitelendirilebilecek, kızlarla pek iletişim kuramayan bakir bir genç.

Yaşanan bazı olaylardan sonra Nick’in François bir alter-egosu çıkar karşımıza. Nick’in asla yapamayacağı şeyler yapıp, çıkartamayacağı olaylar çıkartıp, Nick’e yaşayamayacağı hayatlar yaşatan bir kişilik. Filmim eğlençcesi de burada başlıyor.

Michael Cera’yı Arrested Development dizisinden beri benzer rollerde izliyoruz. Juno‘da da bu böyleydi, bu filmde de böyle. Bu tip karekterler için yaratılmış sanki kendisi. Filmde son yılların gözde aktörlerinden Zach Galifianakis de yer alıyor. Yine leş bir adam rolünde yine sakallı, yine bir çeşit ‘Alan‘. Tabii bir de tüm Amerika tarafından sevilen çirkin ördek yavrusu Steve Buscemi de var. Kadro zengin, sahneler eğlenceli.

Arkadaşlarla birlikte izlenip, yiyilip, içilip, bolca eğlenilecek güzel bir pizza filmi. Edinip izleyin. Biraz beklerseniz hatta 4,99TL’ye DVDsini bile alabilirsiniz belki!