Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Arşivler

    İyi Günde Kötü Günde

    Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün rol aldığı “İyi Günde Kötü Günde” isimli oyuna gittim geçen ay. Ali Poyrazoğlu’na edecek tek bir lafım yok, kendisini ne zaman televizyonda bir konuk olarak görsem, kaçırmadan o hoş beş eğlenceli sohbetini dinlemeyi severdim. Nilgün Belgün’ü televizyon programlarından falan gördüğümde pek ısınamamıştım. Ama kendisini bir de tiyatro sahnesinde görmek lazımmış. Eğlenceli, güldüren kadın oyunculardan.

    Ali Poyrazoğlu, bu kere de gitmiş Pierre Palmade-Michel Laroque ikilisinin Fransa’da pek tutulan “Ils se Sont Aimés (Birbirlerini Çok Sevmişlerdi)”sini almış,”uygulamış”. Uygularken adeta baştan yazmış, adını da “İyi Günde Kötü Günde” olarak saptamış. Ortaya tiyatro açısından farklı biçemi olan bir aşk oyunu çıkmış. Konusu açısından aşkı taze tutmanın bilgeliğini seyirciye örneklerken, aşkın da bir matematiği olduğunu, bilmem kaç bilinmeyenli denklemlerin “bilinenler” “bilinmeyenler” diye ayrıştırılması gerektiğini, bu matematiği sökenlerin yaşamlarında başarı üstüne başarı kazanacaklarını vurgulamış.(Kaynak:Tiyatro Dünyası)

    Hep DEÜ’nün Sabancı sahnesinde oyun izlerdik, ilk kez bu oyun ile birlikte EÜ’nün AKM Konak sahnesinde Yunus Emre salonunda oyun izleme şansına eriştim. Güzeldi, Sabancı’nın balkonundan iyi geldi arkada olmama rağmen. Tiyatro salonu ağzına kadar doluydu. Haftanın 2-3 günü gelen tiyatroya İzmir halkının ilgi gösterip doldurması güzel birşey.

    Oyun izlediğim eğlenceli, güldüren oyunlardan biriydi. Sahnede dekor minimumdu. 2 sandalye, 2 tablo ile geriye kalan bütün dekor ve eşyalar hayal gücümüze bırakılmıştı. Çaylar kahveler hayali fincanlarlarla bardaklarla içiliyordu. Yan karakterler de vardı ama yoklardı. Orada olduklarını biliyorduk ama hayalimizdeydiler, görmesek de mimikleri ve dedikleri laflar hayal gücümüze bağlı olarak gözümüzün önündeydi.

    Hikaye 20 yıldır evli olan bir çiftin, birgün ayrılma kararı almaları ile başlarlar. Boşanma ritüelleri, mal ve dost paylaşımı yapılır. Ancak anılar paylaşılamaz. Çiftimiz ayrı bireyler olarak kendi hayatlarına devam etmeye çalışırlar, yeni sevgililer ararlar ancak birbirlerini deli gibi özleyip, kıskandırmaya çalışarak yakınlaşmaya çalışmaktan da kendilerini alıkoyamazlar. Bu karşı konulamaz geri çekim, onları ebedi bir birlikteliğe sürükler.

    Bu oyunu itinayle tavsiye ederim. Şehrinize geldiğinde sakın kaçırmayın, hatta elinizi çabuk tutun biletleri çabuk tükenebilir. Bundan sonra da kendime söz verdim, Ali Poyrazoğlu’nun tüm oyunlarına gideceğim. Seviyorum ben bu deli dolu adamı. Oyunda arada güncel konulardan Ergenekon, RTE ile ilgili siyasi kinayeler ve laf sokmalardan da hiç çekinmedi üstat.


    Popularity: 1%

    Şölen

    9031282

    Niyetim daha sık tiyatroya gitmekti. Tiyatro ya da tek kişilik gösteriler. Ancak güzel ama geri kalmış şehrim İzmir hem bunun için pek müsait değil. Fazla sahne yok, olsa da genelde İstanbul’dan turne ile bir oyunun gelmesi bekleniyor. Ayrıca tiyatroların ilanları, reklamları pek yaygın değil. İnternetten araştırıp bulmadıkça, neyin ne gün oynayacağı hakkında pek fikriniz olmaz.

    Herneyse, yengegiliniz ile bu hafta Sabancı KM’inde sahne alan Şölen’i izledik. Zuhal Olcay, Payidar Tüfekçioğlu, Funda İlhan, Ayça Bingöl, Gökçer Genç  v eMurat Kılıç’ın rol aldığı Şölen’in konusunu şöyle kopyalayıp yapıştırabilirim;

    ‘Şölen’, varlıklı bir ev sahibesi olan Paige’in, yazar kocası Lars’ın yeni kitabını kutlamak amacıyla bir davet düzenlemesi ve bu gece için özel bir garson tutmasıyla başlıyor. Yok oluşa doğru giden dünya için kaygılanan Paige, bu ruh haliyle hazırladığı ‘ilkçağ çorbası’, ‘dondurulmuş atık’ gibi ‘özgün’ yiyeceklerini misafirlerine sunarken konuklarına oldukça kaba ve kırıcı davranışlarda bulunuyor. Gittikçe artan aşağılayıcı ve saldırgan tavırlarla adeta cehenneme dönen ‘Şölen’in en büyük sürprizi ise, izleyicisinin karşısına finalde çıkıyor.

    Açıkcası, oyun ile ilgili gözlemlediğim izleyici tepkisi pek iyi değildi. İlk perdenin sonunda sıkılıp çıkanlar oldu. Ben birşey ne kadar sıkıcı olursa olsun onun içinden birşeyler kapıp çıkarmaya, kendime birşeyler katmaya çalışan biri olduğum için izlememezlik edemezdim. (Bugüne kadar dayanamadığım tek eser Apocalypse Now olmuştur. Hi Tiger, Bye Tiger!)

    solen

    2. perde ile birlikte, hikaye biraz daha ilginçleşmeye başladı. Mike karakteri oyunu canlandırdı, ilk perde biraz daha karakterleri tanıtmak, her birinin bunalımlarını anlatmak ister gibiydi… Ama gene de 2.perde pek ilgi uyandıramadı gibi. Benim sağımdaki ve yengenizin solundaki teyzeler gerçekten uyudu!

    Çeviriden mi yoksa orjinal metinden mi bilemem ama konuşmalar ağır öğeler içeriyordu ve takip etmesi zordu. Kaçırdım bazı yerlerde… Felsefe, metafizik, varoluş, hayattaki amaçlar, kıçına motor takılmış gibi uzun uzun ve hızlı hızlı telafuz edilen cümlelerde bombardıman gibi uçuşuyordu havalarda. O kadar zeki bir tiyatro izleyicisi yok Türkiye’de, ağır geldi açıkcası.

    solen_2009_3Bir de çok küfürlüydü. Küfüre karşı değilim, hayatın en acımasız, ama gizlenen gerçeğidir küfür. Ama orjinal metinde sıfat olarak “fucking” küfürü, nezih Türkçemize “siktiğimin” diye çevrilmiş. Kabul etmek gerekirse “Lanet olasıca” diye çevirmekten daha cesurca ve başarılı olmasına rağmen gerçekçi değil. Güzel dilimizde sıfat şeklindeki “siktiğimin” küfürü, hem küfredenin küfür etme duygularını tatmin etmez, hem de ağıza güzel oturmaz. Kısa ve fazla asabiyet içirmeyen durumlara uygundur bu küfür. Ama hikayede yerine oturan asıl küfür “amına koduğumun”dur. Hem ağzı doldurur, hem o hissiyatı verir. Ama ne yazıkki bütün bir oyun boyunca “amına kodumun” küfrünü duymak biraz aşırıya kaçabilirdi :)

    Oyuncuların emeğine ve yeteneklerine asla bir laf bile etmem. Hepsi çok başarılıydı. Sahne sadeydi ama başarılıydı. Bir yuvarlak yemek masası, herkes etrafına dizilince kimse seyirciye sırtını dönmesin diye, yavaş yavaş kendi ekseni etrafında dönen bir platforma oturtulmuş. Böylece oyuncular oyunu sergilerken masa sürekli dönüyor ve herkesi rahatlıkla karşımızda izleyebiliyoruz.

    Zuhal Olcay’ı bütün kadınlığı ve güzelliği ile karşımda görmek güzeldi… Kadın gibi kadın.

    Ayça Bingöl’ün ise kasığa kadar olan dekoltesi ve karakterinin zirve yaptığı anda bu dekolte yüzünden görünen gri donu güzel bir enstanteneydi :)   Bu kadar olur işte benden tiyatro izleyicisi :P

    Popularity: 1%

    Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler

    Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler Afiş20 Kasım günü İzmir DEÜ Sabancı Kültür Sarayında Oyun Atölyesinin sunduğu, Haluk Bilginer ve Vahide Gördüm’ün oynadığı Eric-Emmanuel Schmitt’in Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler adlı iki kişilik oyununu izledim.

    Ben tam olarak hiç tiyatro insanı olamadım. Sevmediğimden değil, elimden tutan olmadı. Hep içimde bir ukte olmuştur bu, güzel oyunlar, stand-uplar, kabareler, müzikaller gelir geçer İzmir’in sahnelerinden ben ise sadece gazete ilanlarında görür geçerdim. Birgün yengenize laf arasında bahsetmiştim bu uktemden, o da bu oyunun geldiğini duyunca teklifte bulundu ve gittik. Klasik bir Hollywood sahnesi olarak “Akşama iki biletim var gelir misin” yaşanmadı ama :) Kankam zaten tiyatroda olduğumu duyunca benim evlenince çok iğrenç bir adama dönüşeceğimi belirtti. Kime göre neye göre tartışılır, ama düşünmüyorum işin o kısmını…

    Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler Resim 1Oyuna gelince… Bilmem ki nasıl yazılır tiyatro yazısı, sinemalarda çatır çatır yazıyorum ama tiyatro daha sanatsal ve kültürel birşey. Haluk Bilginer ve Vahide Gördüm’ün üstün oyunculuklarını eleştirecek kişi, eleştirmen ben değilim :) . Ama izlerken anladım ki Haluk Bilginer gerçekten büyük bir oyuncu, o duyguyu yaşıyor, yaşatıyor ve sesini insanın içine işliyor. Severdim daha da sevdim. Vahide Gördüm de aynen öyle, ve kendisi televizyondakinden daha da güzel. Hele bir de son sahnede giydiği elbise yok muydu? (İşte benden bu kadar tiyatro eleştirmeni olur :) ).

    Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler,  Gilles ve Lisa’nın 15 yıllık evliliklerini konu almaktadır. Evlilikleri yolunda gibi görünse de aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Gilles ünlü bir polisiye roman yazarıdır, Lisa ise orta yaşlarına gelmeye başlamış, resim yapan eşidir. Oyun bir sır perdesi içinde Gilles’ın hafızasını kaybetmiş olarak karısı Lisa tarafından eve getirilmesi ile başlıyor ve oyun ilerledikçe sır perdesi açılıyor ve evliliklerinde neyin yolunda olmadığı görüyoruz. Bunu görürken de felsefi bir şekilde ilişkiler ve evlilikler üzerine bir sürü teori ve görüş ortay atılıyor. Bu görüşler çok hoşuma gitti, ben yazsam bana yakışır o kadar diyeyim :)

    Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler Resim 2Diyor ki oyunda özetle, kadınla erkek evlendikleri andan itibaren birbirlerini öldürmek için amansız bir mücadeleye girerler, ve kaybeden hep son kalandır…

    Oyunda beni etkileyen bir şey şarkı seçimi ve gerilimli anlarda arkadan verilen fon müziği oldu. İyiydi bence, şarkıyı bulsam çekerim belki de :)

    Devam edeceğim tiyatroya gitmeye… Güzel birşey, içimdeki malzemeler tükenmeye başlamıştı, sinema da yeterince beslemiodu, iyi bir ruh beslemesi oldu benim için. Tavsiye ediyorum oyunu, İzmir’de yoğun talepten ötürü ek seanslar koymuşlar, İstanbul’da zaten kapalı gişe oynuyormuş.

     Oyundan Görüntüler

    Popularity: 5%