Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Mental Formspring

    Arşivler

    pornomadokunma.blogspot.com

    BKM Mutfak – Çok Güzel Hareketler Bunlar Çeşme’de

    28 Temmuz 2010 tarihinde BKM Mutfak oyuncuları, televizyondan da müptelası olduğumuz Çok Güzel Hareketler Bunlar oyunu ile Çeşme’de yaz turnelerine başladılar. Klasik olarak Çeşme Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelenen bu oyunun BKM Mutfak oyuncuları için yeri de ayrıydı.

    Çok Güzel Hareketler Bunlar oyununun turne olarak ilk sahne aldığı yer Çeşme idi. İlk kez Çeşme seyircisi ile buluşmulardı bu genç oyuncular. Yine turnelerine Çeşme’den başlama kararı almışlar.

    Turnelerine de Çeşme’de başlayacakları için bu elemanlar yazın başından beri Çeşme’de fink atıyorlardı. Yılmaz Erdoğan dahil bir çok oyuncuyu Aya Yorgi, Marina, Alaçatı gibi değişik köşelerde gördüm. Meğersem Çeşme’de bu turneye hazırlanıyolarmış. Turne için televizyonda hiç görülmemiş yepyeni skeçler hazırlamışlar. Genel konsept yaz ve tatil.

    Yine çok komiktiler, yine çok güldürdüler. Bu Çok Güzel Hareketler Bunlar oyunun çok taklidi çıktı. Haneler vb bir çok skeç ve kabare denendi ancak hiç biri komik değildi, hepsinde zorlama ve samimiyetsiz espiriler vardı. BKM Mutfak oyuncularının samimiyeti, bizden biri olmaları ve günümüz gençlerinden oldukları için yeni nesili neyin güldürüp güldürmediğini bildikleri için komikler. Cinsel espiri yapmaktan kaçınmadıkları için komikler. Yaratıcı oldukları için komikler. Kasıntı değil sempatik oldukları için komikler.

    Çeşme’de bir arkadaşın sayesinde yengeniz ile “protokol” olarak adlandırılan davetiyeli en ön koltuklardan izleme şansına eriştim bu oyunu. Daha önce de Çok Filim Hareketler bunlar yazımda da belirttiğim gibi en güzel kız aralarında Ayşegül =) Çok etkin bir oyuncu olmasa da alıcı gözü ile kesemeden edemedim kendisini. Büşra’nın da neden sürekli mini etek giydiğini çözdüm, bacaklar süper ama göbüş var =)

    Tek tek geçemeyeceğim ama zaten oyunculuklarına hasta olduğum Murat, Oğuzhan, İbo, Metin Yıldız ve Şahin döktürdüler. Eser’i canlı izleyince daha bir sempatik geldi. TV’de o kadar hoşuma gitmiyordu. Biraz da Yılmaz Erdoğan’ın yokluğunda sunuculuğu iyice sırtlamış olduğu için olabilir bu. Evet turnede malesef Yılmaz Erdoğan olmuyormuş, bütün şovu Eser sunuyor. Zeynep cidden sade bir kız. Garip bir havası var diğer hatunlardan çok farklı duruyor. Ersin ise tam halk adamı, şımarmamış ve çok komik…

    TV dışında sahnede olmayı iyi değerlendirmişler, yapay bir deniz, havuz, tv karesi gibi çeşitli dekorlar ile çok komik skeçler izledik. Yazı biraz geç oldu ama eğer sizin bulunduğunuz şehire gelirlerse kesin izleyin.

    Oyunun en komik anlarından biri oğlanların kadın kılığına girmeler oldu. Frikik vermemek için kıçlarını yırttılar. İşte o sahneden fotolar;

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Lüküs Hayat

    Geçtiğimiz ay 25 yıldır oynamakta olan şu meşhur İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunun 25 yıldır sahnelediği Lüküs Hayat müzikali İzmir Fuar Açıkhava Tiyatrosuna geldi. Ben de kültürel aktivite olsun, çamurdan olsun diye  kaçırmayacağım için yengenizle gittim. Son gün son dakika bilet aldığımız için bayağı arkada yer bulabildik. Biletix’ten bilet alıp da bir de aynı yeri kapıda sattıkları için bir bayan grubu ile çakıştık. İlk gelen oturur kuralı geçerli olduğu için teyzeler biletlerini alıp gişeye kavga etmeye gittiler.

    Herneyse bayağı umutluydum ben bu oyundan. 25 yıldır sahneleniyor, yıllar önce efsane bir kadro ile çok sevildi hala devam ediyor diye düşünüyordum. Ancak oyun benim için bir hayal kırıklığı oldu.

    İstanbul’da nasıl sahne alıyor bilemiyorum ama İzmire’e 7 kişilik bir orkestra ile gelmişler. Ses sistemi çok vasat idi. Bazı oyuncuların mikrofonları ilk perdede çalışmadı. Onları duymak için 2bin kişi çıt çıkarmadı, ki açıkhava sahnesindeyiz. Dışarıdan vızır vızır araba ve sünnet sesleri geliyordu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncuları gençlerden oluşmakta. Aralarında Zihni Göktay gibi bir ustaları oldukları için çok şanslılar. Zaten Zihni Göktay’ın canlandırdığı Rıza karakterinin oyuna girişi ile tiyatro yıkıldı. Kendisi sesi ve cüssesi ile sahnenin tek hakimiydi. Diğerleri yanında sönük ve cılız kaldılar.

    Oyun güncelleştirilmek adına orjinalinden çok uzaklaşmış. Güncel siyasi konular üzerine espiriler eklenmiş. Oyun 4 saate yakın sürüyor. Sürüyor diyorum çünkü 2.5 saat sonra dayanamadım ve çıktım. Huyum değildir asla ne sinemadan ne tiyatrodan çıkarım… Ama çok uzatılmıştı.

    Uzatılmasının sebebi oyunun müzikalden çok bir Zihni Göktay’ın monologuna dönüşmüş olması. Hikayenin aralarında Zihni Göktayın 15-20 dakikaları bulan güncel siyasi konularla ilgili göndermeleri, taşlamaları bulunuyordu. Oyunun hikayesinden çok bir tip standup dönüşmüştü. Müzikal olarak geldiğimiz oyunda müziği az duyduk, duyduklarımızın da sözlerini ses düzeneği yüzünden anlamadık.

    Oyunda bir de genç oyuncuların girmeyi unuttuğu sahne de yaşadık. Sahneyi geri alıp yeniden oynamak durumunda kaldılar..

    Oyunun hakkını yememek lazım ama… Oyun Türk Tiyatrosunun en klasik oyunlarından biri. Ekrem Reşit Rey yazmış, Cemal Reşit Rey şarkılarını bestelemiş, hatta Şişli’de Bir Apartman şarkısını da Nazım Hikmet yazmış. 1980′lerde aklımızda kalan Suna Pekuysal’lı kadrosuyla bir kayıttan izlemek isterim bu muhteşem oyunu.

    Gene bu oyunun Zihni Göktay hala oynarken görülmesi gerektiğine inanıyorum. İzlerken de benim burada bahsettiklerimin doğrultusunda bir beklentiniz olsun. Oyun çok güncellenmiş, içinde Tayyip’ten, Oha Falan Oldum’a kadar bir çok güncel espiri var.

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Alevli Günler

    Alelacele bir son gün son dakika organizasyonu ile internette methini duyduğum, Cem Davran, Levent Üzümcü, Bahtiyar Engin, Tuğçe Kıltaç ve Erkan Can tarafından sahnelenen Alevli Günler adlı tiyatro oyununu izleme şansına eriştim. Bu oyunun İzmir’de sahneleneceğini duyduğumda netten yorumları okuyup başarılı ve eğlenceli bir oyun olduğu öğrenmiştim. Netekim net beni yanıltmadı.

    Alevli Günler, çocukluk arkadaşı kasap Hayri (Bahtiyar Engin), serbest muhasebeci Mensur ve biri Türk kültürü profesörü Tarık’ın(Cem Davran) başından geçen bir Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanına benzer bir hikayeyi anlatıyor. Tarık Türk kültürü üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda Türkler’in ilk dini olan şaman dinine inanmaya başlar ve 6 aylık ömrü kaldığını öğrendiğinde son vasiyeti olarak şaman inancına göre gömülmek değil yakılmak ister. Bu son isteğini yerine getirmek için verdiği traji-komik mücadele izleyiciyi yer yer güldürürken yer yer de hüzünlendiriyor. 3 çocukluk arkadaşı kafadar, hep birlikte bu son arzuyu mümkün kılmak için mücadele ediyor.

    En kilit noktalarda da karşımıza Erkan Can çıkıyor. Hayranı olduğum büyük usta kah bir komiser oluyor, kah bir diyanet memuru, kah bir avukat, kah bir nüfus memuresi =) Onu izlemek yetmiyor, keşke daha çok sahne alsaydı diyor bir yorumda oyunla ilgili. Doğru her çıktığı sahnede izleyiciyi güldürmeyi ve etkilemeyi başarıyor Erkan Can.

    Ben pek Cem Davran seven biri değildim. Ama bu oyun ile birlikte kendisine olan sempatim arttı. Cem Davran’ı sevmememin sebebi televizyonda hep cıvık işlerde görünmüş olması. Ruhsar, Cem & Hande şov, Kahpe Bizans gibi başarısız yapımlar kendisine karşı bir önyargı oluşturmuş bende. Ama bu oyunda beni çok güldürdü, oyunculuğu takdirimi kazandı. Özellikle sarhoş olduğu sahnedeki performansı ve “Herşeyi yediniz bitirdiniz, ev 3 odalıydı, ikisini yediniz” performansı ile beynime kazındı :)

    Levent Üzümcü’nün canlandırdığı Mensur karakteri dobra bir karakter. Sözünü sakınmıyor. Yeri geliyor basıyor küfrü, yeri geliyor mahçup konuma düşüyor. Küfüre karşı değilim, hatta desteklerim. Duyguları, hissiyatı en güzel betimleyen kelimeler küfürlerdir. Levent Üzümcü’de yapıştırıveriyor küfrü yeri geldi mi :)

    Kasap Hayri ise bu üçlü arasında en saf olanları. Bu saflığı yüzünden de hep uğraşılan, üzerine gidilen bir karakter. Bahtiyar Engin tarafından canlandırılıyor ve Mensur ile Tarık’ın arasında bu üçlüyü kuvvetle birbirine bağlayan ortam yapıcı çekip çevirici biri. Bahtiyar Engin’i çeşitli film ve dizilerde hep görüp yüz aşinalığınız vardır. Son zamanlarda kendisini bol bol “Benim Annem Bir Melek” dizisinde şöför Sami olarak görebiliriz.

    Oyun bu sene ve seneye İstanbul Halk Tiyatrosu tarafından sahnelenmeye devam edecek. Fırsat buldukça turneye çıkıyorlar. Trakya, Antalya ve İzmir turneleri şimdiye kadar gerçekleşenler. İzmir’de 4 gün sahne alarak benim gördüğüm en uzun oynamış oyunlardan biri. 1 gün Urla, 1 gün Narlıdere, 2 gün Konak sahnesinde sahne aldılar.

    İtinayla tavsiye ediyorum, yakaladığınız gibi gidin bu oyuna. Oyundan bir diyalog yayınlayarak oyun hakkında biraz daha fikir sahibi olmanızı istiyorum;

    TARIK -  Vasiyetimi söylüyorum: Ömrünün son aylarını yaşayan biri olarak, tek ve son dileğim şu; Beni yakacaksınız. Yani, ben ölünce cesedimi yakacaksınız!
    MENSUR - Ne? Seni yakalım mı? Manyak mısın sen be?
    TARIK - Ne diye manyak oluyor muşum? Gömülmek istemiyorum, o kadar…
    HAYRİ - Neden ki?
    TARIK - Şamanizm yasaklar gömülmeyi. Ateşten geldik, ateşe gideceğiz.
    HAYRİ - Ben onu toprak diye biliyordum…
    TARIK - Kandırmışlar seni.
    MENSUR - Oğlum insan yakılır mı? Barbar mıyız biz? Yamyam mıyız?
    HAYRİ - Ben yakamam abi. Kıyamam.


    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    İyi Günde Kötü Günde

    Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün rol aldığı “İyi Günde Kötü Günde” isimli oyuna gittim geçen ay. Ali Poyrazoğlu’na edecek tek bir lafım yok, kendisini ne zaman televizyonda bir konuk olarak görsem, kaçırmadan o hoş beş eğlenceli sohbetini dinlemeyi severdim. Nilgün Belgün’ü televizyon programlarından falan gördüğümde pek ısınamamıştım. Ama kendisini bir de tiyatro sahnesinde görmek lazımmış. Eğlenceli, güldüren kadın oyunculardan.

    Ali Poyrazoğlu, bu kere de gitmiş Pierre Palmade-Michel Laroque ikilisinin Fransa’da pek tutulan “Ils se Sont Aimés (Birbirlerini Çok Sevmişlerdi)”sini almış,”uygulamış”. Uygularken adeta baştan yazmış, adını da “İyi Günde Kötü Günde” olarak saptamış. Ortaya tiyatro açısından farklı biçemi olan bir aşk oyunu çıkmış. Konusu açısından aşkı taze tutmanın bilgeliğini seyirciye örneklerken, aşkın da bir matematiği olduğunu, bilmem kaç bilinmeyenli denklemlerin “bilinenler” “bilinmeyenler” diye ayrıştırılması gerektiğini, bu matematiği sökenlerin yaşamlarında başarı üstüne başarı kazanacaklarını vurgulamış.(Kaynak:Tiyatro Dünyası)

    Hep DEÜ’nün Sabancı sahnesinde oyun izlerdik, ilk kez bu oyun ile birlikte EÜ’nün AKM Konak sahnesinde Yunus Emre salonunda oyun izleme şansına eriştim. Güzeldi, Sabancı’nın balkonundan iyi geldi arkada olmama rağmen. Tiyatro salonu ağzına kadar doluydu. Haftanın 2-3 günü gelen tiyatroya İzmir halkının ilgi gösterip doldurması güzel birşey.

    Oyun izlediğim eğlenceli, güldüren oyunlardan biriydi. Sahnede dekor minimumdu. 2 sandalye, 2 tablo ile geriye kalan bütün dekor ve eşyalar hayal gücümüze bırakılmıştı. Çaylar kahveler hayali fincanlarlarla bardaklarla içiliyordu. Yan karakterler de vardı ama yoklardı. Orada olduklarını biliyorduk ama hayalimizdeydiler, görmesek de mimikleri ve dedikleri laflar hayal gücümüze bağlı olarak gözümüzün önündeydi.

    Hikaye 20 yıldır evli olan bir çiftin, birgün ayrılma kararı almaları ile başlarlar. Boşanma ritüelleri, mal ve dost paylaşımı yapılır. Ancak anılar paylaşılamaz. Çiftimiz ayrı bireyler olarak kendi hayatlarına devam etmeye çalışırlar, yeni sevgililer ararlar ancak birbirlerini deli gibi özleyip, kıskandırmaya çalışarak yakınlaşmaya çalışmaktan da kendilerini alıkoyamazlar. Bu karşı konulamaz geri çekim, onları ebedi bir birlikteliğe sürükler.

    Bu oyunu itinayle tavsiye ederim. Şehrinize geldiğinde sakın kaçırmayın, hatta elinizi çabuk tutun biletleri çabuk tükenebilir. Bundan sonra da kendime söz verdim, Ali Poyrazoğlu’nun tüm oyunlarına gideceğim. Seviyorum ben bu deli dolu adamı. Oyunda arada güncel konulardan Ergenekon, RTE ile ilgili siyasi kinayeler ve laf sokmalardan da hiç çekinmedi üstat.


    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Şölen

    9031282

    Niyetim daha sık tiyatroya gitmekti. Tiyatro ya da tek kişilik gösteriler. Ancak güzel ama geri kalmış şehrim İzmir hem bunun için pek müsait değil. Fazla sahne yok, olsa da genelde İstanbul’dan turne ile bir oyunun gelmesi bekleniyor. Ayrıca tiyatroların ilanları, reklamları pek yaygın değil. İnternetten araştırıp bulmadıkça, neyin ne gün oynayacağı hakkında pek fikriniz olmaz.

    Herneyse, yengegiliniz ile bu hafta Sabancı KM’inde sahne alan Şölen’i izledik. Zuhal Olcay, Payidar Tüfekçioğlu, Funda İlhan, Ayça Bingöl, Gökçer Genç  v eMurat Kılıç’ın rol aldığı Şölen’in konusunu şöyle kopyalayıp yapıştırabilirim;

    ‘Şölen’, varlıklı bir ev sahibesi olan Paige’in, yazar kocası Lars’ın yeni kitabını kutlamak amacıyla bir davet düzenlemesi ve bu gece için özel bir garson tutmasıyla başlıyor. Yok oluşa doğru giden dünya için kaygılanan Paige, bu ruh haliyle hazırladığı ‘ilkçağ çorbası’, ‘dondurulmuş atık’ gibi ‘özgün’ yiyeceklerini misafirlerine sunarken konuklarına oldukça kaba ve kırıcı davranışlarda bulunuyor. Gittikçe artan aşağılayıcı ve saldırgan tavırlarla adeta cehenneme dönen ‘Şölen’in en büyük sürprizi ise, izleyicisinin karşısına finalde çıkıyor.

    Açıkcası, oyun ile ilgili gözlemlediğim izleyici tepkisi pek iyi değildi. İlk perdenin sonunda sıkılıp çıkanlar oldu. Ben birşey ne kadar sıkıcı olursa olsun onun içinden birşeyler kapıp çıkarmaya, kendime birşeyler katmaya çalışan biri olduğum için izlememezlik edemezdim. (Bugüne kadar dayanamadığım tek eser Apocalypse Now olmuştur. Hi Tiger, Bye Tiger!)

    solen

    2. perde ile birlikte, hikaye biraz daha ilginçleşmeye başladı. Mike karakteri oyunu canlandırdı, ilk perde biraz daha karakterleri tanıtmak, her birinin bunalımlarını anlatmak ister gibiydi… Ama gene de 2.perde pek ilgi uyandıramadı gibi. Benim sağımdaki ve yengenizin solundaki teyzeler gerçekten uyudu!

    Çeviriden mi yoksa orjinal metinden mi bilemem ama konuşmalar ağır öğeler içeriyordu ve takip etmesi zordu. Kaçırdım bazı yerlerde… Felsefe, metafizik, varoluş, hayattaki amaçlar, kıçına motor takılmış gibi uzun uzun ve hızlı hızlı telafuz edilen cümlelerde bombardıman gibi uçuşuyordu havalarda. O kadar zeki bir tiyatro izleyicisi yok Türkiye’de, ağır geldi açıkcası.

    solen_2009_3Bir de çok küfürlüydü. Küfüre karşı değilim, hayatın en acımasız, ama gizlenen gerçeğidir küfür. Ama orjinal metinde sıfat olarak “fucking” küfürü, nezih Türkçemize “siktiğimin” diye çevrilmiş. Kabul etmek gerekirse “Lanet olasıca” diye çevirmekten daha cesurca ve başarılı olmasına rağmen gerçekçi değil. Güzel dilimizde sıfat şeklindeki “siktiğimin” küfürü, hem küfredenin küfür etme duygularını tatmin etmez, hem de ağıza güzel oturmaz. Kısa ve fazla asabiyet içirmeyen durumlara uygundur bu küfür. Ama hikayede yerine oturan asıl küfür “amına koduğumun”dur. Hem ağzı doldurur, hem o hissiyatı verir. Ama ne yazıkki bütün bir oyun boyunca “amına kodumun” küfrünü duymak biraz aşırıya kaçabilirdi :)

    Oyuncuların emeğine ve yeteneklerine asla bir laf bile etmem. Hepsi çok başarılıydı. Sahne sadeydi ama başarılıydı. Bir yuvarlak yemek masası, herkes etrafına dizilince kimse seyirciye sırtını dönmesin diye, yavaş yavaş kendi ekseni etrafında dönen bir platforma oturtulmuş. Böylece oyuncular oyunu sergilerken masa sürekli dönüyor ve herkesi rahatlıkla karşımızda izleyebiliyoruz.

    Zuhal Olcay’ı bütün kadınlığı ve güzelliği ile karşımda görmek güzeldi… Kadın gibi kadın.

    Ayça Bingöl’ün ise kasığa kadar olan dekoltesi ve karakterinin zirve yaptığı anda bu dekolte yüzünden görünen gri donu güzel bir enstanteneydi :)   Bu kadar olur işte benden tiyatro izleyicisi :P

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    1 / 212