Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Kıyamet Bugün Değil Her Gün!

Alderaan explosion

Bir maya takvimidir, bir kıyamet tellalığıdır sürüp gidiyor son zamanlarda. Bu birkaç sene önce çok hafif dozda başladı. Ancak tarih, Maya takviminin bittiği gün olan 21 Aralık 2012’ye yaklaştıkça iş iyice çığrından çıktı. Bundan 10 sene önce Marduk gelip çarpacak deniyordu. Sonra baktılar gökyüzünde gelen giden yok, kıyamet kopacak denmeye başladı.

Kıyametcilerin yanı sıra yeni bir çağın başlayacağına inananlar çıktı ortaya. Kova’nın çağı (Age of Aquarius) başlayacak, insanların içindeki gizli kalmış yetenekler çıkacak gibi doğa üstü savları olanlar çıktı. Dengelerin değişeceğine inananlar.

Bir de bu kıyameti fırsata çevirmek isteyenler çıktı. Delinin biri Şirince’de kıyamet kopmayacak diye bir turizm trollüğü atmış. Şu an Şirinceliler paraya para demiyor, Euro diyor. Evlerini, otelleri doldurup taşıran deli kıyamet korkakları var. Duyduğuma göre boş tarlalara bile çadırlar koyup satmışlar.

Kıyamet kopacaksa heryerde kopar. Şirince’ye gidip şarap içerek yakalanacağına, madem bu kadar korkuyorsun git Mekke’de Kabe’nin duvarına yapış. Hadi onu geçtim, Şirince’ye birşey olmayacaksa bile kıyamet yaşandıktan sonra neden dünyada kalmak isteyesin ki? Öl ve kurtul öyle bir hayat yaşayacağına.

21 Aralık’ta kıyamet kopacak. Ama bu kıyamet 21 Aralık’a özgü bir kıyamet değil. Kıyamet her gün var! Dün vardı, bugün oldu, yarın da var. Hergün sağımızda solumuzda bir kıyamet kopuyor, biz farkına bile varmıyoruz. Herkesin kıyameti kendisine. Ateş düştüğü yerde kıyamet koparıyor. Acılar, yokluklar, ölümler, kederler, mutsuzluklar hergün yaşanıyor. Sevdiğini, annesini, bababasını, çoluğunu çoğununu kaybeden, hasta olduğunu öğrenen, bir daha göremeyeceğini birinin kıyameti o gündür. Hafızasını kaybeden birinin kıyametidir o gün. Varını yoğunu kaybedenin kıyametidir o gün.

Herkes için kopacak kıyamet için endişelenme hiç. Sen kendi kıyametini düşün. Ölürsen, kaybedersen, üzülürsen, acı çekersen  ne yapacaksın? Kıyametine hazırlıklı ol. Sevdiklerine çok geç olmadan seni seviyorum de. İstemeden kırdığın kalpler varsa onar. Pişmanlıkların varsa gider. Arkanda yarım iş bırakma. Kıyametin değil, herşeyin hakkını verdiğinde bir jübilen olsun bu hayatta!

Bak Şimdi Boy Veriyorum

Çocukluğumdan beri asla anlamayacağım eylemlerden birisidir bu. Denize girip canı sıkılan bak boy veriyorum diyip batıp, ayaklarlarıyla yere değmeye çalışır. Bu hareketin en önemli özelliği elleri havaya kaldırmaktır. Böylece yere değdiğinde ne kadar derin bir deniz olduğunu dışarıdaki arkadaş anlayacak, ona göre temkini olacaktır?!?

Bu hareket nereden çıkmıştır? Bir ara komik miydi? Yoksa mecburiyet miydi hiç bir fikrim yok. Çok canım sıkılıp cıvıtmak istediğim zamanlarda yer yer boy veriyorum ben de itiraf etmek gerekirse.

Bu hareketin bir başka versiyonu da dipten kum çıkartmak. Kendini ispatlamak isteyen, ben serbest dalıcıyım havalarındaki Türk genci bir gurur uğruğna derin denize dalar bir avuç kum çıkartıp etrafındakilere gösterir. Hatta sonra eşşeklik olsun diye kum çıkartamayacak olan bir arkadaşına atıp pisletir. Bu uğurda kaç binlerce kulağa su kaçmış, ağrılara maruz kalmıştır!

Kıçıma Kaş Göz Çizsem Daha Güzel Olur

Son yıllarda elimden geldiğince kimseyi “çirkin” sıfatı ile yaftalamıyorum. Yaradılanı severim yaradandan ötürü felsefesi ile her insanın kendine has bir güzelliği olduğuna inanırım. Popüler kültürün beklentileri ve estetik anlayışı üzerine kurulu olan “güzellik” anlayışına göre toplumca “çirkin” olarak nitelendirilen bir birey, belki de dünyanın en iyi, en anlayışlı, en zeki ve yaratıcı insanlarından birisidir. Ancak sırf fiziksel görünüşü yüzünden “çirkin” gibi üzücü bir sıfat ile betimlenmek zorunda kalıyor. O yüzden fiziki olarak “çekici” bulmasam bile insanlara “çirkin” dememeye özen gösteriyorum. Dayanamayıp dersem bile tövbeler ile diyorum =)

Ama çirkinlik ile ilgili çok komik deyişler de yok değil hani. Kıçıma kaş göz çizsem daha güzel olur gibi çok yaratıcı bir deyiş var Türçemizde. Bir de en çok sevdiğim laflardan birisi de şudur: 100 tane s*kim olsa, 99’unu kuma saplarım, birini ona saplamamdır =)

Not: Resimdeki göt benim değildir, kimin onu da bilmiyorum =)

27 ve Satürn Dönüşü

7 Temmuz’da 26.yaşımı doldurup 27.yaşımdan gün aldım. 27 neden bilinmez tehkikeli bir yaş. Bunu Amy Winehouse’un ölümüyle bir daha hatırladım.

27 Klübü diye birşey var. Jim Morrison, Kurt Cobain, Janis Joplin, Jimi Hendrix ve Brian Jones gibi efsanevi müzisyenler 27 yaşında hayatlarını kaybettiler. Efsaneler genç mi ölür yoksa genç ölenler mi efsane olur tartışılır ancak Amy Winehouse da 27 yaşında ölerek diğer efsanelerin yanında yerini aldı.

Başkasının ölümü üzerine espiri ya da geyik yapılmaz ama insanın aklına ister istemez kendisinin de 27 yaşına girdiği gerçeği geliyor. 27 yaşın ne gibi bir özelliği var acaba diye merak edip inceden bir araştırma yaptım ve karşıma Satürn Dönüşü diye ilginç bir astronomik ve astrolojik bilgi çıktı. Satürn gezegeni güneşin etrafındaki dönüşünü tam olarak 29,5 yıllık bir sürede tamamlamaktadır. Satürn astrolojide insanın bilinçaltında gelişmemiş, kabullenemediğimiz yönlerimizin sembolüymüş. 29 yaşımıza yaklaştığımız sırada Satürn’ü konumu, bizim doğduğumuz yılki konumuna çok yakınlaşıyor. Bu evrede de toyluktan, olgunluğa geçiş dönemi yaşanıyor insanoğlunda. Ancak Saturn’ün insanların üzerinde bu yaşlarda kendini yetersiz, başarısız hissetme ve bunalıma sürükleme gibi bir etkisi olabiliyor. İşte bu yüzden de 27 ve 30 yaş araları insanlar olgunluğa geçerken bir bunalıma kapılabiliyor ve de hayatlarını sonlandırabilecek aktivitelerde bulunabiliyorlar.

Makalenin aslı Astrolojik Psikoloji uzmanı Pelin Hattatoğlu tarafından şöyle kaleme alınmış;

Satürn Dönüşü (29 Yaş)

Satürn, Jung’un “gölge” diye adlandırdığı bilinçaltımızdaki ilkel, gelişmemiş, kabullenmediğimiz yönümüzün sembolüdür. Satürn, zamanın efendisi olarak geçmişimizdir ve içimizdeki kural koyan, limitleri belirleyen ebevyn imajıdır.

Satürn, güneş etrafındaki dönüşünü ortalama 29 yılda tamamlar diğer bir değişle doğum anındaki pozisyonu ile kavuşumu 29 yaşımızda gerçekleşir. Transit eden her gezegenin natal pozisyonu ile kavuşumu çok önemlidir fakat özellikle Satürn’ün bu dönüşünde bilinçaltındaki bazı yönlerimiz aktive edilir ve karşı karşıya geldigimiz problemlerin yarattığı sıkıntı ve çabalamalarız neticesinde karakterimize gelişme potansiyeli doğar.

29 yaş civarında yetersiz olduğumuz veya bir illüzyon ile kendi içimizde abarttığımız yönümüz ile yüzleşiriz, aile bağlarımız ve geçmişten ödünç aldığımız değerleri sorgularız. Satürn’ün kendi natal pozisyonuna döndüğü bu yaşın hemen öncesi hayatımızda bir yıkım, bir çözülme, bir yanılsama yaşanır. Tek taraflı olarak algılanmış, yanlış veya tam anlamadığımız kişiliğimiz zor ve depresif bir dönem geçirir. Bu zor dönem psikolojik çocukluğumuzu üzerimizden atmak, gelişen kişiliğimizi geçmişin etkisinden kurtarmak için gereklidir. Ancak böylece hayatımıza geçmişimizin, çevremizin, ailemizin ve gölgelerimizin bir ürünü olarak değil bir birey olarak devam edebiliriz.

Bilinçdışımızdakini dışarıya yansıttığımız için bu dönemde ilişkilerimizde zorluklar yaşamamız doğaldır. Daha önce yapılan birçok evlilik bu yaşlarda çözülür veya zorlanır. Kişi kendi karanlığı ile karşı karşıya geldiğini farketmeyip bütün tatminsizliklerinden eşini sorumlu tutar. Eğer bu evlilik kişiye şimdi yanlış ve yetersiz gelen daha önceki değerlerine dayanıyorsa bu dönemde bitebilir.

Bazen gölgemiz ile bu karşılaşmaya çaresizliklerimiz ve aşağılık komplekslerimiz eşlik eder. Çok eskilerde, çocuklukta bıraktığımız yaralar ve endişeler birden su yüzüne çıkar. Kendimize olan güvenimizin sandığımızdan daha kırılgan olduğunu fark ederiz. Kişi kendini tanıyamaz olur, başkalarında eleştirdiği, ayıpladığı ne varsa kendi içinde onların varlığını veya ihtiyacını farkeder. Sorgusuz, sualsiz inandıklarının yanlışlığını veya yetersizliğini görmeye başlar.

Bu dönem öncesi yapılmış evliliklerin çözülmesinin yanısıra bu etki altında birçok evlilik planlanır yada gerçekleşir. Evliliğin getireceği güvencenin, bu çocukluğun sona erişinin farkındalığı ile gelen bilinmeyen bir geleceğin karşısında yaşadığımız çaresizliğe çare olacağı düşünülür. Evlilik, zihnimizin karmakarışık olduğu bu dönemde bize destek olur. Bu evlilikler yanlış demek degildir, belki de gereklidir, fakat kişinin olayların ardındaki gerçek nedenleri görmesi her zaman daha sağlıklıdır.

Sonucu ister mutluluk veya mutsuzluk olsun bu dönem ve öncesi yapılan evliliklerin çok azı tam ve açık bir bilinç ile yapılır. Diğer bir değişle bu evliliklerin çok azı bilinçdışındaki çaresiz, bağımlı, bir illüzyon etkisi altında olan iki çocuğun evliliği değil de bilinçli ve sorumlu iki olgun bireyin evliliğidir.

Her Satürn geri dönüşü yaşananlar evlilik veya ilişki ile ilgili değildir. Satürn’ün doğum haritasındaki yeri hangi alanda bu tecrübelerin kendini göstereceğini anlamamıza yardım eder. Örnegin bu yıllar iş hayatımızda artan tatminsizlik hislerini, yanlış mesleği seçtiğimizin farkındalığını da getirebilir. Bütün bu olayların temelinde kişi kendinin gizli efendisini farkeder bu da kişinin “gölgesidir”. Gölgemiz, doğal yeteneklerimizi kendi amacı için kullanmıştır. Bu bilinçdışımızdaki gelişmemiş çocuğun farkına varmadan malesef kendi seçimlerimiz doğrultusunda yaşamak yerine bazı büyük ideallerin maşası oluruz.

Bütün bu olayların şiddeti 29 yaş civarı ne kadar bağımsız bir birey olduğumuz ile alakalıdır. Olgunluk ile karşılayacağımız her Satürn dönüşü olumlu bir değişim, kendimizin daha çok farkına varmak ve hedeflerimizin konsolidasyonu için birer fırsattır. Bu önemli açılar döneminde yaşadıklarımızı iyi kullanamaz ve idare edemezsek elimizde olan herşeyin yıkımı ile karşılaşmak içten bile değildir. Ancak, kişinin bu yıkılanların kendi değil, kendi olduğunu zannettiği insanın hayatı olduğunu iyi anlaması gerekir.

Bu dönem bazıları için çocuğunun doğumu ardından, bazıları için bir finansal çöküşün ardından, diğerleri için inandığı şeylerin çözülüşü ardından yada bir hastalık ile birlikte gelir. Bu tecrübelerin anlamı için devamlı kişinin kendisine bakmamız gerekir fakat bu değişim Satürn dönüşünde yaşanıyorsa mutlaka bilinçdışındaki gölgenin bilince entegrasyonunu içeriyordur.

Satürn dönüşünün tecrübeleri natal Satürn’ün hangi evde olduğu ile alakalı olabilir. Örneğin 7. ve 8. ev ilişkiler, 10. ev amaçlar, kariyer hedefleri, 9. ev dünya görüşü, 11. ev sevgi ve ilgi ihtiyacını işaret eden konular çerçevesinde gelişir. Bazen çesitli alanlardaki tecrübeler aynı değişime neden olur.

Satürn’ün kökleri derindedir bu yüzden bu tecrübeler kalıcı etkiler yaratır. Eski maske atılır yerine gerçek –çoğu zaman idealden daha az mükemmel- yüz ortaya çıkar. Bu yüzü ne kadar kabülleneceğimiz, egomuzun onu nasıl algılayacağına bağlıdır. Genelde “gölge” yönümüzü kolay hazmedemeyiz fakat o bizim realitemizdir ve hayatımıza onu entegre etmemiz gerekir. Kişi kendinden başkası olamaz, bu gerçeği gönüllü olarak kabullenmezse, olaylar karşısında gönülsüzce kabullenmek zorunda kalır. Egomuzun bilinçdışımız ile işbirliği yapma veya yapmamasının sorumluluğu da sadece bizdedir.

Kaynak: http://www.pelinhattatoglu.com/turkish/articles/articles_iki%20onemli%20donem.htm

Ayrılıklar Birer Bilek Burkulmasıdır

Bilek burkulmaları ayağınızı yere basmamanız gereken bir şekilde basıp kendi ağırlığınız ile kas ve tendonlarınızı zorlayıp, zedelediğiniz, istenmeyen, beklenmedik kazalardır. Ben ayrılıkları bilek burkmalarına benzetiyorum.

Yapılmaması gereken bir hareket sonucu anlık bir acı içinde kıvranırsınız ama bu acı çabuk geçer. Sıcağı sıcağına birşey anlamazsınız, ‘burktum geçti‘ dersiniz. Hatta tedbir olarak şişmesin, morarmasın diye buz pansumanı yapıp, kremler ile iyi etmeye çalışırsınız.

İlişkilerin doğasında da olmaması gereken bir harekettir ayrılıklar. İlk ayrılık anında biraz içiniz burkulur, belki gözleriniz dolar ancak sonra gündelik hayatınıza devam edersiniz. Hatta aklınıza getirmemek için kendinizi dışarıya atar, gezer tozar, yer içer, arkadaşlarla ya da potansiyel bekarlarla kafanızı dağıtıp, kalbinize pansuman yaparsınız.

Ancak nasıl bilek burkmalarında üzerine uyuyup uyanınca bir anda acısı vuruyorsa, ayrılıklarda da yalnız kalıp, düşüncelere daldığınız anda acısı çıkar. Acımayan yerlerinizin acıdığını hissedersiniz. Koyar adama, bir öküz oturur böğrünüze, kaldıramazsınız.

İkisininde tedavisi aynıdır. Zamanla geçer. Üzerine yüklenip, zorlamazsın bileğini, kalbini. Krem ve merhemlerle acıyı hafifletmeye çalışırsın. Arkadaşlarla, exlerle ya da yenilerle kalbinin acısını, boşluğunu gidermeye çalışırsın. Yine de şükretmek gerekir, burkulan bilek iyileşir, eskisi gibi olur zamanla. Beterin beteri var, ya bileğin kırılsaydı?