Mental Facebook

Mental Twitter

Mental Twitter

    Twitter'ıma Gel

    Mental Formspring

    Arşivler

    pornomadokunma.blogspot.com

    Çeşme: Paranızla Rezil Olacağınız Cennet Tatil Beldesi

    Çok iddialı ve kin dolu bir başlık oldu kabul ediyorum. Ben doğduğumdan beri, 25 senedir her yazı Çeşme’de geçiririm. Yarı yerlisi sayılırım. Aksine bu yaz Çeşme’de en çok eğlendim yazlardan biri oldu. Çünkü artık popüler ve lüks bir sayfiye yeri olan Çeşme’yi çözdüm ve bir birey olarak olgunlaşarak bir tatilde ne aradığımı buldum.

    Beni artık gece bistro yapıp eller havaya yapmak tatmin etmiyor. Haftasonu bir gecem oluyor zaten, onda da oturup yiyip içerek, dostlarla sohbet ederek ya da güzel ve yorucu olmayan bir konser izleyerek takılmak istiyorum. Ne istediğini bilince, ona göre de takılacak mekan buluyorsunuz.

    Beni FourSquare’de takip edenler bu yaz az çok nerelere takıldığımı biliyorlar. Yazımın çoğu Çeşme Marina ve Alaçatı‘da geçti. Ilıca Yıldızburnu‘na maksiumum 2 ya da 3 kez gittim. Diğer yazlara göre bu yaz daha çok mekana girdim çıktım. Şimdi de paranızla nerede nasıl rezil olacağınızı yazacağım Çeşme’de =)

    Önce Çeşme’nin en çok bilinen koyu olan Aya Yorgi‘den başlarsak;

    Shayna var yıllardır. Mülkün sahibi işletmecisi olunca yıllar yılı kalabiliyorsunuz bir yerde. Gitmesek de görmesek de o Shayna hep bizim Shaynamızdır. Ben şahsen 2003 senesinden beri hiç gitmiyorum. Ama Shayna inatla orada. Bu sene 100% Türkçe geceleri ile değişik bir tarz yakalamaya çalıştılar. İş de yaptılar

    herhalde gene ama ben giden tanımıyorum.

    Paparazzi var. Son 3 senenin en gözde mekanı. Hem giriş ücreti olmaması, hem de bistro da takılma zorunda olunmadığı için insanlar buraya akın etti son senelerde. Tabii insanlar akın akın geldikçe arz talebi doğurdu, bu mekanda da bistro manyakları oldu, garsonlar şımardı, müşteri beğenmez oldu. Bistro için şişe falan açtırtmanız lazım der oldular, ya da garsonun cebine 50TL sıkıştırmanız gerekir oldu.

    Barına gidip bir şişe Sex On The Beach almak istediğinizde barmenine göre 70 lira ile 180 lira fiyat çekerler. Tuttuklarını sikmeye çalışırlar. Barmene önceki şişeyi 70 liraya aldım dediğinizde pişkince o zaman 70TL ver derler. Ha bir de Paparazzi’nin müzikleri şaka gibi son 2 senedir sırası bile değişmedi. Keşke taktıkları CD kırılsa da yeni CD yapsalar, şarkıların sırası değişse bari =)

    Bir de otoparkı ufaktır Paparazzi’nin. Saat 1′de falan gitmeye çalışırsanız yandaki tarlalara yönlendirir sizi değnekçiler. Mekandan 100lerce meter uzağa, nadasa bırakılmış tarlaya parkettiğiniz arabanıza yine de otopark ücreti verirsiniz, üstüne bir de toz toprak içinde dünyanın yolunu yürürsünüz.

    Marrakech var bu sene yeni açıldı. Köfteciyi bozup çok lüks bir club yaptılar. Sole Mare’ye büyük rakip olarak Aya Yorgi koyuna giren bu mekan cidden tuttu. İçeride alevli meşaleli bir ambiyans var. Durum böyle olunca da mekan bir ukalalaştı anlatamam. İçeride tanıdık garsonunuz varsa 300-350TL’ye açılan şişeler, yoksa 500TL’ye kadar yükselebiliyor.

    Kapıdaki güvenlik, tipinizi beğenmezse ve erkek erkeğe gelirseniz “Bayan arkadaşlarınız nerede” diye küstahca soru soran cinsten. İçeride arkadaşlarınız varsa ezik gibi onları çağırıyorsunuz kapıya. İçeriden gene erkek arkadaşlarınız gelirse “kız arkadaşlarınız gelsin onlar soksun” diyecek kadar küstah bir anlayış var. Gözümle şahit oldum!

    İçerisi hınca hınç oluyor Marrakech’te. 30TLlik bir giriş ücreti var. Bir içecek fişi veriyorlar. Ama o içeceği almak için sinirlerinizi bozmanız gerekir. Çünkü içeride 1000kişiyi aşkın kişi varken, 2 tane barında 2şer kişiden toplam 4  tane barmeni var mekanın. Şaka gibi. Barmenler sizi sallamıyor bile içki içki diye bağırıyorsunuz =)

    Gündüz plajı güzel ama, yer bulabilmeniz için saat 11′de oraya gidip yer bulmanız gerekiyor. İskele zaten hep rezerve… Yerseniz…

    Solemare var yılların klasiği. Oraya 2-3 senedir gitmiyorum ama pek bir farkı olacağını sanmıyorum. Hınca hınç kalabalık, fahiş içki fiyatları. Zaten bu son iki mekanın çaldığı müzik de artık beni sarmıyor. Serdar Ortaç, Hande Yener, Demet Akalın, Soner Sarıkabadayı vs benden uzak dursun.

    Bu sene Babylon Alaçatı’dan Aya Yorgi’ye taşındı. Benim favori mekanlarımdan biri. Ama İstanbul’dan gelen arkadaşların anlattığına göre bu mekan da fiyatlar bakımından Çeşme’li olmuş. Giriş ücretleri konserine göre 25 ila 45 TL arasında değişiyor. Bunlar sadece konser bileti, içkiniz yok. Ama içeride içkiler diğer saydığım mekanlara göre daha uygun fiyatla satılıyor. Bistro yapma gibi bir ihtiyacınız yok. Alırsınız bolca bulunan ve hızlı servis yapan barlarınbirinden içkinizi ister kenara köşeye oturup konseri izlersiniz, ister sahne önünde çılgınlar gibi eğlenirsiniz. Plajında da giriş ücreti 30TL gibi bir yastık ücreti veriyorsunuz. Çok erken saatlerde gitmediğiniz sürece satın alacağınız o yastık çok uzaklarda çimlerin üzerinde falan olacak.

    Çeşme’de bir de Cece, 9.5 gibi canlı müzik barları mevcut. Onlarla hiç işim olmadığı için çok yorum yapmayacağım ama fiyatlar oralarda pavyon gibi maşallah. Ön masalarda Serdar Ortaç falan dinlemeye kalkarsanız silkelenip kendinize gelirsiniz =)

    Bu sene Riders Beach Alaçatı sabaha kadar eğlence ile gözde oldu sanırım. Seneye popüleritesi daha da artacak gibi. Inside gene güneşi doğurmak isteyenler içinde yerinde duruyor. Mekan sabaha karşı hizmete girince bir birayı 20TL’ye içme şansına sahip oluyorsunuz =) Bu sene bir de Indaba vardı. Ayrı bir telden çaldı DJler MJler falan…

    Çeşme’de şimdiye kadar gördüğüm en pahalı fiyatlar her nedense Public denilen mekandaydı. Oraya birgün denize girmek için gittim. Tosta 20, Burger’a 25 TL vermek garip geldi. Bir de mekanda para geçmiyor. Kapıda elektronik karta para yüklüyorsunuz ve içeride garsona o kartı vererek harcama yapıyorsunuz. Ama bütün gününüz matematik yapmakla geçiyor. Kaç para tuttu, kaç para çekti, kaç kaldı, birşeyler daha alsam karttaki para yeter mi? Olmaz olsun böyle düzen. Zaten serviste çok geç, yavaş ve 5 para yetmez. Garsonlar gece 5′e kadar çalıştık, uykusuzum diyecek kadar da candan!

    Çeşme’de benim bu seneki favori mekanlarım Çeşme Marina ve Alaçatı. Alaçatı’da yazın çeşitli restoranlarda yemek yedim. İzmir’de yiyebileceğiniz en pahalı yemek Alaçatı’dadır. Tuval, Rosemary, Picante, Dükkan Burger hepsi birbiriyle kapışıyor pahalılıkta. Ama servis 10 numara, aksamıyor, o paraya yemeğin hakkını veriyor, doyuruyor porsiyonları ile. Kahve, içki ya da limonata için meydandaki İyi, Köşe, Orta Kahve ve 15 Eylül Kıraathanesi ideal. Bu 4′lünün tam ortasında, aile çay bahçesi şeklinde belediye tarafından işletilen Gizem Cafe ise fiyat olarak Alaçatı’nın en uygun fiyatlısı. Astronomik fiyatlar yok.

    Benim favori iki mekanım, hem güzel bir kokteyl ya da içki içip, arkada güzel bir müzik dinleyerek arkadaşlarla muhabbet edebileceğim Nar ve Mi Casa. Birisinde yeri yoksa üşenmeyip diğerine gidiyorum. Nar’ın Armut ve Long Island kokteyllerini giden herkes içmiştir. Mi Casa ise Solemare’nin deneyimli ekibi ile akşam restoran, gece bar şeklinde işlemekte ve çok çeşitli kokteyllere sahip. Fiyatlar Çeşme standartı =)

    Çeşme Marina’daki favori mekanım ise Sir Winston Bistro‘nun roof barı. Bütün marina ayaklarınızın altında. Servis güzel, barmenin kokteylleri güzel. İzmir’in meşhur Bonjour Pastanesi de Marina’da mevcut. Ancak servis olarak beni her gidişimde yüzüstü bıraktı. Sipariş vermek ve hesabı istemek bir işkenceye dönüşüyor mekanda. Diğer mekanlara da bir iki kere oturdum ama çok diyecek birşey yok onlara. Bir tek Wineway denilen şarapçıya edilecek bir lafım var. Bu mekanın çeşit çeşit şarapları olmasına rağmen bir menüsü yoktu Temmuz ayının ortasında. Birer kadeh şarap istedik. Kafasına göre bir şarap getirdi. Kadehine de 21TL para istedi ki, kadeh şarapta maksimum verilecek mübah rakam 12TL’dir benim gözümde. Ayak üstü sikti, ben de kıllatmadım ona yanarım.

    Balıkçılara geçmek gerekirse, balıkta İzmirliler vereceği parayı az çok kestirirler. O yüzden Çeşme’de olsa İzmir’de olsa İzmirli adam balığa  ödeyeceği makul derecedeki kazık fiyatlara alışkındır. Eğer kişi başı 50TL geliyor ise çok iyi bir hesaptır. 60 ise normal, 70 ise haketmiş, 80 ise lükstür. Kişi başı 90TL ise inceden sikmiştir mekan. Kişi başı 100 ise bir daha gidilmez =) Port Marina çok lüks ve güzel bir balıkçı, çok hoşuma gitti bu sene. Germiyan’da Ada Balık var çok salaş bir restorandı ama  bu sene çok trendy oldu. Ada Balık’ın olduğu koy çocukluğum boyunca Maganda Plajı idi. Şimdi insanlar seve seve gider oldu oraya. Bir de yıllardır bir aile klasiğimiz olan Ildır Restoran vardır. Deniz üstünde iskelede balık keyfi yaparsınız. Dalyan’daki klasik balıkçılar vardır. Orada da Bani tanıdık işidir. Oraya giderim. Bu saydığım restoranlarda fiyat 60TL ile 80Tl arasında değişmektedir. Şifne’de Yusuf ‘un Yeri vardır burası daha uygun fiyatlıdır burada da 50TL ile 70TL arasında kalkabilirsiniz yemekten.

    Gelelim kumruculara. Kumrucu Şevki Çeşme’de bir tekel haline geldi. Her yere yayıldı, işin bokunu çıkartı franchise vermeye başladı oraya buraya. O yüzdendir ki ister istemez kumrusunun kaliltesi bozuldu. Benim tercihim Kumrucu Erol ya da Kumrucu Hikmet‘tir kumruda. Hepsinde fiyat aynıdır 6TL yengen, 7TL süper,çılgın,manyak =)

    Çeşme bir cennet. Denizi bu kadar güzel olan başka bir tatil beldesi yoktur. Her koyundan rahatlıkla denize girebilirsiniz. Ancak Çeşme’de yaşamak çok pahalı. Bunu en iyi Bodrum ya da Marmaris’e gittiğinizde anlıyorsunuz. Çeşme’de bir haftasonu harcadığınız paranın yarısı ile Bodrum’da, 3′te biri ile de Marmaris’te krallar gibi tatil yapıp eğlenirsiniz. Paranıza rezil değil vezir olursunuz. Çeşme’nin abartılmış balon fiyatlarının birkaç seneye arz talep doğrultusunda normal fiyatlara döneceğini düşünüyorum ben gene de. İlerleyen seneler gösterecek bize =)

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    3 Dakikada Mikrodalgada Brownie

    Mikrodalga tariflerine bir merakım var. Üşengeç Bezgin Bekir bir adamı ve benim gibiler için mikrodalganın bir hayat kurtarıcı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de mikrodalgada kolayca ve kısaca yapılabilecek tatlılar ve içkiler ile ilgili tarifleri hep ilgi çekici bulmuşumdur.

    İşte bu da tatlı krizi gelenlere. 3 dakikada kendinize kek yapın. Yiyin gari!

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Bonibon

    Çocukluğumun körpecik hafızasına kazınmış bir jingle.

    çantada cepte bonibon…
    bonibon… (çıkı çıkı çıkı)
    kakaolu draje bonibon…
    bonibon… (çıkı çıkı çıkı)

    İthal dünyaca meşhur drajelerin (M&M ve Smarties) olmadığı bir dönemde Kent tarafından çıkartılan bu kakaolu draje benden önceki, benim ve benden sonraki nesillerin bir numaralı abur cubularından olmuştur. Arkadaşlarla kolay paylaşılır ama asla paylaşılmak istenmezdi, gizliden gizliye kenarda köşede yutulurdu. Hatta çocuklar arasında ilaç içiyorum geyikleri bile yapılırdı.

    Reklamından özenerek açılıp yenmeden önce de çıkı çıkı diye sallanıp enstrümental olarak kullanılırdı. Bir de Bonibon’un kapaklarının altında harfler vardı. Ne işe yaradığını, ne yapılacağı bilinmezdi. Şehir efsaneleri dolanırdı ilkokul koridorlarında. Yok ismini yazıp postayla gönderirsen sana hediye gönderiyorlar gibisinden. Halen bir gelenek olarak kapakların altından harfler çıkmaya devam ediyor.

    Bonibon o kadar kültürümüze girmiş ki, McDonalds’da bile drajeli McFlurry değil de Bonibonlu McFlurry diye istersiniz dondurmanızı, o ne diye bakmazlar suratınıza hemen getirirler siparişinizi.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Artemis

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Scrambled Eggs – Çırpılmış Yumurta

    Otel açık büfe kahvaltılarının benim için vazgeçilmezi, olmazsa olmazı, gavurların Scrambled Eggs dediği Türklerin Çırpılmış Yumurta diyebilecekleri görünüşte çirkin ama tadı leziz yemek.

    Evde annem yapsa burun kıvırırım Scrambled Eggs’e ancak otel kahvatılarında her seferinde boş geçmeden bol bol yiyorum. Genelde pis boğazımdır zaten, üstüne bir de omlet yiyebiliyorum yumurta krizine girme riskim olsa da.

    Yapılışını tam bilmiyorum ama karmaşık değil. Muhtemelen ateşteki yağlı tavada yumurta ve süt çırpılıyor kıvama gelene kadar, sonra da pötürt diye tabağa dökülüyor. Besleyici olduğu kesin!

    Scrambled Eggs’in yanına sosis ya da sucukumsu etlerden koyup, üstüne bolcana karabiber ve makul tuz ile ekmeği bana bana yiyebilirsiniz.

    Otelinizin şefinden itinayla isteyiniz!

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    Küba Cohiba Purosunun Hayal Kırıklığı Yaratan Fabrikası

    Küba purosu, lezzeti, görünüşü ve kokusuyla sigara içmeyen adamın bile ağzını sulandıracak güzellikte bir purodur. Yıllardır geyiği vardır, Küba purolarının güzelliği kadınların baldırlarında sarılmasından gelir diye. Şehir efsanesidir tahminen ama gene de insanın hoşuna gider böyle birşeyin gerçek olması ihtimali bile.

    Cohiba’da Küba puroları arasında en başarılı ve dünya çapında nam salmış puro markalarından biridir. Aslında iki tane Cohiba markası vardır. Biri Dominik Cumhuriyeti’nin Cohibasıdır. Orjinali ise Küba Havana menşeiilidir. Dominik Cumhuriyetin’de kurulmuş olan Cohiba puro fabrikası, Küba devriminden kaçmış Küba’lı puro üreticileri tarafından kurulmuş bir fabrikadır.

    Cohiba purosunun özelliği Küba’nın en iyi tütünlerinden yapılmış olmasıdır. Yıllar yılı bu purolar Fidel Castro ve Küba’nın bürokratları  için özel olarak üretilmiş ve satılmamış. . 1982 yılında da halka satışa açılmış. Küba ambargosu ve soğuk savaş yıllarından çok zor bulunan değerli bir diplomatik hediye olarak elden ele dolaşmış. Şanı da zamanında zor bulunan bir puro olmasından kaynaklanıyor.

    Bu aşağıdaki görüntüler Cohiba’nın fabrikasından. Nerede o güzel baldırlı Küba kızları? Bildiğin puro sarmaktan sararmış manikürsüz tırnakları ile seri üretime bağlanmış hatunlar. Hayal kırıklığının resmi işte :)

    Popularity: 1%

    Post to Twitter Tweetle

    1 / 712345...Son »