Avrupa şehirciliğinin çok güzel bir özelliği vardır. Adamlar hiçbir zaman eski ve tarihi binaları yıkıp yerine rant sağlamak için yenilerini dikmemişlerdir. Her zaman için şehri dışarıya doğru büyütüp şehrin banliyölerin denilen yeni binalardan oluşan dış mahalleler oluşturmuşlardır. Böylelikle hem yıkım ve harfiyat gibi milli ekonomiyi zarara sokan bir israfa girmezler, hem şehrin dokusunu ve beşeri yapısını bozmalar, hem de dışarılar doğru büyürüken daha düzgün, altyapısı sağlam kentler kurarlar. Şehre yeni gelen göçler dış banliyölerde yaşar ve eski şehirde yaşayanları birlikte getirdikleri sorunlarla sıkmazlar.
Yıllar sonra da sen ve ben gibi yurdum insanları bu tarihi kentleri turistik olarak ziyaret ederiz ve “Vay anasını ne güzel kentler yapmış adamlar” diyerek ağzımız açık bakarız. Londra, Paris, Amsterdam, Roma, Milano, Berlin vb. bir çok Avrupa kentinde 1700′lerden kalma binalarda yaşayan insanlar bulunmaktadır. Restorasyonları yapıldığı sürece bu binalarda da yaşamaları devam edecektr de.
Peki bizler ne yapmışız? İzmir için konuşmak gerekirse Rumlardan kalma bütün 2 katlı, cumbalı yalıları yıkmışız İzmir’de. İzmir’in Karşıyaka sahilinden Göztepe sahiline kadar bütün sahil şeridi denize sıfır yalılardan oluşurmuş. Her yalının denizde iskelesi, ve deniz banyosu olurmuş. Ancak 1950′lerde başlayan apartman modası ile birlikte Osman Kibar’ın belediye başkanlığı döneminde bütün sahil şeridindeki Arnavut kaldırımları sökülmüş, yollar asfaltlanmış, yalıların yıkılıp yerlerine 7′şer katlı apartmanlar dikilmesine izin verilmiş. Böylece İzmir’in Kordon’u bugünkü betonarme Çin Seddi gibi dizilmiş apartman görünümüne kavuşmuştur.
Aşağıdaki resimlere bakınca yıllar önce çekilen kent fotoğraflarının çekildiği noktadan günümüzde yeniden fotoğraflanarak hala aynı yapıyı koruduğunu gösteren sanatsal bir çalışmaya tanık olacaksınız.
Popularity: 1%




























Meşhur Yazılar