Pablo Picasso: Hayatı, Sanat Anlayışı ve Kübizm

HAYATI

Doğum Tarihi : 25 Ekim 1881
Ölüm Tarihi : 1973

Picasso’nun yaşam öyküsü aslında o doğmadan çok önce başlar. Picasso’nun babası Don Jose Ruiz BlaPicasso 2sco orta karar bir ressamdı. Blasco ailesinin geçmişi 1541 e dek uzanıyor. Picasso’nun ataları kuşaklar boyunca sanata düşkün, sanat konularından ciddi, yürekli ve açık görüşlü, din konularında ise son derece dürüst kişiler olmuşlardır. Annesi Dona Maria Picasso, Lopez den, fiziksel özelliklerini almıştır. Üstelik ailenin bu kanadında en az iki ressam vardır. Picasso doğduğu gün ölümle ilk kez burun buruna gelmiştir. Ebesi çocuğun öldüğü kanısına varıp tüm özenini annesine yöneltmiştir. Yetkin bir doktor olan amcası Don Salvador’un soğukkanlılığı Picasso’yu soluk alamayıp ölmekten son anda kurtardı. Don Salvador’un uyguladığı etkili yöntemle geleceğin dahi sanatçısı küçük Pablo’yu yaşama döndürdü.

Yüzüne biraz puro dumanı üflenen bebek hemen ağlamaya başladı. Tarih, 25 Ekim 1881. Saat, 11.15.

Picasso yaşamının ilk on yılını doğduğu kasabada Malaga’da geçirdi. Ailesine zengin denemezdi. Babası kasaba müzesinin müdürüydü. Ayrıca resim öğretmenliği yapıyordu. İki yakalarının bir araya gelmesi çoğu zaman çok güç oluyordu. İspanya’nın kuzeyinden daha iyi ücretle yeni bir iş önerisi aldığında sevinerek kabul etti. Picasso’lar dört yıl geçirecekleri Atlantik kıyısındaki eyalet merkezine taşındılar.

Picasso okulda sayıların biçimleriyle ilgilenir, onları defterine geçirir, ama onlarla oluşturulan aritmetik problemlerle hiç mi hiç ilgilenmezdi. Okulda defterlerini çizimlerle doldururdu.

Başlangıçta babasını örnek alıyordu ama 13 yaşına geldiğinde ona çoktan yetişmişti. Picasso babasının isteği üzerine bir resimdeki güvercinin ayaklarını tamamlamıştı. Bunu o denli başarıyla yapmıştı, güvercinler o denli gerçekçi olmuştu ki babası gereçlerini oğluna vererek onun artık olgun bir sanatçı olduğunu kabul etmişti. Babası fırçasıyla boyalarını eline tutuşturdu ve bir daha hiç resim yapmadı. Picasso, Barselona’daki sanat okulunun giriş sınavlarında da benzer bir başarı gösterdi. Ayrıca bir aylık bir ödevi bir günde tamamladı. O bir harika çocuktu. Doğru dürüst eğitim görmemişti ama, daha 14 yaşında tanınmış bir sanat okuluna kabul edilmeyi başarmıştı.

Picasso çıraklık döneminin sona ermesinden çok önce Barselona’nın en tanınmış ressamları arasına girmişti. Barselona’da o güne dek gerçekleştirilen en önemli sergide ilk büyük boyutlu yağlı boya tablosu sergilendi. 1897’de Malaga’da geçirilen kısa bir yaz tatilinin ardından Picasso, Madrid’deki yeni atölyesine taşındı ve İspanya’nın en tanınmış sanat okullarından birine girdi. Önceleri geçmişin usta ressamlarını kopya edip onların biçemlerini yansıladı. Daha sonra bu resimler onun özgün resimleri için birer kaynak oldular. Bu konuları değişik düzenlemeler ile tekrar tekrar işledi.

Haziran başında kızıla yakalandı. İyileşmek için Barselona’ya döndü. 1899 İlkbaharında Barselona’ya yepyeni tasarılarla döndü. İspanyol resmindeki yeni gelişmelere daha açık bir görüşle bakmaya başlamış, öncüleri ile tanışmayı aklına koymuştu. Çok geçmeden buradaki yaşlı başlı ressamların saygısını kazandı. 1900’de ilk kişisel sergisini açtı. Picasso’nun resimlerine büyük ilgi gösteren genç galeri yöneticisi ressama hemen bir anlaşma önerdi. Picasso öneriyi hemen kabul etti. Düzenli aralıklarla galeriye vereceği resimler karşılığında ayda 150 frank alacaktı. Böylece, parası sorunlarını şimdilik çözmüş bulunuyordu. Öylesine coşkuyla doluydu ki ilk galericisinin birkaç portresini yaptı.

Anavatanı İspanya’ya döndü ve pek kısa bir süre kaldı. Ailesine yabancılaşmıştı. Onların taşralı zihniyeti karşısında duyduğu düş kırıklığı içinde Paris’e geri döndü. Picasso olgunluk aşamasını akademik bir eğitimden geçerek erişmişti. Ama daha on altı yaşına geldiğinde öğrenilecek ne varsa hepsini öğrenmişti. Picasso henüz kendi özgün biçimini yaratmamıştı. Öte yandan diğer ressamlarla dirsek dirseğe sürdüğü alışveriş yavaş yavaş sona eriyordu. Özgün bir sanatçı olarak kimliğini ilk kez vurgulayan Mavi ve Pembe Dönemlerinin eşiğindeydi. Eğitim süreci sona ermişti artık Picasso, Picasso olmuştu.

Pablo Picasso 1904’te Paris’e yerleşir. Burada göçebe yaşayanların, palyaçolarla ip cambazlarının dünyasına hayran kalır. Etkileyici çarpıtmalarla neredeyse tek renkli denebilecek mavi bir ton kullanarak onların resimlerini yapar. Onun bu dönemine “Mavi Dönem” denir. Pembe Dönemi’nde de yine aynı konular vardır. Ama renkler daha yalınlaşmıştır. 1907’de Avigno’lu Kızları yapar. Kübist gelişmenin başlangıç noktasını Picasso’nun Avignonlu Kızlar adlı tablosu temsil eder. Bu resimde kısa süre önce tanımış olduğu zenci yontularının etkileri izlenir. Buradaki figürlerin yalın ve köşeli düzenlenişi Kübizm’in doğuşunun habercisidir.

Kompozisyondan insanı kavrayan renk, lekelerinden ve biçim çarpılmalarında tedirgin edici, etkiyi, kuşkusuz resimde canlandırılan “Salon”da uygun düşmektedir. Ondan önce hiç kimse bu biçimde resim yapmış değildir. Aynı sıralarda Brague’da Fovizmden ayrılmakta, hiçbir havası olmayan, Streometrik çizimlerle oluşturduğu “Estague de evler” manzaralar yapmaktadır.

Picasso kübizme gittikçe daha çok yönelir. Başka insanlar, başka ressamlarla birlikte Mont Martre da “Bateau ‘Lavoir” yeni çamaşır teknesi adını verdikleri bir atölyede çalışmaktadır. Burada onu aralarında Leo Stein’da bulunduğu eleştirmenler, ünlü yazarlar, sanatçılar ziyarete gelir. Juan Griss kübizmin biçimlerin çözülüp dağıtıldığı bu çalışmasını “Çözümleme dönemi” (Analitik) olarak nitelendirilir. Resim konuları oldukça sınırlıdır. Ev eşyaları ve müzik araçları ile yapılmış natürmortlar arada bir figür (Mandolinli Kız) yada bir portre herhangi bir mekansal çevre yaratılmadan üçüncü boyut renk tonlarıyla yakalanır.

1912’ye doğru kübizmin “bireşimci” (sentetik) aşaması başlar. Artık biçimler parçalanmakta gazete kesikleri, cam, sigara yardımıyla yepyeni biçimler oluşturulmaktadır. Bu tür çalışmaya Collage adı verilir. Bu yeni yöntem cisimlerin resminin yapılması ile son bağları da koparır. Artık resmin bağımsızlığına erişilmiştir.

27 Nisan 1937 yılında Almanların saldırısıyla Guernica kasabası bombalandı. Picasso bu olaydan çok etkilendi ve bunun üzerine Guernica adlı bir eser yaptı. Guernicada ağlayan insanlar felaket ve benzeri resmediliyordu. Bir gün Picasso atölyesinde resmi tamamlamak üzere olduğundan Alman komutan içeri girer ve resme uzun bir süre baktıktan sonra bu resmi sen mi yaptın diye sorar. Picasso’da hayır siz yaptınız cevabını verir.

1937 yılının Ekim ayında anne çocuk çizimlerinden yola çıkarak, Guernica’nın bir tür dipnotu sayılabilecek Ağlayan kadını yaptı. Çağın yaygın konusu olan çekilen acılar burada çok yakından bakılan bir kadın başına sığdırılıyordu. İlk bakışta resim salt sanatsal öğeleriyle dikkat çeker. Oysa bu resme nereden ve nasıl bakarsak bakalım orta yerinde genellikle bir acı olarak kullanılan mendilin çok köşeli biçimi gözümüzü alıyor. Kadın umutsuzlukla mendili ısırmış gözyaşları mendile doğru akıyor. Mendil kadının ağzını bir peçe gibi örterek acısının şiddetini vurguluyor ve renklerindeki mavi beyaz karşıtlığı Guernica’ıyı akla getiriyor. Picasso 92 yaşına kadar yaşadı ve bu süre zarfında birçok ödüller aldı ve birçok sanatsal eserler meydana getirdi.

SANAT ANLAYIŞI

20. yüzyıl sanat tarihine baktığımızda karşımıza devamlı Pablo Picasso isminin çıktığını görürüz. Sanatçı gerek ressam, gerek heykeltıraş, gerekse de grafiker olarak yaratıcılığı ve yenilik arayışları ile kendi zamanında yaşamış olan sanatçıların devamlı bir adım ilerisinde olmayı başarmış, fakat bu çok yönlülüğün yanında zamanının en çok eleştirilen sanatçısı olmuştur.


20. yüzyılın dahi sanatçısı Picasso, hayatı ve eserleri ile hiç şüphesiz
Picasso 1m dünyanın ilgisini kazanmayı başardı. 20. yüzyılda Batı sanatının en önemli isimlerinden olan Pablo Picasso, aynı zamanda en çok milyon doların üzerinde satılan resme de imza atan isim. Picasso 50. doğum gününe geldiğinde artık tüm dünya tarafından tanınan bir modern sanatçı olmuştu. Picasso’dan evvel hiç kimse kendi yaşam süresince başarısının meyvelerini toplayamamıştı. 16. yüzyılın dehalarından Titan’ın veya 17. yüzyılın vazgeçilmez ismi Velasquez’in bir kaç bin kişiden fazla hayranı olmadığını da hatırlatalım. Ancak Picasso’nun hayran kitlesinin yüz milyonlarca kişiden oluştuğu bir gerçek. Picasso’nun hayatı ve eserleri dillere destan oldu, hatta filmlere bile konu oldu.

Batıl inançları ve ilginç bir mizah anlayışı olan Picasso, tartışmalı özel hayatı ile gazetelere de sık sık konu oldu. Picasso’nun özellikle kadınlarla olan ilişkileri eleştirildi. Örneğin kadınlar hakkında söylemiş olduğu “Kadınlar ya tanrıça gibidirler, ya da paspas gibi” görüşü feministleri ayağa kaldırmış olsa da, kadınlar bu düşüncelerini bile bile sanatçının büyüsüne kapılmaktan kendilerini alamıyorlardı.

Alışılmışın dışında metal üzerine, tahta veya bronzla çalışan Picasso, heykeltıraşlık alanında da çok etkili oldu. Mesela bir gitarı parçalar oluşturarak meydana getiren Picasso bir kalıp halinde çalışmak yerine parçaları bir araya getirme tekniği ile de biliniyor. Kolaj tekniği olarak bilinen değişik kâğıt parçalarını yüzeye yapıştırarak bir bütün yaratma tekniği de Picasso’nun Braque ile başlatmış olduğu modern sanat tekniklerinden biri. Sürrealistlere hiç bir zaman dahil olmasa da, Picasso 1920’lerde ve 1930’larda insanın vücudunu korkunç şekilde resimleyerek yankı uyandırdı. Aynı şekilde şiddet içeren üslubu ile Eros ve Thanatos’un erotik portrelerini de yaptı. Picasso’nun realist bir ressam olmamasına rağmen Guernica adlı eseri tarihin en etkileyici politik eserleri arasında yer almaktadır.

Picasso 20 yaşlarında Paris’e gelir. Bu sıralarda Van Gogh ve Toulouse Lautrecs etkilendiği kişilerdir ve “Mavi Dönem” olarak adlandırılan resimleri yapar. Bu döneme ait çalışmalarında melankolik ve soğuk bir mavi hakimdir. Tablolarında hasta, sakat , yardıma ihtiyacı olan insanları isler. 1905 yılında resimlerine hakim olan renkler ve konular değişir. Soğuk mavinin yerinin sıcak bir pembe almıştır. Artık konuları dansçılar, akrobatlar ve palyaçolardır. Bazen oldukça basit formlar kullanır ama kimi çalışmalarında ayrıntılara önem verir.

1907 yılında yaptığı Demoiselles d’ Avignon isimli tablosu ile Kubismus’u başlatır ve gelecek yıllarda bu akimin değişik kollarının geliştirilmesinde de bizzat rol alır.

Sanatçının çalışmalarında göze çarpan belli bir düzen ve ahengin olmamasıdır. Çoğu zaman yeni yapıtları eski çalışmaları ile tezat oluşturur. Tıpkı sanatçının hayati gibi. 1930’lu yıllarda Picasso portrelerde insan suratlarını bir bütün içinde iki parça olarak çizmeye baslar. Bir parçayı profilden çizerken diğer yarısını da önden çizer. Bu döneme ait resimler sanatçının bugün belki de en çok tanınan çalışmalarını oluşturmaktadır.

Picasso ne bir felsefeci ne de bir matematikçi idi. Ancak Braque’la birlikte 1911 ve 1918 yılları arasında yapmış olduğu çalışmalar herkesin kafasını karıştırdı. Henüz Pop Art sanatçılarının hiç biri doğmamışken Picasso, Pop Art’ın dinamiklerinden istifade ediyordu bile.

Kübizm; anlaşılması zor, karmaşık bir üslup olmasına rağmen 20. yüzyılın en etkin sanat akımı olarak kabul görüyor. Picasso kendini başkalarından soyutlamak istermişçesine gidip geçmişteki klâsik akıma kendini kaptırdı. Picasso’nun o dönemdeki eserlerinde Corot ve Ingres gibi klasik sanatçıların etkilerini gözleyebilirsiniz.

Picasso’nun klasik dönemi aynı zamanda özgürlük hareketi olarak da değerlendiriliyor. Braque’den sonra, hayatının geri kalan kısmında Picasso hep yalnız çalıştı. Bir başka ünlü ressam olan Matisse ile hayatının sonuna doğru dostluk kurdu. Picasso’nun yakın çevresi yazarlar ve şairlerden oluşuyordu.

Halk, Picasso’yu Modern Sanatçı olarak değerlendirmiş olsa da Picasso Modern Sanattan kopmuştu. Dünyanın önde gelen modern ressamlarından Kandinsky ve Mondrian kendi eserlerini insanlığın evrimi ve gelişimi olarak görüyorlardı. Ancak Picasso kendini ütopik bir ressam olarak görüyordu.

Bir amaç için yapılan sanatı gülünç diye nitelendiren PicassPicasso 4o, “Yaptığım her şeyi bugün çerçevesinde kalması dileğiyle yapıyorum” diyerek, “Söylenmesi gereken bir şey olduğunu düşündüğümde ne geçmişi ne de geleceği düşünürüm, sadece o anı göz önünde bulundururum” diye de devam ediyor.

Sanatı kendini ifade etmenin en özgür şekli olarak gören Picasso, “Resimlerim beni sürükler” demiş. Ne Matisse, ne Mondrian, ne de Braque gibi modern sanatın önde gelen isimleri Picasso’nun bu son sözünü onun kadar hissederek yaşayabilmişlerdir.

Sanatında her şey hisler ve arzular üzerine kurulmuştur Picasso’nun. Amacı bir tutarlılık portresi çıkarmaktan ziyade his ve duyguların doruk noktasını yakalamaktı. Yarattığı şekillerle ve bu şekillerin birbirleri ile bağlantısı ile bu anlatmak istediği doruktaki duyguları ifade etmeye çalışıyordu Picasso. Matisse ve Pierre Bonnard gibi renk ustası olmadığı bir gerçek. Ancak Picasso sanatında metaforlar kullanarak adeta Vahi gibi bir ifade katmayı başarıyordu. Bu özelliği ile modern sanat akımına baş kaldırıyordu. Zira modern sanatta hikaye anlatımı yoktur. Ancak Picasso metaforlar kullanarak gizlenmiş bir şekilde hikaye anlatıyordu eserlerinde.

KÜBİZM

20. yy. başlarında ortaya çıkan sanat akımıdır. Kübizm terimi 1914 Savaşı’ndan önceki yıllarda Paris’te gelişen bir resim akımını belirtir. O dönemde Avrupa’da biçimlenmekte olan modern sanatın temel halkalarından biri kübizmdir. Genellikle kübizmin başlangıç noktasını, 1907 yılında Pablo Picasso’nun yaptığı ve o güne kadar resim alanında benzeri görülmemiş Avignonlu Genç Kızlar tablosunun oluşturduğu konusunda görüş birliği vardır. Burada, çıplak vücutları baltayla yontulmuşa benzeyen beş kadın görülür; baPicasso 3sitleştirilmiş biçimler, geometrik biçimler haline dönüşmüştür.

O sıralarda doğadaki biçimleri basit hacimlere indirgeyen tabloları yapan yalnız Picasso değildi. Paris’te, o dönemde, izlenimcilikten ve başlıca kaygıları ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse’in çevresinde toplanmış olan «fovlar»ın çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı. Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne’ın izinden gidiyorlardı. Nitekim bu ressamlar, Cezanne’dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı.

Kübizm adı, Georges Braque’ın bir tablosunu gören Matisse’in bu tablo için “küçük küpler” sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque’ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir. Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi. Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı. Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.

Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir. Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler. Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti: yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz.

Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.

1911’e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı. İki ressam o sıralarda Avrupa’nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış bulunuyordu.

Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçalan, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar. Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu. Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti. Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar. Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.

Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler…

MEGU’dan NOT: Bir dersimden geçmek için yaptığım ödevdir. Tabii ödevi yaparken kopyala yapıştır yaptıysam hatırlamıyorum. Ama kendi cümlelerimle yazmış olmam yüksek… Kaynakça olsun diye ekledim.

Picasso’nun Çeşitli Sanat Eserlerinden Oluşan Koleksiyon Arşivini Yüklemek için Tıklayın

21 yorum

  1. ezgi diyor ki:

    güzel bir araştırma, bir çok bilgiyle harmanlanınca detaylı ve zengin bir hale geliyor. paylaşım için teşekkürler :)

  2. adı lazım deil baş harfi i diyor ki:

    saoln yhaa çok işime yaradı slayt hazırlamam gerekiodu flash belleğime onuda bu sayfa saolsn…

Bir Cevap Yazın