Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Erkeklerin Gizli Porno Klasörleri

 

Erkeklerin, özellikle ergenlerin, harici diski olsun, kişisel bilgisayarı olsun mahremidir. Bunların içinde kesin acil durum kolu olarak zulalanmış, her an kullanılmaya hazır pornografik resim ve videolar vardır.

Eğer er kişi bu bilgisayar veya harici diski sadece kendisi kullanıyor ise bu içeriğin varlığı ona sıkıntı yaratmaz. Delikanlı gibi XXX ya da Porno adını verdiği klasörü altında bütün arşivini saklar. Ancak bu gibi aletler bir kızkardeş, eş, anne ya da baba tarafından hep birlikte ortakça, ailece kullanılıyorsa işte o dosyalar bilgisayarın pek bakılmayan derinliklerine doğru atılıp saklanır.

Pornoları saklamanın genelde en sık başvurulan adresi Program Files ya da Windows klasörünün içinde sisteme ait olduğu sanılan klasörlerin içinde oluşturulan özel klasörlerdir. Bu klasörler genelde hiç kullanılmaz, bilgisayara birşey olur korkusuyla da asla kurcalanmaz. İşte erkeklerde bu dosyaların bu gizeminden ve ulaşılmazlığından yararlanıp içine pornoyu gizleyiverirler!

Bayanlar eğer ergen erkek kardeşiniz ya da kocanızla ortak bilgisayarınız var ise bu klasörlere sağ tıklayarak Arama yapın. Arama yapacağınız kutuya *.jpg –  *.avi –  *.wmv ya da *.mp4 yazıp arama yaparsanız bu klasörlerin içindeki bütüüüün resim ve video dosyalarını taratıp bulmuş olursunuz gizli zulayı. Baskın basanındır, sağlam bir arşiv ile karşılaşıp şaşırabilirsiniz =)

Bilgisayara Uzaktan Kumanda

Resmini görmüş olduğunuz PC uzaktan kumandası benim evdeki tembel hayatıma tembellik kattı. Evde DVDler olsun, DivX dizi ve filmler olsun masaüstü PC’imden izlemeyi tercih ediyorum. Yatağımın karşısında duran PC sayesinde akşamları yatağımda şekilden şekile girerek izliyorum izleyeceklerimi.

Ancak işin en can sıkıcı kısmı, bölüm bittiğinde, ya da izlediğimi durdurup, kapatıp, full ekran yapmak için sıcak yatağımdan kalkıp PC’nin başına geçerek bu işlemleri yapmak. Çok üşeniyorum iki saniyelik mouse-klavye işi için yerimen kalkmaya. Git kendine kablosuz klavye-mouse al diyenleri duyar gibiyim. Napıcam yatakta onlarl mı takılıcam sıkıcı birşey o aletler hiç sevmem =)

İşte imdadıma birgün sürekli alışveriş ettiğim Hong Kong Çin sitesi olan DinoDirect yetişti. Posta ücreti dahil 8,99$’a sattıkları USB 2.0 PC Computer Remote Media Center Control ile yerimden kalkmadan bilgisayardaki bütün işlerimi hallediyorum.

Alet çok kolay, en salak insanların kullanabilmesi için yapılmış. Kumanda alıcısını USB’nize takar takmaz kendini kuruyor. (En azından Windows Vista’da) Alıcınızı kumandanın göreceği bir yere sabitleyip, kumandanızla İnternet-Eposta açabilir, farenizi 4 yöne hareket ettirebilir, sol-sağ tıklmaları yapabilir, açık pencereyi kapatabilir, Media Player’ı açıp play-pause-tam ekran işlemlerini tek tuşla yapabilir, filminizi ileri geri sarabilir, sesi artırıp azaltıp kapatabilir, masaüstünü görüntüleyebilip, istediğiniz klasör ve sürücülere kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Tam bir Bezgin Bekir buluşu. Tavsiye ediyorum, Hong Kong’dan sipariş ettiğiniz takdirde PTT ile 8,99$’a 3 hafta içinde evinize teslim edilecektir.

Çöken Laptopu Kurtardıktan Sonra Kaldığımız Yerden Devam

13 Nisan’da ani bir kararla gidilen bir tiyatro oyunundan sonra, eve geldiğimde o laptobu hiç açmamalıydım. Hadi açtım diyelim, şarjı takmayıp pilde çalıştırmamalıydım. Hadi çalıştırdım diyelim, pil bir anda elektrik kesip de laptopu kapatınca gene mal gibi şarja takmayıp yeniden açmamalıydım. Açtım ve Windows Vista tam başlarken tak diye yeniden elektrik kesti laptobun pili. Olabilir 3. senesine doğru emin adımlarla yol alıyor Asus Notebook’um. İşte bu inadımın bedeli olarak Windows’un başlangıç dosyaları tamir olamayacak şekilde hasar gördü ve makina kaput oldu.

Çok tadım kaçtı anlatamam. Yıllardır bilgisayarım çökmüyordu, çok iyi korunuyordum. Ama pille inatlaşında pil galip geldi ve çökertiverdi sistemi. Ertesi gün iş yerinde Recovery Disc’i taktım bir umut başlangıç dosyalarını onarır diye. Hemen DVD’den boot ederek çalıştırdım recovery’yi ancak adamlar hiç kasmamış adına kanıp Recovery yapmaya, direkt olarak formatlayıp yeniden Windows ve sistem kurmaya yönelik yapmışlar diski.

Durum böyle olunca kafam attı. Laptopta yılların emeği var. Backup’ım da çok eski, 5-6 ay öncedendir. Bilgisayar aleminde en çok nefret ettiğim şey “Veri kaybetmektir”. Hemen Saving Private Ryan operasyonu gibi bir operasyon planladım. Açtım laptopu (fiziksel olarak tornavida ile vidalarını sökerek), söktüm mini minnacık 120GB’lık hardiskini ve bilgisayarcılarda kolaylıkla bulunabilen, bu iş için icat edilmiş bir harici hard disk kutusuna monte ederek, bir başka bilgisayar aracılığı ile 1TB’lık Toshiba Harici Hard Diskime bütün laptopun içini yedek aldım.

Burada bunu böyle yazması kolay ama bütün yedeği almam 7-8 saat sürdü. Yedekleme işlemim tamamlanınca da taktım geriye, ait olduğu yere laptopun hard diskini ve Recovery Disk ile yeniden kurdum Vista’yı. Kurulduktan sonra da ilk iş bütün verileri yeniden aktardım harici diskten.

Tabii kurulu programlar eksik kaldı her ne kadar back up alsam da. Onlardan acil ve ivedi olanları yeniden netten yükleyip kurmak durumundayım. Şimdi en acilleri Firefox, AVG Free, Winamp, Winrar, MSN ve MS Office 2007 idi. Onları da 2-3 saat gibi bir sürede edinip kurdum.

Daha bir çok eksiğim var ama zamanla. Paint Shop’ım yok, Quick Time’ım, ITunes’um, Frontpage’im eksik. DivX oynatmak için son ve en düzgün çalışan codecleri yüklemem gerek….

Her format birşeyleri götürür, onları geri getirmek de 2-3 haftayı alır 🙂

Amiga’dan Unutamadığım Oyunlarım

Biz Amiga döneminin çocuğuyduk. Abimler Commodore 64 döneminin çocuğuydu. Ben de çok çok ufakken yakaladım o devri ucundan. Hayal mayal hatırlarım, alet televizyona bağlanırdı, kaset çaları vardı, bir de klavyeli beyni. Kaset takılır, ekranda renk cümbüşü olur, oyun yüklenirdi. Joystick bağlı Commodore’da futbolundan savaşına bir çok oyun oynanırdı.

Sonra ben büyüdüm ve ilkokul yaşına geldim. Abimlerin de gazıyla babama “sözde” benim için Amiga aldırtıldı. Amiga denen olay büyük olaydı Commodore’un üstüne. Bir kere kendinden disketliydi, ayrıca bir kaset aparatına ve dolayısıyla kafa ayarına gerek yoktu. Monitörü ile birlikte geliyordu sanki matah bokmuş gibi. Oyunlar disketlerdeydi ve daha az yer kaplıyordu. Hem klavyesindeki tuşlarla hem de bağlanabilen joystiklerle oyun oynanabiliyordu. 2 kişi bir futbol maçında zevkle kapışıyordu. İşte o zaman tanıştık aşağı yukarı, sola sağa okları ile…

Bazı oyunlar çalışmazdı, ya da bazı özellikleri çalışmazdı çünkü megabyte’ı yoktu. Megabyte satın alıp içine taktırtınca açılırdı, çalışırdı o oyunlar. Yıllar sonra öğrenecektik o megabyte denen olayın aslında 1MB Ram olduğunu 🙂 İlkokul 1’den 5’e kadar ömrüm Amiga ile geçti. Şimdi şaşırıyorum o oyunları nasıl oynuyordum diye. 1 kelime İngilizce bilmeyen ben menajerlik olsun, savaş olsun, poker olsun bir sürü oyun oynuyordum…

Oyunları İzmir’de bugünkü Alsancak Reci’s Cafe’nin yanında kalan dükkanda bulunan Datasoft adlı Amiga ve Atari dükkanında alırdık. Ben oraya pek gitmezdim evden çıkıp uzaktı. Abim gider oyunları disket disket alıp gelirdi. Oyunlarda orjinallik falan yoktu. Diskete çekilirdi. Disketi ister yanında sen götürürdün, ister oradan satın alırdın. Datasoft’taki adamlar o oyunları o yıllarda nereden bulurdu bilemem. 1991 ile 1995 yılları arası. Ne internet var ne başka birşey. Tahminen Alamanya’dan getirtiyorlardı Alamancılara.

Bu yüzdendir ki Amiga oyun dağarcığım o zamanlar abilerimin bana dayattığı oyunlarla sınırlıdır. Bir ya da iki kere Datasoft’a benim de abimle birlikte. Gözlerimde ufak bir çocuğun fıldır fıldır etrafı inceleme büyüklüğü ve parlaklığı vardı tahminen. Dükkan bana kocaman ve çok etkileyici gelmişti. Raflarda çeşit çeşit joystikler, ortada oyun isimleri ve disket sayılarının yazılı bulunduğu bir klasör liste, bir tane ana bilgisayar ve disket sürücü gibi birşey. İstenilen oyunlar o bilgisayardan disketlere çekiliyordu.

Bahsettiğim dükkanı bilenler bilir aslında götüm kadar bir dükkandı orası. Ama çocukluğun ve görmemişliğin getirtikleri ile çok eğlenceli ve mutluluk verici bir dükkandı orası. Şimdi o hisleri  ve heyecanı en kral Best Buy mağazalarında bile bulamıyorum.

Bu çocukluğun verdiği heyecan Amiga oynarken başıma çok bela oldu ancak. Heyecanlanıp çok joystick kırdım ben elimde. Abimler isyan ediyordu artık. Joystik kırıldımı tamir edilebiliyordu (tahminen içindeki tel lehimleniyordu) ancak eskisi kadar sağlam olmuyordu. Joystiğin 4 bir yanındaki sensörlerden biri kırılyordu böylece sadece 3 yöne hareketi algılayan bir joystik kalıyordu elimize. Hiç biri işe yaramayan 🙂

Bu Amiga oyunlardından aldığım zevki bir daha hiç bir platformda tam olarak alamadım. PC oyunlarında da zevki oyunlar oldu ama Amiga kadar heyecan veren, sevindiren, kendinden geçiren olmadı. PS3, Wii ve XBox’ta şimdi inanılmaz efektler, görüntüler, sanal gerçeklikler var ama dönüp baktığınızda, hatırladığınızda sizi mutlu eden Amiga’nın kötü grafikli (tahminen 8bit), ufak kısa oyunlarıdır.

Hatırladığım kadarı ile benim en çok oynadığım Amiga oyunlarım şöyleydi.

Not: Resimlerin kötü rengine aldanmayın. Üstlerine tıklayınca güzel oluyor 🙂

KICK OFF 2

Kick Off 2, ileride Sensible World of Soccer’a dönüşecek olan oyunların ilk serisidir. Sanırım SWOS ile Kick Off’un yapımcıları arasında ortak bir kişi var. Yukarıdan izlenen futbol sahasında karınca gibi adamlarımız ile topu tutup gol atmaya çalışırdık. Abimlerle birlikte 3 kişi lig yapardık kendi aramızda. Kağıt kalem ile maçlar not tutulur, kuralar çekilir, puanlama ve averajlar tutulurdu. Her ligde bir farklı kişi şampiyon olurdu. Oynadığım ilk futbol oyunudur Amiga’da. Sanırım daha önce Commodore 64’te Microprose Soccer oynamıştım ilkokuldan önceki yaşlarımda abimgillerlen.

LOTUS ESPRITE TURBO CHALLENGE II

Lotus Espirite Turbo oyunu oynamış olduğum ilk araba yarışı olabilir. Lotus arabasının L’sini gerçek hayatta görmemiş Türk çocuğu olarak arabaya hasta kalmakla birlikte sağdan direksiyonlu bir araba yarışı oynamanın farklılığını daha o yaşta yaşamıştım. Çeşitli parkurlarda ister bilgisayara karşı, ister bir arkadaşınıza karşı yarış yapabiliyordunuz. Ekran ortadan ikiye bölünür üstteki bir arabayı, alt ekrandaki da bir diğer arabayı yönetirdi. Yarış seçenekleri arasında otomatik ve manuel vites gibi bir seçenekte mevcuttu.

TV SPORTS BASKETBALL

EA Sports’un ilerleyen yıllarda yapacağı NBA Live o zamanlar Amiga’da çoktan yapılmıştı. TV’den lig sunar gibi anlatılan oyunda NBA’dan bir şehir takımını seçip yönetmeye ve oynatmaya başlıyordunuz. Maç sırasında yorulan oyuncuları molalar alarak değiştiriyor ve NBA liginde galibiyetler alarak Play-Off ‘a kalmaya ve şampiyon olmaya çalışıyordunuz. Oyunun eğlenceli kısımlardan biri de arada komik komik televizyon reklamlarının çıkıyor olmasıydı, sanki devre arasında TV reklamı girmiş gibi. Aklımda kalan bir başka detay ise orta saha da oyuncuları yönetemediğimizdi. Kendi pota bölgenden çıktıktan sonra orta sahada otomatik ilerlerdi adamlar ve diğer pota görüntüsüne gelirdi. Çok zevkli bir oyundu. Uzun soluklu bir lig olurdu kaydedip diğer gün devam ederdik.

PIRATES!

Çok zevkli bir oyundu. Geminizi haritada, okyanusta, denizlerde sürerdiniz. Adalara, şehirlere, dükkanlara uğrardınız. Diğer gemiler ile kapışır, şehirleri yağmalamaya çalışırdınız. Ancak ben bu oyunu beceremezdim, çünkü ilerlemek ve anlamak için inanılmaz bir İngilizce gerektiriyordu. Kendinize bir kariyer belirleyecekken size çeşitli sorular sorardı. Ben de onları anlamazdım. Ve sonunda yenilip köle olarak ölürdüm 🙂 Şimdiki ingilizcem ile bu oyundan 10 kat daha çok zevk alacağıma şimdi eminim. Ama geçti…

SENSIBLE WORLD OF SOCCER

İşte efsanevi oyun SWOS. Her Türk gencinin elinden bir kere geçmiştir bu oyun. SWOS’un menajerliğini inanılmaz çok oynardım ben. Galatasaray’ı alıp Avrupa kupalarında şahlandırırdım diye hatırlıyorum. Yanılıyorsam düzeltin. Bütün Avrupa liglerinin takımları mevcuttu. Bir de para hilesi vardı. Yapın hileyi, gidip doldurun Galatasaray’ı İngiltere, İtalya ve Almanya liginin en kral oyuncularıyla 🙂

Golden Axe

10 numara FRP gibi Arcade oyundu. Diablo oyunu gibi 3 karekterden birini seçip mistik ve canavarlarla dolu bir dünyada bölüm bölüm ilerliyorduk. Her bölümün sonunda da bir bölüm canavarı olurdu. 3 karakter vardı, dişi savaşçı, erkek savaşçı ve baltalı cüce. İstersek 2 kişi oyuna girip önümüze gelen yaratığın ağzını yüzünü dağıtarak oyunu bitirebiliyorduk. Birde hatırladığım can iksirleri ve mana iksirleri topluyorduk. Mana iksirleri belirli bir sayıya ulaşınca büyü yapıp herkesin tepesine yıldırım indiriyorduk diye hatırlıyorum. Yanılıyorsam düzeltin… Bu oyunu abimle bitirmiştik. Oyunu bitirince de disketi bozulmuştu. Kendi kendini imha etmişti yani 😀

North & South

Çok gırgır, çok şamata bir Amerikan İç Savaşı strateji oyunuydu. Amerikan haritası üzerinde Kuzey Güney savaşını oynuyorduk. Orduları eyalet eyalet ilerletip, önümüze gelen düşman ordusuyla canlı olarak savaşıyorduk. Orduda topçular, atlılar ve piyadeleri ayrı ayrı yönetebiliyorduk. İleri de Sid Meier’in Gettysburg’ünde de benzerine rastlaşacağımız bir savaş platformuydu bu. Bir de haritada ordularımızın başına gelebilecek traji komik kazalarda oluyordu. Meksikalılar durduk yere bomba atıyordu, ya da Kızılderililer balta atıyordu. Bir de tren kovalamaca ve kale fethetmece gibi yan atraksiyonlu sahneleri de vardı oyunun. 2 kişi saatlerce kapışabilirdiniz Amerika için 🙂

Bir de oyunun ana ekranında, kurulum aşamasında domalmış fotoğrafçının götünü elleyince kıkırdıyordu hiç unutmam 🙂

Alcatraz

Alcatraz adasından kaçış. Görevimiz Alcatraz adasına çıkıp bekçileri alt ederek birilerini sağsalim ortadan kurtarmak. Heyecan dolu bir oyundu. 2 kişi de oynanabiliyordu, işleri daha kolaylaştırmak için. Ara bölümleri de vardı mesela bir binaya tırmanıp bir binada da birşeyleri halledebiliyoduk. O bölüm çok kasıyorsa es geçiyordum ben direk adamları kurtarmak için. Güzeldi…

Manchester United Europe

Bu oyunda kuş bakışı futboldan farklı olarak günümüzdeki gibi TV açısından oynana futbol oyunlarının ilklerindendir. Bu oyunda sadece Manchester United takımını yönetebiliyorduk ve Premier Lig ve Avrupa Kupalarında başarıya ulaşmaya çalışıyorduk. Çok eğlenceli bir futbol oyunuydu bu da… Tek başına oynamak için özellikle.

Test Drive II – The Duel

Günümüzde trafikte Porsche ve Ferrari’yi kapıştıran bir oyun hiç oldu mu bilemeyeceğim ama Test Drive II The Duel oyunu bunu Amiga platformunda başarmıştı. Porsche ya da Ferrari kullanma şansına ulaştığınız bu oyunda arabaya ya da ağaçlara çarptığınız anda cam çatlıyor ve oyun bitiyordu. Bir de çok hızlı gittiğinizda polis radarına yakalanıyordunuz ve kaçmaya başlıyordunuz polisten 🙂

Maria’s Xmas Box

Ahh Maria ahh. Nasıl unutabilirim bu oyunu. İlk oynadığım ve poker öğrendiğim oyun. Sırf bu oyun için ansiklopediden (Cumhuriyet Ansiklopedisi) poker oyununu okuyup serileri öğrenmeye çalışmıştım. Belki de Maria hayatımda sanal olarak soyduğum ilk kadın, Maria’nınkiler de gördüğüm ilk memelerdir. İngilizcem olmadan poker oynamış, blöf yapmayı burada öğrenmiştim 🙂

Pool

Çok da zevkli olmayan bir bilardo oyunuydu belki de. Grafik olarak pek tatmin etmezdi ama bilardonun basit mantığını barındırıyordu. Beyaz topa hangi açılardan nasıl vurulursa nasıl gideceğini o yaşlarda az çok anlamıştım bu oyun sayesinde. İnce görme, falso verme, abanma gibi hareketler ile topları sokmaya çalışıyordum işte deliklere 🙂

Batman the Movie

Batman’in o zamanlar filmi yeni yeni çekilmeye başlamıştı. Amiga’ya da oyunu düşmüştü. Çeşitli bölümlerden oluşan oyunda herşeyden az biraz vardı. Arcade olarak ilerleyip adam dövme, Batmobil kullanarak zamana karşı yarış yapma, Batman Jet’ini kullanarak balonları patlatmaca ve Joker’in bıraktığı bulmacayı zamanında çözerek bölümleri aşıyorduk. En sonunda da Joker ile karşılaşıp pataklıyıp yeniyorduk. Heyecanlı ve çok eğlenceliydi. Zaman geçip de kaybetmeye yakınlaştıkça aşağıdaki Batman silüeti Joker’e dönüşürdü onu hatırlarım.

Arnie

Bu oyunun grafikleri bugünkü Flash bazlı oyunlar gibi güzeldi. Ancak şimdi okuduğum kadarıyla Green Berret diye bir oyunun kopyasıymış sanırım. Bilemeyeceğim hiç duymadım ama bu oyunda askerimiz ile bir Arap kentinde teker teker hepsini öldürerek ilerliyorduk. Zevkliydi.

Barbarian

Bu oyun orjinalinde bir Commodore oyunuydu sanırım ama hatırladığım kadarıyla Amiga’mda da vardı. İkili bir kılıç dövüşü oyunuydu ve sonunda kazanan taraf, kaybeden savaşçının kafasını uçuruyordu. Bir tane de kaplumbağa gelip o kafayı dövüş alanından dışarıya çekiyordu. Kafa koparma sahnesi ile çok eğlenceli bir dövüş kapışmasıydı.

Double Dragon

Fındık fıstık oyunlardandı. O zamanlar Double Dragon filmi sanırım meşhurdu, abimde o yüzden almıştı. Jetonla oynanan sıkıcı Atari oyunlarındandı. Bölüm bölüm ilerleyip önümüze geleni pataklıyorduk. Karakterin elinde kırbaç mı zincir mi ne olduğunu anlamadığım birşey olurdu onunla gelene geçene vururdu 🙂

Ninja Rabbits

Bu da Amiga ilk geldiğinde bir kutu dolusu disket içinde gelen oyunlardan biriydi. Ama ilk Amiga günlerimde inanılmaz sarmıştım bu oyuna. Tavşanımız kırsalda başladığı mücadelesine şehire kadar ilerleyip robotları karate hamleleri ile pataklayarak devam ediyordu. Neye karşıydı bilemiyorum, küresel ısınma mı, doğanın kirlenmesi mi? Ama iyi karate biliyordu ve havuç yiyerek kuvvet buluyordu 🙂

The Simpsons: Bart vs the World

Simpson’ın da ilk yıllarıydı ve onun da bir Amiga oyunu çıkmıştı. Karma bir oyundu, bütün Simpsons karakterlerini barındırsın diye. Bir puzzle oyunu vardı, bir kollu jackpot oyunu, bir de Bart Simpson’ın Çin Seddi kaykay yaptığı bir oyun vardı. En güzeli de oydu. Aslında şimdi düşünüyorudum da çok vasat bir Simpsons oyunuydu.

Shadow Dancer

Son Amiga oyunlarımdan biriydi. Bir Ninjamız var çeşitli platformlarda kendisine saldıran adamları pata küte dövüp ilerliyor. Bir de yardımcı köpeğiniz vardı, atıl kurt diyordunuz saldırıyordu elemanlara. Bir de üzerinize karpuz atan düşmen ninjalar vardı. Sonra yıllar sonra anladım ki onlar aslında yeşil disklermiş, karpuz değil. Demekki neymiş, oyunun grafikleri kötüymüş 🙂

Hostages

Bir binada rehineler alınır ve Swat olmasa da Delta özel timi olarak sizin göreviniz minimum hasar ile onları kurtarmaktır. Önce adamlarınızı teröristlere görünmeden binaya yerleştirmeye çalışırsınız tutulan yuvarlak ışıklardan kaçırarak onları. Sonra sniperınız pencerelerde duran teröristleri indirir, ama dikkat edin pencerede rehinelerde olabilir. Sonra da binaya camlardan uçarak girilir ve rehine kurtarma savaşı başlar 🙂 Çok başarılı bir oyundu bence dönemine göre.

Terminator 2: Judgement Day

Terminatör’ün yakıp yıkıp geçtiği yıllar sinemalarda. Hemen oyunu da yapılmıştı. Vasat bir oyundu ama oynamaya değerdi. Silahla kapışma oyunları, motorsikletli kaçış oyunu bir de araya bir puzzle oyunu. Fena değildi.