Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

İstanbul Üzerine Bir Bakış Açısı

İstanbul benden büyük ve onu anlayamıyorum. Öyle küçük kasabadan çıkma, dünyası o kadarcık olan bir insan da değilim halbuki. Zamanında küçük İstanbul olarak nitelendirilen ve yaşam tarzı olarak benzer bir hayata sahip olan İzmir çocuğuyum. Ama ne zaman İstanbul’a gitsem o kalabalık, durmak bilmeyen hayat, gürültü-patırtı, ticaret ve iş hayatı, çok kültürlülük, Osmanlı havası, doğu-batı çatışması, gece hayatı ve eğlenceler benim başımı döndürür. Kafam basmaz bu nasıl bir şehir diye anlayamam.

Frank Sinatra 2011’in İstanbul’unu görseydi New York yerine İstanbul için sarfederdi “I want to wake up, in a city that never sleeps” sözlerini. Doğrudur İstanbul’da gecenin 4’ünde 5’inde trafiğe yakalanabilirsiniz, şehir uyumuyor!

Bu şehir bir markadır. Türkiye denince bütün yabancıların aklına gelen ilk şehir İstanbul’dur. Hem tarihi dokusu, hem de büyüklüğü ile büyük bir ilgi odağıdır. Türkiye’den bir mal, bir iş alacak olan kişinin uçağı direkt olarak İstanbul’a iner. İstanbul’a gelmişken kalacağı binlerce seçenek vardır otel olarak. Yüzlerce firma bulabilir burada işi ile ilgili olarak. Başka şehirlere gitme derdine düşmez, gider Osmanbey’e, Laleli’ye, Sultanhamam’a, Eminönü’ne, Merter’e, Kapalıçarşı’ya geze geze, sora sora bulur almak istediği, yaptırtmak istediği ürünleri. Hem gezer, hem iş  görür. Elbette halleder.

Türkiye’nin neredeyse 4’te biri İstanbul’da yaşamaktadır. Kalabalık olması, kimi merkezi yerlerde omuz omuza çarpa çarpa yürünmesi doğaldır. Kalabalığın, insanın olduğu yerde en hareketli sektör gıda sektörüdür. İstanbul’a gelip de aç kalmak imkansızdır. Her köşebaşında ister kebapçı, ister sandviççi, ister dönerci, ister İtalyan, ister uzakdoğu, ister burger hatta Kore, Moğol, Hindu, Etiyopya ve benzeri her türlü garip mutfaktan yemek bulabilirsiniz. 24 saat açık restoranlar bulursunuz. Uyumaz bu şehir.

İstanbul’u canlı kılan en önemli iki etken çoğunluğu öğrenciden oluşan genç nüfus ve de turistlerdir. Turistler için Osmanlı tarihi ile büyük bir ilgi odağı olmaya yeterken, Beyoğlu , Boğaz, Kumkapı gibi eğlence merkezleri ile de büyük bir çekim alanı. Mastercard’ın 2011 yılı için yaptığı araştırmalara göre İstanbul’a bu sene gelmesi beklenen yabancı turist sayısı 9,4 milyon kişi! Bir şehir dolusu insan!  Basit bakkal hesabı ile her turist geldiğinde sadece 1gün kalsa, günde İstanbul nüfusunun 26bin kişisi turistten oluşuyor. Ee bu gelen kişilerin ortalama 4 gün kaldığını hesaplarsak İstanbul’da hergün kafadan 100bin turist var, bunlar geziyor, tozuyor, alışveriş yapıyor, para harcıyor, yiyor ve eğleniyor. (Kaynak)

Gelelim genç nüfusa. İstanbul her yıl üniversitede okumak için ya da üniversiteden sonra çalışmak için binlerce gence kucağını açıyor, hala göç alıyor. İstanbul’daki toplam üniversite sayısı bu sene açılanlarla birlikte 40! Bu üniversitelerde 2008 verilerine göre 310bin’i aşkın öğrenci okumakta. En kötü ihtimallede İstanbul’da okuyup da kalan bir o kadar da 30 yaş altı genç İstanbul sokaklarında haftanın en az 1 günü eğlenmekte.(Kaynak)

Bu benim tahminimle 600bin’i bulan İstanbul dışından, ailesinden koparak genç nüfus eğlenmeyi seven bir nüfus. İzmir ve Ankara gibi metropol kentlerin dışında Anadolu’nun daha ufak kentlerinden, aile baskısından kurtulup, yurt ya da kendi evine çıkarak İstanbul’un göbeğin düşen gençler aileye hesap vermeden haftanın her gecesi, cicili bicili giyinip kendini İstanbul gecelerine atıp, İstanbul’u haftanın hiçbir gecesi uyumayan bir kent haline getiriyorlar.

Mesela İzmir’de haftaiçi gece 10:00’dan sonra hayat olmaz. Mekanlar iş olmadığı için kapanır. Çünkü buranın öğrenci nüfusu az, genellikle çekirdek aile olarak yaşayan bir şehir olduğu için insanlar kendilerini hergün gece geç saatlerde sokağa vurmaz, vuramaz. Ege Üniversitesi kampüs yaşamı ve dışarıdan gelen öğrencilerin çokluğu sebebi ile Bornova biraz bu konuda kendisini kırmıştır, orası daha cıvıl cıvıl ve hareketlidir İzmir’in diğer semtlerine göre.

Ancak İstanbul’da haftaiçi bile olsa her mekan kalabalıktır, rezervarsyon yaptırmanız gerekir. Genç nüfus pazartesi, perşembe dinlemeden kafasına göre programı varsa çıkar gezer ve mekanları doldurur. Yine aynı şekilde İstanbul’a gelmiş olan yerli turist ya da çalışanlarda İstanbul’un bu gün bilmez hareketliliğine adapte olup atar kendini adapte edip, çıkar İstanbul sokaklarına.

O kadar çok eş dost kaybettim ki İstanbul’a artık biri “Yaa İstanbul’a yerleşeceğim ben de” dediği anda “Bok mu var İstanbul’da” diye parlıyorum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla yaptığımız sohbette yaşıtlarımızın İstanbul Sendromundan bahsettik.

Nedir bu İstanbul Sendromu?

İstanbul Sendromu insanın hayatında 2 kere başına gelebilir. Birincisi liseyi bitirdiğinde, büyük bir heves ile ÖSYM kitapçığı ele alınır ve tercihlere İstanbul’daki üniversiteler boy boy döşenilir. Maksat İstanbul’a kapak atıp, bağımsız bir hayat kurup, İstanbul’lu olmaktır. Bir diğer evre ise üniversiteden sonra başa gelendir. İstanbul dışında bir şehirde üniversite okunduysa, bu insanın içinde bir “acaba” bırakmıştır. İş İstanbul’da aranır, İstanbul’a kapak atılır. Böylece insanın içinde “acabalar” kalmaz. Taze tüy dikilmiş bok var gibi gidilir.

Bence İstanbul çok güzel şehir. Ama yaşamak için değil! İstanbul’u cazip kılan hep turistik olarak eğlencesine gidilip de yaşanılan güzel anılardır. Ancak trafiği ile, hayat pahalılığı ile, kalabalığı, binbir türlü hoşgörüsü kalmamış asabi insanları ile, zengini ve fakiri ile insanı yoran bir kenttir. İstanbul’da yaşamak denildiğinde benim üzerime binlerce insan geliyormuş gibi geliyor. Ben hayatını, geçimini, aile işiyle İzmir’de kurmuş, oturtmuş biri olarak hiç İstanbul’da yaşamaya özenemedim. İstemedim. Bunu dileyenlere de saygım sonsuzdur ama gözlemlediğim kadarıyla İstanbul sevdası ile yananların çoğu 10 sene içinde memleketine bir dönüş yapıyor. Buna da kürkçü dükkanı sendromu diyorum, ancak o başka bir yazının konusu =)

Yalın’ın da dediği gibi. İstanbul benden büyük, onla başa çıkamam =)

 

 

İstanbul’da Trans ve Gay Pride

İstanbul’da böyle bir etkinlik yapılabileceği hiç aklıma gelmezdi. Duymadım da gerçi medyada çok takip etmesem de. Transesksüellerin ve gaylerin hiç meraklısı değilimdir, ama onlarında kendi hayatını yaşamaası gerektiğini düşünürüm. Bana bulaşmasınlar, sarkıp taşkınlık yapmasınlar, kendi kendilerine, kendi çevrelerinde yaşasınlar saygım sonsuz.

Fahişelik yapan travestiler yolda yürürken rahat versin, sarkıntılık etmesin yeter. Gay erkekler de size ektra ilgi göstermesin. Gerçi gay erkekler de gidip straight erkeklere ilgi göstermiyorlar tabiiki, onlar da kendi cinslerinden hoşlanıyorlar. Lezbiyen kadınlara ise saygım sonsuz. Önümde saatlerce sevişebilirler =)

Şaka bir yana, bu ülkede 1 Mayıs ruhu ile eşcinsellerin Lambda örgütü bile kabul görmedi. İsimleri okunmadı. Sonra müdahele edildi de onlarda 1 Mayıs kutlamalarında adını duyurabildi.

İstanbul’da 10-13 Haziran 2010 tarihleri arasında Trans Pride yapılmış. Geçtiğimiz haftasonu daha kapsamlı etkinliklere sahip olan ve 1 hafta süren İstanbul Gay Pride yapılmış. Bu etkinliğin 18.cisi düzenlendiğine inanamadım. Hiç duymamıştım taaki Facebook’ta fotolarını görünceye kadar.

Gay Pride bir haftalık LGBTT haklarını ve kültürünü yaşatan çeşitli kültürel etkinlikler barındıran, son gününde de “Onur Yürüyüşü” adı verilen (Pride) yürüyüş ile son bulan bir festival.

Bu iki festivalde de yürüyüş İstanbul’un en yapılabilecek yeri olan İstiklal’de yapılmış. İşte ondan görüntüler de burada;

Gay Pride Resimleri

Trans Pride

İstanbul, EVTEKS, İş, Güç, İzmir

Salı gününden beri İstanbul’daydım, Twitter‘ımdan takip edenler bilirler. Aile işi olarak tekstil işindeyiz ve son 3 senedirde firma bazında İstanbul Evteks Fuarına katılıyoruz. Bu bahaneyle de ben yılda bir kez de olsa İstanbul’a gelmiş oluyorum =)

İstanbul benden büyük onla başa çıkamam. İstanbul’a ikamet ettiğimi düşünemiyorum bile. Çok kalabalık. Nereye gitsen kuyruk. Restoranlarda bile ayakta bekleme ihtimalin var oturmak için. Hep bir telaşe. Trafik telaşe… Belki üniversiteyi İstanbul’da okusam alışırdım bu yaşam tarzına ama İzmir’de çok alıştım rahat rahat yaydırmaya. Bir yere mi gidicem yarım saat önce çıkıyorum ve zamanında oraya varıyorum 🙂 Evet ben o klasik Amerikan filmlerindeki kasabasını hiç terkedemeyip orada yaşlanan amcalardan olacağım 🙂

İstanbul’a her İzmirli gibi ne kadar bok atsam da hayran olduğum bir şehir. Hele bir de gezmeye geldiyseniz tadından yenmez. Ben her sene derim ulan bu sene bir kaç haftasonu atlayıp İstanbul’a gezip tozup geri döneyim. Ama hiç fırsat olmuyor, cumartesi bile çalışan biri olarak… Hayat akıp gidiyor, biz es geçiyoruz…

Bu kadar telaşe ve kalabalağın olması doğal yurdum insanının neredeyse 5’te 1’i İstanbul’da yaşıyor. Taşı toprağı altın olmasa da İstanbul bir fırsatlar kenti. İstanbul’da abidik gubidik işler yaparak “Yürü ya kulum” sesini duymuş ve zengin olmuş bir çok insana rastlamak mümkün. Adam şans eseri birşey üretmiş zengin olmuş, şansa güzel bir yere dükkan açmış ve dükkan zincirleri olmuş. Birgün bir cafede bir adamla tanışmış ve bir firmanın müdürü olarak bulmuş kendini… Bir çok fırsat hikayesi dinlemek mümkün İstanbul’lulardan. Eğer çok çok zengin olma hayaliniz var ise, o hayalin bir ayağı muhakkak İstanbul’dan geçmeli…

İstanbul’un hayran kaldığım bir diğer yanı da sorunlara karşı hızlı tepki veriyor, hızlı değişebiliyor. Bu sene havalimanına geldiğimde gördüğüm havalimanı kavşağı ağzımı açık bıraktırdı. Geçen sene vasat bir kavşakken, bir seneden kısa bir sürede yanarlı dönerli komplike bir kavşak inşaa edilmiş. Aklıma ister istemez İzmir’de 6 yıldır sürmekte olan ve bitmeyecek gibi duran metro inşaatı geldi.

Garip gelebilir ama İstanbul’un asfaltlarına da hastayım. Trafiğin ana can arterlerindeki asfalt kaymak gibi mirim, akıyor gidiyor. Gelin bir de İzmir’e şehrin göbeğindeki kupon caddeler delik deşik ve bozuk asfaltlı. Vallahi bir cinnete bakar, vermem bir daha CHP Belediyelerine oy eğer AKP Belediyesi böyle güzel ve hızlı hizmet getirecekse!

Gelelim İstanbul bahanem EVTEKS fuarına. Adı üstünde EVTEKS, İstanbul Ev Tekstili fuarı, dünyanın önde gelene en büyük ikinci fuarı. Birincilik halen Almanlar’ın HeimTextil fuarında. Ama inanın zorluyoruz o fuarı. Almanlarda artık tekstil imalatından eser yok. Dünyanın en kaliteli ev tekstili imalatının gerçekleştiği Türkiye, akıllı davranırsa İstanbul’u çok kısa bir sürede ev tektilinin dünya merkezi haline getirebilir. Çinlilerden farkımız adımız ve kalitemiz.

Bir zamanlar hükümet tekstili gözden çıkarmış olsa da bu sektör Türkiye’nin hala lokomotif sektörlerinden. Tekstil bir virüs gibidir. İnsana bir kere bulaştı mı asla çıkmaz bu hastalık. Bir çok kişi tekstil sektörünün kaprisli, stresli ve yorucu tempolu işlerinden yakınsa da ve ilk buldukları fırsatta tekstilden çıksalarda bu kandaki virüs onları rahat bırakmaz ve daha rahat işlerler yeniden tekstile sokar. Bu benim için de geçerli. Her seferinde parayı vurup tekstili bırakırm desem de, eminim ki paralı bir adam olsam o parayla gider en kötüsünden butik işine girerim 🙂

Fuarlar hep güzel geçer. İş stresi olmaz, bol muhabbet olur, yeme içme sınırsızdır. Sürekli hostes yiyecek içecek pompalar. Bütün iş hayatı böyle olsa vallahi 100 yaşına kadar yaşarım 🙂 Ya da öyle bir iş yapacaksın ki sürekli fuarlarda bulunma gereğin olacak… Ben bir düşüneyim bu iş üstüne =)

La Blanche – Ev – Evteks

Hızlı hızlı yaşayıp hızlı hızlı yazıyorum.

Evteks fuar hazırlıklarından sonra alelacele bir 2 günlük La Blanche Bodrum tatili, son gece 4’de barlardan sonra yatak, sabahına 7’de İzmir’e yolculuk, 11’de İzmir’de iş başı, gece 10’a kadar fuar hazırlığı, ertesi gün sabah 7’de İstanbul, Evteks fuar alanında stand kurulumu, bu sabah 8’de otelde kahvaltı ve 10’da stand açılışı…

Yorgunluk var, uykusuzluk var, açığı GNC’nin Mega Men vitaminleri ile kapamaya çalışıyorum…

Bu haftayı atlatırsam diğer haftalara da örnek teşkil edecek… Duyurulur 🙂

İzmir’de İstanbul Derbisi ve Düşündürdükleri

Eski İzmir Limanı

Bugün Hürriyet Ege’yi almamla Türkiye Kupası Finali İstanbul derbisi Beşiktaş – Fenerbahçe karşılaşmasının İzmir için ne kadar vakay-ı hayriye bir durum olduğunu öğrenmiş oldum. Türkiye Süper Lig’de takımı olmayan ve Türkiye’nin en büyük ve en çok dolan stadı İzmir Atatürk Olimpiyat Stadına sahip olan İzmir’in, bu final karşılaşması sebebi ile bayram ettiğini öğrendim.

Bir başka kaynaktan (Haber 7) edindiğim bilgiye göre bu maç için 55bin bilet basılmış ve 7bin kişi bu maçı izlemek için dışarıdan gelecekmiş. Hadi az diyelim 2 katı olsun 14bin kişi. Ve bu 14bin kişi için İzmir bayram ediyor.

Oteller fullmuş. Duyan da İzmir’i otel diyarı sanacak. İzmir’de otel say dense, saatlik fahişelere oda kiralayan oteller dışında ailecek kalabileceğin otel sayısı ilk akla gelişte 10’u geçmez İzmir’de. Zaten matah bir habermiş gibi kim yazdıysa her kaynakta aynı şey yazıyor. Otellerin dökümünü yapmışlar. Aynen Hürriyet’ten aktarıyorum; “Toplam 185 odası bulunan Mövenpick Hotel İzmir’e taraftarlar Pazartesi gününden itibaren gelmeye başladı. Odaların hepsi dolunca, bir hafta öncesinden itibaren rezervasyonları kesti. Toplam 402 odası bulunan Swissotel Grand Efes İzmir’in de, 12-13 Mayıs tarihleri arasında odaları doldu. Hem taraftarları hem de İslam Konferansı Teşkilatı’nın toplantısı için gelenleri ağırlayan Hilton İzmir’in de 380 odası doldu. Balçova’daki Crowne Plaza İzmir’in de 219 odası Salı ve Çarşamba günleri için tamamı doldu. Butik otellerden 60 odası bulunan Kordon Otel, 24 odası bulunan Blue Otel, 30 odası bulunan Comfort Otel de maçın yapıldığı Çarşamba günü için yer kalmadı.”

Şöyle bir topladım göz ucuyla, toplamda saydığı oda sayısı gazetemizin 1500 oda. Çarp ikiyle 3000 kişilik bir kapasiteden bahsediliyor matah bokmuş gibi.

Aynı haberlerde, taksicilerin de yüzü gülecek diyor. Güler tabii. Bilmez İstanbul’lu ya da Ankaralı İzmir’de taksinin ne kadar pahalı olduğunu. Heryere kendi şehrinde arabayla gitmek taksiyle gitmekten pahalıyken, bilmediği şehir İzmir’de kısacık mesafeleri deli paralarla katedildiğii bilse bilmezdi. Taksicinin yüzü gülecek tabii, İzmir’li kaçıyor taksiciden. Alsancak’tan Konak Pier’e 5TL, Karataş’a 8TL, Üçyol’a 11TL, Göztepe’ye ise 16-20TL arasında gidilyor bu memlekette. Hepsi de İstanbul ve Ankara ile kıyaslanınca haykırsan duyulacak mesafede.

Hafif kinayeli konuşuyorum. Çünkü İzmir bu değil, kızgınım da. İzmir 1970’li yıllarda ticareti, kültürel etkinlikleri ile İstanbul’la kapışır, hatta bazı konularda ondan ileride konumdaymış. İzmir limanı Akdeniz’in sayılı limanlarından biriymiş. Arap ve Kuzey Afrika ülkelerinden yolcu gemileri İzmir’e iner, zenginleri çarşıda alışverişlerini yapar ve memleketlerine geri dönerlermiş. Türkiye’nin sayılı büyük devleri zamanında İzmir’deydi. Tariş, Piyale, Turyağ bu ülkenin ilk ve önde gelen dev sanayi firmaları idi. Bunlardan iki tanesi tamamen taşındı, Tariş ise bazı işletmelerini İzmir dışına taşıdı.

İzmir geri kaldı… Daha da geriye düşmeye devam ediyor. Bursa, Denizli ve Antalya gibi şehirler durmadan gelişip ilerlerken İzmir sadece kızları ve havası güzel olan,  canı sıkıldı mı Çeşme’ye Foça’ya kaçan, rakı balıkçı, ehli keyif insanlardan oluşan bir memleketmiş görünümünde kaldı.

İzmir’in o eski hareketli ticaret sahip olduğu günlerine kavuşturacak politikalara, belediye başkanı ve oda başkanlarına ihtiyacı var. Böyle derbi haberlerindeki gibi züğürt tesellisi sınıfına girecek olan avutmaları okudukça gerçekten üzülüyor ve sinirleniyorum…