Categories

A sample text widget

Etiam pulvinar consectetur dolor sed malesuada. Ut convallis euismod dolor nec pretium. Nunc ut tristique massa.

Nam sodales mi vitae dolor ullamcorper et vulputate enim accumsan. Morbi orci magna, tincidunt vitae molestie nec, molestie at mi. Nulla nulla lorem, suscipit in posuere in, interdum non magna.

Haydar Haydar

Haydar kelimesi Arapça’da arslan manasına gelen güzel ve ihtişamlı bir kelimedir. Hz. Ali’nin lakaplarından birisi de savaşlarda arslan gibi çarpıştığı için haydardır. Bu yüzden Türkiye’de Haydar ismi Aleviler arasında çok yaygın bir isimdir. Ancak ben bir çok Sünni Haydar da tanıdım.

Argoda ise haydar, yuvarlak kalın, kavgada kullanılacak kadar uzun 50-60 santimetre boyundaki tahta-odun sopalara verilen addır. Hatta bu haydar kelimesi argoda o kadar yer etmiştir ki, polislerin coplarına da haydar denildiği olur. Taksicilerin koltuğunun altında ya da bagajında, geceden sabahlara kadar çalışan Tekel bayileri, seyyar lokantaların tezgah altında bir tane haydar muhakkak bulunur.

Ben hiç duymadım ama erkeklik cinsel organına (penis de diyorlar ama ayıp) verilen ad olarak da kullanılıyormuş. Ben hiç kullanmadım kullananı da duymadım.

Bir de Haydar denildi mi aklımıza ilk gelen kişi var. Haydar Dümen. Kendisi Türkiye’nin kırbaşlı tatlı mı tatlı cinsellik uzmanıdır. Birçok cinsel problem yaşayan gence gerek muayenehanesinden, gerekse Posta gazetesindeki köşesinden yardımcı olmaya çalışmaktadır. Kendisi modern zamanların Güzin Ablasıdır.

Peki sizce hangi manasından ötürü “HAYDAR” kelimesi Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından sakıncalı bir kelime bulunup da kara listeye eklenmiştir?

Haydar Haydar diye türkümüz bile var. Aşık Veysel’den hem de…

Ben melanet hırkasını kendim giydim kime ne
Arı namus şişesini taşa çaldım kime ne
Aah Haydar Haydar taşa çaldım kime ne.
Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni

Sofular haram demişler, bu aşkın şarabına
Ben doldurur, ben içerim, günah benim kime ne
Kâh giderim medreseye, ders okurum hak için
Kâh giderim meyhaneye, dem çekerim aşk için

Sofular secde eder, mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir, secde gâhım kime ne
Nesimi’ye sorduklarda o yar ilen hoşmusun
Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne

Dinleyelim mi üstat Neşet Ertaş’tan?

Kadına Karşı Artan Şiddet

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Bugünün diğer günlerden bence bir farkı yok. Ancak 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak popüler bir gün olması, kadınların günümüzde yaşadığı sorunların, engellerin tartışılması için uygun bir ortam sağlamakta. Bugün yılın hiçbir günü olmadığı kadar çok kadınların yaşadığı, yaşatıldığı sorunlar konu edildi.

Bu son 5 yıl ise kadınlara Türkiye’de kadına uygulanan şiddet, kadın cinayetleri inanılmaz derecede arttı. İstatistiklere göre 2006’dan 2010’a kadar 4 senede işlenen kadın cinayeti 2002’den 2006’ya kadar geçen 4 senede işlenen kadın cinayeti sayısının 5.5 katına ulaşmış.

Peki son yıllarda kadına uygulanan, cinayate kadar varan şiddet neden arttı?

Türkiye inanılmaz derecede hızlı bir şekilde değişiyor ve gelişiyor. Gerek devlet gerekse sivil toplum örgütlerinin çabaları ile kadın artık daha çok hayatın içinde. Genç kızların eğitim görme oranı daha çok. Kadın artık daha çok hayatın içinde, evine kapanıp kalmıyor. Kadın çalışıyor, kadın para kazanıyor, kadın erkeğin yüküne ortak oluyor. Ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın erkeğe karşı koyabiliyor, onsuz da yaşayabileceğinin farkına varıyor.

Ancak erkek hala aynı, hala ataerkil Türk aile yapısına inanan erkek. Bu yeni, değişmiş ve gelişmiş Türk kadını ile karşılaşınca arıza çıkıyor. Uyuşmazlıklar, kavgalar. Sonucunda ise cinnete, dayağa, şiddete hatta cinayete kadar varan aile trajedileri yaşanıyor.

Devlet ise kadın vatandaşlarını korumakta yetersiz ve aciz kalıyor. Bu bir geçiş dönemi. Türkiye modernleşiyor, moderleşirken de sancılı bir dönemden geçiyor. Umarım ki bu dönem kısa sürer ve devlet, hatta toplum kadınını koruyabilir.

Bugün Mehmet Barlas Yorum Farkında çok güzel bir konuşma yaptı kadınlar hakkında. Kadınlar toplumun lokomotifidir dedi. Kadının olmadığı bir sosyetede erkek kendini salar, işlerini erteler, kendine bakmaz, pis, pasaklı, bakımsız bir canlı olur. Aynı şekilde kadınların eve kapatılıp, sosyal ve iş yaşamından uzak tutulduğu toplumlarda erkeklerin motivasyonu düşüp, daha az yaratıcı, daha az çabalayan, kendini daha az geliştiren bireyler oluyorlar. Bunun sonucunda da toplum geri kalıyor, devlet geri kalıyor.

Seneye Dünya Kadınlar Gününde bugünleri kötü günler olarak anıp, umarım daha güzel şeylerden konuşuyor oluruz!

Üretip Satan Rezil, Alıp Satan Vezir

Üretip Satan Rezil, Alıp Satan Vezir

Bu deyişi eski toprak bir ustadan duydum. Duyduğum gibi de kaptım. Son dönemlerdeki ruhi haliyetime çok uygun bir söz. Türkiye, hatta dünyadaki ekonomik değişimi çok iyi özetliyor.

Eğer üreticiyseniz, yanınızda 10larca kişiye istihdan sağlıyorsanız ve ürettiğiniz ürünü sürekli geliştirip, sürekli kaliteliyi yapmaya çalışarak satıyorsanız rezil birisiniz. Her ay önce devlete verginizi, SSKnızı, sonra elektriğinizi, sonra işçinizi, sonra tedarikçinize hammaddenizi ödersiniz. Ayın sonu geldiğinde sıra size gelmiştir. Ama fazla sevinmeyin, tam bitti derken yine ay biter, bir aybaşı daha gelir.

Üretimin sıkıntısını çekersiniz. Üretim yetişmez, müşteri kıllatır, işçinin derdi tasası bitmez, işçi bulamazsın, hammade bulamazsın, bulsan istediğin gibi iş çıkmaz, üretim hatası olur götüne kaçar, müşteri fiyat kırmak için malına bok atar, rakiplerin mal satmak için senden düşük fiyat vererek fiyat kırar. Güzel bir ürün yaparsın anında senden ucuza kopyaların çıkar. Müşteriye malı satarsın bu sefer ödemesini alamazsın. Ödeme alacakken müşterin malı satamaz çamura yatar sana iade etmeye kalkar. Binlerce TL para yatırarak aldığın makinalar durduğu yerde değer kaybeder, atsan atılmaz, satsan satılmaz. O kadar parayı daireye, dükkana, araziye yatırsam daha çok para kazanırım diye düşünürsün. REZİL olursun.

Ama alıp satsan öyle mi? Elinde nakit sermayen varsa senden kralı yoktur. Paranla herkesi kapında dizersin, istediğin adamdan malını alırsın. İstediğin gibi malını yaptırtırsın. Beğenmedin mi geri gönderirsin, bozuk mu çıktı geri gönderirsin. Satamadın mı çirkefe yatar indirim istersin. Satamadın mı fiyat kırar, maliyetine satar gene zarar etmezsin. Üreticiden fiyatı gebertirsin, son kullanıcıya X2, X3 fiyatına satarsın. Paran maldadır, her zaman paraya döndürebilirsin, üretim makinasında durduğu yerde değer kaybetmez.

Enayilik bu ülkede üretim yapmak. O kadar kişiye istihdam sağlamak, geçim kaynağı yaratmak. Hem paranızdan hem sağlığınızdan olursunuz. Fabrika kuracağınız parayı gayrimenkule yatırırsanız hem paranıza para katar, hem de toplumda saygın biri olursunuz. Fabrika kurararsanız riski alıp, yatırdığınız para gün be gün kaybolur.

Umutsuzluğumun ve bıkkınlığımın farkında mısınız?

İsrail, Türkiye, Gazze, Hamas ve Mavi Marmara

Sıcağı sıcağına yazmak istemedim. Bu tip konularda halkımızın ortak özelliği olana galeyana gelme, gaza gelme, coşma ve bunların sonucunda sonradan saçma bulacağım yorumlar yapmaktan korktum. Netekim herkes yaptı bu benim yapmaktan kaçındığım yorumları. Herkes Neo Nazi oldu, Yahudilere ölüm dedi, kahrolsun İsrail dedi, Adolf Hitler sempatizanı oldu, keşke bütün yahudiler ölseydi dedi… Ki bunu diyen bazı arkadaşlarımın yahudi tanıdıkları da vardı.

Benim ilk tepkim “Hassiktir olamaz” oldu. Olmamalıydı. Ortadoğuda teröre ve Araplara karşı müteffik olması gereken iki ülke böyle savaş ile karşı karşıya gelmemeliydi. Ama geldi…

Bu 2 gün önce bir anda gerçekleşen bir olay değil. Bunun tohumları sayın RTE’nin Davos’ta Gazzenin koruyuculuğuna soyunduğu o “One Minutes” olayında atıldı. Tohum tuttu ve Mavi Marmara olayı gerçekleşti.

Hükümet bu olayın yaşanmasını engelleyebilirdi. İsrail böyle bir şey istemediğini deklare etmişti. Gelmeyin demişti açık açık. Hükümet eğer bu gemilerin illa gitmesini istiyorsa gemileri koruyabilirdi uluslararası sularda.

IHH nasıl bir örgüttür bir fikrim yok. Bu tip derneklere genelde inancım hiç yoktur benim. Yok Cansuyu, yok Deniz Feneri, yok IHH bunlar benim gözümde aynıdır. Cemaat işi, halkın duygularını sömüren, cukkayı götüren vakıf ve derneklerdir bunlar.

İnsani yardım için bebek ya da çocuğun o gemide işi neydi bilemem. Uluslararası bir hareketti bu, yurtdışından bürokratlar da vardı belki de. Ama gözgöre göre gittiler olacakların üstüne doğru.

İsrail’in yaptığını da savunmuyorum. Gemiye komando çıkartıyorsun, bari plastik mermi kullan her ihtimale karşı. Sonuç olarak bu adamlar sivil, sana saldırırsa onları öldürmeden etkisiz hale getirmeyi de bilirsin.

İsrail Gazze’yi kuşatmış. Orada insanlar zor durumda kabul. Yiyecek, giyecek, su gibi temel ihtiyaçları için İsrail’in eline bakıyorlar. Etrafları dev duvarlar ile sarılmış, hapsolmuşlar. Ama suç Hamas’ın. Hamas yönetime geldiğinden beri İsrail ile sorunlar zirveye ulaştı. Batı Şeria’yı örnek alırsanız, El Fetih yönetimindeki bu bölge ile İsrail’in pek sorunu bulunmuyor.

Gazze ise denize kıyısı, Mısır’a sınırı olmasına rağmen dünya ile bağlantısı kesildi. Mısır bile Gazze’ye sınırını açmamış bir Arap olmasına rağmen. Ama benim ülkem Osmanlı’lığını konuşturup kahramanlık yaparak Gazze’ye yardım ediyor. Gazze’deki sivil halka üzülüyorum.

Araplar’a da kızıyorum. Arap ırkını pek sevmem. Dünyanın zenginliği üstünde oturuyorlar, kazanıyorlar ama bu dünyaya 1 gram katkıları yok. Bu kadar çok petrol geliri, dünyanın zenginliği ellerinde iken, insan hakları, kadın hakları ve demokrasiyi katlediyorlar. Bu kadar para ile bilim üretmiyorlar, icatlar yapmıyorlar. Varolanın üstüne birşey katmayıp sadece tüketim yapıyorlar. İsrail’in çölün ortasında cürmük kadar toprakta yaptığının 10’da birini Arap Birliği üyeleri yapmıyor. Araplar’ın Türkler’i sevmediğini bilmem de beni onlara karşı daha soğuk yapıyor. Adamlar Osmanlı’da sırtımızdan vurmuş. Bugünkü Taksim meydanında sallanan Filistin Bayrağının aslında Osmanlı’daki isyankar Arapların kullandığı bayrak olduğunu biliyor muydunuz?

Yahudiler de PKK ile Hamas’ı karşılaştırıyorlar. Biz PKK’ya yardım diye tırları doldurup yola çıkartsak ne yaparsınız diyorlar? Tamam kabul ediyorum ikisi de aynı şey değil. Hamas bir toprağı yönetiyor ve Gazze’de seçimle başa gelmiş, PKK’nın böyle bir durumu yok, o 3 ülkeden de toprak almak için terör yapıyor. Ortak noktaları masum sivilleri öldürmeleri…

Toparlamak istiyorum. İsrail ve Türkiye birbirine muhtaç iki müttefiktir bu ortadoğuda. AKP hükümeti ortadoğunun liderliğine soyunduğu için İsrail ile sürtüşmektedir. Gazze’nin kurtarıcılığını yapmaya çalışmaktadır, bunun için de kendisi direkt yapamadığı hareketleri İHH gibi sivil toplum örgütlerine yaptırtmaktadır. Bu ilişkiler her iki ülkenin de yönetimi değişmeden düzelmeyecek gibi. Araya gerekirse yine ABD girecek arabulucuk yapacak ama şu an için bu mümkün değil.

Tek korkum bu olayların Türkiye’deki Musevi azınlığa bir tehdit oluşturması. Yapar çünkü bizim halkımız İsrail’e kızar gider kendi musevi vatandaşından hıncını alır. Allah korusun.

Kürt Açılımı Derken?

Kürt Açılımı Derken?

Bir Kürt açılımı sözüdür dönüp dolanıyor. Kürtlerin sorunları varmış da, onlara açılıcakmışız, barış içinde yaşıyacakmışız, sorunlar çözülecekmiş. Pardon, ben farklı bir Türkiye’de mi yaşıyorum. Kürtlerin ne sorunu var?

Zamanında, geçmişte, Kürtlere doğuda kötü davranılmış, ilgisiz bırakılmış olabilir ama zamanımızda Kürtler’in kafasına takabileceği bir ayrımcılık, ikinci sınıf vatandaşlık ve dışlanmışlık söz konusu değildir. Ee nedir bu Kürtler’in alıp veremediği? Yoksa bu Akepe’nin başımıza çıkardığı bir yapay gündem mi?

Şöyle bir düşünelim. Kürtlere zamanında Avrupa ve Amerika’da farklı etnik yapılara uygulanan ırk ayrımcılığı yapılıyor mu? Yapılmıyor. Bu ülkede Kürt kökenliler ile Türkler yanyana komşu olarak yaşıyor. Kürtler Türklerden, Türkler Kürtlerden kız alıyor. Türkler Kürtlere, Kürtler Türkler iş veriyor, birlikte alın teri ile çalışıyor. Düğünlerde omuz omuza halay çekiyor, Türkiye Milli maçlarında tek bir yürek olup birlikte tezahürat ediyor. Bu ülke Kürt başbakan ve cumhurbaşkanları tarafından yönetildi.

Ee sorun nerede? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Doğu’nun sorunu Kürt sorunu değil, ekonomik olarak geri kalmışlığın sorunudur. Doğu ekonomik olarak kalkındırılamazsa, doğulu gençler Türk Milli Eğitimi ile eğitilip, bilimsel ve analitik olarak düşünme sahibine kavuşturlmazsa bu sorun devam eder. Dağa çıkıp, ya da kaçırılıp PKK’ya katılanların bir kısmı sadece çaresizlikten katılıyor. Çünkü doğuda yapacak bir şey yok, iş yok, hayat yok, olan şey fakirlik ve töreler.

Türkiye Türklerindir! Bu söz yanlış anlaşılmamalı. Hürriyet gazetesinin sloganı değişmemelidir. Türkiye Türklerindir lafındaki Türk tanımı etnik köken değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Kendini Türkiye Cumhuriyet’inin bir parçası hisseden herkes Türktür. Kürdü, Çerkezi, Lazı, Ermenisi,  Musevisi, Arabı, Süryanisi. Hepsi Türktür ve etle tırnak gibi tek parçadır. Bu ülkenin rengidir hepsi, kültürel zenginliğidir.

Bu etle tırnağı birbirinden ayrı göstermen vatan hainliğidir. Olmayan bir polemik yaratmaktır. İllerin resmi dilinin Kürtçeleştirilmesi, il adlarının değiştirlmesi falan bu ülkeyi zorla bölünmeye zorlar. Hoş kimsenin gücü buna yetmez, bu ülkenin mekanizmaları sağlamdır.

Tek korkum bu olayların faşist milliyetçiliği körüklemesi, Türk’ü Kürde, Kürdü Türk’e vurdurmasıdır. Allah sonumuzu hayır etsin, bu yanlış politikaları da AKP’nin sonunu getirsin.